RSS

Kategori arşivi: Çeviri Şiirler

Sükûnet

Kuşların güneye göç etmelerini görüyor musun?
Fani şeyler de böyledir: Gelir geçer
Sakin ol, düşme zamanın vehim tuzağına
Bir rüyayı bir başka rüyaya ekleyen zamanın

Özlemi başka uzak yerlere doğru yönelir;
Bilgenin kalbi ise yaldızlı burada kalır
Vazgeç ulaşılmaz diyarların rüya imgesinden –

Sen güneşi ve yıldızları bizzat kendinde taşıyorsun

Frithjof Schuon
Çeviri: Mahmut Kanıkbilgelik-siirleri

 
Sükûnet için yorumlar kapalı

Yazan: 17 Haziran 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Rüzgârla Yoldaş

adım atıyorum
sarı ve kızıl dalgaların üstünde
sonbahar günbatımında

gecenin ve günün
sonuna inandığım kadar
hiçbir şeye
inancım yok

şimdi nerede?
ne yapıyor?
unutmuş olduğum kişi.

rüzgâra yoldaş gelmişim
yazın ilk gününde
kendiyle beraber götürecek beni
sonbaharın son günü

geliyorum bir başıma
içiyorum bir başıma
gülüyorum bir başıma
ağlıyorum bir başıma
gidiyorum bir başıma

doğu değil
batı değil
kuzey değil
güney değil
durduğum yer, yalnız burası

bağırıyorum
derin vadinin tepesinden
yankıyı beklerken

gözyaşımı durduramıyorum
ağlamanın yeri olmadığı
zaman

her zaman biriyle
buluşmayı bekliyorum
ki gelmeyecek..
ismi hatırımda değil

yıllardır
saman çöpü gibi
mevsimlerin arasında
avare olmuşum..

Abbas Kiarostamiahmet-koyuturk-fotograflari

 
Rüzgârla Yoldaş için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Haziran 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Çalar Saat

Çalar saat! uğursuz Allah, korkunç, bir karar,
Parmağı bizi tehdit eder, bize der: “Hatırla!”
Bir hedefteymiş gibi dikilecek yakında
Dehşet dolu kalbinde ürpermiş ıstıraplar;

Kaçacak ufka doğru o buharı andıran
Zevk, kulisin nihayetinde bir rakkas gibi;
Her insanın bütün ömrü boyunca nasibi
Nimeti bir parça yiyor senden de her an.

Ve saniye, üçbin altıyüz kere saatte
Fısıldıyor: Hatırla! Hatırla! – Koşan böcek
Sesiyle, şimdi der: Ben ‘Geçmiş Zamanım’ gerçek,
Ve emdim kirli hortumumla ömrünü işte!

‘Remember!’ Hatırla ey sefih! ‘Esto memor!’
(Aşinasıdır hançerem bütün lisanların.)
Dakikalar o külçelerdir ki fani çılgın,
Altınını almadan atmaması doğrudur!

‘Hatırla’ ki zaman muhteris bir kumarbazdır
Hilesiz kazanır, bu bir kanun, her koyuşta.
Gün sona eriyor; gece büyüyor; hatırla
Susuzdur her girdap; su saati boşalır.

Yakında çalacak saat ve ilâhî kader,
Ve şan dolu Fazilet, henüz bâkire zevce,
Ne nedamet o dahi (ah! son misafirhane!)
Ve hepsi diyecek: “Vakit, koca ödlek! geber!”

Charles  Baudelaire
Çeviri : Ahmet Muhip Dıranaszaman-muhteris-bir-kumarbaz

 
Çalar Saat için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Haziran 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Yorgunluk

Usluluk, usluluk, usluluk, ah, ne güzeldir!
Bırak biraz dinlensin bu alevli arzular.
En doyumsuz anında bile sevdanın, ey yar
Kadın bizi ablaca terkedebilmelidir.

Öpsün yorgun tenimi uykulu okşayışlar,
Sıcak soluğun, salınan bakışın bence bir
Git, uzun bir öpücüğün tadında değildir
Inatçı titreyişler, çılgın kucaklayışlar!

Ama sen haylaz çocuğum, diyorsun ki bana:
“Yüreğinde tutkunun boruları çalmada!”
Aldırma sen borular bildiği gibi çalsın!

Alnını alnıma koy, ellerini elime
Yarın bozsan bile gel andiçelim seninle,
Ve ağlayalım sabaha dek, ey küçük çapkın!

Paul Verlainepaul-verlaine-siirleri

 
Yorgunluk için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Haziran 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Mühürlü Alyans

Güzel bir akşamında hayatın
Yanıma geliyorsun
Karanlık olsa da gecelerin
Yıldızlar gibi parlıyorsun.

Öyle olsan da, alyansım
İşte, yüzünü açar aydınlık ay
Al onu, kabul et benim için
Mühür gibi sağlam, parmağında kalsın.

Sence ay bir söz olursa
Asılı kalsın gökte parmağım
Soğuk gümüş arama
Sana sıcak güneşi veriyorum.

Düşüncemiz, gönlümüz bir
Sözümüz beraber, hayatı seviyorum
Öyle düşünsem de, akar su hızlıdır
Bir köprü yok üstünde, çekiniyorum.

İshak Meşbeşe (Adıge)
Çeviren: Meretiko Metin

dunyanin-en-guzel-ask-siiri

Yıllar evvel, Türk Edebiyatı dergisinin şimdi hatırlayamadığım bir nüshasında 20. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden Louis Aragon’un imzasını taşıyan bir yazı okumuştum. Yazı, “Dünyanın En Güzel Aşk Hikâyesi” başlığını taşıyordu. Aragon, gençliğinde, kızgınlıkla andığı Nobelist yazar Rudyart Kipling’in “Dünyanın en güzel hikâyesi” adında bir öyküsünü başlığın vaat ettiği ihtişama eşdeğer bir beklenti içerisine okuyuşundan ve yaşadığı hayal kırıklığından bahsediyordu uzun uzun. Yıllar yılları kovalıyor, Aragon, dünyanın en güzel aşk şiirlerinden birini yazsa da (“Sana Büyük Bir Sır Söyleyeceğim”), “dünyanın en güzel aşk hikâyesini” okuyamamanın eksikliğini hep içinde taşıyor. Bir vesileyle o yıllarda Fransızcaya ilk kez çevrilmiş ve gelecek vaat eden genç bir Kırgız yazarın bir kitabını okuyor. Kitabın adı Cemile, yazarı Cengiz Aytmatov. İşte diyor Aragon, işte, dünyanın en güzel aşk hikâyesi bu. Ve başlıyor anlatmaya, uzun uzun!

Bu ‘beklenti’ benim de içimde yer etmiş olacak, ilgi duyduğum tüm sanat dallarında (resim, sinema, fotoğraf, edebiyatın tüm kolları…) hep bir “dünyanın en güzel …” yaratısını aradım. (Bayezid-i Bistamî’nin o güzel sözünü hatırlamanın vaktidir: “Aramakla bulunmaz; ancak bulanlar daima arayanlardır.”) Bu, bir yerde, sanatı hayatımın biricikliğine sunmak, özgünlüğüne katmak, onunla daha anlamlı ve anlaşılır, daha kendiliğinden ve sahtelikten uzak bir ilişki kurma girişimiydi benim için. Bunu yıllarca -ve en başta- edebiyatta aradım. Yüceler yücesi bir dağın zirvesinde yapayalnız ve tek ayağı üzerinde durmaya mahkûmken bile hayatta kalmaya çalışan bir insanın hikâyesi bile bana “işte dünyanın en güzel …”sı dedirtmedi! Hayır, o ben değildim. Gözyaşları içinde kendini boşluğa bırakırken kaderine sitem eden kusurlu adam olsaydı belki, ama o ben değildim… Edebiyatın o güne değin beni mahrum ettiği şeyi sinemada buldum ya da şöyle mi demeliyim: bunu bana sinema verdi. (Naili’nin dediği gibi: “Lutf u keremi Hazret-i Mevlâ ile geçtik.”) Karhozat. Macar yönetmen Bela Tarr’ın -aynı zamanda doğduğum yıl olan- 1988’de gösterime girmiş olan ilk filmi. Türkçe adıyla, Lanet. Artık tabiîleşmiş bir alaka ve merak duygusuyla izlemeye başladığım film, dehşete kapılmış bir bedenin korkuyla inip kalkan göğüs kafesi yüzünden beni gece boyu uyutmadı ve bana hakikatimi suratımda patlayan bir baba tokadıyla eşdeğer bir öfke ve merhametle beyan etti. Razıydım. Çok üzülmüş, ağlamış ama geç ve beklenmedik bir zamanda bile olsa gelen bu mesaj için rabbime minnettardım. Bu yazıyı Mevlit Kandili’ni idrak ettiğimiz bir gecede, 2 Ocak 2015’te yazıyorum. Diyebilirim ki Lanet’i izlediğim gece, ilk defa o gece, ilk vahyin ağırlığı ile üzerine örttüğü kat kat yorgan altında titreyen peygamberimi anladım. Ona olan sevgim kâinatın sınırlarını aşmış, hakikate yaslanıyordu artık. O sevgi, beni büyük bir boşluktan çıkarıp rabbimin rızasını kazanmak için çabalayacağım bir hayat tasavvuruna götürecekti.

İnsanın karşısına ne zaman, neyin çıkacağı çok mu muğlak? Hani insan kendi kaderini kendi yazandı. Yazılırken yaşanılan bir tarih çok da öngörülemez olmasa gerek. (Uyarı: bu söylenene Hz. Hızır’la karşılaşmalar dâhil değildir.) Benim için hayat, sanat kadar sürprizlerle dolu değil. Öte türlü İshak Meşbeşe ya da nâm-ı diğer Adıge ile ve onun “Mühürlü Alyans” şiiriyle karşılaşamazdım. Hayat bize nesneyi sunuyor sadece, ona anlam katmak yılların süzgecinden geçerek kazanılmış bir şahsiyetin işi. Benim “Mühürlü Alyans” isimli şiire yüklediğim anlam, Argon’un Cemile’ye yüklediği anlamdan farklı değil. “Mühürlü Alyans” benim için “dünyanın en güzel aşk şiiri”dir.

İshak Meşbeşe Çerkes halkı için çok önemli bir şair. Hatta Çerkeslerin Mehmet Akif’i denilmesinde hiçbir sakınca yok gibi. Anavatanlarından sürülmüş olan Çerkeslerin hâli hazırda kullandıkları millî marşlarının da şairi Adıge. (“Adıge”, Çerkes halkı arasında yaygın bir biçimde kullanılan genel bir lakap, bir hitap şekliymiş. Adını bilsin bilmesin, Çerkesler arasında birbirlerine “Adıge” diye seslenmek, hitap etmek bir saygı ve yakınlık belirtisi aynı zamanda. Her Çerkes bir Adıge!) Sovyet okullarında eğitim görüyor Meşbeşe. Parti komiserleri ile yakın bir ilişkisi oluyor hep. Sovyetler içinde gelişen kültürel atmosferin her zaman bir şekilde içerisinde oluyor. Ama mensubu olduğu halkla ve onun acılarla dolu mâkus talihiyle ilişkisini hiçbir zaman kesmiyor; kaleminden Çerkeslerin şarkıları, ağıtları eksik olmuyor hiç. Mehmet Akif’le bu yüzden bir bağ kurdum zaten aralarında. Bir ulusun varlığını kendi varlığı gibi sahiplenen, kendi bedenini ulusunun değerleri uğruna siper eden, bunun için yalnızca kalem savaşları değil, bir ruh cihadı yapan, yapabilen şairler vatan şairi olarak kabul görüyor zaten.

Yine de sevmem dâva şiirlerini. İster Mehmet Akif yazsın, ister Nâzım Hikmet… Birinin Berlin Hatıraları ve o hatıraları yazarken, düşünürken gurbet elde oturduğu kafeteryada etrafına hayret ve hüzünle bakan güzel insan daha çok ilgimi çekerken, bir diğerinin hapishanede bile olsa çalışarak, üreterek karısına bakmaya çalışan ve her gün aynı saat diliminde ona duyduğu büyük özlem için Saat 21-22 Şiirleri. “Ben gelmedim dava için” diyen bir Yunus’tadır hep kulağım. Her ulusun zor zamanları olmuştur ve her zorluk, darlık kendisini bulacağı bir sese gereksinme duymuş, ona yaslanmıştır, onun ruhaniyetinden güç almaya çalışmıştır. Bu Macarlarda Sandor Petöfi iken, Türklerde Mehmet Akif’tir. Senegallilerde Léopold Sédar Senghor iken, Çerkeslerde İshak Meşbeşe’dir… Antropologların inanma ihtiyacı duyan bir insan topluluğu için kullandıkları argümanlar bu noktada da devreye girer sanki.

Yazının sonunda tamamını okuyacağınız Mühürlü Alyans şiirini daha ilk okuyuşumda onun dünyanın en güzel aşk şiiri olduğunu büyük bir sevinç ve şükran duygusuyla fark ettim. Defalarca okudum; yukarıdan aşağıya, aşağıdan yukarıya, karışık!.. Şiirin bana söyledikleri kadar sakladığı vardı. Hâlen öyle… Her okuyuşumda bir kapı açıldı. Açılan her kapı kilitli başka bir kapıya çıktı. Şüphesiz bu şiir, benim şiirimdi, benim hakikat evrenimdendi. Her dimağın bu şiirden benimle aynı tadı alamayacağını biliyorum, bu benim hikâyem! İşbu yazının yazılış gayesi de bu noktada kendini ele veriyor işte: şiirini, öyküsünü, filmini arayan okur! Aramak, evet. Benim arayışım “Soğuk gümüş arama/ Sana sıcak güneşi veriyorum.” diyen bir şiirle, bitti.

Kaynak: http://merkezgar.blogspot.com.tr/2015/06/dunyann-en-guzel-ask-siiri.html

 
Mühürlü Alyans için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Haziran 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Sevginin Temelleri

Sevgi bir nisbettir, hem Tanrı’yı ililendiren, hem insanı
İlmimiz bilmese de bu ilişkinin sırrını.
Sevgi bir zevktir bilinmez hakikati
Allah, Allah! Ne tuhaf değil mi?
Sevginin nedenleri sarıyor beni özüyle,
Varlık ve yokluk gibi iki zıt elbisesiyle,
Allah’ın varlığı bile sevgiyle bilinir.
O’na benzer değiliz ama, bizde de O’nda da o görülür.
Ey Allahım affet beni, beni ve söylediklerimi,
Şükür kabilinden söylüyorum ben bunları.

Ben kendi zâtımı sevdim. Bir’in ikiyi sevişi gibi
Sevgi O’ndandır: Tabiî ve ruhani,
İlâhîsi de O’ndandır, Kur’an ayetleriyle belli.
Hûda nurunun sözleri sana geldi.

Sen soruyorsun, oysa sorularını anlamıyorum ben.
Hangi sevgiden, hangi mizandan söz ediyorsun sen.
Her sevginin bir başlangıcı var. Rabb’ın sevgisinden özge
İlmim doğruluyor: İkinci yok O’ndan öte
Her aşkın bir başı vardır, sonu yoktur tabiî aşkın dışında
İki aşk var ki tanımına güç nerde
Ah bir kez anlasan o iki aşkın ne olduğunu
Ne kaybolur gider, ne de vardır o ikisinin sonu

Sevginin gayesi kavuşturmaktır insanda
Bir teni bir tenle, bir canı bir canla.
Oysa Rahmânla kavuşma gayesi “ebediliğe” ermektir.
Çünkü sevginin güzelliği, ancak O’nun Güzelliğinin bir parçasıdır
O’nu anlatamadıysam, nefsim kimi sevdiğimi bilmiyor demektir.
Çünkü O’nu anlatmak için daha deliller gerektir.

Ben sevginin sevgilisiyim, ah bir bilseniz!
Sevgi de bizim sevgilimiz, ah bir anlasanız!
Eğer benim niyetimi anlarsanız
Yüce Allah’a hamd ediniz.
Biliniz! Niçin çevremdekiler sözlerimden yüz çevirdiler?
Çünkü benim sözlerimi anlamaktan çok uzaktı onlar.
Niçin açık seçik gösterdiğim şeylere gözlerini kapadılar,
Ve varlığımdaki sevgilimi görmediler?
Sevmedim ben O’nun halkından hiç kimseyi
Anlayınız hayır, hayır! Varlığımdan başka kimseyi
İlâhi niteliklere büründüğümden beri, O’nun zuhûr yerine döndüm

Evet tam öyle oldum, öyleyse bana bağlanınız.
Ben Allah’ın ipiyim yaratılışınızda, bunu iyi biliniz.
Öyleyse kul olarak hizmete koyulunuz, kapıma geliniz.
Zeyneb’i Nizam’ı ya da Inan’ı
Seviyorum dersem, o zaman iyi anlayınız ki
Bu bir simgedir eşsiz ve sonsuz güzel,
Ki ardında çok değerli ve yaldızlı bir giysi var.
İşte ben onu giyenin üzerindeki giysiyim.
O giysiyi giyen kimdir bilinmez
O giysinin içinde vaktiyle Hallac’ın dediği var:
Öyleyse geliniz, neşeleniniz, sevininiz.
Aşk hayatına yemin olsun ki ne zaman O’nu müşahade etsem
O gelir önümde belirir sizi müşahede edeyim diye.
Göz göremez Allah’ı olduğu gibi
Her an ve her durumdadır, fakat yok gibidir sanki.

Varlık bir harftir, sen onun anlamısın.
Hayatta bir emelim yok O’ndan başka.
Harf bir anlamdır, anlamı kendindedir
Göz görmez o anlamdan başka hiçbir şey.
Kalp gider gelir fıtratın bir gereği
Kâh şekline o harfin kâh anlamına.
Tanrı yücedir, hiç kimse O’nu içeremez
Ama biz O’nu kalbimize sığdırırız.
Bunu ben demiyorum, Tanrı böyle diyor
İyi bilin o ilahî söz bu anlama geliyor.

İbn-i Arabî / İlâhî Aşk / İnsan Yayınları
Çeviren: Mahmut Kanıkibn-i-arabi-ilahi-ask

 
Sevginin Temelleri için yorumlar kapalı

Yazan: 15 Mayıs 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Bilmiyorum

1. Geldim, bilmiyorum nereden, ama geldim;
Önümde bir yol gördüm, yürüdüm,
İstesem de istemesem de yürümeyi sürdüreceğim,
Nasıl geldim, nasıl gördüm yolumu?
BİLMİYORUM!

2. Bu varlığın içinde yeni miyim yahut eski mi?
Özgür müyüm yoksa bağlı bir tutsak mı?
Hayatımda kendimi ben mi yönetiyorum, yoksa başkası mı?
Bilmek isterdim, ancak…
BİLMİYORUM!

3. Benim yolum nasıldır? Uzun mu, kısa mı?
Tırmanan mıyım yahut düşüp yok olan mı?
Ben mi yolda yürürüm yoksa yürüyen yol mu?
Yoksa ikimiz dururken, geçen sadece zaman mı?
BİLMİYORUM!

4. Keşke bilseydim, o meçhûl güvenli alemdeyken,
Acaba biliyor muydum orada gömülü olduğumu?
Ortaya çıkıp sonradan, bir gün var olacağımı?
Yoksa acaba hiçbir şeyi anlamıyor muydum?
BİLMİYORUM!

5. Acaba, bu şeklimle bir insan olmadan önce,
Herhangi bir şey miydim ya da hiçbir şey mi?
Var mı bu bilmecenin bir cevabı yoksa sır mı kalacak ebedî?
Bilmiyorum ve niçin bilmediğimi de…
BİLMİYORUM!

DENİZ

6, Sordum bir gün denize: “Ey deniz ben senden miyim?”
Doğru mu bazılarının hakkımızda söyledikleri?
Yoksa yalan, yanlış ve iftira mı dedikleri?
Güldü bana dalgaları ve dedi ki
BİLMİYORUM!

7. Ey deniz, biliyor musun üstünden kaç bin yıl geçtiğini?
Hatırlar mı sahiller, önünde diz çöktüklerini?
Biliyor mu nehirler, senden doğup sana döndüklerini? |
Ne diyor köpürdüğünde dalgalar?..
BİLMİYORUM!

8. Sen, ey tutsak deniz, Ah!.. Ne büyük tutsaklığın!
Ey haşin deniz! Sen de ben gibisin elinde değil hiçbir şeyin,
Ahvâlimiz bir, benzemiyor özrüme özrün,
Ne gün kurtulurum bu tutsaklıktan? Ya Sen ne zaman?..
BİLMİYORUM

9. Gönderdiğin bulut ile ağaçlar sulanır bir de toprağımız,
“Yedik meyveleri” deriz, halbuki biz seni yeriz,
“İçtik yağmurları” deriz de seni içeriz, …:
Doğru mu bu inandığımız yoksa yanlış mı?
BİLMİYORUM!

10. Sordum ufuktaki buluta: “Kumunu hatırlar mısın?”
Sordum yapraklı ağaca: “Kadrin ne bilir misin?”
Sordum boyundaki inciye: “Aslını anımsar mısın?”
Sandım ki hep bir ağızdan dediler:
BİLMİYORUM!

11. Raks ediyor dalga, bitmez bir savaş varken derinliğinde,
Yaratırsın balıkları, ama obur balinaları da,
Ölüm ile güzel yaşam buluşmuştur bir arada sinende,
Bilseydim keşke, beşik misin yoksa mezar mı?
BİLMİYORUM!

12, Leyla gibi kaç genç kız ve Mecmûn gibi kaç delikanlı,
Nice saatleri kıyında geçirdiler, Leyla şikayet edip, Mecmûn açıklayarak,
Dinler; her ne konuşsa Mecmûn, Leyla söyler, Mecmûn’sa kendinden geçer,
Yoksa kaybettiği bir sır mıdır dalganın sesi?
BİLMİYORUM!

13. Geceleyin nice krallar otağ kurdular da etrafında,
Sisten başka bir şey göremedik sabah oldu da,
Ey deniz! Bir gün dönerler mi yoksa dönmeyecekler mi asla?
Sordum: “Kumun mu içindeler?” Kum dedi ki: “Ben”
BİLMİYORUM!

14. Ey haşin deniz! Senin de ben gibi kabukların ve kumun var,
Sen gölgesizsin ve benimse yeryüzünde bir gölgem var,
Sen akılsızsın ey deniz, benimse bir aklım var,
Acaba ben gidiyorken sen niçin kaliyorsun?
BİLMİYORUM!

15. Ey feleğin kitabı! Söyle var mı bu denizin öncesi ve sonrası?
Ben bir kayık gibiyim onun içinde, o ise uçsuz bucaksız,
Zamanın amacı var mı gidişimde, ben gidiyorken amaçsız,
Bilmek ne güzel, fakat nasıl bileyim?..
BİLMİYORUM!

16. Ey deniz! Bilsen ne acayip sırlar var içimde,
İndi bu sırların üstüne örtüsü ben olduğum bir perde,
Bunun için daha da uzaklaşıyorum, her yaklaştığımda,
Bilmek üzere görüyorum kendimi ama…
BİLMİYORUM!

17. Ey deniz! Ben de bir denizim, kıyısı kıyın olan,
Meçhûl yarını ve dünü seni kuşatan,
İkimiz de ey deniz, bir damlayız buradan ve şuradan,
Dün nedir, yarın nedir diye sorma?.. Ben…
BİLMİYORUM!

MANASTIR

18. Hayatın sırrını keşfetmiş bir topluluk var dediler manastırda,
Ancak bozuk akıllılardan başka bir şey bulamadım orada,
Cesetleşmişler; çünkü ülküler helak olmuş kalplerinde,
Ben kör değilim de başkaları mı kör?..
BİLMİYORUM!

19. Tapınaktakiler sırları en iyi bilenleriymiş insanların güya,
Dedim: “Doğruysa söylenenler, sır çıkmış açığa”,
Şaştım; Örtülü gözler güneşi görüyor da,
Niçin göremiyor örtüsüz olanlar?..
BİLMİYORUM!

20. İnziva ile takva ise eğer uzlet, kurt rahip olur,
Manastırsa aslanın ini, onu sevmek farz ve vacip olur,
Keşke bilsem, yetenekler yaşatansa öldüren inziva mı olur?
Bir günahken inziva, nasıl günahı yok eder,
BİLMİYORUM!

21. Gördüm manastırda dikenli teller içindedir güller,
Gördüm ki: temiz çiğdem sonra acı suya kanaat etmişler,
Canlı ışık etrafında karanlığa razı gibiler,
Var mıdır kaibi sabırla öldürmenin bir hikmeti?
BİLMİYORUM

22. Şafakta girdim manastıra, neşeli bir şafak gibi,
Gece ayrıldım oradan, kızgın bir gece gibi,
Bir sıkıntı vardı içimde, oldu bin bir sıkıntı,
Manastırdan mı derdim yoksa geceden mi? :
BİLMİYORUM!

23. Girdim manastıra münzevileri konuşturmak için,
Bir de ne göreyim, bir topluluk, en az ben kadar şaşkın,
Ümitsizlik alaşağı etmiş onları, teslim olmuşlar zayıflıklarından,
Bir de baktım kapıya, yazılmış üstüne:
BİLMİYORUM!

24. Hayret, itaatkar, hem de zekî münzeviye!
Terk etmiş insanları, yaratıcının bütün güzelliği onların üzerinde,
Sonra başlamış aramaya onu ıssız yerlerde,
Su mu gördü çölde yoksa serap mı?..
BİLMİYORUM!

25. Ne kadar da tereddüt edersin bu açık gerçekte ey münzevi!
Dileseydi şayet Allah Güzeli sevmemeni,
Yarattığında akılsız ve ruhsuz eylerdi seni,
Dedim: “Yaptığın günahtır”, bana dedi ki:
BİLMİYORUM!

26. Ey kaçan adam! Asıl ayıp işte bu kaçışın,
Kurtuluş yok ettiğinden, çöllere de gitsen,
Sen her hâlükârda cânî, öcünü alamamış bir katilsin,
Hoş görür mü Allah bunu, hiç affeder mi? :
BİLMİYORUM!

MEZARLAR ARASINDA :

27. Mezarlar arasındayken demiştim kendi kendime:
“Güveni ve rahatı buldun mu, bu çukurdan başka bir yerde?”
İşaret etti, bir de baktım ki göz çukurlarında bir böceğin açtığı yara,
Sonra dedi ki: Ey soran! Ben de…
BİLMİYORUM!

28, Bak (ey nefsim)! Bu mekân nasıl da denk etti herkesi,
Köle kalıntıları arasında kral yok olup gitti, :
Bir daha ayrılmamak üzere aşık ile sevmeyen bir araya geldi,
Bu mu en mükemmel adalet? (Nefsim) dedi ki:
BİLMİYORUM

29. Eğer ölüm bir diyetse, temiz olmanın suçu ne?
Eğer sevapsa, günahkârlığın erdemi ne?
Eğer ölüm varsa, kazanç ya da kayıp ne?
Niçin “kötülük” ya da “iyiliğin” adları var?
BİLMİYORUM!

30. Konuş ey mezar! Söyleyin ey çürümüş kemikler bana,
Yıktı mı hayallerinizi ölüm, öldü mü kara sevda?
Kimdir ölen, yıllardan ve milyonlarca yıldan bu yana?
Mezarlarda, ortadan mı kalkar zaman?
BİLMİYORUM!

31. Eğer yatışsa ölüm, sonu uzun bir kalkış olan,
Neden sürekli değil, güzel kalkışımız bu yatıştan?
Neden bilmez kişi, acep göç ne zaman?
Ne zaman anlaşılacak bu sır, ne gün bilecek insan?
BİLMİYORUM!

32. Bir uykuysa eğer ölüm, ruha rahatlık veren,
Tutsaklık değil, özgürlük, son değil, başlangıç iken,
Niye severim uykuyu, hoşlanmazken ölümden?
Neden korkar ruhlar ecelden?
BİLMİYORUM!

33. Ölümden sonra kabir ötesinde dirilme ve canlanma var mı?
Bir hayat ile sonsuzluk mu yahut yok oluş ile kayboluş mu?
Doğru mu insanların söyledikleri yoksa yalan mı?
Doğru mu bazı insanların bildikleri?..
BİLMİYORUM!

34. Ölümden sonra hem bedenimle, hem ruhumla dirileceksem,
Acaba bir kısmımla mı yoksa tamamen mi dirileceğim?
Bir çocuk mu yahut orta yaşlı mı olacağım?
Dahası, ölümden sonra tanıyacak mıyım kendimi?..
BİLMİYORUM!

35. Ey dostum! Örtüleri parçalamakla oyalama beni,
Öldükten sonra aklım hesaba katmaz formaliteleri,
Eğer aklım başımdayken bilmiyorsam akıbetimi,
Nasıl bilebilirim kaybettikten sonra aklımı?.
BİLMİYORUM!

SARAY VE KULÜBE

36. Yüksek kubbeli, heybetli bir saray gördüm,
“Seni yapan yıkılasın diye mi yapmış” dedim,
Bir parçasısın onun, bilmiyorsun nasıl kaybolduğunu dedim,
O da bilmiyor senin ne içerdiğini; biliyor mu?..
BİLMİYORUM

37. Ey ustalar istemeden önce bir hayal olan örnek!
Bir fikirsin beyinde, seni örtmüş karanlık,
Ve kalplerde böceklerin yediği bir dilek,
Sensin kendinin ustası, hayır… hayır…
BİLMİYORUM!

38. Nice saraylar vardır da, ustalar onları ilelebet baki sanır,
Sarsılmaz dağlar gibi sabit, yıldızlar gibi sonsuz sanır,
Halbuki daha bir taslakken zaman onun üstüne kuyruğunu atmıştır,
Yıkılmak içinse yaptıklarımız neden hâlâ yaparız?..
BİLMİYORUM

39. Bulamadım sarayda bir şey, berbat kulübede olmayan,
Her ikisinde de kölesiyim şüphenin ve gerçeğin,
Mahkumuyum ebedî gecenin ve aydınlık sabahın,
Sarayda mı, kulübede mi üstünüm?
BİLMİYORUM!

40. Hem kulübe, hem sarayda yok kendimden kaçacak bir yerim,
Hem umuyor, hem korkuyorum, hem razı oluyor, hem kızıyorum,
Altın yaldızlı ipekten mi yoksa keten midir elbisem?
Öyleyse çıplak niye elbise bekler?!.
BİLMİYORUM!

41. Tan vaktine sor: “Var mı çamuru ve mermeri?”
Saraya sor: “Örtmüyor mu karanlık onu da kulübe gibi?”
Yıldıza, rüzgara, bir de buluta sor ki:
“Acep her şey gördüğümüz gibi mi?”
BİLMİYORUM!

DÜŞÜNCE

42. Belirdi içimde birçok düşünce ve açığa çıktılar,
Benden sanmıştım onları, ancak fazla kalmadan uzaklaştılar,
Kuyuda bir an görünen hayal gibi, sonradan kayboldular,
Nasıl çıktı ortaya, niçin kaçtı benden?
BİLMİYORUM!

43. Acaba yolcu mudur, yeryüzünde ondan ona konan kişi?
Bir şey mi şüphelendirdi onu, kalmayı kabul etmedi?
Yoksa bana uğrayıp gitti mi köprüyü geçmem gibi?
Benden önce bir başkasında mı gördün onu?
BİLMİYORUM!

44. Yoksa bir an çakıp da kaybolan şimşek miydi?
Ya da bir kafesten uçup giden kuş gibi mi?
Yahut içimde çözülüveren bir dalga gibi mi?
Ben arıyorum onu, o ruhumdayken,
BİLMİYORUM!

ÇATIŞMA VE KAVGA

45. Bir çatışma ve bir kavga fark ediyorum içimde,
Bazen bir şeytanım, bir melek gibi görüyorum kendimi bazen de,
İki kişi miyim ben, katılmayı reddeden biri diğerine?
Yoksa acaba gördüğümde yanılıyor muyum?
BİLMİYORUM!

46. Kalbim kuşluk vakti, bir ormana benzerken,
İçinde çiçekler var, dereler, kuşlar var şarkı söyleyen,
Gönlüm ıssız bir çöle döndü, vakit ikindi olurken,
Nasıl olur kalbim önce bahçe, sonra da çöl,
BİLMİYORUM!

47. Nerede çocukluğumdaki gülüşüm ve ağlayışım?
Neşem nerededir ve gururlu toyluğumdaki saflığım?
Nerede, nasıl yürürsem öyle yürüyen hayallerim?
Kayboldu hepsi, ama nasıl?
BİLMİYORUM!

48. Bir inancım var, fakat benim inancım ve dindarlığım değil,
Ağlıyorum, ama daha önce ağladığım gibi değil,
Gülüyorum bazen de, ancak yürekten değil,
Keşke bilsem, nedir değiştiren beni?
BİLMİYORUM!

49. Her gün dertli, her zaman duyguluyum,
Bugünkü ben, gecelerden ve aylardan beriki ben miyim?
Yoksa güneşin batışındaki ben, doğuşundaki ben değil miyim?
Her soruşumda kendime verdiğim cevap:
BİLMİYORUM!

50. Nice işler var, bende iken korktuğum,
Kaybettiklerimi arzulayarak gecelediğim,
Nedir beni ona sevdiren ve ondan nefret ettiğim?
Ondan yüz çeviren ben miyim? —
BİLMİYORUM!

51. Niceleri vardı, bir süre eğlenip zevk alarak beraber yaşadığım,
Ya da nice yerler, zevk ü safa ile zaman geçirdiğim, :
Uzaklığını yakınlığından daha açık gördüğüm, i
Nasıl kalır kaybolan bir şeyin izi?
BİLMİYORUM!

52. Nice bahçeler var, ömrümü ağaçlarını korumakla geçirdiğim,
İzin vermedim insanlara, çiçek koparmalarına oradan,
Gelip kuşlar yediler meyvelerini sabahleyin,
Uçan kuşların mı bahçe yoksa benim mi?
BİLMİYORUM!

53. Zeyd’e göre nice çirkin olan; Bekir’e göre güzeldir,
Zıt iken birbirlerine, Amr’a göre bir hayaldir,
Bilseydim keşke, iddiasında hangisi doğrudur?
Niçin bir ölçüsü bulunmaz güzelliğin?
BİLMİYORUM!

54. Gördüm; iyilik unutulur, kusurlar gibi,
Doğuşu da beklenir güneşin, batışı gibi,
Gördüm ki kötülük de gider gelir, iyilik gibi,
O hâlde niye yabancı sayarım kötülüğü? :
BİLMİYORUM!

55. Hani yağmur istemeyerek yağar ya,
Hani yerdeki çiçekler kokularını zorla saçar ya,
Güç yetiremez yer, dikenini yahut gülünü gizlemek için ya,
Sorma: “Hangisi daha hoş ve daha güzel?”
BİLMİYORUM! |

56. Diken bir kralın ya da peygamberin başında taç olabilir,
Gül bir hırsızın veya bir zalimin elinde olabilir,
Tarladaki diken, derilen gülü kiskanabilir,
Yoksa acaba kendinden daha hor mu görür?
BİLMİYORUM!

57. Bazen korur beni tehlikeden, elimi yaralayan bir diken,
Bazen olabilir zehir kokuda burnumu dolduran,
Yine de en iyisidir güİ, yasa ve örfüne göre olan,
Hepsi zulüm dolu bir yasadır bu, ancak…
BİLMİYORUM!

58. Yıldızları gördüm, neden doğduklarını bilmezler?
Bulutları gördüm, neden yağmur yağdırdıklarını bilmezler?
Ormanları gördüm, neden yaprak açtıklarını bilmezler?
Niçin bunlar da benim gibi cahil?
BİLMİYORUM!

59. Her emin oluşumda üstümden örtüyü kaldırdığıma,
Nefsim güldü bir gizemle sırra vakıf olduğumda,
Kendimi bulamadım, ümitsizliği, şaşkınlığı buldum da,
Bilmemek mükafat mıdır yoksa ceza mı?
BİLMİYORUM!

60. Bülbülün ötüşünü dinlemek bir tutkudur bana,
Yeşil yaprağın hışırtısı, derenin şırıltısı da,
Görürüm yıldızları, meşaleler misali karanlıkta,
Onlar mıdır zevk veren yoksa ben mi?
BİLMİYORUM!

61. Bir gün ben melodi miydim acaba bir telde?
Yahut bir dalga mıydım acaba bir nehirde?
Ya da parlak yıldızların birinde?
Yoksa bir koku, bir hışırtı, bir meltem mi?
BİLMİYORUM!

62. Bende de var; sedefler, kumlar ve inciler, deniz gibi,
Bende; meralar, tepeler ve dağlar yeryüzü gibi,
Bende; yıldızlar, bulutlar ve gölgeler gökyüzü gibi,
Deniz miyim, yeryüzü mü, gökyüzü müyüm ben?
BİLMİYORUM!

63. Bal, şarap ve tatlı su, içeceğimdir benim,
Sebze, meyve ve helal et de, yiyeceğim,
Kaç canlı yok oldu gitti varlığımda diyeceğim?
Kaç canlıda bir şeyler var benden?
BİLMİYORUM!

64. Sözü daha anlaşılır, daha tatlı mıyım ben, vadi serçesinden?
Daha da mı güzelim çiçekten, hoş muyum kokusundan?
Yılandan daha akıllı, daha da garip miyim karıncadan?
Yoksa da düşük ve aşağıda mıyım onlardan?
BİLMİYORUM!

65. Yaşayanların hepsi ölür benim gibi,
Yerler elbet, içerler benim gibi.
Uyanır da uyurlar, konuşur sa susarlar benim gibi,
Ah bir bilsem, nedir onlardan ayıran beni?
BİLMİYORUM!

66. Gördüm karıncayı rızkı için çalışır benim gibi,
İhtiyaçları var hayatta ve hakkı benim gibi,
Aynıdır feleğin nazarında suskunluğu konuşmam gibi,
İkimiz de gidiciyiz bir gün, ama nereye?…
BİLMİYORUM!

67. Şarap gibiyim, ancak hem içenim, hem sâkî,
Aslı gizli benim gibi, hapsi toprak hapsim gibi,
Çıkarılır tıpası ondan, tıpkı benden çıktığı gibi,
O, ne olduğunu bilmiyor ve ben de
BİLMİYORUM!

68. Halt etmiş “şarap, fıçının kızıdır” diyen,
O, fıçıdan önce kökündeydi asmanın,
Asmadan önce içindeydi sabah bulutunun,
Peki daha önce neredeydi?…
BİLMİYORUM!

69. O, kafamdaki düşünce, gözümdeki nurdur,
İçimdeki umut, kalbimdeki duygudur,
Bedenimde coşarak akan kandıri
Peki daha önce nasıldı?…
BİLMİYORUM!

70. Bir şey hatırlamıyorum geçmiş hayatımdan,
Bilmiyorum bir şey gelecek yaşantımdan,
Bir özüm var, ancak bilgim yok mahiyetinden,
Ne zaman bilir özüm aslını özümün?…
BİLMİYORUM!

71. Geldim ve gidiyorum bilmeden her şeyi,
Bir bilmeceyim… Gidişim de sırdır gelişim gibi,
Karışık bir bilmece, yaratan da bu bilmeceyi,
Tartışma! Akıllı kişidir diyen:
BİLMİYORUM!

İliyyâ Ebû Mâdîbilmiyorum-siiri
 
Bilmiyorum için yorumlar kapalı

Yazan: 06 Mayıs 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: