RSS

Etiket arşivi: Ahmed Şamlu

Bir Gömleğin Kırmızı Çiçeği

Ayda’ya
1964

Taş çekiyorum omuzumda
Lâfızlar taşını
Kafiyeler taşını
Gurûb vakti ter dökerek geceyi
Karanlık çukurunda
Uyandırıyor
Ve renk katran karası oluyor
Tabutun körlüğünde
Ahenk nefessiz kalıyor
Sessizliğin patlaması korkusuyla
Ben çalışıyorum
Ve sözcük taşlarıyla
Yükseltiyorum
Sağlam
Bir duvar
Şiirimin çatısını üstüne örtmek için
İçinde oturmak
İçinde yaşamak için
Ben böyleyim.
Ahmağım belki de!
Kim bilir
Ben
Zindanımın taşlarını omuzumda taşıyorum
Meryem oğlunun haçı taşıdığı gibi
Sizin gibi değil
Celladınızın kırbaç sapını yontuyorsunuz
Kardeşinizin kemiğinden
Celladınızın kırbacını örüyorsunuz
Kız kardeşinizin saçından
Ve bencillerin kırbaç sapına kaş oturtuyorsunuz
Babalarınızın kırık dişlerinden

Ve ben kafiyelerin ağır taşlarını omuzumda taşıyorum
Ve şiir zindanına
Hapsediyorum kendimi
Çerçevesinin zindanında
Hapsolmuş resim gibi

Nice Aptal resim vardır
Ham insana ait
Yıllar öncesinin beninden
Kaybolmuş
Küçük çocuk bakışım var
Gözlerinde
Daha eski bir “ben”i yerine koymuş
Tebessümünü
Dudaklarına
Ve bugün ona bakışım
Günahlardan
Pişmanlık gibi

Benzersiz bir resim
Onun tebessümünü unutsaydı
Yanakları incelseydi
Hayat arayışında
Alnı çizik çizik olsaydı
Zamanın kölelik zincirine vurulmuş geçişiyle olurdu “Ben”!

“Ben” olurdu
Aynen!
Ben olurdu.
Çünkü zindanımın taşlarını
Omuzumda taşıyorum sessizce
Ve hapsediyorum ruhumun çabasını
Sözcüklerin dört duvarı arasında
Onların sessizliği patlıyor
Ahenklerin boşluğunda
Araştırıyor gözlerindeki bakışsızlığı
Renklerin çölünde
“Ben” olurdu
Aynen!
Ben olurdu; gülümsememi unuttum
İşte yanağım
İşte alnım

Böyleyim ben
Dilsiz lâfızların hoş ahenkli duvarlarının zindanı
Böyleyim ben
Resmimi çerçevesinde hapsettim
Ve adımı şiirde
Ve ayağımı kadınımın zincirinde
Ve yarınımı çocuğumun kendisinde
Ve gönlümü sizin pençenizde

Sizinle ortak çabanın pençesinde
Sizin sıcak kanınızı
İdam mangasının askerlerine içiriyordu
Soğuktan titreyen
Bakışları
Aptallığın donuk şekli olan askerlere

Siz
Kendi “şimdi”nizin mezar odası duvarını yıkma çabasında
Ve güvenerek yaslanıyorsunuz
Dirseklere
Kafatasınızın fildişi mecrasını
Ve emek penceresinden
Yarınınızın aydınlık kasrının tad manzarasını
Çabanızın hamâse ağzında mırıldanıyorsunuz

Siz..
Ve ben…
Siz ve ben
Yapılan başkaları değil.

Hançer
Onların ciğeri için
Zindan
Onların bedeni için
Zincir
Onların boynu için

Ve daha başkaları değil
Sizin cellat potanızı yakanlar
Bahçenin odunuyla
Celladımın ekmeğini pişiriyorlar
Doğup büyüdüğünüz külde
Yarın ateşli, kanlı toprağa girince
İndirirsiniz duvardan resmimi
Evimin duvarından

Aptalca sırıtan resmi
Karanlıklarda ve yenilgilerde
Zincirlerde, ellerde

Söyleyin ona:
Benzersiz resim!
Neden güldün?
Asın onu
Bir daha
Baş aşağı
Duvara.

Ve ben öylece gidiyorum
Sizinle ve sizin için
Sizin için.
Çünkü bu şekilde sevdiğinizim.
Ve geleceğimi geçmişim gibi gidiyorum omuzumda taş
Sözcükler taşı
Kafiyeler taşı
Bir zindan yapıp orada hapis kalmak için
Sevmek zindanı
Adamları sevmek
Ve kadınları

Kavalları sevmek
Köpekleri
Ve çobanları
Gözü yolda beklemeyi sevmek
Yağmurun billur parmak darbesini
Pencere camında

Fabrikaları sevmek
Avuçları
Tüfekleri

Beygir resmini sevmek
Dişlilerinin yörüngesinde
Leğen kemiğinin dağlarıyla
Kırbaç ırmağı
Ve kızıl suyuyla
Senin gözyaşını sevmek
Benim yanağımda

Ve benim sevincim
Senin gülümsemende

Devedikenlerini sevmek
Isırganları, yabanî kekikleri
Ve klorofilin yeşil kanını
Tekmelenmiş yaprak yarasında

Şehrin ergenliğini sevmek
Ve aşkını
Yaz duvarının gölgesini sevmek
Ve işsiz güçsüz dizleri
Koltukta
Sorguçu sevmek
Onunla avucun tozunu sildiklerinde
Ve çelik başlık
İçinde mendil yıkadıklarında
Çeltik tarlalarını sevmek
Ayakları ve
Sülükleri

Köpeklerin yaşlılığını sevmek
Ve bakışlarındaki yakarışı
Ve kasap dükkânlarının tezgâhında
Tekme yemek
Ve kemiğin uzak düşmüş sahilinde
Açlığın verdiği susuzlukla
Ölmek

Gurûbu sevmek
Bulutlarının zincifresiyle
Ve söğüt sokaklarındaki sürü kokusu

Halı dokuma atölyesini sevmek
Renklerin suskun mırıltısını
Düğüm damarlarında yün kanının akışı
Ve parmağın nazenin canları
Ayak altında kalan canlar

Sonbaharı sevmek
Gökyüzünün kurşunî rengiyle

Kaldırım kadınlarını sevmek
Evleri
Aşkları
Utançları

Kinleri sevmek
Hançerleri
Ve yarınları
Gök gürültüsünün boş fıçılarının koşmasını sevmek
Gökyüzünün taş döşemeli inişinde

Liman göğünün tuzlu kokusunu sevmek
Ördeklerin uçuşunu
Kayık fenerlerini
Ve dalganın yeşil billurunu
Gece lambasının gözleriyle

Hasatı sevmek
Ve mırıltı sokaklarını
Başka feryatları sevmek

Koyun leşlerini sevmek
Et satan herifin kanarasında
Müşterisiz kalır etler
Kokuşur
Çürür

Balıkların kırmızısını sevmek
Çinili havuzda

Aceleyi sevmek
Ve durup düşünmeyi
İnsanları sevmek
Ölürler
Erirler
Ruhsuz kuru toprakta
Deste deste
Öbek öbek
Yığın yığın
Batarlar
Batarlar ve
Batarlar
Sessizliği, mırıltıyı ve feryadı sevmek

Şiir zindanını sevmek
Ağır zincirleriyle
Sözcükler zinciri
Kafiyeler zinciri

Ve ben öylece gidiyorum
Benimle birlikte olan
Zindanda
Ayağıma bağlı zincirde
Gözümle birlikte olan koşuşta
Fethimle birlikte giden yakînde omuza omuza
Dünkü duvarda aptalca bir resmin
Gülümseyiş goncasından
Bir gömleğin kızıl çiçeğine kadar
Bir idam çalılığında
Yarına kadar

Böyleyim ben
Kibirli hamâselerin kalesinde oturan
Vahşi öfke atının gurur dolu toynak darbeleri
Takdir sokağının taş döşemesinde

Bir esinti kelimesi
Bir tarihin büyük şarkısının fırtınasında
Bir mahpus
Bir kinin zindanında
Bir yıldırım
Bir intikamın hançerinde
Ve bir gömleğin kızıl çiçeği
Bugünün kölelerinin yarınki yol kenarında

Eylül 1980

Ahmed Şamlu

 
Bir Gömleğin Kırmızı Çiçeği için yorumlar kapalı

Yazan: 16 Haziran 2021 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Şiir hayatın kendisidir (Şi‘rî ki Zindegî Est)

Önceki şairin şiirinin konusu,
Hayat değildi.
Kuru hayal dünyasında o,
Şarap ve sevgili dışında bir şeyden söz etmezdi.
Gece gündüz hayal eder dururdu:
sevgilinin komik zülüflerinin ağına düşmüş,
öte yandan başkaları da;
bir elde şarap kadehi, bir el sevgilinin zülfünde
sarhoşça Allah’ın mülkünde nara atıyorlardı!

Bugünün
şiirinin konusu
bambaşka bir konudur…
Süngüsüdür şiir bugün halkın!
Çünkü şairler,
Daldırlar halk ormanının
Gül bahçesinin yasemin ve sümbülü değiller falanların!
Yabancı değil bugünün şairi
Halkın ortak dertlerine:
O, halkın dudaklarıyla birlikte güler,
Halkın derdini ve umudunu
İliklerine kadar hisseder…

Ahmed Şamlu

Çeviri: Nimet Yıldırım

 
Şiir hayatın kendisidir (Şi‘rî ki Zindegî Est) için yorumlar kapalı

Yazan: 03 Haziran 2021 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Ölümümden Söz Ettim

Başka bir baharın gürültüsü
Haftalar ötesinden
duyuldukça,
Gitmekte olan
eski kara
Ölümümden
söz ettim.

Kafile ulaşıp yükünü çözdükçe
Ve her yerde
ovada
Kiraz ağaçlarından
misk kokulu ateşler yaktıkça
Bahçenin mangalına
Ölümümden
söz ettim.

*

Tozlu ve yorgun
Uzak yolundan
yaşlı yaz
çıkıp gelince
Duvarın gölgesinde
Ağırca oturup yaslandı
Ve çocuklar
sevinerek
çevresini sardılar
Eski âdet uyarınca
Eski heybenin
Düğümünü çözmesi
Ve ceplerini ve eteklerini hep
kırmızı elma
ve taze cevizle doldurmak için.

Sonra
Ben kendi ölümümü bir sır kıldım
Ve onu sırrıma ortak;
Ve ona
Ölümümden
söz ettim.

Her evin bahar uykusunu
Ustaca birbirinden ayıran
Sarmaşığa,

Ve susuzluğa
Her küçük şelâlenin
Onunla bir başka bezendiği yangıya
Ölümümden
söz ettim.

*

Hazan vaktinde
ondan
Kuyuya
söz ettim,
Ve ölümsüz söyleşmelerinde
sese yer olmayan
Göletin küçük balıklarına,
Ormanı yağmalayan
Ve yaşlı bal satıcısını
Kendi dönüşünü bekliyor sanan
Altın bal arısına.

Ve ondan kuru yaprağa söz ettim
Kuru elleri
umutsuzca
tutacak dal arayan yaprağa
Acımasızca bomboş olan
Ortamda.

*

Bir başka kışın hışırtısı
Yakın haftaların ötesinden
duyuldukça
Samur ve kumru
Sersemleyerek
ininden yuvasından
başlarını uzattıkça,
Bahçenin son kelebeğine
Ölümümden
söz ettim.

*

Ben kendi ölümümü
Mevsimlere açtım
ve geçen mevsime;
Ben kendi ölümümü
Karlara açtım
ve tutan kara;

Kuşlara ve
Karda bir yem tanesi arayan
Her kuşa.

Gölete ve
Suskunluk balıklarına.

*

Ben kendi ölümümü bir duvara açtım
Sesimi
bana
geri vermeyen duvara
Çünkü kendi ölümümü
Benim de kendimden gizlemem gerekiyordu.

2 Behmen 1343
(21 Ocak 1964)

Ahmed Şâmlu
Çeviri: Hicabi Kırlangıçahmed-samlu-siiri

 
Ölümümden Söz Ettim için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Aralık 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Aşka Dair Bir Şey Söyle

Kısa bir misafirhanedir dünya
Günah ve cehennemin arasında
Güneş,
Yeni bir hakaret ve küfür için doğmakta
Ve gün
Üzerimize telafisi mümkün olmayan bir utanç taşımaktadır.
Ah!
Gözyaşlarımın sularında boğulmadan önce
Bir şeyler söyle!
Ağaç,
Ataların günahkâr cehaleti
Rüzgâr,
Sürekli kötülüğü soluyan bir vesvese
Sonbahar mehtabı,
Dünyaya bütün kirini seren küfürdür
Bir şeyler söyle
Boğulmadan önce gözyaşlarımın sularında
Bir şeyler söyle
Bütün kapılar güzel
Açılır azabın ülkesindeki ovalara
Aşk, yapıştıkça tene,
İnsanı bunaltan kirli bir rutubettir
Ve gök
İnsanı toprağa yerleşik kılıp
Kaderine ağlayış akıtan
Bir tavandır
Ah!
Sularında gözyaşlarımın boğulmadan önce bir şeyler söyle!
Ne olursa olsun
Pınarlar
Tabutların arasından çalarlar sularını
Ve saçlarını dağıtan ağıtçılar yalnız gururu kalmıştır dünyanın
Paklığını ve temiz kalan kaldıysa neyin
Satma artık aynalara
Facirlerdir yalnız, gün be gün
ihtiyaç duyan aynalara
Sessiz oturma öyle
Allah aşkına
Önce boğulmadan sularında gözyaşlarımın
Aşka dair

Bir şeyler söyle!
Bir şeyler !
Ahmed Şamlu
 
Aşka Dair Bir Şey Söyle için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Eylül 2014 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Aydınlık ufuk

Bulacağız biz güvercinlerimizi yeniden bir gün,
Ve tutacak güzelliğin elinden sevgi.

Bir gün en küçük şarkı öpücük olacak.
Ve her insan,
Her insan için,
Kardeş olacak.

Artık insanların kapılarını kilitlemedikleri bir gün,
Karışmıştır kilit efsanelere
Ve gönül,
Yeterlidir yaşamak için.

Her sözün anlamının sevmek olduğu bir gün
Son söz için söz peşinde koşmayasın diye.

Her sözün ahenginin yaşamak olduğu bir gün,
Ben son şiir için kafiye arama sıkıntısına düşmeyeyim.

Her dudağın bir şarkı olduğu bir gün,
En küçük şarkı öpücük olusun diye.

Senin geldiğin, gitmemek üzere geldiğin bir gün.

Ahmed-i Şâmlû
Çeviri: Nimet Yıldırım

 
Aydınlık ufuk için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Temmuz 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Ateşteki İbrahim’in Şarkısı

Alacakaranlığın kanlı göçüğünde
bir başka adam var.
Toprağı yeşil istiyordu
ve aşkı en güzel kadınlara yaraşır.
Onun gözünde
bu
değildi o kadar da değersiz bir hediye
toprağa ve taşa yaraşacak.
Ne adam! Ne adam!
Diyordu ki
kalbe yaraşan
aşkın yedi kılıcıyla
kan içinde kalmak
ve gırtlağa yaraşan
en güzel adları
söylemek.
İşte böyle bir aşktı demirdağın arslanı adam
yazgının kanlı meydanından
Aşil gibi geçti.
Bir çelik vücutlu:
ölümünün sırrı
aşk kederi ve
yalnızlık gamıydı.

***

“Âh, gamlı İsfendiyar!
Senin için iyisi
gözlerini kapamak!”

“Değil mi;
Biri
yetmez miydi
kaderimi yazmaya?
Yalnız olan ben
etmedim feryat!
Gömülmeye
razı oldum
ben.
Bir sestim ben
-şekiller içinde bir şekil-
ve bir mânâ buldum.

Ben vardım
ve ben oldum;
ne bir gül goncası
ne bir kök sürgünü
ne ormandaki bir tohum
Tıpkı
gökyüzünün secde ettiği
şehit
bir halk adamı gibi.

***

Değildim ben
başı önde zavallı bir kulcağız
ve benim cennetim
itaat ve alçakgönüllülüğün patika yolu
değildi.
Başka tanrı gerekliydi bana
çaresizlik azığına
boyun eğmeyecek
bir kula yaraşan.

Ve başka bir
tanrı
yarattım.”

***

Yazık! Demirdağın arslanı!
Sen vardın
ve bir dağ gibi
düşmeden yere
sızlanmadan, kararlı
ölmüştün.
Ama ne tanrı, ne şeytan.
senin yazgını
bir put yazdı
başkalarının taptığı.
Başkalarının
taptığı
bir put.

Ahmed Şamlu
Çeviri: Prof.Dr. Mehmet Kanar

atesteki_ibrahimin_sarkisi
 
Ateşteki İbrahim’in Şarkısı için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Şubat 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Eşikte

Sakın
Güneşin sarı benzine
dalıp
bakma

Büyüler
seni.
Gözlerine ellerini siper et
Gökyüzüne bakarken
Göçmen turnaları
Göreceksin
yükseklerde
Mevsimlerin kavşağında
Rüzgârların geçidinde
Güneye doğru
Uçarlarken.

* * *

Ellerin
Gözlerinin kalkanı olsun
Sarı benizli güneş
Bakışını
Büyülemesin
Göçmen turnaları
Gör de
Kanat kanata
Denizleri aşarken
Denizlerden
Dağlara
Gururlu dik dağlara
Islak saman yüküne
Tarlanın kuru sofrasına
Kargaların kargaşasına
terk edilen harman yerlerinde
Geleneklere
Göreneklere
Ülkelere
Ve seni fersiz damına
Başına
Ve üzgün gövdene
Çöktüğün kedere

Ve böylece
Zindanda geçen yıllarına
Ve turnaların kanatlarındaki son kızıllık
Batan güneşin ateşinde
Kül olacak

Orda sen
Kederi göreceksin
Uzayan gölgesiyle
Batan güneşle birlikte
titreye
titreye

Ereğe erişir
Ve senin yanında
Pencere kıyısına ilişir
O
Senin sayrılı, beyaz ellerine
Yaşlı ellerine…

Ve batan güneşi
Kara Kanadını…

Ahmed Şamlu
Çeviri : İldeniz Kurtulan

 
Eşikte için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Şubat 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Aşıkane

“Seni seviyorum” diyen o
hüzünlü bir ozandır
şarkılarını yitirmiş
Bin neşeli tarlakuşu
gözlerinde
bin suskun kanarya
boğazımda
Aşk konuşabilseydi keşke
“Seni seviyorum” diyen o
üzüntülü bir gecenin kalbidir
ayışığını arayan
Konuşabilseydi keşke aşk
Bin gülen güneş
adımlarında
bin ağlayan yıldız
arzularımda
Aşk konuşabilseydi keşke.

Ahmed ŞAMLU

Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ – Hamit TOPRAK

 
Aşıkane için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Kasım 2012 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Kara Şarkı

Kurşunî bir şafakta

Atlı duruyor, sessiz
Atının uzun yelesi uçuşuyor rüzgârla
Tanrım, Tanrım
Atlılar durmamalı
Çalarken, tehlike çanları
Yanmış çitin yanında
Kız duruyor, sessiz
İnce eteği oynaşıyor rüzgârla
Tanrım, Tanrım
Kızlar sessiz kalmamalı
Yaşlanırken, umutsuz ve yorgun adamları

Ahmed Şamlu

Çeviri: Ayşegül Sütçü – Hamit Toprak

 
Kara Şarkı için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Kasım 2012 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Ayda’ya Dört Şarkı

I
Aylak Adamın Şarkısı

Şu yol kıvrımında
kavurucu bekleyişte
bir gölgelik yapmalıyım ağaç ve taştan.
Çünkü nihayet
umut
gecikmiş bir seferden dönüyor geri.
Öyle bir zamanda ki
yazık!
Ne başımda bir dam
Ne ayağımın altında
bir kilim

***
Kavrulmasın güneşten diye
bir testi yok
su vermek için
ve yorgunluk atacak
bir yastık yok
oturmam için
***
Dört gözle beklediğim yolcu
çıkagelecek apansız.

Ey tüm umutlar
şu damı çatmakta
güç verin bana!

Ordibehişt (13)42/Mayıs 1963

II
Bir Dostun Şarkısı

Kimsin sen ki
böyle
güvenip
söylüyorum
adımı sana;
evimin anahtarını
koyuyorum avucuna;
mutluluk ekmeğimi
paylaşıyorum seninle
ve yanına çöküp
dizinde
böylesine huzurlu
dalıyorum uykuya?

III
Hangi iblis
vesvese veriyor sana
böyle
hayır demek için?
Yok, bir melekse
hangi şeytanın tuzağından
haberdar ediyor
böyle?
Bir kuşku mu var?
Yoksa
gurbet için bir dostun yurduna
indiğin
son ayak seslerin mi?

Ordibehişt (13)42/Mayıs 1963

Ahmed Şamlu
Çeviri: Prof.Dr. Mehmet Kanar

 
Ayda’ya Dört Şarkı için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Kasım 2012 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: