RSS

Rakı İçtiğin Gün Ölmezsin: 26 Mart “Ölmeme Günü”

22 Kas
“Ertesi gün için bir şey diyemem ama rakı içtiğin gün ölmezsin.’’ 
Cemal Süreya

İŞTE ÖLMEME GÜNÜ’NÜN GERÇEK HİKAYESİ

Her şey geçen sene Mart ayı başında Turgut Uyar’ın bana ‘yeniden ve ısrarla’ görünmesiyle başladı… Ve sonunda bir davet vardı: “Nilay, içinde daha çok İkinci Yeni şairlerinin yer aldığı Can Yücel’li Edip Cansever’li; Cemal Süreya’lı Turgut Uyar’lı; Tomris Uyar’lı Ömer Uluç’lu 26 Mart Ölmeme Günü’nü yeniliyoruz, gelsene…”
‘Ölmeme Günü’nün çıkışıyla ilgili pek çok efsane vardı; bir hikaye de çok havalıydı.
Ben de bu hikayeyi geçen sene yazmıştım…

Herkesin de ‘Ölmeme Günü’ gelmiş meğer; yazı gözden göze dolaştı, Turgut Uyar’ın 1985’teki vefatının ardından hiç yapılmayan günün muhabbeti çok yankılandı. Cemal Süreya’nın “Rakı içtiğin gün ölmezsin” dizesi eşliğinde.

İŞTE ÖLMEME GÜNÜ’NÜN GERÇEK HİKAYESİ

Bizim tarafta da listeler yapıldı, ‘o masalardan’ hayatta olanlara, o dönemin tanıklarına, ‘arkadaşlarına’ ulaşılmaya çalışıldı… Sonuçta 26 Mart akşamı, Safa Meyhanesi’nde ‘Ölmeme Günü’ masalarının gediklisi, fotografçı (kendisi ‘fotograf’ diyor) ve komple sanatçı İsa Çelik vardı başköşede. o dönemin en güzel tanıklarından şair Yelda Karaağaç ve Turizm eski Bakanı Bahattin Yücel ile birlikte…

Yelda Hanım, Turgut Uyar ölmeden önceki en son şişenin İsa Çelik’te olduğunu açıklayarak girdi kapıdan… Mor menekşelerden girdiler, “Lenin için içelim” diyen Melih Cevdet Anday’dan çıktılar… Orada konuşulanlar orada kaldı; ben size Çelik’in ağzından, ‘Ölmeme Günü’nün doğuşunu anlatayım…

İsa Çelik’e banka müfettişliği teklif ediyorlar; o dönem iyi iş; ama o reddediyor.  İstediği ‘nefes alacağı bir kültür ortamı’, İstanbul’a geliyor; yetenekli de… Kapağını yaptığı kitaplar sayesinde onlarca şair ve edebiyatçıyla tanışıyor.

“Atatürk bakışlı bir adamdı” dediği Turgut Uyar ile ilk meyhanesini anlatıyor; Çiçek Pasajı’nda Sev-İç’teler.

Çelik, ekibin yanında biraz çömez görüyor kendini.
Soruyorlar, “Ne içersin?”, “Fark etmez”, diyor.
“Lakerda ister misin?”, “Fark etmez.”,
“Cacık?”, “Fark etmez.”

Sonra Turgut Uyar patlıyor: “Ulan niye fark etmez! Votka, şarap fark eder. Rakı, kanyak fark eder.”
İşte İsa Çelik ilk büyük dersini alıyor.

‘BİRAZ ‘ÖLÜK’ BİR HALİN VAR İSMET’

“Tomris, aynen Turgut ve Edip gibi içmeyi seven bir insan” diye devam ediyor söze İsa Çelik.

“Yıl 1981. O dönem Barış Derneği’ndeyim, Görsel Sanatçılar Derneği kurucu üyesiyim. Bir kalabalık Neşe’de buluştuk. Tomris, ‘Rakı ve Özgürlük Günü‘ diye bir şey düşündük’ dedi. Ben de ‘Tomris, tamam, rakı ve özgürlük de, 6-7 yerden aranıyorum’ dedim!

Oturduk çakıştırmaya başladık. O sırada tombalacı İsmet de geldi. Biraz bozuk… ‘İsmet bir ölük halin var; iyi misin?’ dedim. ‘Ölük’ de benim uydurmam bir laf. Hani umutsuzdan, mutsuzdan farklı…
Tomris cevval zekâ! Bir büyük rakı söyledi. Dedi ki: ‘İsmet önümüzdeki yıl bugüne kadar bu rakıyı muhafaza edeceksin ve gelecek yıl açıp içeceğiz.’
Aldım rakıyı, kâğıt kapladım getirdim. O rakıyı öyle verirsek, biliyorum, alçak İsmet gidecek içecek sonra alacak başka rakıyı getirecek.
Dedim ki ‘Herkes imzalasın, bu rakıyı bu kâğıda sarıyoruz, bantlıyoruz’… Sonra imzaladık, İsmet’e verdik. Rakı ve Özgürlük lafı Dünya Ölmeme Günü oldu. Tomris’in lafıdır o… Onu kâğıda sarma, imzalatma fikri benimdir. Kayıtçılığımdan işte…

‘ÖLMEYEN ŞAİRLERİN ŞEREFİNE’

İşte böyle başlamış bu hikâye… “Masamızda çok kadın olmadı. Ne Fürüzan, ne Leyla, ne de Adalet Abla katılırdı. Belki de Tomris’le araları iyi değildi, bilemem; ama Nezihe Meriç hep vardı” diyor İsmet Çelik…
Şimdi Ölmeme Günü’nden bir Tunga Uyar, bir İsa Çelik kaldı… Biz bu hikayeyi dinlediğimiz gece bir şişe imzaladık, keyifle, ‘ölmeyen şairlerin gününe’…

YAŞAMAK ŞİİRE BENZESİN BARİ:)

Tabii bu sene gündem o kadar çöktü ki göğsümüze bi afalladık; ‘tape taklak’ olduk… Şirince’de kıyamet bekleyenler misali 25 Mart gerginliği yaşadık. Bir araya gelir miyiz, bilemedik… Ama sonuçta bir şekilde birbirimizi arayıp ‘Ölmeme Günü öldürülür mü yav?” diyerek yeniden toplanmaya karar verdik…
Size de tavsiyem her nerede yaşıyor ya da yaşatılıyorsanız; elinize ne geçerse, kim ya da kimlerleyseniz, birlikte imza atıp ve bir sonraki ‘Ölmeme Günü’nü görmeyi hedefleyin.
Ya da.. Hepimiz öleceğiz; yaşadığınız günleri şiir gibi geçirmek için ant için!

Ölmeme Günü’nün farklı bir hikâyesi:

Başını Turgut Uyar ile Edip Cansever’in çektiği bir grup şair, bir gün “sevgilileri” ile birlikte Rumeli Hisarı’ndaki bir meyhanede oturmaktadırlar. Her şey yolunda. Rakı güzel. Muhabbet güzel. Dünya güzel.

Derken, masadaki hanımlardan biri hastalığından, vücudundaki bir iğneden bahseder; vücudunda dolaşan iğnenin kalbine saplanması korkusuyla yaşadığı endişeyi anlatır. “Ölüm” korkusuyla…

Bir şişe rakı ister Turgut Uyar masaya, tüm şairlerin imzalaması için şişeyi, ardından bir geleneği başlatan o cümle gelir: “Bu şişeyi al; gelecek sene bugüne kadar sakla, 26 Mart’ta burada yine buluşup birlikte içeceğiz bu rakıyı.”

Buluşurlar da. Rakı güzel. Muhabbet güzel. Dünya güzel… Bu şekilde gelenekselleşen, tesadüf eseri baharın da en güzel günlerine gelen “Ölmeme Günü”, yetmişlerin sonunda başlayıp 1985′e kadar her yıl yaşatılır.

Ta ki Turgut Uyar 22 Ağustos 1985′te “ölüp”, 26 Mart 1986 “Ölmeme Günü” şişesinin boynunu bükük bırakana kadar. Rakı güzel. Muhabbet güzel. Mümkün değil.

 
Rakı İçtiğin Gün Ölmezsin: 26 Mart “Ölmeme Günü” için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Kasım 2016 in Anason Kokulu Şiirler, Şiir Gibi

 

Yorumlar kapalı.

 
%d blogcu bunu beğendi: