RSS

O

19 Şub

Bir hasta kadın, Dicle’nin üstünde her akşam
Bir hasta çocuk gezdirerek, çöllere gül-fâm
Sisler uzanırken o senin doğmanı bekler.

Yorgun gibi mühmel duran asude ufuklar
Titrer, silinir… Dâmen-i şeb her şeyi saklar,
İklim-i hayalâta bakan bir nazar-ı dûr
Hüzniyle doğar necm-i sema sâkit ü mahmur;
Bir mâilik üstünde yanar gizli ziyalar
Leylin bütün ezhârı semalarda açarlar,
Leylin bütün ezhârı, bütün ruh-ı ziyası;
Bir nefha-yı meçhulenin eşyaya teması,
Zulmetlerin esrarını baştan başa sallar,
Sen, ah, doğarsın o zaman, mest ü ziyadar…

Sahilleri sessiz dolaşan hasta hayale,
Bir nûr-ı teselli taşır alnındaki hâle;
Hatta o soluk çehreye nûrun dokunurken,
Bir buseye benzerdi ki gelmiş ona senden.

Nehrin gece, rüya vü serâirle boğulmuş,
Ufkunda tahassürler okur gamzede bir kuş.
Bir giryeli ses – belki kadın, belki de erkek –
Söyler gecenin şi’rine bir aşk, bir ahenk…

Nûrun dökülür, sahil erir, karşıki yerler
Bir hâb-ı münevverde hep eşkâlini gizler;
Sîmîn dumanlarda ölür ruh-ı menâzır,
Bir ra’şe-i zerrin ta karşıda yer yer
Mahmur ışıklar yüzer esrar üzerinde
Yorgun sular üstünde kanar bir şeb-i hande…

Her lerze, her ahenk bulut, hâb oluyorken,
Bir feyz-i umumi-i ziyadar ile birden,
Sakin soluyorken gece eşbâh ü avâlim,
Yalnız o ziyalarda kalır sakin ü muzlim.
Ey mâh cebînin o cebîn-i keder ü gam,
Altında o yorgun, o soluk heykel-i mâtem!

Ahmet Hâşimerotik-siirler

Reklamlar
 
O için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Şubat 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yorumlar kapalı.

 
%d blogcu bunu beğendi: