RSS

mecazlar üzerine bir hikaye denemesi

28 Haz
nakkaştır ter döken narıma
nara sarkıtıp vuruldum yangınıma

konağım diye kat kat derine nam salan kuyulara indim
ve cumbalarına tüneyip çağıltılı nargile ırmaklarına kandım
telvesiyle alev alev yanan boğazımda bad-ı saba
mıydı herkeste sır olsun diye payettiğim yalnızlığım

yalnızdım. içe doğu bir burguyla bungun sabahların meltemini taşıdım
yüksünüp nar çiçeklerine içlendiğim münhaldi. zira hüzünler içinde bin haldim.
yazgım tereddütler ve terler içinde uyanmaktı mevsime
rüyaları çözmek değil rüyada ölmekti bütün hevesim
and içip ömrümün çürüyen yerlerinde yeşerecek her şeye
ömrümden çalıp yüreğimde yer açtım
o yüzden artık büsbütün umarsız ve yersizim
evet hâlâ bir nehir ve bir yıldız saklı tutuyorum kendim için
bir nehir ve bir yıldız hâlâ
bir tutamak nedir bilemezsem
ölüm endişesi nasıl silinir
ve nasıl başlar ölüm neşesi

sorularım. içimde uluyan köpeklerim ağular içinde kalsın teniniz
ben bir yaprağın sırtında bir nehre düştüm
yankılandım bir yılkı ata bindi tenim
tende değil tenden tedirginim

ben dilimin bir heceye sıkışan küfü
ve gözlerimin içinde bin dağın arzulu gölgesiyle
gemi ambarında sıkışmış yalnızlığına meftun bir kaçaktım
kaçtım…kaçtım… kaç asır ve nice yoksunlukla kaçtım
ta ki yaşamın eczası kaçmak değil
acıyı acıyla yuğmaktı yaşamın şifası
anladım.

bu yüzden

şimdilerde
çiçek tozlarına karışmış uçuşan dudaklarına
bir düşte rastlamak düşündeyim
eylülün incecik ellerinde ezilen tutkulu bir rüzgara vurgun
gökle sevişir gibi göç eden kuşlarla izini sürmedeyim
ben yedi iklimde soluğuna mahkum mücrimin
bir sana teşneyim bir de sır oluşuna
sır da faş oluşuna

gecenin kandilleri arasına sıkışmış inceden kanayan yaralarla
mahmur ışığı vurunca duvarları dillenen ölü tozlar içinde bir kümbetsem
sabaha uykusuz yağmurlarla ve gözleri camlarda yeşillenen
bir eski zaman saadetine sarılı bir aşkla girmeliyim
soluğumla havalanmalı cümle alemin ölüme yazgılı ruhu
zira cümlesinin ruhunda suzinak yara

yanılgılarımın harlı narında yüreğime çöreklenmiş duruyor
siyah
dipsiz denizlerimin gözlerinde gemileri ürküten fırtına
gürültülü bir sağanağı andıran kamçılarıyla
biraz huzur için hangi sağanaktaysam orayı vuruyor

dönüyor ve kayboluyor dünya. evren bir delhizin kocaman
ağzı oluyor
yarasalar içinde bir gök ne kadar gökse ya da bulutlar içinde
ay ne kadar narinse
içimde ölüsüyle bende o kadar çocuk oluyorum

bütün gizlerimin tanığı ve acılarımın içine hikmetini serpen bilgelik
kelimelerimin ve kanatsız kuşlarımın sahibi
ve dağdaki ıssız rüzgârın ve bütün yönlerin ve a’rafın sahibi
sahibim!

bütün dillerimi bir iç yangınında yitirdim. dilsizim.
çölde kum tanesi yüreğim. aşka yeltenemeyecek kadar yüreksizim.
gökte bir darağacı kurulsa yüksündüğüm başımı hatırlarım
narda nar tanesi olsa umursamam gözlerimi. bir umut külündeyim

ey şiirin kekemeliğinden melekler kanatlandıran
ey çaresizliği yer ile yeksan eden
bir kar tanesinin ömrüne sığan ömrüm zebun oldu

medet ya Hu!

Kenan Çağan
Kendi ve Siyah / HECE Yayınlarıdudaklarina-bir-duste-rastlamak-dusundeyim

Reklamlar
 
mecazlar üzerine bir hikaye denemesi için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Haziran 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yorumlar kapalı.

 
%d blogcu bunu beğendi: