beyaz peugeot

güneşin altında radyo dinleyen çocuk
sen bu dünyaya mı aitsin
hayatın nasıl olduğu değil kimlerle olduğu
önemli dersin
göğe ara sıra başını kaldır bak öyleyse
kendine ait bir yıldız bulabilir misin
içinde hiç bir şey olmayan bir dünya özlüyorsun
hadi bir kaç şeyi daha atsak boşluğa
sevinir misin

sevdikleriyle anlaşamayan anlaştıklarından
durmadan kaçan
bakıp on altı yaşından ağlayan çocuk
peugeot çalışmıyor biraz ittirir misin
eğer çalışsaydı uzun bir yolculuk isterdin
beyaz peugeot’yu kullanan arkadaşına de ki:
çok gaz verme vitesi ikile beni unutma
herkesin herkesle sevgili olduğu bir toplumu
özleyen
ve bütün gün güneşin altında radyo dinleyen
bu çocuğu unutma
bir gün buradan gideceğim
sen kontağı çevir vitesi ikile beni unutma
uzak yollar beni çağırıyor
hiç bir şey yapmayacağım bundan sonra
“ben buradayım” de güneşin altında radyo
dinleyen çocuğa “dünyadan korkma”
güneşin altında radyo dinleyen çocuğu sakın
unutma

güneşin altında radyo dinleyen çocuk
fm’de ne çalıyor
dünya senin ama sen dünyaya ilişme
peugeot çalıştı korna çalıyor bin arkaya
her şey önünden bir bir geçsin başını cama
daya
başını cama dayayan çocuk hoşçakal
ben burada kalıyorum güneşin altında
anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma

Ahmet Güntan

Reklamlar

çöl hattı

birisi gelse,
birisi gelse,
beni olduğum gibi sevse.

evet, ben çölde her şeyi üç defa tekrar edenim.
unutabilirdim.
unutma imkanım olurdu.
unutabilirdim, unutma imkanım olurdu,
tekrar sevebilseydim.

ben dualarını bilmiyorum.
“ne biliyorsan yaz!” dediğini duydum,
ne biliyorsam işte yazıyorum.

yazdıklarımı saklayacak şeyler saklayan o bedevi:

sevgilim gel bul çölde beni,
sevgilim gel bul çölde beni,
ben seni bulamıyorum,
ben seni bulamıyorum,
bulamıyorum çölde seni.

birisi olduğum gibi sevsin beni.

Ahmet Güntan

Rüya

çok basit bir şey arıyor: senin beni aramanı,
itirazım yok, sürdürecek bana itirazını,
senin aradığın gibi aramıyorum, ben, seni,
aradığım, beni, istediğim şekilde arıyor.

çok basit, ben, bunu bana, sen göstereceksin,
aradığın gibi aradıkça bekleyeceğim, seni,
gelen neyse, götürüp göster, beni,
aradığım yerde, beni, bulup döneceğim.

çok basit, aradığım saf, sende yok, değilsin bende,
sen gel, bul beni, uykudayım ben, sende,
uykumda uyutuyordun, beni, benden,
gel benim uykumda uyu, sen, beni arıyorsun.

çok basit, senin uykunu, uyutacak, bana,
kime olduğunu bilmeden aşık oluyorum sana,
aradığını anlamadı, biri, beni,
uyut onu, gösterme, tekrar herkese.

tekrar başa dönmek istiyorum,
yat, unutmak istiyorsan, yat, öyleyse, unut,
yanında, bilen, bilebilen var mı senin,
uyuyorsun sen, beni, artık unut.

tekrar, tekrar, tekrar,
baştan başlamak istiyorum.

tekrar, tekrar, tekrar,
dursun, durmayan.

tekrar, tekrar, tekrar,
kaçıp, kovalayan.

Ahmet Güntan

aklımın buzulları

susarlar,
sustular mı konuşmazlar bir daha,
ses, yırtıcı bir hayvan olur, dağından iner,
vurur pençesini üzerlerine. o yüzden

kırgındırlar,
yorulmuş düşüncenin ağırlığından.
güneşin ışığını ararlar, öyle sıradan,
herkesi ısıtan, ama bulamazlar. artık ondan

çay içerler,
çay saatleri durma saatleridir.
bir yazı sayfasının kenarında düşünürler:
düşünmek durarak damıtmak mıdır? kımıldamadan

bir şehirde yaşarlar,
şeytanın evinde kiracıdırlar.
düşlerinden çözülen ince dekorda,
bir başka dünyaya bakar gözleri. vakti gelince

severler,
ateşli bir silah patlar sevince, ses vurulur.
yazlık elbiseler giyerler; bürünüp beyazlara
şeytanın bir adım önünde dans ederler. belki şimdi
o başka dünyada hâlâ…

Ahmet Güntan

Güzel İkizler

Güzel ikizim, ne kadar acayip değil mi,
bu kadar saf bir insanın yorgun görünmesi,
iyi bir kalbin alıp başını gitmesi,
ne acayip, evet, çok acayip.

Ben de biliyorum yollar bozuk, değil mi,
arı masum, iğne tuzak değil mi,
böyle dönüp dolaşma, kalbinden uzaklaşma,
biz sabah olunca uyanacağız.

Ben de senin gibiyim, hiç aldatmadım,
ama sonra kaderle başbaşa kaldım,
meşenin altında bir yatak hazırladım,
gel, her şey herkese anlatılmıyor.

Ahmet Güntan

Güzel Ayrılık

Hani bir dal vardır, gövdeden çıkan,
sonra bir dal daha o daldan çıkan,
sonra bir dal daha, bir dal daha,
en son dalda güzel palamut duruyor.

Palamutun şekli şapkası güzel,
bıraksın meşeyi, dala tutunmasın,
düşsün yere şapkasıyla beraber,
tabii, şapkası onu meşeye bağlıyor.

Bırak kendini öyle gövdesiz, dalsız,
orada asılı huzur bulman imkansız,
düşeceğin yer de meşenin gölgesi,
güzel ayrılık orada bizi bekliyor.

Ahmet Güntan

İlk Kan

Deniz kıyısında koşuyordum
Birden ormanın içine girdiğimi farkettim
Şimşek çaktı, gök gürledi, yağmur başladı
Ormanda yapayalnızdım
“Ne kadar somut şiirler yazıyorum” diye sevindim
Ormanı, şimşeği ve yağmuru yazmıştım
Kaplansa içerilerde bir yerdeydi
Şimdi onlar gerçektiler
Şimdi benim yazdığım gibiydiler
Bulutların arasından çıkan pembe bir ışık, denizin
gökle birleştiği yerde pembe bir çizgi
çiziyordu
“Ufukta pembe bir çizgi vardı” diye yazabilirim ben
Bu cümlenin bu kadar somut olduğunu kim bilebilir?
Evet, somut şiirler yazıyorum ben, siz bilebilir misiniz?
“Bir zamanlar bir Romy vardı” desem, “Ufukta pembe bir
Çizgi vardı” anlar mısınız?
Ya da “Âşık ya da başka bir şey olmak”desem,
“başka bir şey olmak” nedir bilebilir misiniz?
Bunu benim için yapar mısınız?
Çünkü ben “Bu şiir Romy´yi anlatmıyor” derseniz,
sevinerek “Bu şiir Romy´yi anlatıyor” anlayacağım
Romy de “Unutamıyorum, ama yaşamak istiyorum” demişti,
Bunun apaçık “Unutamamak ölüm demektir” olduğunu
Kim anladı?
Siz anladınız mı?
“Gitme kal” diyemedik sana Romy, ama gitme kal” dediniz
mi?
Bir zamanlar Romy vardı
Evet, somut şiirler yazıyorum ben, siz de bok yiyin!

Ahmet Güntan