RSS

Kategori arşivi: Şiirdir Baba

İki de baba vardı bu korkunç tayfa arasında

87
İki de baba vardı bu korkunç tayfa arasında,
Yanlarında oğulları da vardı, birinin oğlu
Daha sağlam ve güçlü görünüyordu ya,
Daha önce öldü ve yanındaki
Sofra arkadaşı bildirdi bunu babasına,
“Tanrı acı çektirmesin, elimden bir şey gelmez.” dedi babası
Bir an bakarak oğluna ve cesedin denize atıldığını
Gördüğünde ne bir gözyaşı döktü, ne de bir ah dedi.

88
Öteki babanın oğluysa
Ana baba kuzusuydu ve ,
İyi dayandı ancak, ılımlılık ve sabırla,
Geciktirdi onu izleyen alınyazısını,
Gülümsedi arada sırada,
Babasının yüreğinde büyüdüğünü gördüğü
Ölümün onları ayıracağı duygusunu
Hafifletmek ister gibi.

89
Ve babası eğildi oğlunun üstüne,
Yüzünden ayırmadı gözlerini ve solgun dudaklarındaki
Köpükleri silerek uzun uzun baktı ona,
Ve sonunda diledikleri yağmur geldi,
Parladı oğlunun gözlerindeki donuk tabaka
Bir an için kımıldar gibi oldu,
Babası sıktı paçavrayı, azıcık su damlattı
Ölmekte olan çocuğunun ağzına – ne ki boşunaydı.

90
Can verdi oğlan, babası tuttu onu
Baktı bir süre, ölüm kesinleşinceye
Kalp atışı dininceye kadar ve nabzı
Ve umutları sönüp gidince,
Sevgiyle izledi oğlunu
Gömülünceye dek azgın dalgalara,
Sonra çöktü, donuk ve ürpererek, ve göstermedi
Elinin ayağının titreyişinden başka yaşam belirtisi.

Lord Byron
Kanto II

 
İki de baba vardı bu korkunç tayfa arasında için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Temmuz 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir, Şiirdir Baba

 

Etiketler: ,

Panayır

Saatlerin yağmaladığı taze ömrüm,
Saklandığı şapkaya küskündür tavşan
Elimde değil diyorum, bu yaşamaktır
Söz alıp ayağa kalktığımda dağılıyor meydan

Dünya dedikleri bin damada gelin
Saçını evde boyamış kadınlar gibi öfkeli
Eskiyor günden güne acımak da
Kâğıt parayı cebe hızla atıyor dilenci

Başını dayayıp gökyüzüne hatırlattın:
İzlemek uçan kuşu keyiflidir uçmaktan
Ürkme diye tüm cıvıltılar avucumda saklıdır
Farkın kalmamış artık, tövbe tutmayan avcıdan

Babasına benzediğinde yaşlanır erkekler
Artık yapamıyorum dedin, gözlerini benden aldır
Gülümseyen bir fotoğrafınız olmalı, ölmeden önce
Tüm umutsuz adamlar tebessümüyle anılır

Gökhan Ergür
Üzüntüden / Profil Kitap / 2016beni-tebessumumle-hatirla

 
Panayır için yorumlar kapalı

Yazan: 03 Temmuz 2017 in Türk Şiiri, Şiir, Şiirdir Baba

 

Etiketler:

Babanın Yokluğuna Gitmek

Ne vakit babamın yokluğuna gitsem
Babam bana bir şey diyor.

Diyorum ki, bir yerdeyim ben baba
Bir gökte. Gökte gece var, ay var,
Sen de varsın. Ama hercai bir şey sanıyor
İnsanlar beni böyle görünce.

Oysa benim karnımda bir zehir var.
İçimde çok uzakta biri kalmış da
Onu çok özlemişim gibi bir zehir var.

Babam burası yatmak için çok güzel, diyor.
Sen de kaldır kıçını biraz gez dünyayı,
Kastamonu’ya git mesela Devrekani’ye
Çok güzelmiş de, bak o zaman geçecek,
Dünya göreceksin, gülümsüyor.

Elim soğuk mermeri okşuyor.

Onun  yokluğuna giderken biz
Kardeşlerim annem hepimiz
serin ufkundan geçiyoruz Balkanların
ve bizim oraların havası
Sanki hepimizin zehrine iyi geliyor.

Bana “sen kalk, güllerin altını çapala,
dünyayı belle, ben artık gideyim,” diyor.

Bir elim öbür elimi okşuyor.

Birhan Keskinbabalar-gunu-siiri

 
Babanın Yokluğuna Gitmek için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Haziran 2017 in Türk Şiiri, Şiir, Şiirdir Baba

 

Etiketler: ,

Kızıma Mektup

Mevsimin adını değiştirmeye giderken bir leylek
Elimize doğdun sen
O leyleğin gölgesi geçerken üstümüzden
Elimize doğdun misk ve amber yüklü bir şilep
Sanki karaya oturdu birden

Şükür ki biz de gördük o günleri
Sevincin tenimizde yaptığı düğünleri

Meğer iple çekmek de varmış yorgun akşamları
Sen yokken köşe bucak kaçtığımız o dev dalgaları

Önce meleklere gülümser onlarla konuşurdun sadece
Boyardın eski bahçemizi başka renklere

Derken başladı odalara bir bozkır akını
Çünkü büyümekti komşu ülkelerin sana en yakını
Bana düşmez bir harita koymak senin önüne
Ama dar yollara sap derim, derin geçitlere

Bir İthaka’n olsun senin de. Uzak, en uzak olanı seç
Varmak mühim değil ,aslolan yolda olmaktır, muhkemse yürek

Oyalanma Liliput diyarında, aldanma ne derse sineklerin tanrısı
Yalnızca baygınlık verir çünkü cücelerin şarkısı

Kendin olmak için savaş eğer savaşacaksan
Kelebekler seni tamamlar, seninle yürür sarısabır ve taflan

Yenilmek de güzeldir. Yenilmek: Boş bir sandal gibi duymak mehtabı
Böyle böyle geçecek ağzında büyümenin o buruk tadı.

Varsın her şey giderek azalsın, üstümüzde gök altımızda toprak
Sen büyüdükçe çocukluğunu uzatmaya bak.

Atakan Yavuzkizima-mektup-siiri

 
Kızıma Mektup için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Haziran 2017 in Türk Şiiri, Şiir, Şiirdir Baba

 

Etiketler:

Rüyası Merak Edilen Çocuk

Çocukluğunu hatırlayabilenler uçsuz bucaksız kıyılara daha kolay uzanabilirmiş.

İnsan en iyi bildiği şeyi yazarmış. Bu doğru. Çocukluğumu yazmak istediğimde birden akın ediyor çocukluk günleri. Belleğime kayıtlı çocukluk anıları sesleniyor bana çocukluğumun patikalarından.

Çocukluk dürbünümden görünenler karşısında yine şaşırıp kalıyorum işte! . .

Bizden önceki, bizim ve bugünkü kuşaklardan erken ve hızlı büyümeleri istendi hep. Çocukluktan kaçış sarmalından bugün de bir türlü kurtulamadık. Erken büyümüş çocuklardık. Büyük adam
olmamızı söyleyenleri dinlememiz öğütlense de büyük adam olmanın ne anlama geldiği öğretilmedi bize.

Benim çocukluğum uçsuz bucaksız bir çocuk ülkesi. Kelimenin tam anlamıyla bugün geçmişe doğru bakınca tam bir yitik cennet. Acıları, yoksulluk ve yoksunlukları, arada sevinçleriyle bütün ayrıntılarını hatırladığım uçsuz bucaksız bir dünyadır çocukluğum. Çocuk ödevini yaşama biçimi olarak tercih etmemin ilk nedeni de bu olmalı…

Çocukluktan tamamen kopuş, unutma ve bilerek uzaklaşma halidir. Unutma ve uzaklaşma çocukluktan bütünüyle kopuş anlamına gelir ki bundan sonra da başıma gelmesinden korkarım.
Hele insanın çocukluğu ile varolabildiğinin farkında olan biri için bundan daha büyük bir felaket olamaz. Evet, felaketlerin en büyüğü. Niçin mi? Yaşadığı çocukluğu unutmak çocukluğun ölümü demektir. Hep çocuk kalmak nasıl tehlikeyse, çocukluğun hepten ölümü de öylesine tehlikeli ve insanın köklerinden kopuşudur. İkisinin ortasında kalabilmek ve o ince dengeyi koruyabilmek arzu ve istekle mümkündür. Arzu ve istek, insandaki ebedi çocukluğa rengini verebilir ancak…

Hâlâ çocukluğumu nereden anlatmaya başlayacağıma karar veremedim. Neleri anlatmam gerektiğini de sıralayamadım henüz. Kısa sürse de altı yaşıma kadar babamla arkadaşlığım çocukluğumun altın yıllarıdır. Sorduğum soruların her birini tek tek cevaplandırırdı babam. Arada o da bana soru sorardı. Yaşlı insanların yanında oturma alışkanlığını kazandırması ise erken büyümemi arzu etmesinden başka bir şey değildi. İlk sosyalleşme ve kendimi tanıma serüvenim sayıyorum bu dönemi…

Kendime güven duymaya küçük yaşlarda başlamış olmayı babama borçluyum. Babamdan sonraki dönemde ise hüzünlü, kalabalıklardan kaçan ve hayaldeki arkadaşlarıyla yolculuklara çıkan bir çocukluk yaşadım.

Hiç kumbaram olmadı. Biriktirmekten hoşlanmazdım. Çocukluğumun bütün yaz aylarında çalıştığımı hatırlıyorum. Çay ve fındık toplamayı pek severmişim. Kümesimde birkaç çeşit tavuk ve peşimde dolaşan dövüşken horozumu hiç unutamam.

Şiire küçük yaşta yakalandığımın şimdi daha iyi farkındayım.

Hemen her gece rüya gören ve sabahleyin rüyası merak edilen bir çocukmuşum. Rüyalarımı uzun uzun anlatırmışım. Çocukluğumun hiçbir rüyasını hatırlamıyorum şimdi. Aradan yıllar geçti. Ellisinden sonra rüyalarım geri döndü. Aradaki fark şu: Gördüğüm rüyaları anlatmıyor, yazıyorum. Çoğu, yeniden çocukluğumun görünür olduğu çocukluk filmleri gibi. Zaten şiir, çocukken görülen ve yazılamayan rüyadan başka nedir ki…

Mustafa Ruhi Şirincocuk-edebiyati

 
Rüyası Merak Edilen Çocuk için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Haziran 2017 in Şiir Gibi, Şiirdir Baba

 

Etiketler:

Gökdelenler ve Melekler

Eskidik çok eskidik bilir misiniz, ben
“Amerika’da gökdelenler varmış” denildiğinde
“Gök delmek kimin haddine” diyen
Günah olmasın diye çekinen
Ninelerin torunuyum.
Neredesin anneanne neredesin?
Kör zurnacı âlem yapıyor mu dersin
Kubbeli Hamamda hâlâ
Sanmam onlar da hayâl zerreleri olup dağıldılar uzaya.

Baba dağa gidemedik bir türlü
Bir ayı bulup eve getirecektik..
Hayatımın ilk beş yılı
“Bir gün dağa gideriz”
Avuntusuyla geçti
Büyüdük dağ sözü etmedik hiç
Yıllar geçti, ben de baba olmuştum ki
Sen göçtün başka bir çağa.

Bir tarafta toptak ve su başkalaştı
Gökyüzü çok artmış ışığıyla
Rahatını kaçırdı yıldızların
Periler masalları bile terk ettiler
Şeytanların keyfi yerinde neden gitsinler?
Şükür ki melekler de var
Âmentü’de inandığımız
Günlük hayatta anmadığımız
Fakat yine de onlar
İnananların yardımına koşarlar
Allah’ın müsadesiyle.

Hüsrev Hatemigokdelenler-sehrin-mezar-taslaridir

 
Gökdelenler ve Melekler için yorumlar kapalı

Yazan: 03 Haziran 2017 in Türk Şiiri, Şiir, Şiirdir Baba

 

Etiketler:

Herkes Dışarı

ölüm henüz hepimizden küçüktü
benim güzel arkadaşım kırıldı fakat

arkadaşlık için çekilen o kısa film
henüz başlamıştı, geçmiş karardı
ve anısı kendinden önce yaşayan
çıktı çıkarıldığı kötülüğün katından
güzelliğini herkesin içine attı

herkes dışarı
kimseye yer yok
içinizde yer yoksa
o güzelliğe

içinizde biri var mı
modası geçmiş acılarla çünkü
bir ilgisi var güzel olmanın
kraliçe olamayacak kadar
güzel kadınları hatırlamanın

gövde eğilsin artık, kim karışabilir
gövde gösterisine soytarıların, fakat
kimdedir işlenmemiş bunca suç,
arzunun hortlaklarına ödemekle bitmeyen
ruh borcu: kim bilir, kim üstlenir?

ruh ne zaman benzedi ki gövdeye
ruh kolay ve güzeldir
herkesin sarılacağı kadar incedir
ruh karşılaştırır, karıştırır
gövdedir bırakan karşı karşıya

o, ruhunu dışarda bırakmayan çıt – kanat
yoktu ki şehirde konacak yeri, duydum
kanatlandı içine, başkasının gövdesine
sığınan bir ruh gibi kırıldı, duydum:

meğer ateşli bir hastalıkmış hayat!

Haydar Ergülenolum-benim-guzel-arkadasim

 
Herkes Dışarı için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Mayıs 2017 in Türk Şiiri, Şiir, Şiirdir Baba

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: