RSS

“Yavaş yavaş delirdim, kimse farketmedi. Hayat çok zor. Ailemi çok seviyorum.”

01 Ara

Yavaş Yavaş Delirmek

Bir not düştü hayatın anlamsızlığına
‘Yavaş yavaş delirdim, kimse bunu farketmedi’
Suskun bir kelebek çarptı boğazın sularına
Ertesi gün gazetelerde -gülen- eski yüzü ile
Neydi dostlarının anlayamadığı
Anlatamadığı ne vardı
Tabutuna sarılı duran ihtiyar babasına
*
‘Yavaş yavaş delirdim, kimse bunu farketmedi’
Solgun bir yaprak düştü boğazın sularına
Tam da bahara çalarken gözleri
Avunacağı bir sevda vakti
Ağlatarak bir yalnız kenti
Anlatamadıklarıyla veda etti.
*
Bu şehrin insanına nisyan vurduğu zaman
Korkar oldu insandan insan
Şu körolası yalnızlık hortluyor ya!
Azgın sularda boğuluyor insanca her isyan.
*
‘Yavaş yavaş delirdim, kimse bunu farketmedi’
Haber saatlerinde unuttuk gülmeyi
Yürekleri kinli, elleri kirli, dişleri sivri
Gözleri korkulu heber spikerleri
Parkta, durakta, sokakta
Ürküttüler masum kelebekleri
*
‘Ne yaptın kızım!’ feryadında bir baba
İzi bile kalmıyor çığlıkların
Sonraki sabahlarda
Yavaş yavaş deliriyorum haberin ola!

Erol

***

“ipek ne acı çekti bilmiyorum, neler düşündü, nasıl süreçlerden geçti, nerede yenik hissetti, hiç kimsesizliğinin idrakına nasıl vardı; hiç bir fikrim yok. çok konuşasım var kendisiyle, artık diğer tarafta olur herhalde.
cümlelerim, yazılarım çok uzun oluyor. düşüncelerimi bir çırpıda anlatamadım hiç ama bu dünyada ipek gibi insanlar da yaşıyor işte. bir cümlede çıkarıveriyor her şeyin özetini. bu kadar özetlenebilir miydi hayat, intihar?

çok garip ya. hissediyorsun her şeyin çığrından çıktığını, sağa sola saldırmaya başlıyorsun. sahte sosyallikler içine giriyorsun, ayaktaymış gibi görünüyorsun sürünürken, gülüyorsun-eğleniyorsun-alkolün dibine vuruyorsun-salak salak gülüyorsun; en son acziyetini fark ediyorsun, sahtelikten bıkalı zaten çok olmuş, içine kapanıyorsun.
tüm bu ve daha sayamayacağım süreçlerde, bunalımlarında, insanlar sürekli seni eleştiriyor, sana yaftalar üretmekle meşguller. gülüşün gevşeklik, eğlenmen “hadsizlik”, sosyalliğin “orospuluk/piçlik”, umursamazlığın “hayvanlık”, birine umursamazca cevap vermen “edepsizlik”, içine kapanıklığın “bunalım takılmak”, odandan çıkmayışın “şımarıklık”, bazılarının depresyon dediği küskünlüğün “bulmuşken bunamak”, “kıymet bilmemek”, “şükürsüzlük” oluyor.

sen tüm iğrenç ruh haline rağmen, bu yaftaların farkına varırsın. rağmen falan değil aslında; bu durumlarda her şeyi biraz fazla net görmeye başlarsın. umursamazlığının yerini derin bir hüzün alır, insanları kendine hiç tahmin edemeyeceğin kadar uzak görmeye başlarsın, anlatacak hiç bir şeyin yoktur, anlatsan bir işe yaramayacağını/anlaşılmayacağını bilirsin; çözümsüzlüğü kabul etmişsin, yenilgiye doymuşsun, savaşamazsın.
yavaş yavaş delirmişsindir, bilirsin. müthiş sosyal, konuşkan, güleç, paralı günlerinde susmayan telefonuna artık günlerce bir çağrı gelmemesinin, gelen smslerin de gsm şebekenden gelmesinin sebebini bilirsin: görünmez olmuşsundur, daha kötüsü istenmeyen insan olmuşsundur. acı anlatılmak istenmiyor genelde, bir de, anlatılmıyor, anlatamazsın.
yavaş ya da bir günde; delirmişsin bir şekilde. algıların yön değiştirmiş/kapanmış, bu yüzden, iyi bir kaç şeyi de hayra yormazsın. zaten korku kardeşin olmuştur, iyi bir şeyin, berbat on şeyle takip edileceğini kabul etmişsin.
en son korkularından arındığın; deliliğin zirve noktasına gelirsin. intiharı korkaklık olarak niteleyenlerin bilmedikleri tam da budur. hiç bir şey, intihar eden insanın umrunda değildir. umursamazlığın gerçeğine vakıf olan insan için, aşılması gereken bir sorun yoktur ortada. intihar teşebbüsünde bulunmuş, başaramamış biriyle konuşunca çok net anlatır; intiharla ilgili söylenen şeylerin çoğu yalandır. vazgeçiş, öyle kolay bir şey değil. vazgeçmek kolaycılık değil. vazgeçemediklerin değil midir akıttığın gözyaşlarının sebebi genelde?hayatta üç beş gün daha fazla tutunmanı güç mü addediyorsun? bak sözlük okuyoruz, buraya yazıyoruz, buraya kusuyoruz; birazdan da başka bir şeye kaydıracağız ilgiyi ki; gerçekliğin ortasına düşmeyelim. intihar eden ise o gerçekliğe ulaşmayı umar aslında. buraları kendisine fazlaca sahte gelmiştir, bıkmıştır sunilikten. dikkat edilirse fark edilir; intihar edenler genelde çok gerçekçi insanlardır.

intihar etmemişse bu insanın önünde bir seçenek oluyor zaten: “saldım çayıra arkadaş” demek. hakikaten de salar. etrafındaki umursamaz ama yüzündeki çizgileri derin, gözleri ufalmış insanlara bir daha bak; piç/gevşek değil onlar. fazla sürünmüşler, fazlaca yorulmuşlar, bıkmışlar, incitilmişler, çabaların hiç bir yaraya merhem olmadığını çoktan fark etmişler ve hayatın gerçeğini idrak etmişler: her şey geçiyor, herkes gidiyor.
o “yavşak” karşında boş boş sırıtıyor ise çok tahammülüdür, intihar etmemiş hala çünkü, saygıyı hak eder.

insanlar böyle, bir garip. seni yavaş yavaş delirtirler, sen delirirken itinayla senden kaçarlar, sen gittiğinde ise klişe cümleleri hazırdır:
– neyi vardı ki acaba ölecek kadar? (onu bilmediğin için gitmiş olmasın?)
– keşke bir arasaydı, konuşur dertleşirdik.
– çok abartmış, bir borç için ölünür mü? (hala bir insanın para için öleceğini düşünüyor.)
– çok iyiydi, çok.

sorma neden falan filan dinlerler arkandan. “pek çok gideeeenn memnun kiiii yerindeeen” diye çığırırken akıllarından geçersin, sonra da bir başkasını delirtirler.
çünkü birileri delirmiyor, hiç bir zaman da delirmeyecek. beton gibi bir şey bunlar. seni ortandan çatlatırlar ancak bunlara hiç bir şey olmaz. ellerinin titremesini, saçlarının dökülmesini, nefes almakta zorlanmanı, kararmış cildini, herkesten uzaklaşmış olmanı, sebepsiz öfkeni, her şeyi sorguluyor olmanı, sebepsiz gülümseyişini, yok yere ağlayışını, sigara üstüne sigara yakıyor olmanı, bir şarkıyı beş saat boyunca dinleyebiliyor olmanıizlerler ve bir kaç klişe yorumları ceplerinde hazırdır, seni yaftalarlar.
kimse seninle gerçekten bittiğin gün yan yana durmuyor, dursa da sen görmeyebiliyorsun. bitmişsin çünkü, ceplerin bomboş. bu cepleri klişe kelimelerle – sahte dostluklarla – iğrenç klişe ilişkilerle dolu insanlarla yarışamazsın; zaten, sen onları kendinle aynı kulvarda görmezsin. kibrin yoktur hani, kulvar dedim, kendini üstün görmezsin. onları dünyaya yakıştırırsın, kendini quasimodo gibi bir şey hissediyorsundur en iyi ihtimalle onların yanında. onlar dik, sen kamburun önde gideni. onların örnek hayatları var, sen hiç bir yere hiç bir zaman yakışmadın, hiç kimseyi tam mutlu edemedin, kimse seni mutlu edemedi, hiç bir işi doğru düzgün yapamadın.
dedik ya, algıların pas tutmuş.

ipek de yavaş yavaş delirmiş. keşke dönse de, bir konuşabilsem onunla. keşke ipek dönse de şu sözlükte bir kaç cümle yazsa. tüm tahsile dayalı, mantığa dayalı yazılara tercih ederdim onu; sadece ipek’i okurdum.
ipek’i çok seviyorum.”

kaknem (ekşisözlük yazarı)

***

benim için kaknem yazıları ile gerçekten uçlardaydı, farklıydı, değişikti ve en önemlisi tutarlıydı. bir insan söyledikleri ve yaptıkları ile ne kadar tutarlı olabilir ki? çok az değil mi? kaknem yazdığı her yazıda fazlasıyla tutarlıydı. bir tarafta özgürlük diye bağırırken diğer bir tarafta ”onlar ölsün” demiyordu, herkese özgürlük diyordu. kimseye dili, dini, ırkı, inancı, inançsızlığı sebebi ile hakaretlerle gitmiyordu. dış görünüşünden, cinsel kimliğinden, eğitimsizliğinden ya da aldığı o eğitimi süper addedenleri bundan dolayı aşağılamıyordu, hor görmüyordu. herkese insan gibi davranıyordu. çünkü insandı. çok farklı bir bakış açısı vardı. madalyonun diğer değil onlarca yüzünü görebiliyordu. boşluğa değil en dolu kısma bakıyordu ve yazdıkları çok doğruydu. gerçek manada çok az kişi okuyordu, diğerleri ise bilinmez bir nefretle gidiyordu üstüne. onlara bile ”gülümsüyorum” diyordu. garip, değil mi sana nefretle gelene çiçek atmak. sen küfür ederken, hakaret ederken karşı taraftan aynı tepkiyi görememek hatta gülümsüyorum demesi ve gülümsemesi. o gülümseme de kahkaha değildi bence çok anlamı var anlayana. hani birisine binlerce kelime söylemek istersin ama bilirsin ki kırılacak, paramparça olacak, en iyisi susmak dersin ve susarsın, sadece gülümsersin.

 
***
once arkadasim, sonra dostum, akabinde ise meslektasim olan guzel kiz. bugun yine aklima geldi, aralik ayi idi, emindim ama yine de sozluge baktim. sonra “ah be arkadasim” dedim, seni son kez gordugum an aklima geldi. yazliginin bahcesinde arabana su tutuyordun. yanina gelip sana satasinca da hortumu bana cevirmistin. ah be ipek, ah be dostum. sana yine “mexican” desem ve hemen ardindan yine gulmeye baslasak… ah ipek…

ipek-erturk

 
“Yavaş yavaş delirdim, kimse farketmedi. Hayat çok zor. Ailemi çok seviyorum.” için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Aralık 2016 in Türk Şiiri, Yol Üstündeki Semender'ler, Şiir

 

Etiketler:

Yorumlar kapalı.

 
%d blogcu bunu beğendi: