RSS

Etiket arşivi: Akide Ufuk Türkelli

Bozulan Bahçe ve Beyaz Karga 2

En derinlerimizde yatanların mezar taşları yoktur
bunu yaz ve unutma

Ayağa kalk!
ve akla kendini beyaz karga
hangi celladın unuttuğu sustalısısın?
o cellat ki sorgusuz deşti hançerimi
döktü tanrının göğsüme açtığı göz evini

ben seni asmadım siyah kanatlarından
karanı ayrı bilmedim kendi kanımdan
kuzgun diyenler halt etsin!
sürüp kendi leşimi akbabalara
seni kaldırıp basmadım mı bağrıma?

bir derin gecede
köpek sürüleri ürürken cümle yanımda
ah ! kalemimi saklayacağım
konsolu da taşıdılar karşı kıyıya

ben bu içimin kargaşasını şimdi nereye koysam
adımla seslendi bana masif konsol
porselen fincan…
ve yekpareydi ayna
sırlı ve görkemliydi
kusurumdan dile gelince kurşun leyim
dedi ki; Sızlanma!
kibrindir çeviren som camı aynaya

gururumu kırasım geldi o an ikiye
yarısını gömüp en derine, en içe
yarısını sürsem ve çözülse leyim
ayna dönse şeffaf bir pencereye

ama öyle ya
filden bir hafızadır zedelenmiş ruh için beyin
aşk ise rasyoneldir
bense gerçeğini kaybeden
ustalaşmış ilizyonist

parlıyor gururla ayna
büyürken kontrolsüz
patlıyor ve ayrılıyor binlerce yek parçaya

ah! Revan
istasyon çocuğum benim
ruhun ruhama emanetti
ama “ anlamıyoruz” diyorlarmış şiirlerimi
çok kuzguni buluyorlarmış cümlelerimi
kara da sizsiniz kuzgunda siz diyorum onlara
ve çıkarıp koyuyorum
aynayla kestiğim ciğerimi ortaya
tam ortaya !

Şimdi ayağa kalk!
ve akla kendini beyaz karga
parlayan her şey mücevher değildir
sen sanıp çarptığın aynalarda
kanı gül sanman acizliğindir

bir elime kaderi alıp
bir elime koysam yüreğimi
ne yazık ortada kalır,
ağmaz bir yana terazi

ben bu içimin kargaşasını nereye koysam
nasıl etsem de gül dalını ayrık otlarından ayırsam

dün gece açığa almışlar yine eski limandan bir gemiyi
götürüp batırmışlar sinesinden parçalayarak sinesini
hangi öksüz kayık için ağlayacağım şimdi?
unutmuşlar lakin
batan gemi bir anneydi

bir gece istedim sadece insanlardan uzak
bir gece bir narin kelebeğe korkusuzca dokunmak

varsın patlasın fırtına
yansın gün de gece de
ıssızlık tünesin damımda
olsun,
ben yine sarılır ve yatarım öksüz bir kayıkla

( Bir bulgur tanesi miydi kabartıp köpürten denizleri
denizler böyle kara
denizler dehliz
denizler olmamalıydı böyle deli)

sonrasında ne kalır bizden
eski bir fotoğraf
ucu açık bir kalem
semaya nakşolmuş sözler belki…
porselen fincanıma resmettim zarif kelebeği
hasret ne uzak ne de yakın …

Ey hayat! Yargılama bizi
üvey evlatların değiliz senin
acımızı elbet gömdük içimize
yaşadık görmezden gelerek adalet sandığımızı
kusuyorsak eğer günbegün yüzüne
bil ki artık taşıyamadığımızdandır
yaşananların ağırlığını

dost bildiğim
sesi sesime değmeyen
kadife ellerinle ört toprağı
söyle kuzguna bahçedeki gülü getirsin
koysun başucuma
unuturken beni zaman denen yaş toprakta
gelip af dileyeceksiniz eğilmiş vicdanlarınızla

Ey! Beyaz karga
Ayağa kalk !
Ve de ki onlara;

Siyah gözlerinizden gömdüm sizi
Siyah gözlerimden gömün sizde beni.

Akide Ufuk Türkelli

 
Bozulan Bahçe ve Beyaz Karga 2 için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Karşı Pencere

Karşılıklıydı pencerelerimiz seninle
evlerimiz sırt sırta binmiş
bi ben geldim, sizin cama sen yoktun
bi sen geldin,
benim pencerem kapalı ..
bakamadık sokaklara, insanlara bir gözle.

Benim penceremin önünden kuşlar uçtu
Sen yakalayamadın hiç
Senin pencerenden geçtiyse uzun trenler
Ben hiçbirine el sallayamadım

Görüp gülümserdik birbirimize
Işıklarımızı seyreder
var olduğumuzu bilirdik.
Dokunsan tutacak kadar yakındın elime,
aramıza giren gökyüzü kadar uzaktık birbirimize..

Fesleğenlerini nedense hep içinde sakladın
Benim çocuklarım oynardı camın önünde,
eğilip hiçbirinin başını okşamadın..

Pencerelerimizi kapattık artık karşılıklı..
Camların arkasına sakladık
yaşadığımız gizli dünyalarımızı

Sırt sırta yapsak da evlerimizi
Biz bir pencereden yakalayamadık
akıp giden hayatı…

Akide Ufuk Türkelli

 
Karşı Pencere için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Ekim 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Azad..

Kırık bir testiymiş dünya
zamansa içinde su ..
yollar
yıllar
zamanlar gibi bekledik
bekledik ayrılmasını sarı samanın saptan
dünya ..
düzlükte alaca bir tufan
yandık, yıkıldık, asıldık ama ..
Aldık aslımızı gerili çarmıhtan
Gül ve diken
har ve kül
kan ve döl
ve sulara
ve ay’a
ve gül dalına ..
Yemin olsun ! geceyi gündüze katana
Budaktan kollarımızla vurduk kapıya üç kez
üç kez yalvardık aşk için
terennümle dağladık dilimizdeki aşikar heceyi
dikeni gül
külü har
geceyi gün
eyleyemedik ..
Öyleyse ..
Yıkılsın mı Babil’in surları
küskün üzüm şaraba denk!
beynimin içinde semahta kelimeler
sus diyor beynim dilime
susa dur !
şaşırıp kekeliyorum “ hayat” diye
düşüyor ve ikiye ayrılıyor kelime
Hay! at olsaydım ya dağlarda
dörtnala…
dörtnala…
Ama içimdeki kutsal nağmeyi kim koymuş oraya?
Kim ezelde Havva! diye seslenmiş bana?
sol göğsüyle Habil’i
sağ göğsüyle Kabil’i emzirdi Havva
bu yüzden yüzümün yarısı ak
yarısı kara !
kara
kum ve tuz
denizden uzak
suya hasret
kara gece
kara toprak
kara şiir
kara şair
bacağından başlar atların intiharı ..
koşum
yele
kanat
ışık hızı
dağlar kadar rüzgar
rüzgara sevdalı atlar
dizginleri bulutlara asılı
bacaklarından başlar atların intiharı ..
kırıldı bacağı içimdeki atın
beni vur
azad et artık
bırak beni sulara ..
…………………………………..

Mahrem kalmalıydı oysa acılarımız
bizse her yaramıza bir merhem aradık

Akide U. Türkelli

 
Azad.. için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Mayıs 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Çember

Evimizin bahçeye açılan avlusu sanırdım hayatı
Dut ağacının altındaki dökülmüş dutlar gibiydi
Öyle tatlı ve öyle kolay ulaşılası..
Her gün uyandığımda,
koşardı çocukluğum yeşillere mavilere
Hayatı yeşillerden ibaret sanırdım.

İlk çamurdan yaptığım çömleğimi kırınca arkadaşım
anladım ki ;
Hayatta kıskanç sarılar da var, kızgın morlarda
Yeşilin yanında kötü durmuyorlardı gerçi
gelip geçici uçucu kederlerdi
Kin tutmayı bilmezdik

İlk kalp ağrımda öğrendim ben küskün siyahları
acıtabiliyordu çokça
takınca aşık pembesi gözlükleri
gölgelerde kalıyordu tüm siyahlar

Kavgalar gördüm,acılı insanlar, protestolar
bükülmüş kollarda kızıl kahverengi tonlar
lacivert öfkelerle sarılmış olsalarda dört bir yandan
yorulmadan koşuyorlardı kırmızı tutkuların arkasından

Evimizin bahçeye açılan avlusu sanırdım hayatı…
yeşillere boyanmış masum çocuklardandım.
kaybettim yaşarken ben birkaç rengimi
giydim erken erken üzerime dar gelen grilikleri
ama umudum var…
biliyorum ki ben bulamasam bile renk çemberimi
dönüp bir gün o çember bulacak beni….

Akide Ufuk Türkelli

 
Çember için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Mayıs 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

bir kör ve bir pusula….

Hayatın bir pusulası var mı Ahmet ?
Yönleri pek seçemem ki ben
yön körlüğü oluştu bende sonradan.
Koklayarak buluyorum artık kuzeyi de güneyi de
Kuzey çürük kokuyor çokca, keskin bir amonyak kokusu yakıyor insanın genzini
Güneyi ise lodosun getirdiği taze çiçek kokularından biliyorum…
Gülme … .gülme, doğru söylüyorum Ahmet
Doğuyu aramıyorum mesela hiç,evimin doğusunda kırlangıçlar yuva yapmış
seslerini duyduysam yönümü doğuya çevirmişim garanti
her gün güneşe dua etmem bundan.

Körmüyüm ? Körüm ya Ahmet
yıllardır boşa baktı gözlerim hep
baka baka körleşti artık görmüyorlar hayatı
ama … ama sana birşey söyleyeyim mi Ahmet
bazen seviniyorum kör olduğuma,
hani körlerin başka duyuları daha bir gelişir ya
hani vücut eksik yönü hissettirmemek için daha bir çalışır, daha bir çırpınır ya
işte o çırpıntıyı gözlerin varken hissedemezsin Ahmet
körsen; daha güzel duyarsın kokuları, daha çok hissedersin güneşin yaktığını
daha esaslı yaşarsın hayatı.

İnanmıyormusun bana,
kapa gözlerini Ahmet kapa…
Hissettin mi ? az önce başımızın üstünden uçan martıyı, ne kadar yakındı söylesene
Çek burnundan deniz kokusunu içine iyice çek…
Yemin edeceksin Ahmet, denizi böyle güzel görmedin daha önce…
Oysa…denize ne kadar çok baktın hayatın boyunca
dokundun, ıslandın, maviliğine daldın defalarca.
Ama , yemin et Ahmet yemin et …
bilmedin ki sen denizi hiç..
deniz olmadın ki Ahmet!

Deniz olmadan nasıl bilebilirsin ki denizi, ağaç olmadan ağacı
ben diyorsun, insanım !
yaşıyorum etimle kemiğimle …
yaşamıyorsun Ahmet yaşamıyorsun maalesef.
Çokluklara sahip olmak köreltti seni biliyorum.
Tek kolun olsaydı mesela, daha çok severdin diğer kolunu eminim
Yani Ahmet, gözlerim var diye sevinme
dünya yalan söyler çoğu zaman herkese
ve duyduğunsa sadece kendi sesinin yankısıdır nedense

Yabancı gibi bakma öyle yüzüme, yabancıyız biz elbet
Sen duruyordun bu vapurun ucunda ben geldim senin yanına
bakma öylece Ahmet …. görmeye çalış beni
ben senin ipucunum bu hayatta.

İşte şimdi tekrar soruyorum sana
Hayatın bir pusulası var mı Ahmet ?
hayır …hayır şimdi istemiyorum yanıtını
neyi aradığını bilmesin önce,
neyi aradığını bilmek için yokluğunu hissetmelisin.
kırık bir kol gibi, eksik bir parça gibi yaşamalısın hayatı
nefes almamalısın belki bi müddet
kaybet Ahmet kaybet ….

bulmak istiyorsan önce kaybettiğini kaybet

Akide Ufuk TÜRKELLİ
.

 
bir kör ve bir pusula…. için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Mayıs 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Su Sızdı

Bazı şeyler kalır bazen yarım,
bir sözcük ,
bir fırça darbesi yada eksik bir nota gibi
bekler durur boşluk içerisinde zamanının gelmesini
bazı sokaklar vardır çıkmaz her zaman aydınlığa

her anahtar açmaz bazı kilitleri

oynanır bazen sahnede provasız oyunlar
ama her oyuncu kaldıramaz rolünün gereğini
değiştirir bazen attığın ufacık bir adım baştan sona kaderi
kaçırdığında arkasından küfrettiğin son treni,
bilmeden kaydırmış olursun belki zaman -mekan eğrisini
bazı ağızlar vardır mühürlenir
bazı sırlar vardır sadece sonsuzluğa söylenir
bazı taşlar otursa da yerine
bazıları ayağına takılır tökezletir

durursun bazen zaman içinde nefessiz
tamamlayamazsın eksik kalan cümleleri
kurur bazı fidanlar zamansızlıktan
bazı isimler lanetlenir sürekli tekrarlanmaktan
herkes göremez aynaya baktığında aslın arkasındaki gerçeği
benim gözlerim seçer hayatın kırk sekiz farklı rengini
sana sorsam zannedersin ki gökyüzü sadece mavi
bazı kararlar vardır acımasız sanılır
satranç tahtasında vezirlerin kadar
piyonların da hakkı vardır.
bazı insanlar uzanıp koparamaz dalın ucundaki meyveyi
bazıları sabırsızdır,
uçurmaya çalışırlar kanatları olmayan serçeyi
bazıları inançsızdır anlayamaz hayatın tesadüflerini
bazıları paylaşmayı bilmez
örtüp saklarlar kendilerini
bazı çocuklar büyüyemez hiç
bazı yüzler vardır karanlık
bazı kapılar kalır kilitli
sen aksini düşünsen de
her kölenin yoktur aslında efendisi..
bazı ruhlar kalır sahipsiz
bazı çağlar kapanır
bazı kentler yıkılır
su sızar daima bulduğu ilk çatlaktan içeri
ve ne kadar istersen iste
hak edebildiğin kadar yaşarsın kendi cennetini

Akide Ufuk Türkelli

03.02.2010
 
Su Sızdı için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Mayıs 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: