RSS

Category Archives: Türk Şiiri

Zakkum

-Bu bitkiyi yiyen,
ölmüş hayvanların etleri de zehirlidir-

sağ elinde seni İstanbul’a götüren tren bileti
sol elinde sabaha kadar kestiğin dört kirpik
üçüncü elinde
senden sonra içeceğim
kilometreceler tütün
tonlarca alkol
yüz binlerce yalnızlık

yani sen demesen de ben anladım
gözlerinden okuduğum acıyla
şimdiye kadar ok…umadığım kitapları da anladım
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

kan tükürüyorum girdim her meclise
oksijen bile bana dokunuyor artık
ciğerlerim bölünüp her gece
yetmiş bir afrika çıkıyor içimden
aklımda sen aklını yitirinceye kadar
aç kalıyor afrikalı siyah çocuklar
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün

adını duyan gün
nüfus kağıdını gören devlet memuru
ve anlamlı şarkılar
hala insan mı diyor sana?
bu yalan!bu yanlış!
bir milim bile acımıyorum artık gözyaşına
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

kalbini seccadelerin üstüne koyup
dua ediyor musun?
yoksa Baba’nı aldattığın odalarda
Allah’ın telefon numarasını mı buldun?
daha yoksa
dünyaya yeni bir din inmesini gerektirecek kadar
büyük mü acın?
bu yalan!bu yanlış!
bir cehennem kadar dehşetli olsun
benden sonra yaşayacağın yalnızlık
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

traş olmam,sokağa çıkmam,alışırım
insan olmaktan vazgeçer,buna alışırım
her yıl
aralık ayında
birkaç kez intihar eder,alışırım
bu gemiyi,onu yüzdüren denizle birlikte
kıyamete batırır,alışırım
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

içimde ölü bir zakkum var
o zakkumun içinde
uzun uzun ölü yatan
biri erkek,diğeri kız, iki çocuk
haramdır sana verilen sevda
kanını inkar eden kalpler gibi
bu harama alışırım
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

19-N-10
Cehennem

Jan Ender CAN

 
 

Yaz Kapılarında

Her şey bir güzel kız için yazılır, diyor.
Kırkına yakın, yılgın biraz.
İsteksizce yanıtlıyor derginin sorularını.
Öğrenci derneğinde konuştuğu akşam

uzaklarda gibi dinleyenlerden, güvenle konuşuyor -
üst üste kazandığı yenilgilerin güvenliği içinde.
Oyunlarından sahneler geçiyor gözlerimin önünden,
değişik zamanlarda, değişik sahnelerde izlediğim:
çürüyen bir şey, çocukluktan erginliğe geçerken,
yarı kaçık soylular, saray artıkları, kırık bilgeler,
şehvetle kutsallığın kucaklaştığı tenha köşeler…
Sonra kurtulmak için boğuntusundan günlük kokulu
karanlıkların,
kırlar, kırlar ve uçsuz bucaksız ovalar.
“Bir ırmağın kıyısında sevişmiştik o yaz.”
Her şeyi bir güzel kız için yazmış olmanın erinciyle
açıyor yaz kapılarını
yenilgilerinin güvenliği içinde.
Yorgun ama hâlâ içinde o yakıp tüketen özlemi
bilinmeyenin.

Cevat Çapan
Bana Düşlerini Anlat

 
 

Çıkrıkçılar Yokuşu

ve yüzünü alıp çıktım. öğleye doğruydu
çıkrıkçılar yokuşuna yağmur yağıyordu

ellerin ellerimde sessiz yürüyorduk ve
kapkara bir oğlan durma bize bakıyordu

tuhaf uzun bir sokaktı ve ben susuyordum
bir kız memelerini bırakıp gidiyordu

âşıktım ve hep seni soyuyordum aklımda
bir adam çarşıyı üstümüze kapıyordu

kadınların kızların ardından gittim durdum
öptüğüm yerlerin içimde durulmuyordu

üç kez yokuşu indim çıktım boncuklar aldım
kocaman kırmızı ağzın ki hiç bitmiyordu

akşama doğru bir aşçı dükkânına girdim
sana benzeyen incecik atlar geçiyordu

sonra birdenbire büyük bir sessizlik oldu
bu dünyadan ilhan berk geçti dedim yürüdüm.

İlhan Berk

 
Yorum yapın

Posted by 03 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir, İlhan Berk

 

Neden mi Sevdim Seni

Çünkü kendi yaşam yolculuğun için
Ne varsa gönlünce değerli olan
Gökkuşağı gibi saydam ve yalın
Yüreğini sevgiyle bana yansıttın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Çünkü kalbi seninle uzlaşmayan
Nice ayrı dünyaların insanlarını
Sevecenlikle anladın yıllardır
Hepsine de dost elini uzattın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Çünkü sevinçleri de hüzünleri de
Harikaydı seninle başbaşa yudumlamak
Mutlu çocuklar gibi kıvancımı da
Acılarımı da sevgiyle paylaştın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Çünkü seviyorsun sen benliğini
Tüm ruhunla önemsiyorsun kendini
Her uzatışında bana ellerini
Kalplerimizin sıcaklığına alıştın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Çünkü doğal akışında yaşantımızın
Barış adına dirlik düzenlik içinde
Erdemli özeninle yüce gönlünle
Yeni dünyalar yaratmaya çalıştın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

Çünkü sen insanca onurunla yıllardır
Gözyaşlarımı sildin, arıttın içimi
Sevda türkülerinle, renkli ezgilerinle
Büyüledin beni, benliğime karıştın
“Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.”

İşte nice bunlar için sevdim seni
Sonsuza kadar da seveceğim seni

CANSEVER EYÜBOĞLU
(1972, yeni yazım 2009)

 

Sevgi Burçları

BAŞAK’ım, Saygılı Açelyam, güvenilir sabırtaşım,
İçtenliğin huzur verir bana, sen niye huzursuzsun?
Barış güvercinim, çevrene niye duvar örüyorsun?
Güvenli bir saat gibidir dostluğun, sevgili arkadaşım.

YENGEÇ’im, Sabırlı Nilüferim, sempatik yoldaşım benim
Kendine acıma, gizemli dünyalar yarat güzelliğinle.
Beni koruman da hoşuma gidiyor evcilliğinle
Bana her sarılışında kanatlanıyor yüreğim.

YAY’ım, İyimser Mor Menekşem, ayrılığı sezinliyorum,
İnsanları anla, korkma bu kadar yalnızlıktan.
Lüks yaşam mutluluk değildir, vazgeçme aşktan,
Sana sağlıklı, huzurlu, neşeli yıllar diliyorum.

BOĞA’m, Güleryüzlü Şebboyum, tembelliği bırak,
Herşeye dikkatle bak, inatçı keçim, görmeye çalış,
Akıllı ol, hayatın türlü türlü renklerine alış,
Küçük şeylerle mutlusun, budur güzel yaşamak.

İKİZLER’im, Coşkulu Yaseminim, melek yüzlü şeytanım,
Hoşa gitse de ikiyüzlü görünmen vazgeçmelisin.
Gözlemci parlak zekanla duygularımı seçmelisin,
Cana yakın, sevecensin, içtenlikle yanındayım.

ASLAN’ım, Görkemli Orkidem, bayılırım cesaretine,
Bu kadar enerjiyi de nereden bulursun bilmem
Bazen bencil, bazen kıskançsın ama önemsemem,
Cömert, iyi kalpli dostluğun beni bağlar kendine.

TERAZİ’m, Duygusal Gülüm, dost diplomatım benim,
Aşırı duygusalsın, bayılırım yardımseverliğine,
Biraz sabırlı olsan, biraz güvenebilsen kendine
Maskesiz severim seni, güzelliğine imrenirim.

KOÇ’um, Dost canlısı Papatyam, inatçı âşık,
Acımasız olma bu kadar, kalbimi kırıyorsun.
Oysa güven veriyor coşkulu, açıksözlü dostluğun
Yerinde duramıyorsun, biraz sabırlı ol artık.

KOVA’m, Özgün Kırçeçiğim, dünyayı sen mi kurtaracaksın?
Yalansız yaşaman hoşuma gidiyor, ama biraz duygu kat.
Biraz güven aşıla bana, serüvenciliği bırak, yoksa
Cömertliğin kadar, çevrene kıskançlık da saçacaksın.

AKREP’im, Sırdaş Karanfilim, zekâ küpüm benim,
Hem gerçekçi, açıksözlü, hem kırıcı bakışların.
Biraz dengele kendini, sen aşka doymaz mısın?
Beni kıskanman hoş değil, bana güvenmeni isterim.

BALIK’ım, Sevecen Zambağım, ne güzel önyargısız olman,
İncesin, duygulusun, herkesi büyüleyen bir yanın var.
Ama vazgeçmelisin dünyayı tozpembe görmekten,
Sadıksın, içtensin, yumuşacık bakışların kadar

OĞLAK’ım, Serinkanlı Kamelyam, dakik başyönetmenim,
Mutluluğa ulaşılmaz sadece saygınlık ve güvenle.
Yenilikçi ol, yaşamak ne güzel, biraz gülümse,
Doğal olmanı, sevdanın tadını çıkarmanı dilerim.

Cansever Eyüboğlu

 

Beyler Bağışlar

…………………………-Türkçe’nin bütün Bey’lerinin şerefine…-

Esirgeyen ve bağışlayan Bey’lerin aşkına
Kıyısız yaşamları kanatlarınızla alkışlayın
Gökyüzü şiir ömürlü çınarlara el verirken
Yeryüzünü cinayetsiz gecelere bağışlayın.

Dalga dalga açılan ipek albümdeki sevdalı yüzleri
Unutmayın, bir de Kars’ı, bir de kuş seslerini
Üstü kalsın, her dudak izinin kadehlerde/mendillerde
Ne demiş uçurumda açan çiçek: Beni Cemal Bey’e bağışlayın.

Nerde bir gün, bir çift Rosenberg havalansa
Anı’sıyla Melih Bey’in apansız kederlenin
Rakı için, karanfil saçın, Telefon’un öbür ucundaki
Oktay Bey’i San Markolu Güvercin’e bağışlayın.

Bir hikmeti varsa soluduğunuz kirli çağın
Düş gününüzü de emek harcıyla yaşayın
Anımsayın Nâzım Bey’i her alacakaranlıkta
Onurunuzu soğuk bir kelepçeye bağışlayın.

Ahmed Bey saçlarına kan gülleri takmış demleniyor
Kendi köklerini sevsin diye suladığınız çiçekler
Kore dağlarında paslanan tabakanın hatırı için
Son bir tutam tütününüzü Enver Bey’e bağışlayın.

Sayın ki Evler’in utancıdır çekilen acılar biraz da
Beşiktaş’ta solgun gölgesini izleyin Behçet Bey’in
Kandiller yakın Dar Çağ’ların aşksız odalarında
Kanatlarınızı ecelsiz bir pervaneye bağışlayın.

Yüzünüzü yıkayın artık, Büyük Saat’in vaktidir
Kamulaştırın sonsuz hüzünlerini Turgut Bey’in
Bir güzellik nasıl yudumlanırsa öyle ödeyin Edip Bey’in hesabını
Sevgi ile Sevda’nızı Kar Yangını’nın yerçekimine bağışlayın.

Dönüp geri bakın son kez İstanbul’dan Niksar’a doğru
Yakılan kitaplar, muskalı bozkırlarla tutsak Anadolu
Kulak verin, Cahit Bey’in türküsü halaylarla başlayacak
Yarın yüreğinizi üşüyerek ısıtan bir serçe’ye bağışlayın.

Hüseyin Cahit

 
 

San’a Gazel

Eylül güz’eldi.. ekim ıs’landı.. san ki, sancım
ıs’sız bir buluta ağdı, cân gölgesi san’dım.

Rûhum kılpayı tutundu kuğusuz boynuna,
Leda’nın dili tutuldu, söylen’di.. san’dım.

Hangi sevdâ hangi dağın depreminde gömülü,
bilmem.. ‘siyah anlar’, anlar beni, sandım.

Sanrım anladı beni.. titreyen dil deryasının
kalbine düştü göztaşım, tûfan dindi.. san’dım.

Hep uzak kal, büyüsün Kâf dağım, kanatlarınla
ömrümün cân küresi büyülendi.. san’dım.

Dün silindi.. Gün rüyâda şimdi.. Aslolan yarın…
‘arzu çağı’ hakîkatmiş, ten hayâlî sandım.

Kırma sırçamı Cemşîd, serâbdan göz gözü
görmüyor.. kır kalemi.. söz tükendi.. san’dım.

Hüseyin Cahit
(MorTaka, 13, Kış 2009)

 
 

Sessiz Sinema

Yordu bütün yıl bizi işler
ve ilişkiler: Buraya ondan geldik.
Korkmuştuk korkularımızdan,
coskularımızdan bıkmıştık,
ne yavaşlıyor ne de hızlanıyordu
çarklar, kimseye rastlamıyorduk,
kendimize bile: Buraya ondan
gelmiştik.

Bulduk aradığımız yeni oyuncuları,
öğrendik ve öğrettik basit ve karmaşık
kuralları, neden böyle oldu pek
anlayamadık: Kağıtlar ve zarlar,
pullar ve kibrit çöpleri atıldı
tek tek bir köşeye: Bir gençlik
oyunuydu, benimsedik birden.

Kamera kontrol, döndü makaralar
geceden geceye: Rolden role girdik
gördüğümuz, görmediğimiz filmlerle;
güldük beceriksiz bir anlatıma, usta
bir kavrayışı içtenlikle alkışladık,
mimikler ve jestler arasında başka
durumlara ve kişilere öykündük:
Buraya ondan gelmiştik.

Kimbilir kim hatırladı piyanoyu
içimizden: Bıkmıştık sinemadaki
sessizlikten. Biraz buruk, çokca
esrik, kendimizden koparak yattık
sonra o gece. Buraya ondan mı
gelmiştik: Uyandık erkenden,
yeniden seslendirdiğimiz filimde:
Yabancıydık şimdi giyindiğimiz
kişiye, tıpkı gelmeden önce.

Enis Batur

 
Yorum yapın

Posted by 02 Eylül 2012 in Enis Batur, Türk Şiiri, Şiir

 

Bizi Karşıya Geçir

bize çok acıyorlar burada
öyle açıktayız ki yaramız bile
başkasında sarılıyor, nafile saklanıyoruz
düşkünlerin bizde bulduğu teselliye,
nereye gitsek şehir, kime gitsek
bir uzaklık kalıyor kendimize

iplerini bir çözsen boşluğumuza
bak nasıl sınırlarımız karışır gibi
oeğişir gibi kokularımız kem elma
kim ağır hasta ve kim aklının
bir kıyısından bir kıyısına
ve sarsıla sarsıla kendi kayığında

sonra aklım, tam ortadan ikiye
bir elma: bahçeleri karşı karşıya
birinde sen diğerinde yumuşak
ey aklım, elma desem de çıkma!
ey üzerinde güneşleri barıştıran çıplaklık
benim böyle yarım ve kokusumdan uzak
kaldığım, aklım senin bahçelerinde

sen olmalıymışım ben, daha çok
olmak için, ödemek için borcunu
geleceğe, iplerimi çöz, açılsın yelkeni
aklımın, rüzgar var içimde, iplerimi çöz,
ne kadar çok açılsak birbirimizden
o kadar bağlanırız, iplerimi çöz!

senin kayığın daha gider gelir
yükü ne eski şarap ne kara zeytin
ne yalandaki lezzeti kıskanan incir
bahçemize hayalden düştüğü için
ağır elma kayığına yük olur

bizi karşıya geçir, söz dolu
kayığını çağırdın geldik, haz dolu
bahçeni dağıttın geldik, göç dolu
dilini aldattın geldik, iz dolu
rüyalarında beyazların gözü var

bizi karşıya geçir
bu bahçesi dağılmış
elmanın cinnetidir
bizi kayığına alma
senden karşıya geçir

(Eskiden Terzi, 1995)

Haydar Ergülen

 
 

Temas

Bir palmiye gibi uzak, müziğinden senin
Geçen kışı bahçede geçirdim

Çevre çitin üzerinde yağmur
Gizler bahçeleri, soğutur

Kimsesiz miydim, hiç değil
Pencereler yanar durur, söner durur

Payınca kederli, yeterince mağrur
Başka dilden bir şeydi ama içimde hayat,
Art arda devrilen ufka bu körpe
Tepelerden ağrı dalgaların önünde
- Ona ondan da tenha, ondan da elgin
Üstünde, kolları ıssız sahilin –
Bir kaybolmuş enik, bir susmuş sema
Bir ücra gömüydü dilim benim

Uğultuyla iki yanıma salınarak
Diyordum ki kök salmış rüzgarda, uzak
Bir palmiye gibi müziğinden,
Yamaçlardan inen sükût içinde
Bir şey söylenmiş idiyse
Benim, söylenen

Çitlerde yükselen şu kokulu
Sarmaşıklardan gülden işittim bunu:
Seninle sana içinde dilsiz
Dolaşacağın defteri de gönderiyorum,
Gecede parlar, günde nemli
Kayadan ve yosundan
Ayırıyorum seni

Durup dinledim, kokladım takat ile
Ciğerlerime doldurdum Yaban’ın sesini;
Telafi ise telafi, istila ise istila
Görgü ise evet kör görgü için
Baktım, otun böceğin çitlerden öte
Gözlerinin ta içlerine

Ah! Ürpersem ne, ürpermesem ne

Bildim, gene de bilmenin
Duydum fakat nedir, duymanın tesellisi

Tıkalı kulak, yakarışlarla açılır
Sızılarla nice kılcal kanal,
Ve orda olmayan, kim bilir
Bir ana damar belirir

Mehmet Taner

 
 
 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 122 takipçiye katılın