Hepsi parayı alıyor, gerisine karışmıyor.

Kadıköy’ün hali, memleketin hali

Kadıköylü olup da Kadıköy’ün içinde bulunduğu halden şikâyetçi olmayan kimseyi bulamazsınız son zamanlarda.

Kentsel dönüşüm adının muazzam bir rantın bahanesi olduğuna şüphe duyan kalmadı.

Hafriyat kamyonları, beton mikserleri yolları tıkıyor, trafik duruyor.

Yine kamyonların, mikserlerin, vinçlerin yol açtığı gerek mala gerek cana zarar veren kazalar oluyor.

Gürültüden evlerde oturulmuyor, tozdan dumandan sokaklarda yürünmüyor.

Çoğunluğu nevzuhur, müteahhitlerin mağdur ettiği mülk sahipleri bir yanda, yıkım kararı alınan binalarda oturan kiracıların karşılaştığı sorunlar öte yanda.

Artan kiralar sebebiyle yıllarca yaşadıkları muhitten ayrılmak zorunda kalan kiracılar…  Arsa paylarının kuşa dönmesi bir tarafa, eski daireleri yerine teslim aldıkları daracık konutlara sığışmaya çalışan, kara kara zamlı aidatları, vergileri nasıl ödeyeceklerini düşünen mal sahipleri.

Fırlayan kiralar, azalan müşteri sayısı dolayısıyla birbiri ardına boşalan dükkanlar.

Uzmanlar, yıkım esnasında ortaya çıkan, etrafa yayılan asbeste bağlı olarak kanser dahil ciddi akciğer hastalıklarının patlama yapacağını öngörüyor.

Astımı ve alerjisi olanlar halihazırda büyük sıkıntı çekiyor zaten, bir kısmı taşınmak, evini barkını bu yüzden terk etmek zorunda kalıyor.

Ne zaman iki Kadıköylü biraraya gelse bunları konuşuyor işte; kentsel dönüşümün esas ve gizli amacının Kadıköy’de yerleşik nüfus profilini değiştirmek olduğunu…

Peki Kadıköylü olarak yakınmaktan başka ne yapıyoruz derseniz…

Söyleyeyim:

Kat maliki olduğumuz binaların yıkılıp yeniden yapılması için müteahhitlerin peşinde koşuyoruz.

Kiralarına fahiş zamlar yaparak, dükkanlarımızdaki kiracılarımızı kaçırıyoruz.

Sesimizi çıkarmayıp; benim konutum da yeniden yapılıp değerlensin, satıp “güneyde” bir yerine iki daire yahut müstakil ev veya arsa alıp, yatırım yapıp rahatıma bakarım bekleyişine giriyoruz.

Kimimiz kurtuluşu Ege’deki sahil kentlerine ve kasabalarına göç etmekte buluyoruz. Sanki gün gelip oralarda da aynı akıbete uğramayacağımız kesinmiş gibi.

En kabadayımız,” bu yüksek binalar beklenen depremde yıkılsın, görün gününüzü” diye kimseye faydası olmayacak beddualar ediyor ancak.

AKP’ye bu kadar karşı olup, onun politikasına, üstelik hangi gayeye hizmet ettiğini bilerek, bunca gönüllü destek vermek nasıl açıklanabilir peki…

Yıkım kararı için depreme dayanıklı ve sağlam binalara da istenirse mutlaka çürük raporu alındığını çocuklar bile biliyor örneğin.

Bu hal bana fena halde Türkiye’nin halini hatırlatıyor.

Büyük çoğunluk şikâyetçi fakat işte o kadar, hepsi sözde kalıyor.

Menfaat söz konusu oldu mu ne hak tanıyan var ne hukuk.

Hemen göz ardı ediliyor tehlikenin aslı.

Kazandık zannettiklerimizin bize ne büyük kayıplara mal olduğunu göreceğiz kuşkusuz.

İşte Kadıköy,  işte Türkiye.

Ne yazık ki budur hal-i pür melalimiz.


Rengin Soysal

hali-pur-melalimiz

Kendi anadilinizi bile yazmayı okumayı bilmeden gittiğiniz Almanya’da 80 yıldır topluma entegre olmakla uğraşıp, ‘helga’lı’ masallar yazdınız, hala kaldırımlarında oturuyorsunuz kafelerine para vermemek için.. Ülkenize gelenlere ucuz evleri pahalı fiyatlarından kakalayıp, kendinizden 50 yaş büyük kadınları sadece o topraklara yamanmak için eş yaptınız kendinize. Bütün Rusları ‘nataşa’ yaptınız, üzerlerine binlerce muhabbet çevirip, tümü erkeklerden oluşan uçaklar kaldırıyorsunuz bu ülkeye. Laleliye ticaret için gelenlerin valizlerine kumaş diye kağıt parçaları doldurup kaktırdınız. Üçotuzluk odaları milyon liralara satıp kaçak içki içirdiniz insanlara. Afrikalıyı zenci, uyuşturucu satıcısı torbacı yaptınız sokaklarınızda. Para bulanınız safarilerinde fotolar yayınladı gazetelerinde. Romanyalıyı çingene, Çeçeni kiralık katil ettiniz. Arabı pis İranlıyı yobaz tuttunuz..Kimsenin ama kimsenini insan değeri yok nazarınızda. Kendi Kürdünüzün, Alevinizin, Ermenizin, Rumunuzun katili, çoçuklarınızın tecavüzcüsüsünüz. Şimdi de aynı mide bulandırıcı tavrınızla, ucuz can yeleklerinizle denizlerinizde boğup kepçe ile ölüsünü topladığınız insanların sağ kalabilenlerine ‘ülkemizi terket Suriyeli’ diye bağırıyor, sağdan soldan aşağılık suratınızı utanmadan buralarda aynaya çeviriyorsunuz... Halep pazarından getirdiğiniz, komşularınıza hava attığınız o kumaşlar vardı ya, bu insanlar o kumaşların, o ipeklerin imalatçısıydı, siz Rumlardan yağmaladığınız ipek kozalarını gavur işi diye tahrip ederken onlar bu işi yapıyorlardı.. Kimsiniz siz, nesiniz? Bu dünyaya zulüm diye mi geldiniz.. Her melanet ananızın ak sütü gibi helaldir size, afiyet olsun, bal olsun.. Gerçi siz o bala bile şekeri çoktan kattınız ya neyse..

Sennur Baybuga

***

Atatürk Havalimanı’nda saldırı gerçekleştiren 3 canlı bombanın İstanbul Fatih’te kiraladığı evin bulunduğu İskenderpaşa Mahallesi’nin muhtarı Fikret Saral, mahallesinde 2 bin 500 kayıtsız ev bulunduğunu söyledi. Muhtar Saral, “Emlakçının kiraya verirken bunları düşünmesi lazım. ‘Bu adam bombacı mı, terörist mi? Burayı hücre evi olarak mı kullanacaklar?’ Hepsi parayı alıyor, gerisine karışmıyor. Böyle bir şey yok. Bu kişilerin nüfus kâğıtlarını aldın mı, bunlara kira kontratı yapıldı mı?” dedi.

Basından

Reklamlar