RSS

Kategori arşivi: Türk Şiiri

Sende Solmak

Konuştuğumuz gibi: Senin istediğin oldu
uzaklarım bitti, gökyüzü yabancı bana.
Beni bağışlama,
kanıma paslı jiletler karıştır
evden kaçan kızlara iyi davran
aşktır diye vuruşalım istersen
beni gömsünler ama
papatyalar yıkılış olmasın sana.
Kaçıyorum işte
bir yol ağzında bırakıp kölemi
kolum koparılmıştı uzandığımda sana
kucakladığımda artık göğsüm yok
dağılıyor gün bir anı bulduğumda.
Konuştuğumuz gibi oldu:
Bir boşluğa dönüştü gövdem
iyice azaldı yüzümüzde kuşlar,
hangi yanımda dursan öbür yanım uçurum.
Ama ben su gibi sarıldım
aşkla sevdim üstüne düştüğüm hançeri
sımsıcak bir kadın eti gibi çoğaldım ona.
Bir deniz gibi çekildim kıyılarımdan
bir çöl gibi özledim seni,
istediğin gibi oldu…
Ama ancak büyük acıya varır
böyle yaşarsa kalbin.

Veysel Çolak

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Eski

1.

Her akşam gelişen bir ayrılık buluyorum evimde
duvarlara gizleniyor o, ruj lekelerine,
onun aklı bir şelale, hep bir martıyla birlikte,
üstelik güz düşkünü, kanı küstürme telaşında.
İçimiz yer değiştirirdi çoğu kez, ne kadar
dürüsttü ikimizin de elleri titrerken.

Şimdi ince bir anıya yaslayıp başımı
sökülüyorum senden. Artık bir bıçağın ucu
ağzımla beslediğim aşk. Yüzünde akıp duran irkiliş
bana ne kadar kül, ne kadar duman.

2.

Senin aradığın bir yemindi daha çok
bir yalnızlıktı yonttuğun.

Darıltan bir şafaktasın ağzındaki güneşle
acı acıya damlıyordur, yürek yüreğe. Elveda,
elvedalara…Kalbinin yarısı yaz
yarısı kar altında.

Uygunsuzluğun tam sırası. Yüz yüze sevişmenin
kocaman bir boşlukta. Ölüler söylesin;
insan, akşama kadar cellat, sabaha kadar kurban.

(Mürekkep Zamanlar’dan)

Veysel Çolak

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yara İçinde Yara

Bak, bu beyaz karanfil senin akşamın olsun
Hohlayıp onunla silersin kalbini
Ne zaman yüzüne çalışsam gökyüzü oluyor
Göğsün yaz içinde
Dağlara bakmaya koşuyoruz birlikte
Ama sen sıyırıp gidiyorsun içimi.

Bir ırmaktan aktıkça yıkandığım
Kılıç için dokunmuştun ipektin kesinlikle
Bana kızdığında kuş seslerine yenilirdin
Hızlandırırdın soluğumu
Harlı gövdene alıştırırdın
Tenin gelip de geceme vurunca
Soyunur çoğalırdın
İçimde, batığına aşık bir denizin kokusu.

Bir bıçağın iki yüzü, huysuz dilin
Nerede bir ayaklanma olsa iterdin kendini
Dokunsan sönerdi ateş
Sabahı uyurduk isteseydin eğer
Bir okyanusla yarıştırırdın çıplaklığını
Saçlarını topla ki boynunda alanlar açılsın.

Alnım kanıyor, üstüme devriliyor uzaklık
Alıp gidiyorsun işte geveze günlerini.

Aşk değil bu, yara içinde yara !

Veysel Çolak

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kanama

Kumunu yitirmiş bir çölün hüznü
önemlidir bir düş’ün depreminden
ölümün sevinci her silah sesi
kalbimde çalkalanır bir deniz bunu bilmekten.

Yüzünü yerinde kullanmıyor sevgilim
dalgınlığını da,
onda bir geyiğin dağlar kadar korkusu
kanı görünüyor bir avcının dürbününden
toplardamarında doğurgan bir acı
inciniyor zamansız gökyüzünden.

Sessizlikten öğrenmiş tutkuyu
ayrılıkla şakalaşmaktan
aşkı için şarkıya uğramış durmuş
taş sözcüğünü duyunca kırılan cam gibi paramparça
bir bakıma göz ağrısı.
Çam kokulu dudakları değince ağzıma
kar diner, çiçek açar kasığındaki sudan.

Onu durmadan anımsamak bir kanama mı?

Nereme dokunsanız gül tadında bir sancı.

Veysel Çolak

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ne Tuhaf

Ne tuhaf ömrümün sonuna kadar
Kelimelerle yaşamam.
Ağaçtan çok ağaç sözünü
Denizden çok deniz sözünü
Sevmem.
Halbuki bir sabah erken uyanınca
Balkona çıkmak da güzel.

Sabahattin Kudret AKSAL

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kelebek

son isteğin nedir?
sorusu,
çok, çok kolaydır,
ilk isteğin nedir?
sorusundan.
çünkü,
o soruyu
kimse kimseye soramadı,
korkusundan.

Özdemir Asaf

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ne Ben Benim, Ne Sen Sensin

ni men menem-ü ni tü tüi ni tü meni
hem men menem-ü hem tü hem tü meni.
men bat ü çunanem ey nigari huteni,
kender galatam ki men tü em ya tü meni

ne ben benim, ne sen sensin, ne sen ‘ben’sin
hem ben benim hem sen sensin, hem sen ‘ben’sin.
ben seninle o haldeyim ki -ey güzel sevgilim
ben sen miyim, yoksa sen ben misin bir türlü kestiremiyorum

Mevlânâ Celâleddîn

 

Etiketler:

Yüzüyorsanız Boğulmayın…

yüzüyorsanız boğulmayın..
içiyorsanız çok için..
seviyorsanız sevişin..
üzülüyorsanız..
yapmayın..
değmiyor.

Küçük İskender

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Saf Sabır

Ben, birlikte kıyıya sürüklediğimiz kayıktan
saflığımı ve sabrımı aldım tek
kalanları kumsala göm sen de
yaz boyunca
nasılsa her keder eksilir
kendini doldurarak

sardunyalarla konuşarak çoğalttım
aramızdaki ayrılığı
sayarak çoğalttığım günleri tamamladım
kirpiklerimin arasına çektiğim tülde
yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor
oysa kimse yokmuş dışarda
içim dışıma vuruyor

sardunyalara su vermekle unutamadığımız
şeymiş aşk:
alnından bir günaydın gibi düşürdüğüm sabah,
sağ yanımda unuttuğun keder.

Birhan Keskin

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yaşam (ki) 1-14

1.
Yaşamın, en temelde, bağımsız, kendine yeterli olmaya
çalışmanın süreci olacak — doğumda, tam bağımlıydın;
sonda, ölümde ise, —başarabilirsen— tam bağımsız
olabileceksin.

Ama, ikisinin (doğum ile ölümün) arasında, hep bir
gelişme olacak yaşamın : bir ‘ilerleme’ değil; şu ya da
bu yönde, bir gelişme…

Kendine yeterli olma, bağımsız olma yönünde ise, gelişmen,
hep, başka kişilerle kurduğun ilişkilerin içinden geçerek
yürüdüğün bir yol olacak.

Bağımsızlığın, bağımlılıklardan geçecek.

Yaşamını, ancak bağımlılıkların içinde bağımsız
kılabilirsin — ki, yaşamı özgürleştirmen, onu, sürekli,
bir yerlere bağlayıp, sonra, o yerlerden koparabilmen
olsun.

Yaşam, kopmadan kurtulamaz —
ama bağlanmadan da kopamaz.
Yaşamında kurtuluş, hep, bağlanıp —kendini
bağlayıp— sonra, hep, bağlarını koparman olacak.

2.
Yaşamın, seni ulaşman gereken düzeyin altında tutmağa
çalışan eğilimlerle (bu arada kendininkilerle de)
savaşmakla geçecek. — Bu yüzden de, ulaşman
gereken düzeye ulaşamayacaksın; yani, başarılı olacak
o eğilimler, sonunda. Zaten, belki, istedikleri de budur:
Senin, onlarla savaşmak yüzünden, ulaşman gereken
düzeyin altında kalman…

Ama savaşacaksın, gene de : sonuç her iki durumda da
aynı olmayacak mı zaten — sen, zaten, ulaşman
gereken düzeyin altında kalmayacak mısın ki? —
Ama, savaşırsan, en azından (nereye gelebilirsen)
geldiğin düzeye savaşarak gelmiş olacaksın — bu da boşuna
olmayacak.

3.
Yaşamın, çatışma olacak — kendinle ve bütün
ötekilerle çatışmalar yaşaman…

Yaşam, kendiyle çatışmadır — çarpışma, savaşma : ki,
sonunda da, tabiî, kaybetmektir — savaşı da,
kendini de…

4.
Yaşamın, kendi kendine ağırlık haline getirdiğin
şeylerin altında ezilmenin süreci olacak.

Yaşamı ‘hafifçe’ yaşayabilseydin, yaşamın olayları da
uçup giderler, sana yük olmazlardı — ama o zaman da,
uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her olayı
‘ağır’laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzuna çöksün;
sen de onun yükünü taşıyasın.

Yaşaman, yaşamın yükünü yüklenmen olacak.

Yaşam, yükleneceğin yüktür.

Yaşamın, yükündür.

5.
Yaşamın ne denli yük olduğunu biliyorsun; bileceksin
— bu yükü omuzlarından atmadığına, atamadığına,
ya da atmak istemediğine, isteyemediğine göre de,
onu taşımalısın, taşımak zorundasın, taşıyacaksın —
ki, zaten, işte, taşıyorsun…

(Kundera Sisyphus hep yeniden gerisin geriye yuvarlanacak olan taşını hep yeniden yüklenip tepeye taşır. Camus’ye göre, “mutlu olduğunu düşünmeliyiz” onun.)

6.
Yaşamda atmak isteyeceğin her adımın
bir bedeli olacak : ancak bedeli ödemeğe
hazır olursan atabileceksin o adımı — bedeli
‘peşin’ ödeyemeyeceksin; adımı atmaya hazır değilsen,
bedeli de ödeyemezsin: Adımı atma anında,
bedeli de ödemeğe hazır hâle gelmiş olacaksın.

7.
Yaşamın, gitmek isteyebileceğin yerdir —zaten,
bu yaşamı yaşadığına göre, oraya gitmek istemişsin,
istiyorsun demektir : yaşam, gittiğin —ve gitmek
istediğin; zaten de gideceğin— yerdir.
— Zaten, işte, oradasın…

8.
Yaşam gidince ne yapacağını bilemediğin, ama gitmek
istediğin yerlere doğru katettiğin yollardan oluşacak —
ki, bunlar, belki, o yerlere gitmek istediğini bile ancak
sonradan anlayacağın yollar olacak…

9.
Yaşamın öyle noktalara gelecek ki,
eski çerçevesinden çıkıp dört bir yana açılan
yol ağızlarında duruyor olacak;
ama, göreceksin ki, bu yollar hiç de
yeni yerlere ulaşmıyor — hatta, hiçbir yere ulaşmıyor :
‘çıkmaz sokak’, hepsi…

Yaşamın ‘çıkmaz sokak’lara çıkmakla geçecek
— hem de, bunlardan değil çıkmak,
giremeyeceksin bile onlara!

Yaşamın çıkılamazlıklara girememekle geçecek.

10.
Yaşamın, sürekli gireceğin çıkmazlardan oluşacak;
hep girip, hep çıkacaksın çıkmazlara, çıkmazlardan :
son gireceğin çıkmaz da, hiç çıkamayacağın çıkmaz
olacak — sen en son çıkmazına girdiğinde,
yaşamın da ‘düze’ çıkacak…

11.
Yaşamının büyük bir bölümü,
yaşamına yön verme çabalarınla geçecek
— öyle ki, gün gelecek, bakacaksın,
yaşamın, yön bulma çabasıyla döne döne,
yola hiç çıkamamış…

Yaşamın yönünü bulmağa çalışırken,
yaşamın yolunu bulamayacaksın.

Yaşamın, yön bulmaya çalışırken, yolsuz kalacak
— yaşamın yönünü bulacağım derken,
yolunu yitireceksin.
— Sonunda, yaşamın yönünü bulsan
—bulduğunu sansan— bile, bakacaksın ki,
yolunu yürüyecek durumda değilsin artık…

Yaşamın, yönsüz —yönü olsa bile, yolsuz— kalacak:
Yönsüz, hem de, yolsuz yaşayacaksın.

Yaşamının yolu hiç olmayacak;
belki, yönü olsa bile…

Yaşamının yolu yok.

12.
Yaşamda sık sık istemediğin durumlarda
kalacaksın — ama, geriye dönüp böyle durumlara
giriş nedenlerini düşündüğünde, göreceksin ki,
o durumlara girmen, her seferinde
senin bir duruma girmek istemenden kaynaklanmış —
yaşamının durumlar zincirini izlediğinde,
bulacağın, hep, kendin olacak.

Yaşamında, hep, kendini, girmek istemediğin
durumlara sokmak isteyeceksin — ve,
sokacaksın…

13.
Yaşamını önceden yaşamağa çalışacaksın hep —
oysa olanaksızdır bu : yaşamın ancak yaşandıktan
—sen onu yaşadıktan— sonra,
senin yaşamın haline gelecek

Yaşamını yaşamadan yaşayamazsın
— yaşamın, yaşanınca, yaşamındır.

Ama yaşamını önceden yaşamağa çalışmadan da
edemeyeceksin : yaşadığın kadarından çıkardığın
sonuçlar seni belirli yol ayırımlarına götürecek
— oralarda da, ‘şuraya doğru / ya da buraya doğru’
kararını vermeğe zorlayacak:
Vermek zorundasın bu kararları.

Oysa senin kararlarına aldırmaz yaşamın —
karşına öyleşeyler çıkarır ki, uçup gider o
—sözümona ‘derinlemesine düşünülmüş’—
kararlar, yönelmeler, hedefler :
çünkü, işte, yaşanmamışlardır.

İşte, yaşananlar alıp götürür yaşamını
— yaşamın da, budur işte:–
Yaşamın, yaşadıklarındır
— yaşamaya ‘karar’ verdiklerin,
ya da yaşamak ‘istedik’lerin değil…

14.
Yaşamında hep ‘sahici’ olmaya, yaşadıklarını ‘sahiden’
yaşamaya —yaşamı ‘sahi’ yaşamağa— çalışacaksın;
ama, yaşadıklarında hep bir sahtelik arkaplanı,
bir yapmacıklık çizgisi, bir uydurulmuşluk havası
boy gösterecek.

Oruç Aruoba

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 70 takipçiye katılın