Ölümümden Söz Ettim

Başka bir baharın gürültüsü
Haftalar ötesinden
duyuldukça,
Gitmekte olan
eski kara
Ölümümden
söz ettim.

Kafile ulaşıp yükünü çözdükçe
Ve her yerde
ovada
Kiraz ağaçlarından
misk kokulu ateşler yaktıkça
Bahçenin mangalına
Ölümümden
söz ettim.

*

Tozlu ve yorgun
Uzak yolundan
yaşlı yaz
çıkıp gelince
Duvarın gölgesinde
Ağırca oturup yaslandı
Ve çocuklar
sevinerek
çevresini sardılar
Eski âdet uyarınca
Eski heybenin
Düğümünü çözmesi
Ve ceplerini ve eteklerini hep
kırmızı elma
ve taze cevizle doldurmak için.

Sonra
Ben kendi ölümümü bir sır kıldım
Ve onu sırrıma ortak;
Ve ona
Ölümümden
söz ettim.

Her evin bahar uykusunu
Ustaca birbirinden ayıran
Sarmaşığa,

Ve susuzluğa
Her küçük şelâlenin
Onunla bir başka bezendiği yangıya
Ölümümden
söz ettim.

*

Hazan vaktinde
ondan
Kuyuya
söz ettim,
Ve ölümsüz söyleşmelerinde
sese yer olmayan
Göletin küçük balıklarına,
Ormanı yağmalayan
Ve yaşlı bal satıcısını
Kendi dönüşünü bekliyor sanan
Altın bal arısına.

Ve ondan kuru yaprağa söz ettim
Kuru elleri
umutsuzca
tutacak dal arayan yaprağa
Acımasızca bomboş olan
Ortamda.

*

Bir başka kışın hışırtısı
Yakın haftaların ötesinden
duyuldukça
Samur ve kumru
Sersemleyerek
ininden yuvasından
başlarını uzattıkça,
Bahçenin son kelebeğine
Ölümümden
söz ettim.

*

Ben kendi ölümümü
Mevsimlere açtım
ve geçen mevsime;
Ben kendi ölümümü
Karlara açtım
ve tutan kara;

Kuşlara ve
Karda bir yem tanesi arayan
Her kuşa.

Gölete ve
Suskunluk balıklarına.

*

Ben kendi ölümümü bir duvara açtım
Sesimi
bana
geri vermeyen duvara
Çünkü kendi ölümümü
Benim de kendimden gizlemem gerekiyordu.

2 Behmen 1343
(21 Ocak 1964)

Ahmed Şâmlu
Çeviri: Hicabi Kırlangıçahmed-samlu-siiri

Reklamlar

Aşka Dair Bir Şey Söyle

Kısa bir misafirhanedir dünya
Günah ve cehennemin arasında
Güneş,
Yeni bir hakaret ve küfür için doğmakta
Ve gün
Üzerimize telafisi mümkün olmayan bir utanç taşımaktadır.
Ah!
Gözyaşlarımın sularında boğulmadan önce
Bir şeyler söyle!
Ağaç,
Ataların günahkâr cehaleti
Rüzgâr,
Sürekli kötülüğü soluyan bir vesvese
Sonbahar mehtabı,
Dünyaya bütün kirini seren küfürdür
Bir şeyler söyle
Boğulmadan önce gözyaşlarımın sularında
Bir şeyler söyle
Bütün kapılar güzel
Açılır azabın ülkesindeki ovalara
Aşk, yapıştıkça tene,
İnsanı bunaltan kirli bir rutubettir
Ve gök
İnsanı toprağa yerleşik kılıp
Kaderine ağlayış akıtan
Bir tavandır
Ah!
Sularında gözyaşlarımın boğulmadan önce bir şeyler söyle!
Ne olursa olsun
Pınarlar
Tabutların arasından çalarlar sularını
Ve saçlarını dağıtan ağıtçılar yalnız gururu kalmıştır dünyanın
Paklığını ve temiz kalan kaldıysa neyin
Satma artık aynalara
Facirlerdir yalnız, gün be gün
ihtiyaç duyan aynalara
Sessiz oturma öyle
Allah aşkına
Önce boğulmadan sularında gözyaşlarımın
Aşka dair

Bir şeyler söyle!
Bir şeyler !
Ahmed Şamlu

Aydınlık ufuk

Bulacağız biz güvercinlerimizi yeniden bir gün,
Ve tutacak güzelliğin elinden sevgi.

Bir gün en küçük şarkı öpücük olacak.
Ve her insan,
Her insan için,
Kardeş olacak.

Artık insanların kapılarını kilitlemedikleri bir gün,
Karışmıştır kilit efsanelere
Ve gönül,
Yeterlidir yaşamak için.

Her sözün anlamının sevmek olduğu bir gün
Son söz için söz peşinde koşmayasın diye.

Her sözün ahenginin yaşamak olduğu bir gün,
Ben son şiir için kafiye arama sıkıntısına düşmeyeyim.

Her dudağın bir şarkı olduğu bir gün,
En küçük şarkı öpücük olusun diye.

Senin geldiğin, gitmemek üzere geldiğin bir gün.

Ahmed-i Şâmlû
Çeviri: Nimet Yıldırım

Ateşteki İbrahim’in Şarkısı

Alacakaranlığın kanlı göçüğünde
bir başka adam var.
Toprağı yeşil istiyordu
ve aşkı en güzel kadınlara yaraşır.
Onun gözünde
bu
değildi o kadar da değersiz bir hediye
toprağa ve taşa yaraşacak.
Ne adam! Ne adam!
Diyordu ki
kalbe yaraşan
aşkın yedi kılıcıyla
kan içinde kalmak
ve gırtlağa yaraşan
en güzel adları
söylemek.
İşte böyle bir aşktı demirdağın arslanı adam
yazgının kanlı meydanından
Aşil gibi geçti.
Bir çelik vücutlu:
ölümünün sırrı
aşk kederi ve
yalnızlık gamıydı.

***

“Âh, gamlı İsfendiyar!
Senin için iyisi
gözlerini kapamak!”

“Değil mi;
Biri
yetmez miydi
kaderimi yazmaya?
Yalnız olan ben
etmedim feryat!
Gömülmeye
razı oldum
ben.
Bir sestim ben
-şekiller içinde bir şekil-
ve bir mânâ buldum.

Ben vardım
ve ben oldum;
ne bir gül goncası
ne bir kök sürgünü
ne ormandaki bir tohum
Tıpkı
gökyüzünün secde ettiği
şehit
bir halk adamı gibi.

***

Değildim ben
başı önde zavallı bir kulcağız
ve benim cennetim
itaat ve alçakgönüllülüğün patika yolu
değildi.
Başka tanrı gerekliydi bana
çaresizlik azığına
boyun eğmeyecek
bir kula yaraşan.

Ve başka bir
tanrı
yarattım.”

***

Yazık! Demirdağın arslanı!
Sen vardın
ve bir dağ gibi
düşmeden yere
sızlanmadan, kararlı
ölmüştün.
Ama ne tanrı, ne şeytan.
senin yazgını
bir put yazdı
başkalarının taptığı.
Başkalarının
taptığı
bir put.

Ahmed Şamlu
Çeviri: Prof.Dr. Mehmet Kanar

atesteki_ibrahimin_sarkisi

Eşikte

Sakın
Güneşin sarı benzine
dalıp
bakma

Büyüler
seni.
Gözlerine ellerini siper et
Gökyüzüne bakarken
Göçmen turnaları
Göreceksin
yükseklerde
Mevsimlerin kavşağında
Rüzgârların geçidinde
Güneye doğru
Uçarlarken.

* * *

Ellerin
Gözlerinin kalkanı olsun
Sarı benizli güneş
Bakışını
Büyülemesin
Göçmen turnaları
Gör de
Kanat kanata
Denizleri aşarken
Denizlerden
Dağlara
Gururlu dik dağlara
Islak saman yüküne
Tarlanın kuru sofrasına
Kargaların kargaşasına
terk edilen harman yerlerinde
Geleneklere
Göreneklere
Ülkelere
Ve seni fersiz damına
Başına
Ve üzgün gövdene
Çöktüğün kedere

Ve böylece
Zindanda geçen yıllarına
Ve turnaların kanatlarındaki son kızıllık
Batan güneşin ateşinde
Kül olacak

Orda sen
Kederi göreceksin
Uzayan gölgesiyle
Batan güneşle birlikte
titreye
titreye

Ereğe erişir
Ve senin yanında
Pencere kıyısına ilişir
O
Senin sayrılı, beyaz ellerine
Yaşlı ellerine…

Ve batan güneşi
Kara Kanadını…

Ahmed Şamlu
Çeviri : İldeniz Kurtulan

Aşıkane

“Seni seviyorum” diyen o
hüzünlü bir ozandır
şarkılarını yitirmiş
Bin neşeli tarlakuşu
gözlerinde
bin suskun kanarya
boğazımda
Aşk konuşabilseydi keşke
“Seni seviyorum” diyen o
üzüntülü bir gecenin kalbidir
ayışığını arayan
Konuşabilseydi keşke aşk
Bin gülen güneş
adımlarında
bin ağlayan yıldız
arzularımda
Aşk konuşabilseydi keşke.

Ahmed ŞAMLU

Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ – Hamit TOPRAK

Kara Şarkı

Kurşunî bir şafakta

Atlı duruyor, sessiz
Atının uzun yelesi uçuşuyor rüzgârla
Tanrım, Tanrım
Atlılar durmamalı
Çalarken, tehlike çanları
Yanmış çitin yanında
Kız duruyor, sessiz
İnce eteği oynaşıyor rüzgârla
Tanrım, Tanrım
Kızlar sessiz kalmamalı
Yaşlanırken, umutsuz ve yorgun adamları

Ahmed Şamlu

Çeviri: Ayşegül Sütçü – Hamit Toprak