RSS

Kategori arşivi: Şiir

Hatıra

Geçsin günler, haftalar,
Aylar, mevsimler, yıllar…
Zaman sanki bir rüzgâr
Ve bir su gibi aksın…
Sen gözlerimde bir renk
Kulaklarımda bir ses
Ve içimde bir nefes
Olarak kalacaksın…

Enis Behiç Koryürekben-hazirim

 
Hatıra için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Nisan 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ömr-i Muhayyel (Hayal Edilmiş Ömür)

Bir ömr-i muhayyel… Hani gülbünler içinde
Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;
Bir ömr-i muhayyel…Hani göllerde, yeşil, boş
Göllerde, o sâfiyet-i vecd-âver içinde
Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü muğfel
Bir ömr-i muhayyel!

Yalnız ikimiz, bir de o: Ma’bûde-i şi’rim;
Yalnız ikimiz, bir de onun zıll-ı cenâhı;
Hâkîlere bahşeyleyerek hâk-ı siyâhı
Dûşunda beyaz bir bulutun göklere âzim.
Her sahn-ı hakîkatten uzak, herkese mechûl;
Bir safvet-i masûmenin âgûş-ı terinde,
Bir leyle-i aşkın müteennî seherinde
Yalnız ikimiz sayd-ı hayâlât ile meşgul.

Savtındaki eş’ar-ı pür-âhenk ile mâlî,
Şi’rimdeki elhan-ı muhabbetle nagam-saz,
Ah istiyorum, göklere âmâde-i pervâz
Bir lâne-i âvârede bir ömr-i hayâlî…

Bir ömr-i hayâlî… Hani gülbünler içinde
Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;
Bir ömr-i hayâlî… Hani göllerde,yeşil,boş
Göllerde, o sâfiyet-i vecd-âver içinde
Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü hâlî
Bir ömr-i hayâlî!

Tevfik Fikret (Servet-i Fünun, No:401, 1314/1898)

omru-hayal-siiri

Günümüz Türkçesi ile;

Hayal Edilmiş Ömür

Hayal edilmiş bir ömür… Hani gül köşkleri içinde
Bir kuşcağızın bahar ömrü kadar hoş
Hayal edilmiş bir ömür… Hani göllerde, yeşil, boş
Göllerde o saf ve temiz aşkı veren yerde
Bir dalgacığın ömrü kadar geçici ve yalan
Hayal edilmiş bir ömür…

Yalnız ikimiz, bir de o: şiirimin ilâhesi
Yalnız ikimiz bir de onun kanadının gölgesi
Topraktakilere bağışlayarak kara toprağı
Omzunda beyaz bir bulutun göklere yükselmek

Her hakikatin içinden uzak, herkese meçhul
Bir masum saflığın kucağının terinde
Bir aşk gecesinin ağır geçen seherinde
Yalnız ikimiz hayalleri avlamakla meşgul

Sesindeki manzumeler ahenk ile dolu
Şiirimdeki aşk ezgileriyle nağme yaparak
Ah istiyorum göklere uçmak için bir hazır kanat
Bir başıboş yuvada, hayal edilmiş bir ömür

Hayal edilmiş bir ömür… Hani gül köşkleri içinde
Bir kuşcağızın bahar ömrü kadar hoş
Hayal edilmiş bir ömür… Hani göllerde, yeşil, boş
Göllerde o saf ve temiz aşkı veren yerde
Bir dalgacığın ömrü kadar geçici ve dertsiz
Hayal edilmiş bir ömür…

 
Ömr-i Muhayyel (Hayal Edilmiş Ömür) için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Nisan 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kenan Çağan Şiirlerinden Mısralar

inandık ve aldandık!

aldanmaktaki kekre tat
hayatın tadıydı
a n l a d ı k ….

***

tedbirsizdik ve iyi ki tedbirsizdik
yağmuru ve geceyi sokakta karşılar
bu serencam bir ömre sığacak sanırdık

***

en azından kaybımızı bilsek
tekrardan yönümüzü belirlesek
yola düşsek

***

denklerimizi toplayalım
eşlerimizi sürülerimizi
fırtına kopmadan
sur üflenmeden
bu belalı vadiden geçelim

***

zamansız ölüm yoktur
amenna
ama bir başka babda
her erkek zamansız ölür illa

***

3. ve tanrım
söze sonradan girmeyeceğim
ilk konuşup son sözü söyleyeceğim

gencölüm yeğdir
yaşam sarasına tutulmaktan

***

mendilimde gizli o ağır yarayla yürüyeceğim
ardıma bakarsam yenilgim olsun
gözlerine inemezsem yenilgim

***

istedik mi sahiden

***
 
insan yalnızdır.
insan ne çok yalnızdır
***
tanrı elimden tutunca kaybım azalıyor
***
sebep olsa da olur
olmasa da
yeniden yazıldığımda aşka yenileceksem
işte her dilden yazıyla yeniden yazıldım
aşktım.
 
sayalım ki sadece heves ettim.
***
anımsamalıyım tabi
andaç hafıza kaybıdır
anımsamalıyım
insan yarının kaybıdır
***
 
hepsinden beterini söylemeliyiz
susmak kanatır bir adamın ömrünü
namlu soğur ayrılık eşini soyunurken
***
tek. tek bir hatıra: yani varsa
-madem ki var anlamında-
verilen söz hatırlanmalı
***
ufuk çizgisiyle tahripkar bir gündönümü
kalmakla gitmek arasındaki farkı bilse ne
bilmese ne
şen hayat yok
 
varsa sadece ölüm
***
demem o ki hayat asla taviz vermiyor
***
 
ya da bir adamın eskisi
bir adamın eksiği mesela
hep karanlıkta açması kendini
ve sürekli suskunluğa düşmesi
***
bir ömrün içinde yengiyle yenilginin
atbaşı gittiklerini anımsamalı
kendimi bütün korkulardan soyunmalıyım
***
 
hatırlanacak birşey yok
ne yaşanmışsa unutulmalıdır
***
ama bil yine de zafer için erken
***
 
yaşlanmak hatıra denizinde boğulmaktır
üzerine alma sen
zaten ne zaman senin için konuşsam
senden kendime doğru bir kuruma nöbeti
***
hiçbir tedbir
hayatın haşarı sürprizlerini karşılayamaz
ben de diretmeyeceğim
bütün tedbirler için doğrulmayacağım
***
 
acıyı acıyla yuğmaktı yaşamın şifası
anladım.
***
şimdilerde
çiçek tozlarına karışmış uçuşan dudaklarına
bir düşte rastlamak düşündeyim
***
bütün dillerimi bir iç yangınında yitirdim. dilsizim.
çölde kum tanesi yüreğim. aşka yeltenemeyecek kadar yüreksizim.
***
bir kadınla bir adam arasında tutuşuyor deniz
***
 
dört koldan da aksak karşılaşmayacağız
başkasının ağzıyla konuştukça karşılaşmayacağız
***
ilham yiter ve solar gül;
kalp su alan bir sandaldır işte.. ne kadar görkemli de olsa
***
karşılaşalım derim yeni baştan: kimseyi almadan araya
***
kimse kolay olacağını söylemedi zaten
***
 
bu söyleyeceklerim kendime
hiç taşınmadan eskittiğim evsizliğime
***
geçtim artık anlatacak değilim
çünkü kimselere gözükmeden kaybolmanın sırrını
çekemez kendi gölgesindeki
hiçbir ince dal
***
ey kentli güzel kendinlesin
tıpkı bir düşmanlaymış gibi kendinle
***
yarım ağızla çağırdığımız çağırmayacak bizi
***
 
varlığıyla emniyet yokluğuyla endişe
***
gittiğin yok kaldığını kimse anımsamıyor
***
 
mürted denilecek
tıpkı aşka heves denildiği gibi
***
ayan olduğum! son demim! aşkım!
beni kendine tapınan putperestlerle baş başa bırakma

Kenan Çağanbercestem
 
Kenan Çağan Şiirlerinden Mısralar için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Nisan 2017 in Bercestem, Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Leşker

mezar toprağını çizmekte bir otomobil
galoşları giyinip bir evhamın hijyenli saatleri
ziyaret edilmekte

bir de hatırlatmak gerekmekte
soytarıdan devlet olmaz
hiçbir
devlet ebed müddet olmaz
misal evladı fatihan bir leşkerin istilasında
korkular içinde leş
serkeşlerin kıyamında
hemcinsine eş

isteyince hep daha fazlasını; cennetin krallığını
ve kendi karanlığına kıvrılan bilgeliğini
toprağın huyunu gecenin geçkinliğini
ya da itiraf edince bir savaştan döner gibi
kazanmanın ya da kaybetmenin hali değil
bitirmiş olmanın
iki dirhem bir çekirdek olmanın kalbiyle
yaralarına daha sonra dönüp bakmanın
burada ilmi siyaset gterekmiyor
burada hesaplar tükeniyor demenin
demem o ki hayat asla taviz vermiyor
,
bak bu sana dair olsun
ama önce seninle kimliğinle kişiliğinle
itirazın olmaz umarım öyle
başlayalım bence
bir kadının eğrisi olmaz mesela
varsa hatları
ya da bir adamın eskisi
illa gerekiyorsa eksiği
bir adamın eksiği mesela
hep karanlıkta açması kendini
ve sürekli suskunluğuna düşmesi

kendime dair de konuşmalıyım
ağrı kesicileri bırakıp kitaplarımı kapatmalıyım
döktüklerimi
dörtlüklerimi toparlamalı
örneğin önce kendime uğramalıyım
bir ömrün içinde yengiyle yenilginin
atbaşı gittiklerini anımsamalı
kendimi bütün korkulardan soyunmalıyım

belki de o yüzden oluyor bu büyük ayin
adaklar adanıyor kurbanlar kesiliyor
ekran büyüyor buyurgan bildirge öne çıkıyor
hizaya çekecekler uygun adım diyecekler
ikişerli üçerli sıralarla
bölünmeyecek vatan
kan aktıkça kan bağı güçlenecek
lanet edilecek: niye var ki kimlik
örtülü siyasetin çapraşık hazlarla
bulaşık ağzı
büyük general büyük vatan büyük halk
soluk yıldız kaygısız hatıra bunaltıcı yaz
her zaman seçenek olsun
her zaman kaçacak bir yerleşke
hiçbir tedbir
hayatın haşarı sürprizlerini karşılayamaz
ben de diretmeyeceğim
bütün tedbirler için doğrulmayacağım
DÜZ YÜRÜYECEĞİM SADECE ÖNÜME BAKARAK
ŞIK BİR ÖLÜM İÇİN EN ŞIK HAYATI SEÇECEĞİM
DİK SADECE DİMDİK DURARAK

Kenan Çağandirenmeyecegim

 
Leşker için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Nisan 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ölü Diller Arşivi

yaşlanmak hatıra denizinde boğulmaktır
üzerine alma sen
zaten ne zaman senin için konuşsam
senden kendime doğru bir kuruma nöbeti

ikimiz de geciktik kalktı bütün vapurlar
ülker yıldızı kayboldu
iyisi mi kendimizden vazgeçelim
çok sofistike değilse
kahpelikten o uzun cemselerden
şiddetten bahsedelim
vatandaşın ekmeksiz gözlerinden

kabul etmesen de olur
öneri deyip geç
zaten toplamda
insan bir ömür körlüktür
önerileri önermeleri görmemektir
algısına yandığım dünya
körün küllüğünde tüten ince bir dumandır
o da varsa

Kenan Çağan
Ölü Diller Arşivi / Hecekenan-cagan-siirleri

 
Ölü Diller Arşivi için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Nisan 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kısa Anlar İçin Uzak Şarkılar

onları
bakır bakraçlıları kıyısına küsmüş denizleri
hadi söyleyelim onları
hiçbiri değil sözümüzün muhatabı
seken taşın kara bahtlıları

esasında yoktular
konu değildiler
hatırlanacak ya da özlenecek değildiler
onları diyorum
o koyu sofuları o efkarlı bahtiyarları

geçtim artık anlatacak değilim
çünkü kimselere gözükmeden kaybolmanın sırrını
çekemez kendi gölgesindeki
hiçbir ince dal

Kenan Çağanolu-diller-arsivi

 
Kısa Anlar İçin Uzak Şarkılar için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Nisan 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Omurga Flütü

Lili Yuryevna Brik’e 

Giriş

Hepiniz için,
sevinç bulmuş olduğum ya da bulduğum
ve koruduğum ikon resimleri gibi ruhun
şiir dolu kafamı yükseltiyorum
bir şarap bardağı gibi masadan.
Düşündüm arasıra
iyi olacağını
sona erdirmeyi bir kurşunla.
Nasıl olursa olsun,
bugün sunuyorum
en son konseri içten çekilme selamımı.

Hafıza!
Burda sokulacak onlar beynin salonuna
dolu gözleriyle ışıldayan kahkahaların
sonsuz kuyrukları hepsinin, sevdiğim.
Düğün giysilerine bürüneceğiz bu gece.
Işıyacak sevinç bedenden bedene.
Bu gece, bu gece hiç unutulmayacak.
Çalacağım, ayağa kalkıp
kendi omurgamı flüt gibi.

1.

Çiğniyorum kilometrelerini yolların şaklayan adımlarla.
Nereye gidebilirim içimin cehennemi tutuşunca?

Ben,
Bütün eğlencelerin tansık ustası,
yok biri eğlenceye gidecek benimle.
Daha iyi olurdu sokağa atılmam
ve parçalamak kafamı taş Nevskiy’e karşı!
Sövüp saydım.

Bağırdım var olmadığını tanrının,
ama soktu elini tutuşan Cehennem’e tanrı
ve bir kadın çıkardı
dağ gözünde kımıldadı
ve buyurdu bana:
sev o kadını!

İhtiyacım yok sana!
Benim olasın istemiyorum!
Biliyorum
ölüm çarçabuk
alıp götürecek beni.

Var olduğun gerçekse, tanrı,
sen örmüşsen yıldız göğü halısını,
bu acı işkencesi,
kötüye giderse her gün
sence buyurulmuşsa cezalanmam,
as kendini tanrı yargıç zinciriyle.
Bekle ziyaretimi.
Tam zamanında geleceğim
ve gecikmeyeceğim.

Dinle beni,
büyük enkisizyoncu!

Ağzımı bıçak açmayacak.
Bir çığlık bile
kopmayacak paramparça dudaklarımdan.
Bağla beni kuyruklu yıldızlara yabanıl atlar gibi
bırak yollarına gitsinler
ve parçalasınlar beni kanatlarında yıldızların

2.

Dalgın adımlarla köprüye gidiyorsun-
ve düşünüyorsun,
her şey iyi orda, aşağısında ırmağın.
O zaman görürsün
çürüyen dişlerimi ışıyan suda,
altında Seine köprüsünün
benim.

Güçlüyüm
ve gerekince bana
buyururlar:
Dudaklarımda donup kalır sonuncusu
adın olur
paramparça olunca mermilerle.

3.

Bugün size gelince
korkuya kapıldım birden-
değildi beklendiği gibi her şey.
Bir şey vardı ipek bükümünde giysinin
ve güzel kokusu tütsünün havada.
Sevinçli misin?
“Hem de nasıl.”
Kuşkumu çoğaltıyorum, ateşimi tutuşan dörtnala
usun engelleri parça parça oluncaya.

Mezarlar genişliyor
Dibi yok derinliğin.
İnanıyorum
düştüğüme günlerin tribününden.
Bir ip gibi gerdim ruhumu uçuruma,
ve dengeliyor onu, oynuyorum sözcüklerle.

Biliyorum,
yıpranıp aşındığını aşk yüzünden
yorgun düşmüş beni taşıya taşıya.
Dön gel benim ruhum, yorulmuş gibisin.
Eğlenceden uzak değil beden, yürek bilsin.

Biliyorum,
parayla bulunur bir kadın çoğu zaman.
Zararı yok,
benim için daha iyi
Paris giysileri yerine
seni giyinmem sigaramın dumanlarıyla.

Şimdi
sevinebilirsin,
şurada lit de parade’lıların senin
şimdi
karasevda egemen olan,
ve ben koşmak istiyorum yalnız en yakın kanala
ve sokmak başımı çeneleri arasına suyun.
Dudaklarını sundun bana,
öyle kalın ve soğuk
hafifçe dokunamıyorum titremeden onlara
günah çıkaran gibi dizlerine kapanınca
ve örtüyor öpücüklerle manastırın yaş duvarlarını.

İşkence
dize kapanmaya zorladı beni
bulunduğum durum içinde.
Kral Albert,
kaybeden
bütün kentlerini,
şımarık bir adgünü çocuğu yanımda.
Çiçekler, otlar yeşerecek güneşler altında!
Bahar canlılık getirecek!
Bir istek kalıyor benim için yalnız-
boşaltmak bir maşrapa şiiri son yudumda.

Yüreğimi çalan sen,
soyup soğana döndüren,

ve yıkımlara salan ruhumu,
kabul et bu son şiiri, soruyorum
yazdığım bu son şiir mi, değil mi diye.

Bir bayram gibi süslenecek işte o gün
bir haç için bu büyünün benzediği.
Bak,
en sonunda başardım
kağıda mıhla beni sözcük çivileriyle.

1915

Vladimir Mayakovski
Çeviri: Abdullah Rıza ErgüvenMayakovskinin_odasi

 
Omurga Flütü için yorumlar kapalı

Yazan: 14 Nisan 2017 in Çeviri Şiirler, Yol Üstündeki Semender'ler, Şiir

 

Etiketler: ,

 
%d blogcu bunu beğendi: