RSS

Etiket arşivi: Behçet Necatigil

Şarkılar Kitabı

— 1 —
Karanlık hayatımda çok önce
Parıldayan tatlı yüz,
Yitti gitti şimdi
Dört yanım gece.
Karanlıkta çocuklar
Gönülleri daralınca,
Bastırmak için korkuyu
Türkü söyler yüksek sesle.
Ben de çılgın bir çocuğum.
Sesim neşeli değilse de
Türküler çağırdım karanlıkta,
Korkumdan kurtuldum.

— 2 —
Öylesine üzgünüm,
Bilmem ki neye yormalı;
Hiç aklımdan çıkmayan
Eski bir masaldan olmalı.
Durgun yavaş akıyor Ren,
Hava serin, kararmak üzre;
Doruğu tepenin
Parlıyor akşam güneşinde.
Oturmuş yukarda
Güzeller güzeli bir peri;
Altın saçlarını tarıyor,
Işıl ışıl süsleri.
Bir yandan şarkı söylüyor.
Elinde altın tarağı;
Sesi öylesine güzel,
Öylesine tatlı.
Küçük teknesinde kayıkçı
Büyülenmiş, çılgın;
Tepede gözleri,
Değil farkında, kayaların.
Yuttu dalgalar kayıkçıyı,
Sandal battı;
Söyledi o şarkıyı,
Bunu Lorelei yaptı.

— 3 —
Kalbim üzgün, kalbim,
Oysa pırıl pırıl mayıs;
Yukarda, eski hisarın orda
Duruyorum ıhlamura yaslanmış.
Akıyor durgun, sessiz
Mavi dere, aşağıda;
Sandalda bir oğlan.
Ağzında ıslık, elinde olta.
Karşıda cana yakın,
Küçük, renkli görüntüler:
Evler, bahçeler, insanlar
Öküzler, çayırlar ve orman.
Çamaşır yıkayan hizmetçiler
Koşuşuyor çayırda;
Değirmen çarkından uçuşuyor elmaslar,
Uzak uğultusu kulaklarımda.
Gri, eski kulenin yanında
Bir nöbetçi kulübesi;
Gidip geliyor önünde
Bir er, kırmızı ceketli.
Selâm duruyor, omuzluyor,
Oynuyor tüfeğiyle,
Parlıyor güneşin kızılında silâh —
Ah, beni öldürseydi!

— 4 —
Ormanda dolaşıyor, ağlıyorum,
Ardıç kuşu yüksekte;
Sekiyor, ötüyor inceden:
— Neyin var, neden dertlisin?
Kız kardeşlerin kırlangıçlar
Söyler bunu, yavrum;
Ne güzel yerde yuva kurmuşlar:
Penceresinde sevgilimin.

— 5 —
Gece nemli, fırtınalı,
Gökte yok yıldız;
Hışırdayan ağaçlar, ormanda
Dolaşıyorum, yalnız.
Uzakta titrek bir ışık:
Issız kolcu kulübesi.
Gitmek istemiyorum,
Kasvetli içerisi.
Kör nine oturmuştur
Meşin koltuğuna gene;
Konuşmaz hiç, korkunç,
Benzer heykele.
Gezinir homurdanarak,
Kızıl saçlı oğlu adamın;
Fırlatır tüfeğini duvara.
Güler alaycı, kızgın.
Çıkrık önünde güzel kız
Islatır ipliğini gözyaşı:
Babasının köpeği iniler, sokulur,
Dizlerine sürünür başı.

—6 —
Ailesine sevgilimin
Rasladım yolculukta;
Sevindiler beni görünce
Küçük kardeş, anne, baba.
Sordular hatırımı: Nasılsın?
Eklediler sonra:
“ Hiç değişmemişsin,
Yüzün biraz solgun ama!”
Halaları, yengeleri sordum,
Bir sürü tanıdıkları;
Sonra minik köpeği,
Ne de sevimli havlardı.
Evlenmiş sevgilimi
De sordum bir ara:
Cevap verdiler sevinçli:
— Çocuğu oldu yakında.
Candan kutladım
Sesim fısıltı halinde.
Çok selâm söyleyin,
Tebrikler benden de.
Söze karıştı küçük kız:
— Ne güzeldi köpeğimiz, minik,
Büyüdü, kudurdu sonra,
Ren nehrine attık.
Hele güldüğü zaman,
Sevgilime benziyordu kardeşi;
Gözleri beni perişan eden
Tıpkı onun gözleri.

— 7 —
Balıkçı kulübesi yanında
Oturmuş, denize bakıyorduk;
Akşam sisleri
Göğe yükseliyordu.
Fener kulesinde
Yandı ışıklar;
Enginde, uzaktan
Bir gemi daha göründü.
Konuştuk fırtınadan, kazalardan,
Gemicilerin gökle su,
Sevinçle korku.
Arasında yaşadıklarından.
Konuştuk uzak kıyılardan,
Güneyden, kuzeyden.
Garip milletler,
Garip âdetlerinden.
Hoş kokular, parıltılarla Ganj,
Kocaman ağaçlar tomurcuk içinde,
Güzel sessiz insanlar diz çökmüş,
Lotüs çiçekleri önünde.
Kirli pasaklı Laponlar,
Yassı kafa, yayvan ağız, bodur;
Bir ateş çevresine çömelmiş,
Balık kızartır, bağrışıp durur.
Dinliyordu kızlar merak içinde,
Derken herkes sustu;
Gözden kayboldu gemi,
Karanlık bastı.

— 8 —
Dilber balıkçı kızı,
Çek kıyıya sandalı;
Elin elimde
Gel otur yanıma.
Koy kalbime başçağızım,
Telâşlanma, korkma;
Azgın denize her gün
Güveniyorsun ya!
Çalkanır, kabarır, yatışır,
Kalbim de denize benzer;
Onun da derinlerinde
Güzel güzel inciler.

— 9 —
Ay doğdu,
Dalgalarda ışınları;
Kollarımda sevgilim,
Kalbimizde çalkantı.
Dinleniyorum kumsalda,
Kollarında sevgilimin;
Bir şey mi duydun rüzgârda,
Ürperdi beyaz elin?
İşittiğin rüzgâr değil,
Deniz kızlarının şarkısı;
Kardeşlerimdi onlar,
Deniz çekip aldı.

— 10 —
Ayaklarında rüzgârın
Beyaz su pantolunu!
Kamçılıyor dalgaları azgın;
Kükrüyor, köpürüyor dalgalar.
Kararmış gökten boşanır
Sağnak halinde yağmur;
Sanki koca gece
Boğmak ister kocamış denizi.
Direğe tutunmuş martı,
Kısık çığlıkları;
Ürkmüş, kanat çırpıyor,
Sesinde felâket haberi.

— 11 —
Islık çalıyor, uğulduyor, gürlüyor,
Hora tepiyor fırtına;
Haydaa! Zıplıyor küçük gemi!
Katıldı gece de bu taşkınlığa.
Kuduran deniz şimdi
Sularla oluşmuş canlı bir dağ;
Burda siyah bir uçurum,
Yüksek beyaz bir kule orada.
Küfürler, kusmalar, dualar
Kamaradan taşmakta dışarı,
Sım sıkı yapıştım direğe,
Ah, evde olmak vardı!

— 12 —
Karanlık çöküyor, akşam,
Sis kaplıyor denizi;
Dalgalarda esrarlı bir hışırtı,
Bir beyaz kabarma sularda.
Çıkıyor ortaya deniz kızı,
Geliyor kumsalda yanıma;
Dolgun göğüsleri apak
Taşmış tül giysilerinden.
Kucaklıyor, sıkıyor kollarında
Acıtır gibi, beni —
Eziyorsun âdeta,
Güzel su perisi!
Sıkıyorum kollarımda
Ezer gibi seni;
Çok soğuk bu akşam,
Isınayım sana sarılayım da!
Ay bakıyor gittikçe solgun
Alaca bulutlar arasından;
Güzel su perisi
Gözlerin bulanıyor, yaşarıyor!
Bulanmıyor, yaşarmıyor gözlerim,
Zaten bulanıktı, yaşlıydı;
Çünkü denizden çıkarken
Bir damla su kaçtı.
Martıların çığlığı, ve deniz
Kabarıyor, çatlıyor kayalarda —
Güzel su perisi,
Kalbin çarpıyor çılgınca.
Kalbim çılgınca çarpıyor,
Çarpıyor çılgınca;
Sevgili insanoğlu,
Candan vuruldum sana!

— 13 —
Geçtikçe sabahları
Evinin önünden yavrum,
Penceredeysen eğer
Sevinçten uçar gönlüm.
Merakla bakar bana
Koyu kahve rengi gözlerin:
Hasta, yabancı adam.
Neyin var, kimsin?
Ben bir Alman şairi,
Bütün Almanyada meşhur;
En değerli isimler söylenince
İçlerinde benimki de bulunur.
Neyim mi var, küçük kız,
Almanyada çoklarında olan şey:
En ağır acılar söylenince
İçlerinde benimki de bulunur.

— 14 —
Engine doğru parlayan deniz
Akşamın son ışınlarında;
Konuşmadan oturuyorduk ıssız
Balıkçı kulübesi yanında.
Uçuşurken martılar
Sis çıktı, sular kabardı;
Tatlı gözlerinden
Sızarken gözyaşları.
Gördüm, düştü ellerine damlalar,
Diz çöktüm önünde;
İçtim beyaz avucundan,
Silindi gözyaşları.
O gün bugün eriyor gövdem,
Ölüyor ruhum, özlemler içinde —
Mutsuz kadın beni
Gözyaşıyla zehirledi.

—15 —
Orda, o tepede
Hoş, zarif bir şato;
Üç güzel genç kız,
Aşkı onlardan tattım.
Öptü beni cumartesi Jette,
Pazar günü Julia,
Pazartesi Kunigunde
Boğuyordu az daha
Üç kızlar şatosunda
Salıya şenlik vardı;
Geldiler konu komşu
Hepsi atlı arabalı.
Ya ben, çağrılmadım ben,
Ayıp ettiler doğrusu!
Fısıldaştı hala, yeğen
Güldüler sezip durumu.

— 16 —
Enginde, ufukta
Sisli bir görüntü:
Kuleleriyle şehir
Akşam şafağına büründü.
Yaslı suda nemli rüzgâr,
Oynaşır menevişleri:
Kayıkçı kürek çekiyor
Üzgün, dertli.
Doğruluyor bir daha yerinden,
Gösteriyor sevgilimi,
Işınlar saçarak güneş,
Nerde yitirdiğimi.

— 17 —
Koca, esrarlı şehir
Selâm sana;
Sevgilimi bir zaman
Basmıştın bağrına.
Kuleler, kapılar, söyleyin
Hani nerde gülüm benim?
Göz kulak olun demiştim,
Hani nerde emanetim?
Kulelerin ne suçu var,
Kımıldayamazlardı yerlerinden;
Valizler kutularla sevgilim
Şehirden kaçarken.
Kapılar, ama onlar
Bıraktılar gitsin, sessizce;
Bir kapı her zaman boyun eğer,
Bir deli kız ona açıl deyince.

— 18 —
Gene eski yolumdayım,
Dost, âşinâ caddeler;
Derken sevgilimin evi…
Yok içinde kimseler.
Bu yollar ne darmış meğer,
Ne berbat şu kaldırım!
Çökecek başıma evler…
Kaçar gibi uzaklaştım.

— 19 —
Girdim o salonlara, bir zamanlar
Bağlılık yeminleri etmişti;
Sürünüyordu yılanlar
Gözyaşları dökülen yerlerde şimdi.

— 20 —
Sessiz gece, dinleniyor sokaklar.
Sevgilim şu evde otururdu;
Yerinde duruyor ev,
O gideli çok oldu.
Sokakta biri, gözleri göğe çevrili,
Uğuşturuyor ellerini, acısından;
Bana kendi yüzümü gösteriyor ay:
Ürperiyorum yüzüne bakarsam.
Aşkın acılarına niçin özenirsin,
Ey benim benzerim, solgun delikanlı!
Geçmişte bazı geceler
Ben burda kıvranmadım mı?

— 21 —
Biliyorsun daha sağım,
Nasıl rahat uyursun?
Tutacak gene öfkem,
Zincirimi kıracağım.
Bilir misin o eski şarkıyı:
Gelir hani ölü genç,
Alır gider mezarına
Sevgilisini, gece yarısı.
İnan bana, sevda gülüm,
Güzeller güzelim, sen:
Yaşıyorum, daha da güçlüyüm
Bütün ölülerden!

— 22 —
Uyuyor odasında genç kız,
Çekingen bakıyor ay, içeri;
Derken bir vals melodisi gibi
Şarkı, çalgı sesleri.
Pencereden bakayım,
Kimdir rahatımı bozan?
Bir iskelet, aşağıda
Şarkı söylüyor, çalıyor keman:
“Bir dans vadetmiştin bana,
Nerde verdiğin söz, tutmamak olmaz!
Mezarlıkta bir balo var bugün,
Gel gidelim, dans edelim biraz!”
Kız kaptırmış kendini.
Çekiyor onu bir kuvvet;
Şarkı söyleyip keman çalarak
Yürüyor önünde iskelet.
Çalıyor, hopluyor, zıplıyor,
Selâmlar dağıtıyor bir kuru kafa;
Takırdıyor kemikleri,
Ürpertiyor, ürkütüyor ay ışığında.

— 23 —
Karanlık rüyalar görüyordum,
Gözlerim resmine saplanmıştı;
Sevgili yüzü çok hoş
Canlanmaya başladı.
Dudakları çevresinde
Tatlı bir gülüş belirdi;
Sanki hüzün yaşlarıyla
Parlıyordu gözleri.
Aktı yanaklarıma yaş,
Gözlerimden benim de —
Ah, hiç inanamıyorum
Seni yitirdiğime.

— 24 —
Ben mutsuz Atlas! Taşımak zorundayım
Acılar dünyasını sırtımda;
Yüklenmişim katlanılmaz şeyi,
Kalbim kopacak âdeta.
Ey mağrur kalp, sen istedin!
Mutlu olmak diledin, sonsuz mutlu,
Ya da mutsuz alabildiğine, ey kalp!
İşte buldun mutsuzluğu

— 25 —
Yıllar gelip geçiyor,
Soylar mezara göçüyor;
Benim kalbimdeki sevgiyse
Duruyor olduğu gibi.
Bir daha görseydim seni,
Önünde diz çökseydim,
“ Madam, sizi seviyorum!”
Deseydim, ölseydim!

— 26 —
Bir düş gördüm: parıldayan
Ay ve yıldızlar üzgündü;
Çekti beni bir el, uzaklara
Sevgilimin şehrine götürdü.
Evinin önüne vardım,
Öptüm taş basamakları:
Değmişti etekleri kaç kez,
Değmişti minik ayakları.
Çok soğuktu taşlar,
Uzundu, soğuktu gece;
Bakıyordu ay-parlak
Solgun bir yüz pencerede.

— 27 —
Ne ister benden
Gözümde bu tek damla?
Karartıyor bakışımı,
Eski günlerden kalma.
Pırıl pırıl kardeşleri vardı,
Aktı gitti hepsi,
Acıların!, sevinçlerimle
Gecede, rüzgârda.
Acıları, sevinçleri
Kalbime gülümsemişlerdi
O mavi yıldızlar
Sis gibi onlar da eridi.
Aşkım, aşkım da boş bir soluk
Gibi dağıldı gitti;
Ey geçmişten kalan tek damla
Sen de ak git haydi!

— 28 —
Güzün solgun yanmayı
Bakıyor bulutlardan;
Kilise mezarlığında sessiz,
Rahip evi, bir başına.
Anne, İncil okumakta,
Oğul dalmış, ışıkta gözleri,
Uykulu geriniyor abla,
Konuşuyor kız kardeşi:
“Allahım, geçmiyor günler,
Burası ne de ıssız!
Birini gömmeye geliyorlar,
Bir şeyler görüyoruz.”
Anne, gözleri kitapta: “Yanılıyorsun,
Yalnız dört kişi öldü
Mezarlık kapısı yanına
Babanı gömdük gömeli.”
Esniyor büyük kız:
“Yanınızda açlıktan ölmek —
Konta gideceğim yarın,
Tutkundur o, zengindir pek.”
Başlıyor oğlan gülmeye:
“ Meyhanede üç avcı zilzurna,
Altın yapıyorlar.
Öğretecekler bana da.”
Anne, oğlanın zayıf yüzüne
Doğru sallıyor İncil’i:
“Allahtan korkmaz, utan.
Gidip haydut mu olacaksın!”
Pencerede bir tıkırtı.
Bir el, bir şey hatırlatmada:
Dışarda siyah cübbesiyle
Ölü baba.

— 29 —
Hava pek berbat:
Yağmur, kar, fırtına;
Oturmuş, karanlığa bakıyorum
Pencere kenarında.
Derken belirdi bir ışık,
Yürüyor yavaş, titrek
Bir annecik, elinde fener,
Geçiyor sokağı sallanarak.
Un, yumurta, yağ
Aldı her halde,
Sevgili yavrusuna
Çörek yapacak.
Kız evde uzanmış koltuğa,
Kırpıştırır ışığa uykulu gözlerini;
Dalgalanır tatlı yüzünde
Saçları altın rengi.

— 30 —
Aşkın acılarında
Helâk oluyormuşum,
Başkaları gibi ben de
İnandım sonunda buna.
İri gözlü bebeğim
Sonsuz sevdiğimi seni,
Aşkın kalbimi kemirdiğini
Sana her zaman söyledim.
Ama yalnızken konuştum
Bunları, ıssız odamda;
Sustum ah her zaman,
Seninle olunca.
Kötü ruhlar vardı
Bağlayan ağzımı;
Benim mutsuzluğum ah,
Onlar yüzünden şimdi.

— 31 —
Beyaz zambak parmakların
Öpebilsem bir daha,
Sıksam kalbimde, sessiz ağlayışlar
İçinde erisem gitsem sonra!
Duru menekşe gözlerin
Gece gündüz karşımda.
Bu tatlı mavi bilmecenin anlamı?
İçimde bir tasa.

— 32 —
Tutkunluğuna
Hiç mi bir şey demedi?
Aşkına bakışlarıyla
Hiç mi karşılık vermedi?
Gözlerine baktın da kızın
Hiç mi ruhuna inemedin?
Aziz dost, böyle işlerde
Hani eşek de değilsin!

— 33 —
Karşılıklı sevda; ama ikisi de
Gizledi ötekinden;
Bakıştılar haince
İçin için erirlerken.
Ayrıldılar, düşte gördüler
Ara sıra birbirlerini;
Farkında değildiler,
Çoktan ölmüşlerdi.

— 34 —
Size acılarımdan dert yanınca
Esnediniz, hiçbir şey demediniz;
Onlardan zarif şiirler çıkarınca
Övdünüz, iltifatlar ettiniz.

— 35 —
Şeytanı çağırdım, geldi,
Seyrettim hayranlıkla;
Ne çirkindi, ne kötürüm,
Sevimli, hoş bir adam,
Ömrünün en parlak yıllarında,
Candan, nazik, görmüş geçirmiş.
Usta bir diplomat,
Dinden, devletten konuşması yaman.
Solgun biraz, buna da şaşılmaz:
Sanskritçeyi ve Hegel’i öğreniyordu.
En sevdiği şair Fouque imiş hâlâ.
Artık eleştirmeyle uğraşmayacakmış,
Bırakmış bu işi tamamen
Nineciği Hekate’ye
Benim hukuk çabalarımı övdü,
O da uğraşmış eskiden.
Dostluğumdan pek memnunmuş;
Başını salladı, sordu bir ara:
Biz sizinle daha önce
İspanyol elçiliğinde tanıştık galiba!
Anladım, eski ahbabım,
Yakından yüzüne bakınca.

— 36 —
İnsanoğlu, şeytanla alay etme,
Kısadır ömrün yolu,
Ebedî lânetse
Ne hayal, ne kuruntu.
İnsanoğlu, öde borçlarını,
Uzundur ömrün yolu,
Arada borç ver, ödünç ver gene,
Hep verdiğin gibi.

— 37 —
Doğudan gelen üç kutsal kıral,
Sordular köylerde, kentlerde:
“ Bethlehem’e nereden gidilir,
Ey oğullar, ey kızlar?”
Ne gençler biliyordu, ne ihtiyarlar,
Kırallar yollarına devam ettiler;
Altın bir yıldızın peşinden gittiler:
Işıl ışıl gökte parlıyordu.
Yusuf’un evinin üzerinde
Durdu yıldız, kırallar içeri daldılar;
Dana böğürüyor, bebek bağırıyordu,
İlâhiler okudu üç kutsal kıral.

— 38 —
Yavrucuğum biz çocuktuk,
Küçük, şen iki çocuk;
Girerdik tavuk kümesine,
Samanlara sokulurduk.
Öterdik horozlar gibi,
Gelip geçenler
Duyunca sesimizi
Öten horoz sanırlardı.
Avlumuzdaki sandıklara
Sererdik bir güzel yaygı,
Dayardık döşerdik,
Evimizdi orası.
Yaşlı kedisi komşunun
Misafir gelirdi sık sık;
Buyurun, oturun, hoş geldiniz!
İltifatlar ederdik.
Sorardık hatırını.
Dostça ağırlardık;
O gün bugün birçok yaşlı kediye
Aynı şeyi yaptık.
Oturur, konuşurduk
Görmüş geçirmiş ihtiyarlar gibi;
Dert yanardık: Bizim zamanımızda
Her şey ne kadar iyiydi!
Muhabbet, sadakat, din iman
Kalmadı artık dünyada;
Kahve ateş pahası,
Kimde var ki para! —
Geçti gitti çocuk oyunları,
Her şey geçti gitti —
Para, dünya, o günler,
İman, sadakat, sevgi.

— 39 —
Kalbim daralmış, özleyerek
Anıyorum geçmiş zamanı;
Ferahtı henüz dünya,
İnsanlar rahat yaşardı.
Şimdi her şey alt üst sanki,
Bir eziklik, bir çöküntü!
Tanrı öldü yukarda,
Şeytan aşağıda ölü.
Kasvetli, bulanık her şey,
Soğuk, çürük, karman çorman;
Birazcık sevgi de olmasa
Ne yapardı insan?

— 40 —
Ay karanlık bulutlardan doğru
Pırıl pırıl süzülürken,
Aydın bir görüntü karşımda
Karanlık geçmişlerden.
Herkes güvertedeydi,
Gidiyorduk Ren’de gururlu;
Yaz yeşili kıyılar
Akşam güneşinde ışıldıyordu.
Oturmuştum düşünceli, güzel-şirin
Bir hanımın ayakları dibinde;
Oynaşırken altın kızılı güneş
Solgun sevimli yüzünde.
Lavtalar çalıyor, gençler
Şarkı söylüyordu, sevinçli;
Açıldı ruhlarımız,
Gök mavileşti.
Bir masalda gibi geçiyordu
Dağlar, şatolar, orman, vadi —
Parlar gördüm o güzel kadının
Gözlerinde ben bütün bunları.

— 41 —
Sevgilimi gördüm düşümde,
Yılgın, çileli bir kadın;
Solmuş çökmüş, eskiden
Benzeriydi baharın.
Bir çocuk kucağında,
Birini elinden tutmuştu;
Üstünde başında, bakışlarında
Belliydi kederi, yoksulluğu.
Kaykıla doğrula çarşıdan geçiyordu,
Birden beni gördü, baktı yüzüme;
Ona şunları söyledim,
İçim acıyla doldu:
“Gel, evime gidelim,
Bak, solgunsun, hasta…
Çalışır ederim,
Yer, içersin yanımda.
Çocuklara da bakarım,
Ne aç korum, ne açık;
Ama önce seni düşünmeliyim,
Zavallı, talihsiz çocuk!
Seni sevmiş olduğumu
Söylemem hiç sana,
Ancak öldüğün vakit
Ağlarım mezarında.’’

— 42 —
Aziz dost! Neye yarar,
Boyuna söylersin, bu beylik şarkı?
Hep kuluçkada mı olacaksın,
Altında eski sevda yumurtaları?
Ah bu sürekli gözetleme!
Çatlar kabuklar, civcivler çıkar,
Cik cik, kanat çırpar, uçuşurlar, ve sen
Kapatırsın onları bir kitapçık içine.
— 43 —
Sabredin,
Eski kederlerin ezgilerinden
Bazıları duyuluyorsa hâlâ
En yeni şarkılarda.
Bekleyin, erir gider zamanla
Acılarımda yankı, ve açar
İyileşmiş kalplerde yeniden
Şarkılardan bir bahar.
— 44 —
Kullanıp aklımı, bütün çılgınlıklardan
Vakti artık, kurtulmanın;
Bir aktör oldum bunca zaman,
Seninle komedi oynadım.
Gösterişli kulisler boyalıydı
Eski, romantik stilde;
Şövalye pelerinim sırmalı
Duygularım pek ince.
Saçma sapan çocukluklardan
Artık arınıyorum ya,
İçimde gene de mutsuzluk,
Şimdi de komedi oynuyorum âdeta.
Allahım, geçenleri içimden,
Varmadan bilincine, şaka gibi söyledim;
Ben kendi bağrımdaki ölümle boğuşurken.
Ölen savaşçı rolündeydim.
— 45 —
Kıral VVisvvamitra’da
Ne dur var, ne durak;
Savaşır, çile çeker, niyeti
W asischta’nın ineğini almak.
Ah, kıral Wiswamitra,
Öküzsün sen, öküzün biri!
Savaşlar, çileler, bunca eziyet
Bir inek için, öyle mi?
— 46 —
Üzme kendini, kalbim,
Katlan kaderine;
Kışın senden aldığını
Bahar verir gene.
Güzel daha bu dünya,
Şurda ne kaldı?
Durma sev, kalbim,
Her hoşlandığını.
— 47 —
Sen bir çiçeği andırıyorsun,
Güzel, temiz ve duru;
Ne zaman baksam sana,
Kalbim hüzünle dolu.
Koysam ellerini başına,
İçimde dua eden bir duygu;
Tanrı bağışlasın seni
Güzel, temiz ve duru.
— 48 —
Yavrum, bu senin felâketin olurdu;
Sevgili kalbinde benim için
Parlamasın aslâ aşk ateşi.
Diye çalıştım doğrusu.
Ah, pek de kolay başardım diye bunu,
İçimde ince bir hüzün;
Bazan düşünürüm hani,
Beni hiç mi sevemezsin?
— 49 —
Gece yatağa girerim,
Düşer başım yastığa;
Sevimli tatlı görüntü
Belirir karşımda.
Rahat uyku gözlerimi
Kapar kapamaz daha,
Girer düşlerime
Bu hayal, yavaşça.
Sabahları rüya ile beraber
Eriyip gitmez hem öyle;
Kalbimde bu sefer,
Bütün gün gene benimle!
— 50 —
Minik ağzı kırmızı,
Tatlı, aydınlık gözleri;
Sevgilim, küçüğüm,
Düşünüyorum hep seni.
Ne uzun kış akşamı!
Yanında olsam, yanına otursam
O küçük, âşinâ odada
Sohbet etsem seninle!
İsterdim dudaklarıma bastırmak
Narin, beyaz ellerini;
Islatmak gözyaşımla
Narin, beyaz ellerini.
— 51 —
Kar yığılsın dışarda,
Kopsun bora, fırtına,
Takırdasın pancur, cam,
Ne yerinme, sızlanma…
Sevdiceğlm kalbimde,
Gönlümde bahar sevinci.

— 52 —
Kimi Meryem’e hayran,
Kimi ermişlere;
Güzel güneş, yalnız sana
Tapmak isterim bense.
Öp beni, şâd et beni,
Kızların içinde en güzel güneş,
Güneşin altında en güzel kız,
Lütfeyle, kerem eyle!
— 53 —
Solgun yüzüm sana duyurmuyor mu
Aşk yüzünden çektiğim acıları?
Sanki mağrur ağzımdan beklediğin.
Bir yalvarma çığlığı.
Ah, öyle onurlu ki bu ağız,
Öper, şakalaşır sade;
Eğlenir, takılır, alay eder
Ölürken ben ıstıraplar içinde.

— 54 —
Aziz dost, âşıksın,
Çilesinde yeni acıların;
Kararırken kafanın içi,
Aydınlanmada kalbin.
Aziz dost, âşıksın,
İtiraftan kaçınsan da,
Görüyorum bağrındaki yangın
Gömleğinden dışa vurmada.
— 55 —
Seninle olmak istedim,
Yanında dinlenmek;
Çok işin varmış,
Bırakıp gittin.
Dedim ki: “ Ruhum,
Kalbim senin tamamen!”
Kahkahayla güldün
Bir reverans yaparak.
Çoğalttın daha da
Duyduğum acıyı, aşktan;
Çok gördün sonunda
Bir veda öpücüğünü.
Yok, öldürmem kendimi,
Pek kötü bile olsa durum!
Evvelce de geçti bunlar,
Benim başımdan, gülüm!
— 56 —
Gözlerin safir senin,
Şirin, baygın gözlerin,
Ah, üç kez mutludur o adam,
O gözler sevgiyle selâmladıysa.
Pırlantadır kalbin senin,
Soylu ışınlar yansıtan.
Ah, üç kez mutludur o adam,
Işıkları sevginin, ona yansıdıysa.
Yakuttur dudakların senin,
Olamaz daha güzelleri.
Ah, üç kez mutludur o adam,
O dudaklar seni sevdim dediyse.
Tamsam o bahtiyar adamı,
Ah, bir bulsam,
Yeşil ormanda yalnız her halde
Olurdu mutluluğundan.
— 57 —
Sevda sözleriyle yalandan
Kalbine bağladım kendimi;
Dolandım kendi ipliklerime,
Şaka ciddîye döndü.
Çok haklısın gerçi,
Eğlenerek uzaklaşırsan benden;
Yaklaşır cehennemin güçleri,
Kıyarım canıma, cidden.
— 58 —
Dünya da, hayat da kırık kopuk —
Bir Alman profesöre gideyim bari.
O bilir hayatı birleştirmeyi,
Akla yakın bir sistem çıkarır sonra,
Başında takye, sırtında hırka,
Tıkar, yamar dünyadaki delikleri.
— 59 —
Kafa yordum uzun zaman,
Ölçtüm biçtim gündüz gece;
Bana bu kararı aldıran,
Güzel gözlerin, ne çare.
Baygın, zeki gözlerinin
Parladığı yerdeyim —
Hiç aklıma gelmezdi
Tekrar seveceğim!
— 60 —
Bu gece onlarda toplantı var,
Evleri ışık içinde.
Aydınlık pencerede, yukarda
Kımıldayan bir gölge.
Bir başıma, karanlıkta, aşağıda,
Görmüyorsun beni;
Bakman imkânsız daha da
Karanlık kalbimden içeri.
Yaslı kalbim seviyor seni,
Seviyor ve parça parça
Titriyor, kanıyor
Sen görmüyorsun hâlâ.
— 61 —
Bütün çektiklerim
Tek söze dökülseydi,
Şen rüzgâr güle oynaya
Alıp götürseydi.
Acı dolu o sözü
İletseydi rüzgâr sana;
Duysaydın her saat,
Duysaydın her yerde.
Yumunca uykulara
Geceleyin gözlerini;
En derin düşlerine,
Sözüm peşinden gelirdi.
— 62 —
İnciler, elmaslar,
İnsan ne dilerse hepsi elinde senin,
Gözlerin en güzeli sende —
Gülüm, daha ne istersin?
O güzel gözlerine bir ordu
Kurdum ben de şarkılardan,
Ölümsüz şiirlerdesin —
Gülüm, daha ne istersin?
O güzel gözlerinle
Ne çok acı çektirdin,
Öldürdün, bitirdin beni —
Gülüm, daha ne istersin?
— 63 —
İlk seven, mutsuz da olsa,
Bir tanrıdır bence;
İkinci kez sevenler,
Ümitsizse bu sevgi, aptaldır.
Ben böyle bir budala, karşılıksız aşka
Tutuldum yeniden;
Güneş, ay gülüyor, yıldızlar beraber,
Ben de gülüyorum — bir yandan ölürken.
— 64 —
Bana öğüt verdiler, akıl verdiler,
Şereflere, şanlara boğdular beni;
Bekle hele! dediler,
Sözde korudular beni.
Böyle koruyadursunlar,
Yetişmeseydi bir yiğit,
Destek olmasaydı bana,
Geberirdim açlıktan.
Mert adam! Aç bırakmadı beni!
Hiçbir zaman unutamam!
Ne yazık, öpmem imkânsız onu!
Ben’im çünkü bu adam.
— 65 —
Bu kibar gence
Hayran olunsa az ne kadar;
Sık sık ziyafet çeker bana
İstridye, şarap, likör.
Zarif ceket, pantolon mum gibi,
Daha da hoş kıravat;
Uğrar her sabah,
Hal hatır sorar bana.
Yaygın şöhretimden söz açar,
Zarifliğim, nüktelerim;
Hamarat, işgüzar
Hizmetime koşar.
Geceleri toplantılarda
Yüzünde hayranlık,
Kibar hanımlar önünde
Okur yüce şiirlerimi.
Ah ne bahtiyarlık,
Böyle bir genç bulmak hâlâ;
Gün gün iyiler
Yok olurken çağımızda.
— 66 —
Tanrı olmuşum düşümde,
Gökyüzüne kurulmuşum;
Çevremde melekler
Överler şiirlerimi.
Çil çil liralar isteyen
Pastalar yiyormuşum, şekerlemeler;
Âlâ içkiler içiyormuşum,
Yok hiç borcum kimseye.
Ama canım sıkılıyordu çok,
Yeryüzünde olsam diyordum;
Tanrı olmasaydım
Şeytan olurdum.
Sen uzun boylu melek Cebrail,
Düş yollara, var git,
Aziz dostum Eugen’i
Al getir gökyüzüne!
Kurullarda arama,
Şarap bardağı başındadır;
Kiliselerde arama,
Matmazel Meyer’in yanındadır.
Açtı kanatlarım melek,
Uçtu yeryüzüne doğru;
Buldu getirdi yukarıya
O haylaz dostumu.
Hey ahbap, tanrıyım ben, tanrı,
Yeryüzü benim emrimde!
Söylemez miydim sana, bir şeyler
Olacağım günün birinde!
Mucizeler yaratıyorum her gün,
Hayran ol, sen de seyreyle!
Eğlen, sevin bugün, bak
Berlin’i mutlu edeyim de!
Sokaklarda kaldırım taşları
Bölünsün ikiye,
Her taşta taze, parlak
Bir istridye.
Bir limon yağmuru, şebnem gibi
Serpilsin üzerlerine,
Aksın oluklardan
En âlâ Ren şarabı.
Ne kadar sevinir Berlin’liler,
Başlarlar atıştırmaya;
Sayın yargıçları mahkemenin,
Habire içerler.
Ne kadar sevinir şairler,
Bu şölen sofrasında tanrıların!
Teğmenler, subay adayları
Yalarlar sokakları.
Teğmenler, subay adayları
En akıllıları bunlar;
Her gün olmaz bugünkü mucize.
Diye düşünür dururlar.
— 67 —
Temmuzdu, ayrılmıştım sizden;
Geldim aylardan ocakta.
O zaman çok sıcaktı, siz sereserpe,
Şimdi üşüyorsunuz, donmuş hattâ.
Giderim gene yakında, ve dönerim yeniden;
Gene bulurum sizi; ne terli, ne üşümüş.
Yolum geçer yattığınız mezarlıktan,
Kalbim yoksul, perişan.
— 68 —
İtti güzel dudaklar, güzel kollar itti,
Sarmışken sım sıkı, uzağa beni!
Bir gün daha kalmak isterdim, atlarıyla
Posta tatarı çıkageldi.
Hayat budur, yavrum! Feryattır boyuna,
Vedalaşmadır, ayrılıştır sürekli!
Koparıp atmadı mı kalbimi kalbin,
Alıkoyabildi mi gözlerin beni?
— 69 —
Bütün gece ışıksız
Posta arabasında yol aldık,
Yaslanarak birbirimize
Gülüştük, şakalaştık.
Sabah, yavrum, bir de baktık
Aşk, gözleri kör o yolcu
Oturmuyor mu aramızda,
Şaşırdık, kaldık.
— 70 —
Hay Allah, nereye yerleşti
Bu çılgın âşifte;
Söverek yağmura yağışa
Koşuyordum şehrin sokaklarında.
Meyhane meyhane
Arandım durdum,
Kaba saba garsonlara boş yere
Bir bir sordum.
Derken onu pencerede gördüm,
El etti, çağırdı, gülüşü mutlu.
Kızım, ben nerden bilirdim senin
Bu şahane otelde olduğunu?
— 71 —
Esrarlı rüyalar gibi
Evler uzun bir sıra;
Sessizce yürüyorum,
Sarılmışım paltoma.
Katedral kulesinde saat
Demin vurdu on ikiyi;
Hoşluğu, güzelliği, öpüşleriyle
Bekliyor beni, sevgili.
Yol arkadaşımdı ay,
Fenerim oldu dostça;
İşte evinin önündeyim,
Sevinçle seslendim yukarıya:
“Çok teşekkür, eski dost
Aydınlattın yolumu;
Seni fazla tutmayayım,
Götür başka yerlere nurunu!
Bulursan bir sevdalı,
Dertli bir aşk garibi.
Var git onu teselli et,
Eskiden beni ettiğin gibi.”
— 11 —
Evlendik, diyelim karımsın,
Herkes kıskanır seni;
Zevkler, hazlar, güzelim,
Geçer günlerin sevinçli.
Diyelim şirret çıktın,
Sabırla katlanırım;
Ama şiirlerimi beğenmezsen,
Senden ayrılırım.
— 73 —
Akpak omuzlarına
Yasladım başımı,
Gizlice dinleyebilirim
Kalbinin özlemini.
Mavi üniformalı süvari erleri
Eorular çalarak giriyorlar kapıdan;
Canımın içi sevgilim
Yarın ayrılacak benden.
İstersen yarın bırak beni,
Bugün henüz benimsin ya;
İki kat mutlu olayım
O güzel kollarında.
— 74 —
Mavi üniformalı süvari erleri
Borular çalarak çıkıyorlar şehirden;
İşte geldim, sevgilim, getirdim sana
Bir gül demeti.
Bir patırtı, bir kıyamet!
Bir felâket, savaş kıtaları!
Hattâ senin küçük kalbinde
Kimler konaklamadı!
— 75 —
Ben gençlik yıllarımda da
Aşk ateşinden
Çektim bazı acılar.
Fakat odun pahalıdır,
Ve ateşin sönmek istemesi
İnan ki, iyidir.
Düşün bunu, genç güzel kız,
Bırak aptalca ağlamayı,
Aşkın saçma kaygılarını bırak.
Hayatın kurtuldu ya.
Unut eski sevdayı,
İnan ki, kollarımda.
— 76 —
Gerçekten düşman mısın bana böyle,
Değiştin mi büsbütün sahi?
Herkese söyleyeceğim,
Bana ettiklerini.
Ah ey nankör dudaklar
Nasıl kötülersiniz,
Sizi o günlerde
Aşkla öpen birini?
— 77 —
Ah, gözler o gözler gene,
Bir zamanlar selâmlardı beni candan;
Dudaklar o dudaklar,
Hayatımı tatlandıran.
Ses de o ses, bir zaman
Doyamazdım duymaya!
Yalnız, ben eski ben değilim,
Değişmiş döndüm yurduma.
Beyaz, güzel kollarla
Sarılm ış sım sıkı, sevdalı
Yatıyorum şimdi onun yanında
Neşesiz, tasalı.
— 78 —
Siz beni binde bir anladınız,
Ben de öyle, çok az, sizi;
Çirkeflerde buluştukça yalnız,
Anlıyorduk hemen birbirimizi.
— 79 —
Hadımlar beğenmediler
Ben şarkıya başlayınca;
Sızlandılar, dediler:
Senin sesin kalın, kaba.
Nazlı, sırça, incecik
Seslerini yükselttiler;
Kristal gibi ezgiler
Söylediler nazik, kibar.
Aşk özlemlerini şakıdılar,
Aşkı, boşalısları;
Sanat hazzıydı bu, bayanlardan
Aktı sel gibi gözyaşları.
— 80 —
Salamanca surlarında
Hava yumuşak, ılık;
Yanımda sevgili Donna,
Yaz akşamı geziyorduk.
Güzelimin ince beline
Kemer olmuş kolum benim;
Göğsünün mağrur dolgunluğu
Üzerinde mutlu elim.
Esti geldi ıhlamurlardan
Çekingen bir mırıltı, ne çare;
İlerde değirmenin deresi
Korkulu hayaller fısıldadı kalbe:
“Ah, Sennora, bir sezgi:
Gün gelir, sürerler beni buradan;
Salamanca surlarında
Biter gezintiler o zaman.”
— 81 —
Komşumdur Don Henriquez,
Güzel Adam da derler ona;
Yan yana odalarımız,
İnce bir duvar arada.
Salamanca hanımları hayran:
Mahmuz şakırdatarak, bıyık burarak,
Yanında köpekleri
Caddelerden geçtikçe o.
Ama sessiz akşam saatleri
Kapanır odasına bir başına,
Gönlünde tatlı hayaller
Ellerinde gitar.
Tıngırdatır telleri titreyerek,
Dalar hülyalarına —
Gitar gıcırtıları, sayıklamalar
Bir mahmurluk verir bana.
— 82 —
Daha ilk bakışmada sesinden, gözlerinden
Kanın kaynadı bana, anladım;
Annen olmasaydı, zalim annen,
Hemen öpüşürdük sanırım.
Yarın gene bu şehirden ayrılırım,
Savuruyor kader beni oradan oraya;
Ben giderken pencereden bakar kumralım,
Ben de onu selâmlar, bakarım yukarıya.
— 83 —
Güneş doğdu dağların ardından,
Kuzu çıngırakları, uzakta;
Sevgilim, kuzucuğum, güneşim, mutluluğum
Görseydim seni bir daha!
Umarak, aranarak bakıyorum yukarıya —
Buralardan gidiyorum, hoşça kal, yavrum!
Boşuna! Kımıldamıyor perdeler;
Uyuyor — görür mü ki beni rüyasında?
— 84 —
Halle’de pazar yerinde
İki büyük aslan.
Ah yazık, sizi nasıl
Uysallaştırdılar!
Halle’de pazar yerinde
Dev gibi bir adam.
Elinde kılıcı, kımıldamıyor.
Taş kesilmiş korkudan.
Halle’de pazar yerinde
Bir koca kilise.
Genç yaşlı şehir halkı
Orada dua etmede.
— 85 —
Çökmüş yeşil çayırlara, ormana
Akşam karanlığı yazın;
Mavi gökten altın ay
Serpiyor nurların.
Ötüyor cırcırlar dere boyunda,
Sularda bir kıpırdanış;
Yolcu bir şıpırtı duyuyor,
Ve sessizlikte bir soluk alış.
Orda, yıkanıyor derede
Güzel peri bir başına;
Parıldıyor kolları, ensesi
Akpak, güzel, ay ışığında.
— 86 —
Çöktü yabancı yollara gece —
Kalbim hasta, ayaklarım yorgun;
Derken aktı sessiz bir rahmet gibi,
Tatlı ay, gökten senin nurun.
Tatlı ay, ışınlarınla
Kovuyorsun gecenin dehşetini;
Akıp gidiyor kaygılarım,
Toplanıyor gözlerimde çiy.
— 87 —
Bunaltıcı bir gün hayat,
Serin bir gece ölüm.
Karanlık basıyor, uyku basıyor,
Gün boyu fena yoruldum.
Yatağımın üzerinde bir ağaç,
Dallarında şakıyan bir bülbül, yeni.
Duyuyorum düşlerimde bile,
Şakıdığı katıksız sevgiyi.
— 88 —
Söyle nerde o güzel sevgilin?
Güçlü, büyülü alevler
Tatlı, hoş sarmışken kalbini,
Ona ne şiirler söylerdin!
Söndü gitti o alevler,
Kalbim soğuk, üzgün, bulanık;
İçinde aşkımın külleri,
Bir kap, bir vazo bu kitapçık.


Heinrich Heine
Çeviri: Behçet Necatigilaycicegi-tarlalari
 
Şarkılar Kitabı için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Temmuz 2019 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Lirik İntermezzo

ÖNDEYİŞ

Bir şövalye vardı üzgün, sessiz,
Solgun yanakları çukurda;
Kapılmış karanlık hülyalara
Dolaşırdı sendeler gibi orda burda.
Dalgın, hissiz, yavaş, sakar
Sallana yıkıla yürür gördükçe onu,
Gülüşürdü çiçekler, kızlar.

Evde karanlık bir köşeye çekilir,
Kaçardı çok vakit insanlardan.
Özlemli, uzatır kollarını,
Fakat tek söz çıkmazdı ağzından.
Yalnız gece yarısı oldu mu
Başlar bir tuhaf şarkı, ses —
Kapısı vurulurdu.

Girer sevdiği usulca içeri,
Hışırtılı elbisesi dalga köpüklerinden,
Terütaze bir gonca gül gibi,
Örtüsü elmas, pırlanta,
Narin endamını saran saçları altın,
Tatlı bir güçle selâmlar gözleri —
Düşerlerdi birbirlerinin kollarına.

Kucaklar şövalye olanca aşkıyla,
Şimdi ateşlenmiştir o duygusuz,
Pembedir solgun yüz, uyanmış düşteki,
A çılır gitgide durgun adam;
Oyun oynar fakat ona kadın:
Elmas, beyaz örtüsüyle örter
Başını yavaşça, adamın.

Girer billur saraya, su altında,
Büyülenir ansızın şövalye,
Şaşırır, kamaşmış gözleri
Titreşen parıltılarla.
Kucaklar onu deniz perisi,
Güveydir şövalye, peri gelin,
Çalar nedimeleri gitara.

Çalarlar, söylerler çok hoş şarkılar
Ve kalkarlar dansa;
Gitmiş aklı başından adamın,
Daha sıkı sarılır güzele —
Derken söner ansızın ışıklar;
Şimdi gene kasvetli şair odasında.
Evindedir tek başına, şövalye.

1
Güzelim mayıs ayında
Tomurcuklar açılınca,
Benim de kalbimde
Aşk yeşerdi.

Güzelim mayıs ayında
Başlayınca ötüşmeye kuşlar,
İtiraf ettim ona
İçimdeki özlemi.

2
Yeşerdi gözyaşlarımdan
Çiçekler, dolu dolu;
Çektiğim ahlar
Bülbül korosu.

Yavrum beni seviyorsan
Al çiçekleri hediye,
İzin ver şakısın bülbüller
Pencerenin önünde.

3
Gül, zambak, güvercin ve güneşti
Bir zaman gönül verdiklerim.
Artık sevmiyorum, şimdi tek sevdiğim
O küçük, o nazlı, o tertemiz, biricik;
Odur bütün sevgilerin kaynağı,
Gül de o, zambak da, güvercin, güneş, hepsi.

4
Baksam gözlerine
Kalmaz acım, üzüntüm;
Öpsem dudaklarından
Dirilirim büsbütün.

Yaslansam göğsüne, gönlümde
Bir cennet ferahlığı;
Ama dersen: “Seni seviyorum!”
Ağlarım acı acı.

5
Tatlı, güzel yüzünü
Düşte gördüm geçende.
Melek yüzleri gibi hoştu, güzeldi,
Fakat solgun, acıdan solgundu öyle.

Yalnız dudaklar kırmızı, onları da
Soldurur, çok sürmez, öpüşü ölümün.
Söner duru gözlerde o ışık cümbüşü,
Söner aydınlığı gökyüzünün.

6
Yanağını yanağıma daya,
Birlikte aksın gözyaşlarımız!
Bastır kalbini kalbime,
Alevler birbirine karışsın!

Akınca büyük yangına
Irmağın gözyaşlarımızın,
Ve kollarım kuvvetle seni sarınca —
Öleyim özleminde aşkın!

7
Bastırayım ruhumu
Zambağın çanağına;
Duyulsun çiçekten sevgilimin
Bir ezgisi, iç çekiş gibi.

Çok tatlı, çok güzel bir saatte
Bir öpücük vermişti sevgilim;
Bu türkü de o öpüş gibi
Ürpersin, titresin!

8
Binlerce yıldır kımıldamadan
Gökte yıldızlar
Aşk acılarıyla
Bakışırlar.

Zengindir, güzeldir çok
Konuştukları lisan;
Hiçbir dil bilgini
Fakat anlamaz bu dilden.

Öğrendim bense,
Unutmam bir daha;
Bir tanemin gül yüzünde okudum
Bu dilin gramerini.

9
Şarkıların kanadında, güzelim,
Uzaklara götüreyim seni;
Ganj kıyılarında bir yer
Biliyorum, yerlerin en güzeli.

Sessiz ay ışığı, bahçe,
Çiçekler kırmızı;
Bekler Iotüsler orda
Üzgün kardeşlerini.

Sevişir, gülüşür menekşeler,
Yıldızlara bakarlar;
Anlatır güller yavaşça
Mis kokulu masallar.

Zeki, sessiz ceylanlar
Hoplar, zıplar, dinler çevreyi;
Kutsal ırmağın, uzakta,
Çağıldar ninnileri.

Uzanırız bir palmiye
Altına seninle;
İçtiğimiz aşk, sükûn
Mutlu bir rüya içinde.

10
Güneşin görkeminden
Ürker lotüs çiçeği;
Eğer başını düşlerde
Bekler geceyi.

Aydır lotüsün sevdalısı,
Serper ışığın, uyandırır,
A lır yüzünden örtüyü:
Çiçek pek utangaçtır.

Açılır, kızarır, parlar
Sessiz, gökte bakışları;
Saçar ıtırlarını, titrer, ağlar,
Aşktır bu, aşkın yanışları.

11
Şavkı vurmuş o güzel
Ren nehri üzerine:
Kutsal ve büyük Köln,
Katedraliyle, yüce.

Yaldız deri üzerine,
Katedralde bir portre
Serpti nurlarını
Hayatımın çölüne.

Çevresinde Meryem Ana’mızın
Bir çiçekler, melekler halkası;
Gözler, dudaklar, yanaklar
Sevgilimin yüzünde tıpkısı.

12
Sen beni sevmiyorsun, evet.
Sevme, aldırmıyorum;
Yeter ki seyredeyim yüzünü,
Bir kıral kadar mutluyum.

Sen benden nefret ediyorsun, evet,
Pembe, minik ağzın söylüyor bunu;
Yeter ki öpeyim dudaklarını,
Unuturum üzüntümü.

13
Yemin etme, öp yalnız,
Ben inanmam kadın yeminlerine!
Verdiğin söz tatlı, fakat
Çok daha tatlı seni öpüşüm!
Öptüm seni, bu gerçek,
Oysa buhar, uçar söz.

Ah, yemin et sevgilim, boyuna,
Boş söze de güvenirim ben!
Mutluyum, buna inanıyorum
Kucağına doğru, bitkin yıkılırken;
Eminim, seveceksin beni
Daha uzun bir süre, ebediyyen!

14
En güzel türküleri
Sevgilimin gözlerine yazdım.
En iyi övgüleri
Dudaklarına.
En parlak dörtlükleri
Yanakları için yazdım,
Bir de zarif sone yazardım
Olsaydı kalbi.

15
Öyle sersem, öyle kör ki bu dünya,
Günden güne tatsız!
Güzelim, senin için der ki bu dünya:
“O kız hoppa, arsız!”

Öyle sersem, öyle kör ki bu dünya.
Hep yanlış tanıyacak seni;
Bilmez, insanı yakarak mutlu eden
O tatlı öpüşlerini.

16
Sen bir hayal yaratığı mısın,
Söyle, sevgilim, haydi,
Boğucu günlerinde yazın
Şairin tasarladığı?

Gözlerde o büyülü parıltı,
Böyle minik bir ağız, hayır,
Bir çocuk, böyle sevimli, tatlı…
Yaratamaz bir şair.

Doğabilir vampir, yarasa
Şairdeki ateşten,
Canavar, ifrit, ejderha..
Korkunç masallarda görülen.

Fakat tatlı, güzel çehreni,
Zalimsin, hainsin, hayır,
Masumluğu sahte bakışlarınla seni
Yaratmaz bir şair.

17
Dalga köpüklerinden doğan o tanrıça
Gibi mutlu sevgilim, mutlu ve sevinçli;
Çünkü gitti bir yabancıya,
Onu nişanlı seçti.

Kalbim, ah nelere katlanmamış kalbim,
Kızma bu hainliğe, kızma sakın;
Katlan, dayan, hoş gör
Yaptığını o sevimli çılgının.

18
Kızmış değilim parçalansa da kalbim,
Ey ebediyen yitirdiğim sevgili kızmio değilim.
Bir pırlanta gibi parlıyorsun ya.
Düşmez tek ışık, gecesine kalbinin.

Çoktan beri biliyorum. Düşümde gördüm seni,
Kalbini dolduran geceyi gördüm,
Gördüm bağrını kemiren yılanı,
Ne kadar zavallısın, sevgilim!

19
Evet, zavallısın, bense kızgın değilim,
İkimiz de zavallı olalım, sevgilim!
Ölüm hasta kalbimizi parçalayıncaya kadar
İkimiz de zavallı kalalım, sevgilim!

Ağzının çevresinde titreşir alay,
Kibir şimşekleri saçar gözlerin;
Görüyorum kabaran göğsünde gurur,
Ama sen de zavallısın bencileyin.

20
Flüt, keman sesleri,
Trompet gümbürtüleri;
Oynuyor canımın içi
Uymuş düğün havasına.

Davul, zurna sesleri…
İyi kalpli melekler
Hıçkırıyor, inliyor
Bu gürültü arasında.

21
Tamamen unuttun demek,
Kalbin ki benimdi o kadar zaman;
Kalbin ki tatlı, sahte, küçük,
Yok başka şey daha tatlı, daha sahte ondan.

Aşkı da, acıyı da unuttun demek,
Kalbimi çiğneyen ikisiydi benim.
Aşk, acıdan üstün mü bilmem,
İkisi de güçlü, büyük, benim bildiğim.

22
Bilseydi küçük çiçekler
Ne derin kalbimdeki yara,
Benimle ağlaşırlardı
Acımı paylaşmaya.

Bilseydi bülbüller
Ne kadar üzgünüm, hasta,
Ötmezlerdi, kalırdı
Şen şakrak şakıma.

Bilseydi altın yıldızlar
Derdimi, kederini,
İner, gelir gökten, beni
Teselli ederlerdi.

Ama ne bilsin onlar,
Acımı yalnız birisi bilir:
Kalbimi parçalayan
O bilir, kendisi bilir.

23
Güller neden solgun böyle,
Söyle, sevgilim, neden?
Yeşil çimenlerde
Neden susmuş mor menekşe?

Tarla kuşu neden gökte
Öter dertli dertli?
Neden pelesenklerden
Yükselir ceset kokusu?

Çayırlarda neden güneş
Böyle soğuk, kasvetli?
Neden yaslı, ıssız toprak
Bir mezar gibi?

Ya ben neden hastayım, yaslı,
Sevgilim, söyle?
Ah, söyle, canımın” içi, neden
Bıraktın beni böyle?

24
Sana beni çekiştirdiler
Dert yandılar uzun uzun;
Ama bir şeyi söylemediler:
Azabını ruhumun.

Bir poz, bir tavır, bir telâş
Salladılar sızlanarak başların;
Fena adam dediler benim için,
Sen hepsine inandın.

Görmediler, bilmediler fakat,
Beterin beteri vardı:
Bu en fena, en aptalca şey
Benim bağrımda saklı.

25
Çiçek açmış ıhlamur, şakıyan bülbül,
Gülümseyen güneş, neşeli;
Göğsün inip kalkıyordu,
Sarıldın, öptün beni.

Dökülen yapraklar ve karga sesleri,
Güneşin kaşları pek de çatık;
Yaptığın reverans ne kadar nazikti,
Soğukça vedalaştık.

26
Bazan değişti hislerimiz,
Gene de anlaştık çok iyi.
Evcilik oynadık, karı koca olduk,
Aramızda ne dövüş, ne kavga,
Şakalar, öpüşmeler
Güldük, eğlendik beraber.
Çocukluk, arzuladık
Saklambaç oynadık derede, ormanda;
Ah öyle saklanmışız, birbirimizi
Bulamadık bir daha.

27
Dostluğun sürekliydi, vefalı, sadık,
Esirgemedin kendini;
Bunaldığım zamanlarda
Teselli ettin beni.

Yiyecek, içecek,
Para buldun bana;
Çamaşır, giyecek,
Yol pasosu aldın bana.

Soğuktan, sıcaktan, sevgilim,
Tanrı korusun seni,
Ve aslâ göstermesin sana
Benim çektiklerimi.

28
Cimriliği toprağın uzun sürdü,
Derken mayıs geldi cömert;
Bir neşe, bir sevinç, her şey güldü,
Benimse içimden gelmiyor gülmek.

Çiçekler açıyor, çanlar çalıyor,
Konuşmakta kuşlar masalda gibi;
Benimse içimden gelmiyor konuşmak.
Her şey zavallı, her şey âdî.

İnsanlar, kalabalık sıkıyor beni,
Dostum bile — eskiden oyalanırdım;
Evlendi tatlı sevgilim, ne çare,
Onun yüzünden bu halim.

29
Ne de çok oyalandım, ne de çok
Yâdellerde âşık, hülyalı:
Usandı beklemekten sevgilim,
Kendine bir gelinlik yaptırdı
Ve sardı, damat diye, şefkatli kollarıyla
Bir delikanlıyı, aptalın aptalı.

Pek güzeldir, pek nazlıdır sevgilim,
Gözümün önünde o tatlı hayali;
Menekşeydi gözleri, yanakları gonca gül,
Açardı her dem taze parıltılar içinde.
Nasıl da uçurdum ben böyle yâri,
Vardı sersemliklerim, bundan büyüğü olmadı.

30
Gözleri mor menekşe,
Pembe gül yanakları,
Eller beyaz zambak.
Yeşerip açarken hepsi,
Kurumuş minik kalbi.

31
Dünya ne güzel, gök öyle mavi,
Tatlı, ılık esmede rüzgâr,
Yeşermiş çayırda çiçekler göz kırpar,
Parlar üstlerinde sabah çiğleri,
Ne yana baksam herkes neşeli —
Ama ben mezarda olmak isterdim,
Kollarımda ölmüş sevgili.

32
Girdiğinde o karanlık mezara
Tatlım, sevgilim,
Koynuna sokulmaya
Ben de yanına gelirim.

Üşümüş, sararmış, susmuşsundur,
Öper, koklar, basarım bağrıma;
Sevinç sesleri… titrer, ağlarım,
Ölürüm ben de sonunda.

Kalkar gece yarısı ölüler,
Dans ederler kıvıl kıvıl;
Mezarda kalırız ikimiz,
Yatarım kollarında.

Dirilir mahşer günü ölüler,
Mükâfat, mücazat bekler onları;
Biz seninle sarmaş dolaş yatarız,
Hiçbir şey umurumuzda mı?

Heinrich Heine
Çeviren: Behçet Necatigilolum-siirleri
 
Lirik İntermezzo için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Ağustos 2017 in Çeviri Şiirler

 

Etiketler: ,

Christian S.’ye Fresk Soneler

1
Benden paso, dalkavuk muyum odunlara,
Dışları altın, kum çakıl içleri;
Peki demem bir külhanbey elini uzatsa,
Adımı lekelemek gizli niyeti.

Eğilmem önlerinde o güzel sürtüklerin,
Parlarlar edepsiz, ne utanma, arlanma;
Koşsunlar kendilerini, ben yokum,
Tın tın putlarının zafer arabalarına.

Biliyorum telef olur gider meşe.
Eğilip bükülerek deredeki kamışsa
Rüzgârda fırtınada durur eski yerinde.

Peki ama ne olur o kamış sonunda?
Şansa bak! Ya bir züppeye baston,
Ya halı döven bir sopa, uşaklar elinde.

2
Ver maskeyi, yüzüme takayım,
Bir serseri olayım, karakter maskeleri
Takınmış reziller, gösterişli her biri,
Sanmasınlar kendileri gibiyim.

Bir kopuktan hiç farkım olmasın,
Âdi sözler, davranışlar yardımcım;
Şimdi yavan züppelerde özenti, zekânın
O güzel parıltısından yoksun kalayım.

Maskeli baloda ben böyle dans ettim,
Şövalyeler, kıratlar, keşişler hayran,
Soytarılar selâm verdi, çıkmadı tanıyan.

Tahta kılıçlarıyla patakladılar beni.
Şakaydı tabiî. Çünkü maskemi çıkarsam
Donar kalırdı it kopuk o kadar adam.

3
O yavan zirzoplara gülerim,
Koç suratlı, bakarlar aval aval;
Hilekâr, kaypak, aptal
Bakar bana o tilkiler, gülerim.

O pek bilgiç maymunlara gülerim,
Mağrur yargıçlardır, kasılırlar;
Zehirli silâhlarla tehdit ederler beni,
Ödlek reziller, gülerim.

Çünkü mutluluğun o hoş oyuncakları
Kırılıp da kaderin ellerinde,
Atılınca önümüze, yerlere saçılınca,

Ve kalp, bedende parçalanıp kalınca,
Parçalanmış, doğranmış, delik deşik —
Çın çın güzel kahkaha donar dudaklarımızda.

4
Beynimde bir hayalet gibi, güzel bir masal
Masalda yankısı ince bir şarkının sade;
Şarkıda, örer dokur terütaze,
İnce bir kız, çok güzel.

Göğsünde kızın bir küçük kalp var,
Fakat sevgi ateşi yok bu kalpte,
Girmiş muhabbetsiz, donmuş gönle
Ancak kibir, gurur… o kadar.

Ses verir başımda masaldaki yankı
Ve şarkı nasıl da uğuldar, ürpertir,
Ve kız nasıl güler yavaşça?

Korkuyorum, başım çatlayacak sanki —
Ah, fakat korkunç olur, hazindir
Aklım eski yolundan saparsa.

5
Sessiz üzgün yumuşak akşam sularında
Çoktan unutulmuş şarkıların yankısı,
Yanaklardan gözyaşların akışı
Ve eski kalp yarasından kan sızmada.

Büyülü bir aynada gibi duruyordu
Karşımda gene yârin hayali;
Çalışma masasında, sırtında pembe yeleği,
Mutluydu çevresi, sessiz ve mutlu.

Birden kalktı iskemleden, kesti
Başından saçların en güzelini,
Verdi bana – sevinçten ürperdim âdeta.

Mephisto, sevincime zehir kattı,
Aldı o saçları sağlam bir ip yaptı,
Yıllardır bağlamış sürür beni onunla.

6
“Geçen yıl seni tekrar görünce,
Hoş geldin derken öpmedin beni!”
Kızıl dudakları yârin, ben böyle deyince,
Kondurdu dudaklarıma en güzel buseyi.

Bir mersin ağaççığı pencere yanında,
Mersinden bir sürgün kopardı, verdi:
“Dik nemli toprağa, üstüne bardak kapa!”
Dedi, başını salladı, bir hoş gülümsedi.

Zaman girdi araya, öldü sürgün saksıda,
Seneler var, onu da görmedim ben,
Anısı o öpüşün, yanar içimde hâlâ.

Geçende sevgilimin olduğu yere, kader
Aldı getirdi beni yâdellerden,
Durdum evi önünde, gece, sabaha kadar.

7
Kendini kolla dostum, azgın şeytan zirzoplardan,
Uysal melek yosmalar, onlardan da beter.
Tam öpmeye kalktım, sivri pençeler,
Uzatmıştı yanağını bir gün biri bunlardan.

Kendini kolla dostum, yaşlı kara kedilerden,
Beyaz dişi genç kediler, onlardan da beter.
Kalbime pençe attı, az daha gitti gider,
Bir gün bunlardan biri sevgilim olmuşken.

Ey ballar balı kız, ah ey tatlı maskara!
Gönlüm duru gözlerine nasıl da aldandı,
Pençelerin bağrıma nasıl da saplandı?

Bastırsaydım da seni ateşli dudaklarıma,
Ah ey kediciğimin yumuşacık pençesi,
Kalbim bütün kanım, yoluna feda etseydi!

8
Gördün sen de çok kere savaşmamı onlarla,
Reziller düzgünlü kediler, gözlüklü finolardı;
Kirlettiler benim temiz adımı,
Apar topar sürüklediler beni mahva.

Gördün beni ukalâlar nasıl harcadı,
Çıngıraklı deliler gibi çevremde yaygara;
Zehirli yılandılar, çöreklenmiş bağrımda,
Gördün yaralarımdan kan nasıl aktı.

Sense kımıldamadın sağlam bir kule gibi,
Başın fırtınalarda bir deniz feneri,
Sakin kalbin benim için bir liman oldu.

Elbet çevresinde azgın dalgalar vardır,
Elbet o limana pek az gemi ulaşır,
Ama ulaşınca deliksiz uyku.

9
Ağlasam, ne mümkün ağlamak;
Davranıp yükselsem göklere,
Çıtırdar iğrenç böcekler çevremde,
Yapışmışım, bırakmaz toprak.

İsterim şûlesi canımın şen şakrak,
Parlasın güzel sevgili her yanda;
İsterim mutlu tatlı soluğunda yaşamak,
Yapamam, parçalanır, gönlüm hasta.

Akıyor kırılmış kalbimden duyuyorum
Sıcak kanım, çok bitkinim, çok halsiz,
Çoğalan kararmalar, gözlerimin önünde.

Gizli bir ürperişle yukarı, sisler ülkesine
Bakıyorum, yumuşak kollarla orda sessiz
Kucaklar beni gölgeler, biliyorum.

Heinrich Heine
Çeviren: Behçet Necatigilsiirde-ask-ve-kadin
 
Christian S.’ye Fresk Soneler için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Ağustos 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Pişmanlık Türküsü

Bay Ulrich, atıyla, yeşil ormanda,
Hışırtısı yaprakların tatlı;
Dallar arasından görüyor güzel
Bir kızın kendine baktığını.

“Tanıyorum onu!” diyor asilzade,
“Tanıyorum bu parlak, bu aydınlık yüzü;
Kalabalık ve tenha yerlerde gördüğüm
Odur hep, üzerimde büyüsü.

Ordaki o, dudaklar yeni açmış, taze
İki gonca gül;
Ama bazan onlardan haince,
Acı sözler dökülür.

Bunun için bu ağız, tıpkı
Hoş bir gül korusudur,
Loş fidanlar arasında, ıslık çalan
Sinsi yılanlar da bulunur.

Ordaki o güzelim yanaklarda
Ne tatlıdır gamze,
Öyle bir çukur, ki çılgın istekler
Çekiyor beni içine.

Görüyorum ordaki o, en güzel baştan
Sarkan şirin bukleleri;
Hain, beni onlarla bağladı,
Bunlar öyle ağlar ki!

Ordaki o mavi gözler
Durgun dalgalar gibi duru;
Ben onları cennetin kapıları bilirdim,
Meğer cehennem kapıları.”

Hışırdıyor yapraklar ürkütücü,
Bay Ulrich ilerliyor ormanda;
Solgun, yaslı bir yüz,
Bir ikinci hayal, uzakta.

“Şefkatli, sıcak, beni severdi;
Ah, ah!” diyor asilzade,
“Bense kötü davrandım, acı söyledim,
Hayatını zehir ettim, anne!

Acılarımın ateşiyle, gözlerinde
Yaşları kurutabilseydim!
Solgun yanaklarını kalbimin kanıyla
Pembeleştirseydin!.”

Bay Ulrich yola devam ediyor,
Başlıyor kararmaya orman;
Garip garip fısıltılar
Akşam rüzgârlarından.

Yankı yankı geliyor kulağına
Kendi sözleri asilzadenin.
Neşeli kuşların işi bu,
Ötüşen, söyleşen kuşların.

Pişmanlık türküsü bu, Bay Ulrich
Kaptırmış kendini bu hoş türküye;
Söylüyor, bitiriyor, yeniden
Başlıyor söylemeye.

Heinrich Heine
Çeviren: Behçet Necatigilagzi-gul-bahcesi
 
Pişmanlık Türküsü için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Ağustos 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Rüya Görüntüleri

1
Bir zaman düşlerimde çılgın, ateşli aşklar,
Güzel saçlar,- mersinler, muhabbet çiçekleri,
Tatlı dudaklar, acı sözler,
Yaslı şarkıların üzgün ahenkleri.

Soldu sarardı, uçup gitti o düşler,
Savruldu rüzgârda rüyalarımın sultanı!
Bana yalnız, o günlerde yumuşak şiirlere
Alevli, çılgın ne döktümse o kaldı.

Sen kaldın öksüz şarkı! Sen de uç git şimdi,
Ara o hayali, düşlerde çoktan silik,
Bulursan selâm söyle
Ey havalı gölgeye gönderdiğim hafif soluk!

2
Garip, korkunç bir rüya
Hem ürktüm, hem sevindim;
Dehşetli sahneler gözümün önünde,
Çırpınmada kalbim.

Bir bahçe, güzel mi güzel,
Şen rahat dolaşayım dedim;
Baktılar hoş çiçekler,
Hazla doldu içim.

Minik kuşlar cıvıldaşır,
Neşeli aşk ezgileri;
Rengârenk çiçekler, güneşin
Kızılı altınla çevrili.

Otlardan sızan ıtır, koku
Bir tatlılık, esen ılık rüzgârda;
Her şey parlıyor, her şey gülümsüyor,
Gösteriyor güzelliğini dostça.

Bu çiçek ülkesinin ortasında
Mermer bir çeşme, arı duru;
Güzel bir kız gördüm hamarat,
Bir beyaz giysi yıkıyordu.

Yanakları hoş, gözleri tatlı.
Sarı bukleleriyle bir küçük melek;
Baktım yüzüne, hem yabancı,
Hem bildiğim biri olsa gerek.

Güzel kız aceleci, telâşlı,
Dilinde bir garip türkü:
“Dökül su, dökül, dökül,
Yu keteni, yu, yu!”

Yürüdüm, vardım yanına:
“Söyler misin, güzeller güzeli!”
Dedim yavaşça,
“Kimin bu ak giysi?”

Söyledi hemen: “Senin! Hazırlan,
Yıkıyorum kefenini!”
O böyle der demez
Dağıldı görüntü, bir köpük gibi.

Aldı götürdü birden sanki bir büyü
Karanlık, gür bir ormana beni.
Ağaçlar boy atmış göklere doğru,
Kalakaldım şaşırmış, düşünceli.

Fakat o ne? Bir boğuk yankı
Sanki uzak balta seslerinden;
Çıktım açıklık bir yere
Çalılar, ağaçlar arasından.

Yeşil alan ortasında
Bir koca meşe.
Fakat o ne? Benim kız, baltayı
İndirmede gövdesine.

Vurur, ha vurur, vurur;
İnip kalkar balta, bir türkü ağzında:
“ Demirim parlak, demirim çıplak,
Sandık yap meşeden, elin çabuk tutarak!”

Yürüdüm, vardım yanına:
“Güzeller güzeli, söyler m isin?”
Dedim yavaşça,
“Bu sandık ne, kimin için?”

Söyledi hemen: “Bir tabut.
Senin için. Vaktim az!”
Dağıldı görüntü bir köpük gibi,
O böyle der demez.

Solgun, sararmış, geniş,
Çıplak kır, birden, çevre;
Bilmiyorum bu ne hal,
Kaldım ürpertiler içre.

Dolaştım işte öyle,
Derken beyaz bir çizgi;
Yürüdüm, koştum, durdum,
Ne mi gördüm? O güzel kız, deminki.

O beyaz kız geniş kırda
Kazıyor toprağı elinde bel.
Pek bakamıyordum yüzüne,
Hem o kadar korkunç, hem öyle güzel.

Güzel kız, aceleci, telâşlı;
Dilinde bir garip türkü:
“Kazmam sivri, kazmam keskin,
Aç çukuru geniş, derin!”

Yürüdüm, vardım yanına,
Dedim yavaşça: “Söyler misin,
Güzeller güzeli,
Bu çukur ne için?”

Söyledi hemen: “Sana serin
Bir mezar kazıyorum, sus!”
Çukur birden açıldı derin,
Böyle der demez güzel kız.

Bakınca oyuğa irkildim,
Yuvarlandım gecesine mezarın,
Bir soğuk ürperti iliklerimde
Ve uyandım ansızın.

3
Siyah frak, ipek gömlek, kolluklar
Kendimi gördüm düşte gece;
Bir törendeymişim, tatlı dost
Sevgilim önümde.

Eğildim önünde: Demek sîzsiniz gelin,
Ay, ay, tebrik ederim gülüm!
Sesim uzadı gitti soğuk kibar,
Boğazımda bir düğüm.

Acı yaşlar boşandı yârimin gözlerinden
Ve yaş sellerinde eridi aktı sanki
O güzel portre.

Çok yalan söylediniz uyanıkken, düşte
Ey tatlı gözler, masum yıldızları aşkın,
Olsun, inanırım size gene de!

4
Rüyamda bir adam: gülünç, bücür,
Tahta bacaklar takınmış, adımları uzundu;
Giyinmiş beyazlar, şık kibar,
Fakat kirli, kaba ruhu.

Ruhu biçare, boş,
Gösterişli, vakur dışı.
Yiğitlik, mertlik dilinde,
İnatçı, mağrur davranışı.

“ Bilir misin kim bu? Gel, bak!”
Dedi rüya tanrısı, gösterdi kurnaz, bana
Görüntüler selini, yansımış bir aynaya.

Durmuştu bir kürsü önünde cüce,
Yanında sevgilim. Evet! dedi ikisi birden,
Gülüştüler: “Âmin!” binlerce şeytan.

5
Çılgın kanımı azdıran,
Bağrımı tutuşturan ne benim?
Bir ateş dağlıyor kalbimi,
Kaynıyor, kabarıyor, köpürüyor kanım.

Kabarıyor, köpürüyor kanım çılgın,
Çünkü bir düş gördüm kötü;
Karanlık oğlu geldi gecenin,
Soluyarak beni alıp götürdü.

Aydınlık bir eve iletti beni,
Saz sesleri, bir şenlik,
Yanan mumlar, meşaleler,
Vardım salona, girdim içeri.

Sofrada konuklar güle oynaya,
Cümbüşlü bir düğündü bu;
Gelinle güveye baktığımda
Eyvah, sevgilim gelin olmuştu.

Bir yabancı adamdı güvey,
Gelinse dilber sevgilim;
Koltuğunun hemen gerisinde
Durdum, ses etmedim.

Müzik çalıyor, ses yok bende,
Hüzün veriyor şenlik sesleri.
Çok mutluydu gelin,
Güvey sıktı elini.

Kadehini doldurdu güvey,
İçti biraz, uzattı kadehi,
Aldı, gülümsedi, teşekkür etti gelin
Eyvah! Kızıl kanımdı içtiği.

Güzel bir elma aldı gelin,
Güveye verdi,
Elmayı kesti güvey
Eyvah! Bu benim kalbimdi.

Tatlı, uzun bakıştılar,
Kucakladı güvey, gelini;
Öptü pembe yanaklarından
Eyvah! Soğuk ölüm öptü beni.

Dilim kurşun gibi ağzımda,
Bir dalgalanma, dans başladı;
Tek söz söyleyemiyorum,
Süslü gelin güvey yaptı ilk dansı.

Ben bir ölü gibi donmuş kalmış,
Uçtu dans edenler, etrafımda.
Yavaşçacık bir şey söyledi güvey,
Kızardı gelin, kızmadı ama.

6
Sakin gece, tatlı düşte
Bir büyü gücüyle çıka geldi,
Bir büyü gücüyle sevgilim
Küçük odama geldi.

Baktım yüzüne, tatlı, şirin!
Baktım yüzüne, güldü;
Kalbim sığmaz oldu göğsüme, sözler
Ağzımdan bir sel gibi döküldü:

“ Hepsi senin, sevgilim,
Al hepsini, neyim var
Yeter ki yavuklun olayım,
Gece yarısından, horoz ötene kadar.”

Bir tuhaf baktı yüzüme
Sevimli, üzgün, candan
Konuştu güzel kız:
“ Kalbindeki İlâhî mutluluğu ver!”

“Tatlı canımla genç kanımı
Vereyim seve seve sana,
Melekler gibi güzel, fakat
O en yüce mutluluğa dokunma!”

Çıka dursun hemen sözüm ağzımdan
Daha da güzelleşti genç kız,
Hep aynı şeyi söylüyordu:
“ Kalbindeki İlâhî mutluluğu ver!”

Beynimde boğuk boğuk uğuldayan söz
Boşalttı bir alev denizi
Ruhumun en uzak köşelerine,
Sanki soluğum kesildi.

Çevrili altın hâlelerle
Akpak melekler belirdi;
Derken siyah ifritler
Derinlerden çıka geldi.

Boğuştular, savaştılar,
Kovup kaçırdılar melekleri;
Sonunda o kara sürü de
Bir sis yığınında eridi gitti.

Kollarımda şirin sevgilim,
Eriyor gibiydim hazdan;
Fakat ağlıyordu acı acı,
Kucağıma sokulmuş ceylan.

Biliyordum neden ağlıyordu
Nazlı yâr, öptüm güzel ağzını.
“ Kendini alevli aşkıma bırak,
Ah, akıtma, nazlım, gözyaşlarını!

Kendini alevli aşkıma bırak!”
Dondu kanım, birden buz kesildi;
Ses titredi, derinlerde
Bir uçurum belirdi.

Çıktı dipsiz kuyudan o siyah sürü,
Sarardı sevgilim
Kayboldu kollarımdan,
Yapayalnız kaldım.

Hora tepti çevremde, tuhaf
Siyah sürü, hora tepti;
Alaycı gülüşleri çın çın
Yaklaştılar, kavradılar beni.

Daraldıkça daraldı çevre,
Boyuna o ses, o korkunç uğultu:
“Artık ebediyen bizimsin,
Çünkü verdin İlâhî mutluluğu!”

7
İşte paranı da aldın, ne duruyorsun,
Mel’un rezil, ne duruyorsun daha?
Nerdeyse yarı gece, bir sevgilim eksik,
Üzgün bekliyorum odamda.

Mezarlıktan korkulu esintiler,
Rüzgârlar, gördünüz mü nişanlımı?
Sırıtıp eğiliyor, baş sallıyorlar: Evet!
Beliren yüzler solgun, sarı.

Dök ortaya getirdiğin haberi,
Ateş kılıklı kara maskara!
“Sayın baylar, bayanlardan size bildiri:
Binmiş geliyorlar ejder atlara.”

Sen ey dertli adamcağız, nedir arzun?
Benim ölü ustam, çeken ne seni buraya?
Bakarak yüzüme üzgün, suskun
Sallıyor başını, gidiyor yavaşça.

Neden sallar kuyruğunu, inler bu tüylü ahpap?
Kara kedinin gözleri neden parlar?
Sütananın ninnileri ne böyle; niçin
Saçları uçuşarak, höykürür bu kadınlar?

Uyu yavrum’lar bitti çoktan,
Mıymıylarınla, sütana, sen evde kal!
Ben bugün düğünümü kutluyorum,
Bak, göründü kibar, zarif konuklar.

Hele hele, baylar bu ne şıklık!
Ellerinizde kelleniz, şapka yerine!
İp kaçkını sarsak titrek kuklalar,
Rüzgâr da yok, bu ne gecikme böyle?

Şu gelen süpürge sapına binmiş nine.
Ah, kutla beni, oğlunum ya senin!
Beyaz yüzde titriyor bir ağız,
Diyor ki: “ Dâim olsun, âmin!”

Çiroz gibi on iki muzıkacı da geldi;
Kör kemancı kadın, peşlerinde sekerek,
Soytarı, sırtında alacalı ceketi,
Mezarcıyı apartopar çekerek.

Kafile başında şaşıgöz bohçacı
Geldi on iki rahibe, zıplaya oynaya;
Peşlerinde on iki zampara papaz, ıslıkları
Âdi rezil bir şarkı, kilise tonunda.

Bay soytarı, mosmor oldun bağırmaktan,
Ne yapayım gocuğunu, Araf’ta?
Yanan odun değil, dilenci ve prens kemikleri
Isınmak her zaman, orda bedava.

Çiçekçi kızlar çarpık, kambur
Dolanırlar odayı, taklalar atarak.
Kesin artık bu kaburga takırtısını,
Hey, sizler, baykuş yüz, çekirge bacak!

Doluşmuş cehennem toptan buraya,
Bir patırtı, büyür de büyür;
Cehennemde vals müziği hattâ
Susun, susun! Nerdeyse sevgilim gelir.

Reziller, ya susun, ya basıp gidin!
Duymaz oldum kendi sözlerimi de.
Aşçı kadın, nerdesin? Koş, aç kapıyı,
Bir araba mı geldi, ne?

Hoş geldin güzelim, nasılsın sevgilim?
Hoş geldiniz bay rahip, yerleşin!
Ey beygir-ayak, at-kuyruk rahip,
Kulunuz, kölenizim ben sizin!

Gülüm, neden durgun solgunsun?
Bay rahip, nikâhı hemen kıyar;
Pek de fazla imiş gerçi ücreti,
Sana kavuşmak’çin ne önemi var!

Diz çök, sevgilim, yanıma diz çök! —
Çöküyor, eğiliyor-ah ey mutluluk!
Yaslanıyor kalbime, göğsüm dalga dalga,
Kucaklıyorum, körkütük.

Dalgalı sırma saçlar oynaşır çevremizde.
Çarpan kalbi sevgilimin, kalbime bitişik.
Kanat çırparak göklere doğru
Hazda, elemde birlik.

Bir sevinç denizinde yüzüyor yüreklerimiz,
Kutsal göğünde Tanrının, yukarda;
Birden başlarımızda cehennemin eli,
Bir felâket, bir belâ.

Gecenin karanlık oğludur bu,
Kutsayan rahip pozunda;
Kanlı bir kitaptan okuyor, basmakalıp
Duası küfürdür, rahmeti beddua.

Takırtı, gümbürtü, kükreyiş,
Çakıyor ansızın mavimtrak bir ışık,
Çatlıyor dalgalar, gürlüyor gökler —
“ Dâim olsun, âmin!” diyor ninecik.

8
Kalbimde yarı gece korkuları,
Sevdalı dönüyordum sevgilimin evinden.
Ağır durgun el salladı
Mezarlar, geçerken önlerinden.

Titreşti bir işaret gibi,
Çalgıcının mezarında ay ışığı.
Bir fısıltı: Hemen geliyorum, kardeş!
Ve mezardan bulanık bir hayal çıktı.

Yükseldi çukurdan çalgıcı,
Oturdu mezar taşına.
Tıngırdatıp gitarını
Başladı cırlak şarkısına:

“Çalgımın telleri hey, aklınızda mı
O eski dertli şarkı,
Bir zamanlar kalpler yaktı,
Şeytanlarda adı: cehennem azabı,
Meleklerde: cennet bahtiyarlığı,
İnsanlarda: aşk, aşk!”

Açıldı bütün mezarlar
Erirken son sözün yankısı;
Hayaletler çıktı apartopar,
Çalgıcının çevresini sardı.

Başladı cırlak koro:
“Aşk! Aşk! Senin gücün bizi
Bu yataklara düşürdü,
Kapadı gözlerimizi —
Ne bağırırsın gece vakti, hey!”

Karman çorman bir bağırış, inilti,
Öter, tıslar, gaklar gibi;
Sarmış çılgın sürü, çevresini
Tıngırdattı delice, çalgıcı tellerini:

“Bravo! Bravo! Hep böyle taşkın, deli!
Hoş geldiniz!
Çınladı, yankılandı afsunum,
İşittiniz hepiniz!
Buradayız yıllar yılı,
Miskin sessiz tabutlarda;
Şenlenelim, eğlenelim
İzin verin de bugün.
Bir bakın yalnız mıyız?
Ne aptallık, yaşarken
Kendimizi kör körüne
Çılgınlığına aşkların, bırakmışız’
Tam eğlenmek bugün bizim hakkımız,
Anlatsın açıkça herkes
Neden öldü, niçin geldi buraya,
Nasıl düştü tongaya,
Yakalandı, parçalandı nasıl
Çılgın aşk avlarında.

Hopladı topluluktan tüy gibi ince biri,
Başladı anlatmaya, bir kemik bir deri:

“Ben bir terzi kalfası,
Elimde iğne, makas;
Hamarat, çalışkan,
Elimde iğne, makas;
Geldi ustamın kızı,
Elinde iğne, makas;
İğneyi, makası
Yüreğime sapladı.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Sakin ciddî, bir ikinci çıktı ortaya:

“Rinaldo Rinaldini,
Schinderhanno, Orlandini,
Hele hele Carlo Moor
Olmak istedim onlar gibi.

Abayı da yaktım izninizle.
Bu yiğitler örneği;
Döndürmüştü başımı
O güzeller güzeli.

İç çektim, dem çektim
Aşktan şaşkına dönünce
Sokuverdim elimi
Zengin komşumun cebine.

Özlem gözyaşlarını
Komşumun mendiliyle
Silecektim dedim ya,
Yutmadı bekçi.

Süt kuzusu zaptiyeler raconunca
Aldılar beni ortaya;
Mapusane, aman ne büyük,
Ana kucağını açtı bana.

Sürüp sefasını aşk hayallerinin
Eğirdim orda yünümü,
Derken geldi Rinaldo’nun gölgesi
Aldı canımı götürdü.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Düzgünlü pudralı üçüncü çıktı ortaya:

“Sahneler şâhıydım ben,
İhtisasım âşık rolleri;
Kükrerdim bazan: Tanrılar!
İnlerdim bazan içli.

En çok Mortimer’i oynardım,
Maria her zaman güzeldi!
Halimden açıkça belliydi ya.
Hiç anlamak istemezdi beni.

Bir gün oyun sonunda perişan
Haykırdım: “Maria, kutsal kadın!”
Aldım hançeri hemen,
Kendime biraz derin sapladım.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Dördüncü, beyaz abalı, çıktı ortaya:

“Kürsüde kesiyordu profesör,
O keserken ben de kestiriyordum:
Fakat tabiî çok daha kekâ,
Sevimli kızının yanında olsaydım.

Pencereden az mı selâm vermişti,
Çiçekler çiçeği, ömrümün nuru!
Sonunda kopardı o sultan çiçeği
Zengin bir şapşal, bir hödük kara kuru.

Lânet olsun paralı rezillere, kadınlara
Deyip kattım şaraba şeytan otu;
Merhaba, ben Ölüm Birader, dedi ölüm,
İçtik kardeşliğe, perçinledik dostluğu!

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Boynunda ip, beşinci çıktı ortaya:

“Kızıyla elmasları… övünüyordu,
Atıp tutuyordu şarap masasında;
Boş ver mücevherleri Kont! dedim,
Benim gözüm yalnız senin kızında!

Paralı adamları kontun bir sürü,
Kız da, elmaslar da kilit altında;
Pöh, kilit kafes, adamlar umurumda mı?
Tırmandım parmaklıklara.

Tırmandım çekinmeden yârimin penceresine,
Öfkeli homurtular, küfürler aşağıda:
“Yavaş ol, delikanlı, neciyim ben,
Ben de elmas severim, bilirsin ya!”

Kont benimle matrak geçti, yakalattı,
Gülüşerek uşaklar sardı çevremi.
Hay Allah, yahu, hırsız değilim ben,
Aşırmak istedim sadece sevgilimi.

Etmeyin eylemeyin, kâr etmedi hiç biri.
Bir ip buldular şipşak;
Güneş doğdu geldi, darağacında beni
Görünce baka kaldı şaşarak.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Kellesi koltuğunda, altıncı çıktı ortaya:

“Sevda kahrından oldum avcı,
Dolaşırken kolumda tüfek,
Ağaçtan bir karga gakladı:
Kelle gider! Kelle gider! diyerek.

Ah, yârime götürsem,
Bir güvercin bulsam da!
Bakınırdım böyle düşünerek,
Avcı gözüyle çalılara.

Vermiş gaga gagaya kim bu sevişenler?
İki yavru kumru belki de!
Yavaşça sokuldum, tetik hazır;
Sevgilim değil mi, bak hele!

Güvercinim, nişanlım bir yabancı adamla
Sarmaş dolaş, aşnafişne —
Ey emektar silâh, hedefini şaşma!
Erkek yere devrildi, kanlar içinde.

Derken bir kafile, cellât dahil,
Kahraman da benim aralarında —
Geçtik ormanı. Kelle gider! Kelle gider!
Diye bağırıyordu ağaçta karga.”

Gülüştü hayaletler neşeli koroyla,
Bu sefer de çalgıcı çıktı ortaya:

“ Bir küçük şarkı okudum,
Güzeldi, erdi sonuna;
Döner yerli yerine şarkılar,
Göğüslerde kalpler parçalanınca.”

Koptu çılgın kahkahalar iki kat,
Solgun yüzlerde dalgalanma;
Kilise kulesinde “ Bir”i vurdu saat,
Koşuştular bağrışarak, mezarlara.

9
Uyurken tatlı, rahat
Unutmuş tasayı, kederi;
Bir hayal belirdi rüyamda:
Güzeller güzeli.

Mermer gibi solgun,
Çekici, esrarlı;
Gözlerinde inciler,
Saçları tuhaf dalgalı.

Kımıldadı usulca
Mermer solgunu güzel,
Yaslandı bağrıma
Mermer solgunu güzel.

Çılgınca öptü, kucakladı,
Kar beyaz göğsü;
Sevgiyle, candan sardı,
Mutluydum, hem de çok üzüntülü.

Acıdan, hazdan titriyor nasıl,
Çarpıyordu kalbim, ateşler içinde!
Onun göğsü buz gibi,
Ne çarpıntı, ne titreme.

“Soğuktur buz gibi,
Çarpmaz, ürpermez kalbim,
Fakat aşkın kuvvetini,
Hazlarım bilirim.

Dolaşmaz yüreğimde kan, açmaz
Pembeler dudağımda, yanağımda;
Fakat dostunum senin,
İrkilme, korkma!”

Daha da çılgın kucakladı beni,
Âdeta acıtıyordu;
Derken bir horoz öttü – kollarımdan
Kaydı gitti güzel, mermer solgunu.

10
Çektim aldım, sözün büyüsüyle
Solgun, sarı ölüleri;
Gitmezler artık eski geceye,
Dönmezler geri.

Unuttum korkudan, dehşetten,
Üstadın afsunu etkiliydi;
Şimdi sisler içindeki eve,
Kendi hayaletlerim çeker beni.

Bırakın, karanlık cinler!
Düşmeyin üstüme, ardıma!
Daha bazı mutluluklar olabilir,
Bu güllerin parıltısında.

Güzeller güzeli o çiçeğe
Benim bütün çabam;
Onu sevmedikten sonra
Neye yarar yaşamam?

Yalnız bir kere, sarmak isterim,
Bastırmak yanan bağrıma!
Dudakları, yanakları; en mutlu acıyı
Öpmek onlardan, bir defa!

Ağzından bir kerecik
Tatlı bir söz duymak isterim —
Sonra, o karanlık yere gelmeye,
Ey ruhlar, peşinizdeyim.

Salladılar başlarını korkunç,
Duydu ruhlar söyleneni.
Sevgilim, işte geldim yanma,
Seviyor musun beni?

Heinrich Heine

Çeviren: Behçet Necatigilruyada-mezar-gormek
 
Rüya Görüntüleri için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Ağustos 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Şarkılar

1
Kalkınca sabahları sorarım:
Sevdiceğim bugün gelir mi?
Yıkılır akşamları, ağlarım:
Bugün de gelmedi.

Uykusuz, uyanık yatakta
Kaygı, keder geceleri;
Dolaşırım orda burda gün boyu
Düşlerde, yarı uykuda gibi.

2
Telâşlar içindeyim, huzursuz!
Onu göreceğim birkaç saat sonra.
Sadık kalbim, atışların zorlaştı,
O ki en güzeli, güzeller arasında!

Fakat bu saatler ne de uyuşuk!
Yürümezler bir türlü, miskin,
Esner, ayak sürürler,
Hey tembeller, biraz acele edin!

Deli dolu bir heyecan âdeta!
Fakat bilmez bu saatler sevmek nedir.
Zalimce anlaşma, onlar âşık telâşıyla
Haince eğlenir.

2
Ağaçlar arasında dolaşıyordum,
Üzgün, bir başıma.
Çıka geldi eski hayal,
Sokuldu bağrıma.

Kim öğretti size bu şarkıyı
Esen gökte uçan kuşlar?
Susun! Kalbim duyarsa
Gene kıvranmaya başlar.

“O söylerdi bunu hep,
Bir genç kız gelmişti;
Biz ondan aldık
Bu güzel, altın sözleri.”

Anlatmayın bana, anlatmayın,
Sizi kurnaz kuşlar, sizi!
Kimseye emniyet edemem acımı,
Çalmak istiyorsunuz, öyle mi?

4
Koy kalbime, sevgilim, minik elini —
O küçük odada duyuyor musun sesleri?
Bir hain dülger, niyeti fena,
Tabut yapıyor bana.

Gece gündüz takırtı, çekiç sesleri,
Nice zamandır beni uykumdan etti.
Ah, elini çabuk tut, dülger usta,
Kavuştur uykulara beni!

5
Acılarımın güzel beşiği,
Dinlendiğim güzel mezar,
Güzel şehir, ayrılmak zorundayız —
Sesleniyorum: Hoşça kal!

Sevgilimin gezindiği
Kutsal eşik, esenlikler!
Hoşça kal, onu ilk kez gördüğüm
Kutsal yer!

Ah, seni hiç görmeseydim
Kalbimin güzel melikesi,
Düşmezdim bu hale,
Bugünkü gibi.

Ne kalbini çelmek istedim
Sevgi dilendim ne de;
Ancak sessizce yaşamak
Nefes aldığın yerlerde.

Sense sürüyorsun beni buradan,
Bağrımda çılgınlık rüzgârları;
Acı sözler söylüyor ağzın,
Gönlüm hasta, yaralı.

Gidiyorum kırık kolum kanadım,
Elimde bir değnek, aksak-topal;
Yorgun başımı uzaklarda serin
Bir mezara koyana kadar.

6
Dur, bekle, hırçın denizci,
Geliyorum peşinden limana;
Vedalaştığım iki genç kadın
Biri o, biri Europa.

Kan çeşmesi, ak gözlerimden,
Fışkır gövdemden, kan pınarı!
Ki sıcak kanla
Yazayım acılarımı.

Ah, sevgilim, neden bugün
Ürpertiyor kanımı görmek seni?
Yıllardır benzim uçuk, kalbim kanar
Beni hiç karşında görmedin mi?

Bilir misin o eski masalı:
Hani cennetteki yılan,
Uzatarak o elmayı
Atamızı etmişti perişan.

Bütün felâketler elmadan geldi!
Elmayla getirdi ölümü Havva;
Eris, Troya’yı ateşe verdi,
Şendeyse yangın, ölüm bir arada.

7
Dağ, şato görüntüleri
Düşmüş Ren aynasına;
Küçük gemim ilerliyor neşeli,
Çepeçevre gün ışınlarında.

Sessizce bakıyorum oyununa
Altın dalgaların: bir bükülüş:
Duygular uyanıyor usulca
Ta içimde yer etmiş.

Candan selâmlar, vaitlerle beni
Çekiyor aşağı, ırmağın parlaklığı;
Bilirim, dıştan güler, içinde
Gece, ölüm saklı.

Yüzün ferah, bağrın fesat,
Sevgilim gibisin ey nehir?
O da böyle candan, uysal,
Masum, tatlı gülmesini bilir.

8
Önce ümidim yoktu.
Dayanamam sandım;
Sormayın nasıl oldu,
Ama işte dayandım.

9
Güller, servi dalları, sırma tellerle
Bir tabut gibi,
Süsleyerek bu kitabı sevimli, hoş,
Koysam içine şiirlerimi.

Aşkı da koyabilsem! Yeşerir
Aşkın mezarında huzur çiçeği,
Büyür, açar, koparılır —
Benim için açması, ben ölünce!

İşte şiirler, Etna’nm lavları
Gibi taşkın, bağrımdan
Kıvılcımlar saçarak fışkırdı
Etrafa bir zaman.

Şimdi hepsi sessiz, ölü âdeta,
Donmuş, katı, buğulu.
Fakat canlanırlar eski ateşte,
Esse üstlerinden aşkın soluğu.

Dile gelir kalpteki duygular.
Aşk soluğu çiy olur üstlerinde;
Geçer bir gün eline bu kitap,
Sevgilim! Uzakta bir yerde.

Çözülür o zaman şiirlerdeki büyü,
Seyre başlar seni sararmış harfler;
Bakarlar yalvararak güzel gözlerine,
Fısıldarlar aşk soluğu ve keder.

Heinrich Heine
Çeviren: Behçet Necatigilheinrich-heine-siirleri
 
Şarkılar için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Ağustos 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Annem B. Heine’ye

Annem B. Heine’ye
(doğuşu: V. Geldern)

1
Alıştım başımı dik tutmaya,
Aklımın doğrusuna giderim, dönmem;
Yüzüme kim baksa, kıral da olsa,
Gözlerimi yere eğmem.

Fakat anneciğim söyliyeyim açıkça:
Ne kadar zorluysa da gururum,
Senin tatlı, candan yakınlığında
Küçülür, yok olurum.

Beni böyle sindiren şendeki o ruh mu;
O yüce ruhun mu deler geçer her şeyi,
Bir çakar, uçar gider gökteki nurlara doğ

Üzülmem onları düşünmemden mi?
Beni o kadar seven o güzel kalbi,
Kalbini kırdım, hatâlarım oldu.

2
Deli, çılgın bıraktım seni günün birinde,
Dünyanın öbür ucuna gidecektim,
Sevgiyi bulur muyum, denemek istedim,
Kucaklayacaktım, muhabbetle.

Aradım sevgiyi bütün sokaklarda,
Açtım elimi kapı kapı,
Dilendim birazcık sevgiden sadaka,
Soğuk nefret oldu, gülüp uzattıkları.

Şaşkın, dolaştım sevgi diye diye,
Fakat bulamadım hiçbir yerde,
Döndüm geldim üzgün, hasta.

Karşıladın beni, eve gelince
Ve ah! yüzdüğünü gördüğüm gözlerinde
O tatlı sevgiydi, aradım aylarca.

Heinrich Heine
Çeviren: Behçet Necatigilanne-siirleri

 
Annem B. Heine’ye için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Ağustos 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Sevgilimi gördüm düşümde

Sevgilimi gördüm düşümde,
Yılgın, çileli bir kadın;
Solmuş çökmüş, eskiden
Benzeriydi baharın.

Bir çocuk kucağında,
Birini elinden tutmuştu;
Üstünde başında, bakışlarında
Belliydi kederi, yoksulluğu.

Kaykıla doğrula çarşıdan geçiyordu,
Birden beni gördü, baktı yüzüme;
Ona şunları söyledim,
İçim acıyla doldu:

“Gel, evime gidelim,
Bak, solgunsun, hasta…
Çalışır ederim,
Yer, içersin yanımda.

Çocuklara da bakarım,
Ne aç korum, ne açık;
Ama önce seni düşünmeliyim,
Zavallı, talihsiz çocuk!

Seni sevmiş olduğumu
Söylemem hiç sana,
Ancak öldüğün vakit
Ağlarım mezarında.

Heinrich Heineruyada-sevgilimi-gordum
 
Sevgilimi gördüm düşümde için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Ağustos 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Şiirlerimi Beğenmezsen

Evlendik, diyelim karımsın,
Herkes kıskanır seni;
Zevkler, hazlar, güzelim,
Geçer günlerin sevinçli.
Diyelim şirret çıktın,
Sabırla katlanırım;
Ama şiirlerimi beğenmezsen,
Senden ayrılırım.

Heinrich Heinesenden-ayrilirim
 
Şiirlerimi Beğenmezsen için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Ağustos 2017 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Değişen Dünya

Çocukluğumun geçtiği sokakta
Biraz dolaşayım dedim,
Şimdi oturduğum yerden uzakta.

Öyle bir hüzün çöktü ki içime,
Ne bileyim
Ağlıyasım geldi kendi kendime.

İnsanları değişmişti,
Ondan belki de.
Sonra pek çok evlerin yerinde
Yeni binalar dikilmişti.

Ahtapotlar gibi apartmanlar
Buraya da salmış kollarını,
Yoksul aileler çekilmişler
Satıp savıp mallarını.

Böyle böyle bizim eski mahalle
Hoyrat servetlerin karşısında
Silinip gitmiş bile.

Eski günler neredesiniz,
Açın kapınızı da evinize gireyim.
Ama nerde o evler,
Ne bileyim.

Şimdi anam ağlıyor
Zenginlik nedir, fakirlik nedir
İnsan zamanla anlıyor.

Behçet Necatigilcocukluk-siirleri

 
Değişen Dünya için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Haziran 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: