RSS

Etiket arşivi: Arife Kalender

Köz Taşırız Cehenneme

sözün de yolu bitti
dilim kendime kekeme
içime dökülür yüreğim
yine içime

bir günah çıkıyor kitaplardan
ne yana bassa ayaklarım
kirli bir kızın saçları
götürür erkeği cehenneme

gideriz közümüzle beraber
hem zaten kimseyi öldürmedik
neyin hırsızıydık, kime cellat
nasıl olsa bizi kimse ağartmaz
sevgilim yatak sayısı belli
seni beni almazlar ol cennete

ağırlaşıyor gündüz kalkamıyorum
hayatı kaldır biraz altında kalıyorum
derken bizim Deren ilk yaşına yeni girdi
tutup elimden su veriyor yeşilime

zaman soğuk
sen ateşi söndürme

Arife Kalenderarife-kalender

Reklamlar
 
Köz Taşırız Cehenneme için yorumlar kapalı

Yazan: 14 Nisan 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Sen İstanbula Aldırma

Caddenin bostanına Malatyadan geldim
kara trenlerin uzun düdükleri kulağımda
Haydarpaşa kapılarını maviye açmış
rüzgar martıya yakışmış balıklar suya
kayık kayıyor,çanları tutun delirmesin
hangi renkti sustuğum Göztepenin kıyısında

yüzümde Istanbula aykırı bir şey
yavrusunu emzirmeyen analar gibi
itiyor elinin tersiyle gerisin geri
saçlarımın kokusu bu kente esmer
ve kadınlığım dik duruyor yollarına

bir oyuk açıldı yarıldı nar
o gün müydü kendime bir isyan aldım
taş yerine şiir aldım bindim tramvaya
moda şarkılar söyledim
üvey baktım denize
orayla bura arasında parçalandım

Madam bu İstanbul sizin mi
padişah yaşıyormuş
saraylar eskise de yenisini yaparlar
yüzümüzde göçmen duruş
inkar uyum ve kapıda tekrar
dilimden kimliğimi aldılar
arzuhal yazdım kabul bekledim
zaman dolmuş katipler yoklar

aynı balıkçıydı kuşkum yok
saçı sakalı köpüklü beyaz
yaz dedi, bütün insanların sokağında
ölüm ve aşk aynı renkle dolaşır
sen İstanbula aldırma!..

Arife Kalender

 
Sen İstanbula Aldırma için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Aralık 2013 in Türk Şiiri, Şiir, İstanbul Şiirleri

 

Etiketler:

İstiridye ve İnci

ölmekten yeni geldim
kimse görmedi doğduğumu

aldatıcıydı akıntısı suların
kayaların dibindeki midye kocaman duruyordu

bir kum tanesinin soluğu yeter mi denizlere
ömrüm kendisine yaldızlı bir kabuk arıyordu

saklandım bir istiridyenin pembe gizemlerine
sürüklenip geri geldim sedeflerle örttüm kumu

yakalandım ağlara, zaman ele verdi beni
hüznümün beyazı satılıyordu

söz dilde gizli, inci konuşmaz
acemi sarraf kör bıçakla sedefi tenimden kaldırıyordu

küçük diyor, değersiz kılıyor bedenimi
kahırlı sabır, yangın sınırında kav bekliyordu

kum tanesinin inciye dönüşmesi son perde
yaşam her nesneye ayrı zamanda giysiler biçiyordu

ölmekten yeni geldim
kimse görmedi doğduğumu

Arife Kalender
 
İstiridye ve İnci için yorumlar kapalı

Yazan: 13 Ağustos 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İmroz’da Alageyik Çığlığı

bu boşluk sizin mi bayan Lena
Dereköy’de taş evin avlusunda
dalıp gitmiştiniz, daldığınız kıyılarda bulduk sizi
kulaç kulaç ıraklaşırken ada sahillerinden
gözleriniz bu yüzden mi ovaların ötesinde boşluğa

tanıdık geldi, adını sordum bir ağaca
yanındaki söğüte, yolda madama sordum
ağaç sallandı ışıltılarla, söylemediler
yol unutmuş yürüyeni, şimdi evler konuşuyor
evler, adını unutmuş ağaçlar gibi rüzgârda
duvarı çökmüş kilerin, kahve fincanları gibi orda
madam Lena söyleyiniz
göçüren neydi, neydi götüren uzaklara

ezan ve çan sesleri arasında şaşkın düşleriniz
anılar mı gidip gelen, siz miydiniz
çamaşırhanede her gece bir ıslık sesini bekleyen
su çanakta alazlanırken, dolunay zamanlarında
gemsiz, yularsız şahlanmış bir at durmadan
durmadan dinsiz, dizginsiz şaha kalkmış tin
duvar ustasıyla iki yanardağ gibiydiniz
parçalana bölüne, ateşle su içindeydiniz

adını sordum ağaca dal titredi, oynadı yaprak
kırık kiremitlerin üstünde öttü bir horoz
rüzgâr yüzümüzden geçti, zaman zaman içinden
bu ıslığı kim çalıyor şarkıya benzeterek
terkedilmiş evler mi, fısıltı mı gömütten
zaman insanla oynuyor, rüzgâr ağaçla

Arife Kalender

 
İmroz’da Alageyik Çığlığı için yorumlar kapalı

Yazan: 07 Mart 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İnsana Giden Yollar

Her insan bir şehirse sevgili
ben senin her semtinde
uzun süre oturdum

yolların yordu beni
saraylarında uyudum
yıkandım hayrat ve sebil çeşmelerinde
denizini seyredip en yüksek tepelerden
okşayarak dalgasını lodoslarının
kumsallarımda susturdum

yüzümün üstünde bulutun duruyordu
yıldırım saklıyordu içinde
birikmişti damla damla yağmurun
sevdim yazlarının fesleğen kokusunu
Harem’inden ıraklaştıkça vapur
aşkta eksilmeye başlıyordu yolculuk

sen şimdi beylerin beyi Üsküdar mısın
iskelende öptüm seni, gemi yanaşıyordu
su çırpınır dalgalanırdı yosunlar
bana açılan kapalı çarşılarından
tutsak kızın kulesine usulca kayıyordu
üzüm şerbetinde uyuyan yılan

bir kapın bin oluyor, sonra kapanıyordu
bezirganbaşıydım İpekyolu’ndan geçtim
çok kibrit harcadım ateşle oynayarak
kırıldı kilit kilitte, ıslandı çakmak
gece sabaha inerken balığa çıkardım
dudaklarımda öpüşlerinin tuzlu suyu

her insan bir şehirse
ezberledim seni sevgili
sonra unuttum

Arife Kalender

 
İnsana Giden Yollar için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Aralık 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Aşk

Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
sen mi getirdin denizi eski koylardan
Dizin dizime değiyor, rakılar boz bulanık
yüzümüzde sevda portrelerinin karakalem çalışması
tabaklarımızdaki balık iskeletine bakıyoruz
kemancı Itri’den, biz mahilerinden mahmur
giderken yorgun, tipi yemiş ve uykusuz
sana göstermeden kıvılcım çaldım gözlerinden
ateşin sesi bu, tutuşmasından anlıyorum
bardaklara alazların parıltısı çarpıyor
bu meyhanede kuş sesleri yoktu eskiden
sen mi açtın tüm kafeslerin kapısını
kanadın kanadımda susuyoruz
Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
seninle mi sesini yükseltiyor su
Sonra bir kelebek oldun, Ceneviz’li matador
pelerinlerinle sardın incecik kadınları
tüm öpüşlerini göl kıyısında yosunlara gömdüler
o şiirin taslaklarını getirdim, bak işte yalnızlığın
yoksa niye ürpereyim sakalının kokusuyla
elin elime dokunurken tel telde ısınıyor
bunca renkle baş edemem, çürür kırmızı
poyrazlarım kente iner sen yokken
kurtlar ısırır yalnızlığımı
şarkı hırsızlığına başlarım, bak! önceden söylüyorum
ellerinin ellerime değen uğultusu başka nasıl saklanır
Aşk da yorulur çok bedende gezinmekten
Sesin yüreğimin kapısını çalıyor
Hız alır aşk çarka dönen yürek pervanesinden

Arife Kalender
(Gösteri, Ağustos 2002)

 
Aşk için yorumlar kapalı

Yazan: 06 Aralık 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Aşk Kocaman Bir Kent

sana taşıdım kendimi aşk boyunca
senden taşındım yoksul yoksul ve ince

gelirken yeniydi
yollar evler çatılar
sen yeniydin
yeniydi çiçek
ağaçlar

taşındım sana
içim sıra ırmaklar

sende oturdum
aşk kocaman bir kentti o sıralar

o sıralar gök mavi
su berrak
ekmek doyurucu

senden taşındım
kuru toprak, soğuk hava ve batak
gözlerim eskitmiş seni
çok bakmalar

yol mu kısa, ömür mü az
daha var, var
aşk,
insan yaşadıkça yaşar

Arife Kalender

 
Aşk Kocaman Bir Kent için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: