RSS

Bir Babanın Şikâyetleri

14 Nis

İnsanlar görüyorum., yangından kaçar gibi kaçıyorlar vazifeden. Önlerinde uçurum. Bir uçurum ki memleketimin insanları ile dolu., bir uçurum ki uçsuz bucaksız.. Uçurum değil, bir ejderin ağzı.

Belki biz de koşuyorduk uçuruma. Belki eteklerimiz bir dikene takıldı, belki biz de uçurumdayız. Ama bu uçurum da kat kat.. Yüz yıllardan beri kâbusa, geceye ve lağıma akan bir ırmak gibi insanlar dökülmüş bu uçuruma. İnsanlar ve İnsanlık. İnsanlık sarhoş, İnsanlık büyülenmiş, İnsanlık kör; görmüyor uçurumu, görmüyor.

Bu kozmik hâileyi ibret aynasından seyredemezsin. Devran çoktan parçaladı aynanı. Sen de kafilenin içindesin. Sen kafanla, sen etinle, rüyalarınla, sen “posterite”nle içindesin. Bu ateşten çemberi aşamıyorsun.

Ve melekler Lût’a dediler ki… Ve Lût’un karısı başını arkaya çevirince tuzdan bir heykel oldu. Tanrının ölüme mahkûm ettiği beldeden iki kişi kurtarabildi Lût: kızlarını. Nuh’un sefinesinde her cins hayvandan bir çift vardı. Tufandan tek insan kurtarabildi Nuh: karısını. Ve Manu kurtuluş dağına tek başına tırmandı. Benim dostlarımı davet edeceğim bir Arz-ı Mevûd’um yok. Kayık: gönlüm, tırmanılacak dağ: çile dağı. Kali Yuga ne zaman sona erecek? Tanrı dünyayı terketti belli ki. İnsanlık Tanrıdan vazgeçtiği gün, kederinden öldü Tanrı. Onunla beraber İnsanlık da öldü. İşte böyle Karamazof Baba! Bir yaban domuzu gibi, iştahlarının kamçısı altında bütün nimetlere saldırabilirsin artık. Ama kaderin oku bir yığın kokmuş toprağa çabucak çevirir seni. Gergedanlaşmak, domuzlaşmak, yılanlaşmak. Sirse, Sirse.. senin marifetin bunlar! Tanrıyı tahtından indiren sensin! İmparatorlukları ağaçlar gibi, sen devirdin! Salome, Messalin.. Şeytan senin yüzünden cennetten koyulmuştur. Sen levis, sen ölüm, sen hayat.

Demek aklın sesi rüzgârın uğultusundan daha mânâsız. Kılavuzların çığlıkları, çılgın kahkahalar arasında boğulmuş asırlardır. Kadeh şakırtıları, halhallar ve heyheyler ve kuyuya doğru ilerleyen kafile: kör kuyuya. Hangi kafile? Bu kafile sensin! Rüyaların, ümitlerin, mazin, istikbalin.

Ojias’ın ahırından sana ne? Kapının önünü temizleyebildin mi? Çocuğun senin gibi düşünmüyor. Eyyup gibi her hücreni azap kemirdi, bu yetmiyor. Kalbin çocuğunda da kanıyor. Torunlarında da mı kanayacak? Belki en mükemmel ikna vasıtası yumruk, ama ben bir sirk cambazı değilim ki. Korkuyorum. Her şeyi kaybetmekten korkuyorum. Kaybedecek neyim kaldı ki? Bir kaç vehim. O ayrı bir dünyanın çocuğu, ben ayrı bir dünyanın. Acaba hangi dünyanın çocuğuyum. Çocuğu veya ihtiyarı. Yahut hangi dünyanın çocuğuydum. Bırak hayatını yaşasın. Demek dışarının leş kokusu çekiyor onu. Bu tefekkür Sina’sı, metruk bir manastır kadar cazibesiz. Kitaplar boş kutular gibi mânâsız. Ben bu kaleden başkasına sığamam ki. Tanrılarının suratına tükürülen insan ne kadar şaşırırsa, o kadar perişanım. Çocuklarım her şey olabilirlerdi, gergedan olmayı tercih ediyorlar. Öyle boğazımı sıkıyor ki bu düşünce! Saraydan ahıra kaçış. Ne yapabilirim Allahım! Ne yapabilirim! Anlayamıyormuşum. Evet anlayamıyorum. Ve anlatamıyorum. Sürü ile karşı karşıyayız. Sürü çiğneyip geçiyor beni. Ve sürünün başında kendi evladım, arkalarından bağırıyorum: nereye, nereye?

Ve Tanrı sayısız elçi yollamış insanlara. Mabetler her devirde boş kalmış. Buda kovalanmış, İsa çarmıha gerilmiş, Muhammed’i zehirlemişler, Lenin öldürülmüş, Gandi öldürülmüş, Marx’m çocukları ne oldu? Belediye kaldırdı oğlunun cenazesini. Kızları evlendiler. Lenin’in çocukları yok muydu? Hasan Hüseyin efendilerimizde, Muhammet’ten ne var? Ebul Âlâ, ben babamın işlediği cinayeti tekrarlamayacağım diyor. Babasının işlediği cinayet. Ben Ebul Âlâ kadar yiğitlik gösteremedim. Ne zaman döneceksin, ne zaman? Çakalların uluyuşuna kulaklarını tıkayıp ne zaman bilgi mabedinin mihrabı önünde vazifenin sesine, hakikatin sesine açacaksın kulaklarını! Seni feda edemem ki. Neden kafanda ben yokum? Neden kalbinde ben yokum? Demek hayat gerçekten bombok. Belki yarın suçlu bulacaksın beni. Neden kolumdan tutmadı, neden mâni olmadı diyeceksin. Ben ezeli bir mağlubum yavrum. Seni sevgimle tutamadıktan sonra. Hakkımdır diyorsun. Senin yaşında hak olmaz. Sen haklarını adım adım fethetmek zorundasın. Ama anlatamıyorum. Neleri kaybettiğinin farkında değilsin. Sultanlıktan kapıcılığa koşuyorsun. Başkaları da koşuyor. Ama ben bu kadar acıyı sen de başkalarına benzeyesin diye çekmedim. Sana kırgın değilim, yalnız attığın her yanlış adım dünyamın bir sütununu deviriyor. Dünyamın, yani senin dünyanın. Hafızanda çatık kaşlı bir hatıra olarak yaşamak istemezdim. Sana dayanabilsem harabeler içinde yeni bir kale kurabilirdim kendimize. Olmadı. Olmuyor. Bu kitapların da, fedakarlıkların da kimseye faydası yok. Sen de koş, sen de düş, sen de yaralan. Kalbimin duracağı bahtiyar güne kadar seninle beraber yaralanmaktan başka ne yapabilirim?

Mazim günahlarla dolu, hatalarla dolu. Ama yoluma ışık tutan olmadı. Olsa ne değişecekti bilmem. Ne var ki çocuklarıma karşı bilerek hiçbir kusur işlemedim. Hatâlarım cehaletimden…. Gemisini kurtaran kaptandır. Hangi gemi, hangi kaptan? İnsanlar cam parçalarını gerçek hazineye tercih ediyorlar. Ve sonra Ödip kompleksi. Hayyam, efsane söylediler ve uykuya daldılar diyor. Benim efsanelerimi dinleyecek kimsem yok. Ve uyuyamıyorum da. Keşke ıstıraplarım sevdiklerimin işine yarasa.

Cemil Meriç   23.2.1963bir-babanin-sikayetleri

Reklamlar
 
Bir Babanın Şikâyetleri için yorumlar kapalı

Yazan: 14 Nisan 2016 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

Yorumlar kapalı.

 
%d blogcu bunu beğendi: