RSS

Yıkım

05 Tem
Ahmet Koyutürk’e..

Ben dünyaya basarak yükseldim
Bir karış bez
Ve avuçlarımda birikmiş kanla
İnlemelerle kesilen korkulu bir nabızdan
Başkaca şey kalmasın diye içimde
Karnımdan lezzetleri emdiğim bir urganda
Dünyanın bütün tatlarıyla beraber
Bir tasın üzerinde yansımalar ve tasın içinde akasya
Ezberimin tarhına kupkuru, yırtılmış ve çatlak
Serpilmiş kelimeler
Gömleğime işlenmiş uğultularla birlikte
Ben yükseldikçe
Rahim alçalıyordu ardımdan
Alçalıyordu denizler ve rüzgâr ve meyvalar
Sancılar alçalıyordu ve ben yükseliyordum!

Yükseliyorken yıllarca arka caddelerden duyulan
Belli belirsiz fakat okunaklı minarelerden
Ardı ardına ölmüyorduk nihayetinde
Bakmaktan yorulduğum dağın ağırlığı
Usulca yayılıyordu yüreğime
Ben yükseldikçe bir şeyler okunuyordu
Önceden duyulmuş fakat neden böyle yabancı!

Yükseliyordum
Bu doğru
Henüz vahyedilmemiş bir ayet gibi
Sesim bir meleğin kanatları altında duruyordu
Bir pişmanlık gibiydi, tıpkı bir kadın pişmanlığı
Hislerimiz ve geleneklerimize bağlı
Bir Japon bir Japon gibi ölüyordu
Bir bebeği ağlarken görebiliyordun bu sahnenin karşısında
Bir insanı asla!

Yükseliyorken böyle
Yerleri, duvarları, dağları
Gölgeme öptürürdüm
Al bir entarinin ağzını ben gölgeme
Her sabahın köründe kuşlarla gördüğümüz
Bir geminin leşidir sürüklenen açıkta
Uzakta bir göğün gürlemesi duyulur
Göğsüme saçar bir kadın saçlarını
Nefesim bir pencere arar değecek
Ellerim örmek için bir ten parçası
Bir kadın göğsüme saçar saçlarını
Yükseliyorken böyle
Bilemem mışıl mışıl dilimin üzerinde
Neden bir kelime uyuklar
Ben bir dağın başında bir şeyler beklerim
Bir şeyler ağzının bir yerinde
Ben bir telaşı barındırmam içimde

Aradığın bir şey varsa ağzımdadır!
Bütün aynalar kadar renkli
Bütün; ne kaldıysa geriye

Hangi pencereden baksam bir uzak diyardayım
Oysa tanıyorum o dağları bu nehri
Öyle zor ki unutmak
Şu çakıl döşeli yolu
Güneş akşamüstleri yıkanırken
Göğün en çok kanayan yakasını
Bulutların kaçar gibi sürüklendiği yerleri de
Tanıyorum mesela
Bir kırbaç iniyor gibi, yanıyor sırtımda bir uzun
Elbet bu uzun kırbacı da unutmayabilirim
İçimde durmadan akan bir kalabalık
Kalabalık koşarak gözlerimden uzaklaşan
Bir vakit: sinirli ve acı
Yüzümde kırışık bir alnı taşırken
Bütün dudakların yüzümle kırışması
Kemiklerimi usulca yasladığım etlerimle
Böyle yükseliyorken dahi
Henüz çok uzak değilim kendime
Ve bütün bunlar
Öylesine gerçek bir atlas defterinde
Şimdi ise böyle yükseliyorken
Hangi kapıdan çıksam evimin önü
Yürümeyi umduğumuz sokaklar
Kapıların ardında uyuyorlar
Topuk seslerini dinleyelim mi?
Bir kâğıda çizilebilir miyiz onları?
Sonra bir namluya benzeyen gözler
Hani hep bakmak istediğimiz
Bir namlu nasıl vurabilirse, öyle vuruyorlar insanları!
Pek tabii onları da unutmayabilirim.

Hatta en baştan beri
Yükseliyorken görüyordum
Ve korkuyordum fakat her şey alenî
Bulutlar çatılara takılıyor
Kuşlar çatılara, yağmur yağsa misal, çatılara
Güneş, kör karanlık çatılara
Yaşamak çatılara takılıyor bu şehirde
Bana sorarsan
Ama sorma!

Tugay Kabaniyi-bayramlar

 
Yıkım için yorumlar kapalı

Yazan: 05 Temmuz 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yorumlar kapalı.

 
%d blogcu bunu beğendi: