RSS

Davet

14 Şub

beni sen çağırdın
dedin:
ben çiçekleri saksılarda okşadım hep
karlı dağları tablolarda
var olduğuna inanmak ellerimle
ellerinden tutmak isterim senin
beni sen çağırdın
dedin:
gel al, götür beni
bu istanbul’da büyük aşklar yaşanmaz
yalanın, sahteliğin şehri burası,
naylon ekmekler yenir burda
naylon tebessümler, naylon selamlar
naylon kalplerle sevilir burda
beni sen çağırdın
dedin:
ben yerimi buldum artık
kuru ekmeğine hasretmişim yıllardır
sahte güneşlerle aydınlanmıyor içim
gel, al götür beni, gel al, götür
mühr-ü süleyman’ı tanıdım ben
umrumda değil, belkıs’ın sabâ’sı
beni sen çağırdın
sen, istanbul’lu kız, padişahın kızı
ben anadolu’da bir çoban, taa uzak köylerden
ateşle su hikayesi yani
yani bizimki masal, bizimki efsane çok eski tarihlerden
uyanıverdi hülya, öpünce kirpiklerinden
beni sen çağırdın
bir kahramanı çağırır gibi tarih sayfalarından
topraklardan silkindim, mumyalardan çözüldüm
lahidleri devirip attım üstümden
çıkıp geldim elimde asa, ayağımda çarık
çıkıp geldim kenan çobanları gibi kitab-ı mukaddes’den
farzet ben musa, sen bana inanmış
ardımızda firavun’un zulmü, önümüzde deniz
yanımda sen, eteğini tutmuş doğmayan çocuklarımla ben-i israil
hani benimle gelecektiniz
gelmediniz, gelmediniz
beni sen çağırdın
öyle içtendi bu davet, öyle yürekten
ve öylesine susamış, öylesine tertemiz
sana sevgi, sana selam, sana kurtuluş getiriyordum asrı saadet’den
farzet ben ashab-ı kehf’den biri
üç yüz yıllık uykunun mağaralarından çıkıp geldim
geçmedi elimizdeki akçelerimiz

Ahmet Uluçayahmet-ulucay (2)
Reklamlar
 
Davet için yorumlar kapalı

Yazan: 14 Şubat 2016 in Türk Şiiri, Şiir, İstanbul Şiirleri

 

Etiketler:

Yorumlar kapalı.

 
%d blogcu bunu beğendi: