RSS

Etiket arşivi: Abdurrahman Adıyan

sevda kaç renktir berfin

hüzün yağız atlarla geliyor
berfin’in
el oyması sır sandığında
naftalin kokulu bir kenttir hakkâri
hakkâri dediğim
çiçeklerden derlenmiş şiir güftesi
her ne kadar dostluğa ve barışa
akıyorsa da zap
hüzün ötesi
-ben sınır ötesini
kanadı kırık bir yürek belliyorum

muhtemelen kaçak uyrukludur tütün
muhtemelen kan ve ağıt yüklüdür
gam kokuyorsa gümüş tabakalarda
fırat’tan nil’e
havva’nın doğurduğu adem’in çocuklarıdır
buralar da sevdalar kaç renktir

fırat’tan nil’e kara elmas deryasıdır
yedi düvelin can damarıdır
firat’tan nil’e kan pınarıdır
kara yağızlı mezra botan uşağı
ay güneşten kaçak sevda ışınlamış
kucakla güneşi /kucakla
kırk haramilerden aşır da gel
tabakası nemli tütün
umudun ve hasretin ısıtır yüreğimi
heybesi sevda yüklüm
biliyor musun sevdan kimlere ölümdür

delikanlının namlusunda ışıldarken
tarutaze namusu
hüzün yağız atlarla gelir
gönül dağlarına sevda feri değmemiş
devrin sevda yoksunu zalimleri
ferman buyurmuşlar /ay doğarken
haraç-mezat- can pazarda
çakallar pusuda bir durna avlar
zap şimdiler de
sevda harına düşmüş göze benzer
gayrı yer suskun
gök matemli
bulutlar renksiz akar
ey şair
buralarda sevdalar neden alacadır

yerle yeksan olmuştur aşkın ülkesi
rüzigâr pasaportsuz sınır ihlâline yeltenmişse de
kimlik sormamıştır /iki yürek
dört arşın toprağa
ondandır zap ve delikanlı yürekler
kabına sığmaz da berfin’e akar
sevdalar bilmem ki kaç dağ ötesidir

hakkâri
dağların kenti
ters lâlelerin çiçeklerin şiir armonisi
çığların ve bebek ölümlerinin
ıtır ıtır esen hüzün ve ağıt senfonisi

berfin‘im
gül sinende sakla
ceviz işlemeli çeyiz sandığını
ölümsüz aşklar töreler ötesidir

mart 2003 / van
abdurrahman adıyan

Reklamlar
 
sevda kaç renktir berfin için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Ocak 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Onbeş nolu sınır taşı

ne zamandır bu dağ başındayım

hangi işgüzar eller dikti beni buraya
kumdan kilden demirden mamulüm
hangi dereden aldınız kumu
/kili hangi ocaktan

madenden alındım
işlendim haddeden geçtim
demir oldum birkaç filiz sınıra dikildim
ismim: onbeş nolu sınır taşı, biliniz

onbeş nolu sınır taşıyım bu hudutta
dört bir yanım çırılçıplak
ne bir kavak ağacı var ne bir servi
ne sesli sessiz bir pınar
ne de ceylanlar uğrar bana
yârenim yok yapayalnızım sınır boyunca

onbeş nolu sınır taşıyım bu hudutta
seksen altı yıldır yalnız yaşarım burada
kuşlar uçar üzerimden kanat çırparlar
pasavansız köylüler hışımdan kaçarlar
rüzgâr gibi geçerler savururlar tozu dumanı
bodur boyumu aşarlar
görüntüm “dur!” dese de, ne çare!

kaçakçılar gelirler yanıma milliyet sormam
gölgem yok yaprağım yok durağım onlara
kimler gelir geçer yanı başımdan bir bilseniz
çok gördüm duydum ama sağır ve dilsizim
evraktan ırak ekmek geçidiyim kaçakçıya
ben, onbeş nolu sınır taşıyım bu hudutta

kaçakçılar savuşurlar yanımdan
kimileyin cesur kimileyin korkak adımlarla
ne dost bilirler beni ne de düşman
gözlerim yoktur ama bilirim
kaçakçının gözlerindeki
/korku ve sevinci

o gün yanı başımda kanlar içinde
otuz dört insan elliden fazla katır
/yanarlarken cayır cayır
bir ben şahidim bir de ay ve yıldız
keşke gözlerim olsaydı allah’ım
gözlerim olsaydı ağlasaydım

ağlasaydım
pınar gibi çağlasaydım
gözlerimden yaşlar aksaydı
aksaydı hep aksaydı
göz seli alsaydı
her iki yakasını sınırın

kim bilebilir bunları kim
şüphesiz sen bilirsin allah’ım
gözyaşı acının şiiri değil mi
şair benden sorsa da susarım
tıpkı yıllardır sustuğum gibi

herkes bekler
o gece neler gördü
onbeş nolu sınır taşı neler…
ne ağzım var ne dilim
kendimi bile tarif edemem
göz de kulak da dil de şairde
gördüklerim duyduklarım ona ayandır
ağzım dilim yok ama tanığım tarihe
ben, onbeş nolu sınır taşıyım bu hudutta

rüzgâr eser kuşlar uçuşur üzerimden
katırlar gelir geçer yanımdan nal sesleriyle
hüzünlüdürler ırak’a giderken kaçakçılar
çoğu çocuk ekmek peşinde namus uğruna
katır kervanlarında dönüşler sevinçlidir
sıcaklaşmış eller yürekler kanatlanmıştır
kazanç ve vuslat direnç vermiştir dizlere
nafaka uğruna aşılır bu dağlar bir de sevda
ben görürüm onların kan ter içindeki hallerini
sınıra vardıklarında kurumuştur dilleri damakları
yürekleri serinleten ne bir çeşme ne bir pınar
bana varmak onura varmaktır
/böyle bellenir kavlince
ne sevdalar tanıdım dağlar aşıp vardılar bana
/aşıp da vardılar bir bilinmez divana

o gecenin tanıklığı düştü payıma
yıkın beni kırın beni parçalayın atın
demiri göğe fırlatın
kum ve kilimi katın toprağa
sürün bu diyarlardan tanıklık eziyor beni
dilsiz ağızsızım dertlerine dermansızım
ben, onbeş nolu sınır taşıyım bu hudutta

bilsem de bir şeyler kayıt dışı bu hususta
lâkin vicdanda tutulsun bunun muhasebesi
ben, onbeş nolu sınır taşıyım bu hudutta.

abdurrahman adıyan

 
Onbeş nolu sınır taşı için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Ocak 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler: ,

asıl aşk şimdi başladı

asıl aşk şimdi başladı

alnıma bir çizgi daha düştü
kavga derinliğinde
aşk serinliği kılıç yarası

gittin de yanaklarımda leblerinin sıcaklığı
ellerimde ellerinin gölgesi kaldı
gözünde muştum
gamzemde gülücüğün kaldı
üzerimdeki aşk kanadının
dört mevsimi yedi iklimiydin
gittin de kadirşinas dillerim sende
lâl ü mercan suskunluğun bende kaldı

bir buluttan ağdın
yağmurdun
nehirlere katıldın
-yolculuk hangi ummana- soramadım
ben yorgun nehirlerin çakılı-kumuydum
ay’ın peşi sıra yıldız yürürdü
benim yıldızım yoktu mehtapta
gittin de gözlerimde gözünün dili
ruhumda ruhunun izi kaldı

kelebeğin
benden daha yiğit olduğunu gördüm
ateş dedi / yandı
eylülün sarı yapraklarında yeşeren aşkın
newroz ateşlerinde
halaylar çekmesini düşledim
ateşimin alazı sende
eylülünün soğuk külü bende kaldı

bir düş gibi girdin koynuma
benden aşk ülkemi çaldın
şimdi hangi şiirimde
hangi yazımda yoksun ki
her ânımda
her yanımda
her düşümde varsın da
lâkin alınyazımda yoksun
gittin de ipeksi yüreğim sende
çılgın demlerin bende kaldı

neyleyim ki
kaderime sayıp dilime perçin
ayağıma pranga vurdum
benim sıcak renklerim sende
senin soğuk renklerin tuvalimde
renklerim sende kaldı

asıl aşk şimdi başladı

abdurrahman adıyan
30 nisan 2005 / gece:01

 
asıl aşk şimdi başladı için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Ocak 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: