RSS

Etiket arşivi: Cenap Şahabettin

Elhân-ı Hazân

Hâl-i bî-reng-i ihtizârında
Sonbahârın bu solgun elvâhı
Ra’şe-dâr etti kalb-i eşbâhı
Kuru yaprakların kenârında!

Ey tuyûrun sehâb-ı seyyâhı,
Bâd-ı zarın cenâh-ı zârında
Sen uçarken, bütün civârında
Soluyor kâinâtın ervahı.

Bu zaman hissi iştidâd eyler.
Her gönül kendi gizli derdinde:
Gel… gel ey yâr-ı dem’a-rîz-i keder!

Ey gül-i nev-bahârî-i emelim,
Gelecek nev-bahârı bekleyelim,
Sonbahârın zılâl-ı zerdinde.

Cenap Şahabettinelhan-i-hazan

 
Elhân-ı Hazân için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Mart 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Don Juan

Ey benim münhezim fütâdelerim,
Sevdiniz hep sevilmeden beni siz;
Yanmak isterdi göğsünüzde serim
Ateşimden kül oldu âteşiniz.

Dönerek mâzi-yi mükevkebime
Ne zaman etmek istesem sizi yâd
Getirir hâtırâtınız lebime
Gizli bir lezzet-i türâb ü remâd.

Sanki âvâre bir güneştim ben
Her su üstünde in’ikâs ettim:
Dîdeler parladı hayâlimden
Kimseden şu’le almadım kendim.

Sormadım nefsime ne kıymeti var
Avucumdan geçen hazînelerin;
Bir açık evde boş duran odalar
Bence timsâli oldu sinelerin.

Şübhe, kıskançlık, ârzû, hasret
Vermeyince biraz elem kalbe
Başka bir inhizâm olur elbet
Hep nevâziş ve dâimâ galebe!

Bir kadından geçince dîgerine
Zannederdim ki aşkı bulmuştum;
Usanıp bûseden kadın yerine
Maraz-i aşka âşık olmuştum.

Olmadı bir melikeye bende
Mülk-i nisvânda rûh-ı der-be-derim;
Şimdi ben kayserin serîrinde
Kimsesizlikten ağlayan neferim!

Cenap Şahabettindon-juan

 
Don Juan için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Mart 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Unutmalıyım

Uyuyor haste-yi sitem kalbim,
Rahm et ey yâdigâr uyandırma;
Uyusun iştiyâk-ı rmıztaribim
Ey tahassür, dokunma hâtırıma!

Kizb-i sevdayı sermedî sandık,
İkimiz de bugün peşîmânız;
İkimiz bir seraba aldandık,
Ayrı hislerle gerçi nâlânız.

Şimdi ru’yâ-yı buseden çıktık:
Seni ey hüsn-i bî-vefâ artık
Ağlaya ağlaya unutmalıyım.

Nazm edip ninniler enînimden
Zahm-ı kalbimde hiss-i firkati ben
Ağlaya ağlaya unutmalıyım!

Cenap Şahabettinhasta-kalbim

 
Unutmalıyım için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Mart 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Giysû-yı Yâr

Zülfünü bî-nizâm ü bî-pervâ
Dağıtır şâne-yî tabîiyyet,
Cem’ eder bâ-kemâl-i istiğnâ
Lemse-yi şûh-ı bâd-ı nisviyyet…

Şimdi bir nefha-yi heves dağıtır,
Yine beyhûde topladın, ördün;
Ne kadar toplasan perîşândır,
Toplanır saçların dağılmak içün…

Kaldı gönlüm şu dâm-gâhında,
Dâm-ı zülf-i heves-penâhında
Ebedî bir esîr-i nahcîrin.

Zer-i zülfünde her ham-i sâhir
Sanki bir halka-yi muzıyyesidir,
Unk-ı ruhumda bağlı zencîrin…

Eylerse nasıl hüsn-i hazînin
Giysû-yı zerîninle tetevvüc,
Eyler şeb-i ekdârımın üstünde temevvüc
Bir fecr-i tesellî gibi giysû-yı zerinin.

Zülfün arasından bana mutlak
Âlem görünür nûr ile memlû;
Bir îd-i münevver gibi ey hüsn-i semen-bû
Ömrün bana zülfün arasından güler ancak.

Ba’zan onu ben rûyuma serper,
Okşar, öperim mest ü münevver;
Ba’zan o bana râz-ı bahârânı fısıldar.

Gönlüm ona her derdini söyler;
Her hissimi, her fikrimi dinler
Bir mahrem-i rûhumdur o giysû-yı ziyâ-dâr.

Saçların, âh o pür-vefâ saçlar
Şeb-i mihnette okşuyor başımı.
Sen uyurken yanımda ben ağlar,
Gizlerim saçlarında gözyaşımı.

Âh o giysû-yı tesliyet-kârın
Edemem ıtr-ı mihr-bânını terk;
Kefenim olsa zülf-i zer-târın
Bir müzehheb firâş olur bana merk.

Elem-i dâğ-ı ömrüm eksiliyor,
Saçların pür hevâ-yı müskir-i dil
Okşadıkça ser-i küdûretimi.

Leyl-i zahmımda an-be-ân siliyor…
Bir muattar, muzî, ipek mendil
Gibi zülfün dem-î felâketimi…

Cenap Şahabettinsen-uyurken-aglarim

 
Giysû-yı Yâr için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Mart 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yakazât-ı Leyliyye

Gel bu akşam da ser-be-ser güzelim,
İhtizâzât-ı leyli dinleyelim:

Tâ uzaklarda işte bir piyano,
Tâze parmakların temâsıyle
Ağlıyor bir hazân havâsıyle…

Dinle ey yârim işte ağlayan o
Gecenin ka’r-ı pür-sükûnunda
Zulmet-i ebkemin derûnunda…

Gâh onun ihtizâz-ı pestiyle
Mütevahhiş, hazin, rakîk ü nizâr
Dağılır cevve bir sürûd-ı hezâr.

Geh onun irtiâş-ı mestiyle
Dolaşır kâinât-ı nâimeyi
Bir umûmî şehîk-i tenhâyî…

Onu kim dest-i ra’şe-dârıyle
Çalıyor, perde perde inletiyor?
Onu kim böyle gamla söyletiyor?

Tellerin lâhn-ı inkisârıyle
Hangi metruke böyle eğleniyor?
Hangi mâtem bu sesle söyleniyor?…

Gâh olur ince, nâzenîn bir ses.
Leyl içinde sürüklenir, inler;
Onu zulmet sükût ile dinler.

Gâh olur bir figân-ı tîz-i heves;
Bütün â’sâb-ı kâinâtı gerer;
Kalb-i hâbîde-yî cihân titrer.

Sonra bir şübka-yi bükâ olarak
Düşer âguş-ı leyl-i târike,
Çalışır rûh-ı samtı tahrike…

Sonra tedricen alçalıp solarak
O kadar pest olur ki öksürerek
Zannedersin tebâh olup gidecek…

Sonra baygın, kesik, sükût eyler;
Mûsikî-yî sükûtu okşayacak
Bir enîn-i hafî kalır ancak…

Kim bilir, kim bilir neler söyler;
Bu süreksiz, hevesli zemzemeler,
Bu susup durma, sonra söylemeler,

Bu nevâzişli, nazlı, hoş nağamât,
Bu rekâket, bu lüknet-î elhân,
Bu tereddüdlü mûsikî-yi figân,

Bu yarım cümleler, yarım kelimât,
Belki leyl-i hamûşa yalvarıyor;
Belki bir tûf-ı tesliyet arıyor.

Gâh mestâne bir şetâretle
Bâd-ı pür-gûyu eyliyor taklîd;
Uçuyor cevve pür hayâl ü ümîd;

Gâh bir muğşiyâne hâletle
İnliyor muhtazır, zebûn ü harâb;
Oluyor can-be-leb tuyûra cevâb…

Tâ uzaklarda işte bir piyano:
Onu, bî-şübhe, bir kadın çalıyor;
Mûsikîden cevâb-ı ye’s alıyor.

Dinle ey ruhum işte ağlayan o…

Cenap Şahabettinyakazati-leyliyye

 
Yakazât-ı Leyliyye için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Mart 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Temâşâ-yı Leyâl

Hâlid Ziyâ Bey’e

Gel bu akşam da ser-be-ser güzelim
Levha-i kâinâtı seyr edelim:

Gölge, hep gölge, her taraf gölge,
Gölgelerle bütün zemin mestûr;
Âsumân yalınızca nîm manzûr,

Görülen başlıyor görülmemeğe;
Bir dumandan kefenle cism-i cihân,
Kalıyor ka’r-ı leyl içinde nihân…

Şimdi her gûşe ebkem ü câmid:
Ne ağaçlarda zemzemât-ı riyâh,
Ne hadâyikte ihtizâz-ı cenâh…

Her taraf hufte, her taraf râkid;
Sanki engüşt-ber-dehân, melekût
Bütün eşyâya der: Sükût, sükût!

Bu hiyâbân-ı târ ü nâimde,
Camlar üstünde resm eder ancak
Dest-i şeb şu’leden birer zambak..

Gelir ancak bu bâğ-ı muzlimde,
Gelir enfâs-ı zâr uzaklardan,
Tâ uzaklardaki dudaklardan…

Bu temâşâya karşı göz yorulur:
Hiss eder, seyr edenlerin nazarı
En kavi dalda bir elem tavrı!

Her şey artık bu dem tanınmaz olur:
Rû-yı eşyâya gölgeler, sisler
Bir tecâhül nikâbı ferş eyler.

Gecenin tûde-yi buhârından
Süzülen bir sükût-ı tenhâyî
Doldurur hep hayât-ı eşyâyı…

Seyr eder bir bulut kenârından
Bir hilâlin nigâh-ı tannâzı
Kalb-i zulmette titreyen râzı.

Âh, bak sevgilim bu zulmette
Ne kadar cüssesiz kalır insân,
Bizi gûyâ ezer bu leyl-i girân.

Bu karanlık leyâl-i kasvette
Öyle hiss eyleriz ki gûyâ biz
Ebediyyetle rû-be-rû geliriz.

Bu zalâm-i hamûş içinde hayâl
– Mütekallis, melûl ü zucret-ver, –
Varlığından da iştibâh eyler.

Bu rükûdet, bu samt ü cevf-i leyâl
Rûhu bir sekte-yi tereddüdle
Habs eder bir azâb-ı seyyâle…

Sevgilim… gölge, her taraf gölge;
Sana da düştü reng-i ye’si şebin,
Gölgelendi senin de reng-i lebin;

Sen bile başladın görülmemeğe…

Cenap Şahabettintemasayi-leyal

 
Temâşâ-yı Leyâl için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Mart 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Makdem-i Yâr

Pervâne-i zerrin gibi her zühre-i zerrin
Titrerdi zümürrüd-geh-i lerzân-ı çemende
Çağlardı leb-i sîm-i hıyâbân-ı semende
Bir çeşme-i billûr ile bir cûy-i bilûrin

Düşmüştü siyeh berg-i şebe şebnem-i sîmîn
Şebnem gibi titrerdi kamer leyl üzerinde
Bir şeb-pere-i hutfe bir âhû-yı çerende
Vermişti bu nüzhet-gehe bir vahşet-i nermîn

Âhû ile şeb-perre vü evrâk ile azhâr
Nâ-gâh fısıldaştı leb-i âb-ı revânda
Zîrâ şu perî-hâneye karşı bu evânda

Ey dürr-i yetîm-i sadef-i şefkâtim, ey yâr
Sen bir meh-i zî-ruh gibi yükseliyordun
Muzlim korunun zıllı içinden geliyordun

Cenap Şahabettinsiir

 
Makdem-i Yâr için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Şubat 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Temâşâ-yı Hazân

Gel bugün de, sükût ile güzelim,
İhtizâr-ı hazanı seyredelim:

Ey benim, ey hazan-lika güzelim.
Bir dimagî vedad u ref’etle
Kalalım ser-be-scr tabîatle;

Elem-i arza iştirak edelim;
Mevsimin kâinat-ı ye’sinde
Olalım biz de bir gam-ı zinde…

Bu soluk mevsim-i küdûretten
Dağılır bir veda-ı bî-kelimât.
Pek hayalî, rakîk bir “heyhât!…”

Za’f ile diz çöken tabîatten
Yükselir bir fecî’ vaz’-ı dua.
Gizli bir şehka, bir sükût-ı reca.

Böyle leb-beste terk-i ömr etmek.
Nazarî bir lisan ile ancak
Ebedî iftirakı anlatmak.

Bir tahassürle dem-bc-dem dönere
Eylemek cebhe-i hayata nazar
Bu azîmette bir fecaat var!…

Sevgilim, dinle, işte bâd-ı hazan
Müteverrim misali öksürüyor.
Hem de bir öksürük ki çok sürüyor.

Bir bahar-ı terennümün her ân
Çâk olur sanki sadr-ı hâtırası:
Bu suâlin kesilmiyor arası;

Kâinat oldu sanki ser-tâ-ser
Bir büyük hastahâne-i etfâl.
Öyle bir yer ki pür-hurûş-ı suâl.

Bâd-ı pür-va’d-i nevbaharı eder
Bir enîn-i elîm ile tekzîb
Öksüren, inleyen şu bâd-ı ratîb.

Sar’a-ı ihtizâr içinde gusûn.
Çırpınır, çarpmır, kırar, kırılır;
Bâd-ı nâlâna haykırır, darılır…

Âh, ol dallardaki fütûr-ı derûn
Onların tavr-ı serzenişkârı,
Onların mâderâne ekdarı;

O nihalânda sallanan yuvalar,
O perakende, nâzenîn, muğber
Uçuşan, savrulan, düşen tüyler…

Âh, O son tüy ki muhteriz, kovalar
Câ-be-câ ruh-ı âşiyânesini,
Yuvanın yâd-ı pür-lerânesini…

Kim bilir hangi tâir-i şûhun
Yâdigâr-ı hayat-ı kalbîsi
Doldururdu bu lâne-i hevesi!

Kim bilir hangi pür-tarab ruhun
Yıkılan âşiyânda mahfidi
Râz-ı aşkîsi, râz-ı ümmîdi?…

Yıkılan lânelere birlikte
Dökülür âb u hâke yapraklar;
Na’ş-ı evrak ile dolar laklar…

Rûhu bâzû-yı bâd-ı hâlikte,
Ömr-i nâçizi gam-zedâ-yı ziyâ’,
Dökülür berg-mürde, lâl-i vedâ’.

O sararmış giyâh, o yapraklar
Bûse-i elvedâa nâ-kadir
Hasta, fırkat-resîde leblerdir…

Dökülürken hep, âh o yapraklar
Gamlı hemşireler gibi araşır;
Öyle hemşireler ki gam yaraşır…

Bu düşenler birer nahîf eldir.
Öyle eller ki tâlib-i rikkat,
Taleb-i rahm için eder hareket;

Öyler eller ki tavrı mühmeldir.
Gösterir âsumanı hâke düşer,
Emel-i arş ile helâke düşer.

Her taraf sisli, her taraf birden
Sanki der-beste-i nikab-ı buhar,
O nikab arkasında girye-nisâr.

Asuman bir sahîfe-i âhen.
Sisler üstünde âftâb-ı hazîn
Bir büyük dâne dürrc-i hûnîn…

Bir nikab-ı esef cebininde.
Her bulut bir hayal-i gam-dîde
Ki leb-i tesliyetle rencide…

Dağların sine-i hazininde,
Nevbaharın hayat-ı dil-rişi
Düşünür zahm-ı arzı tefrişi…

Bir küçük katre, şebnem-i mâtem
Mevsimin her yerinde lerzandır;
Her taraf gizli yaşla giryandır…

Her hıyabanda ser-be-dest-i elem.
Gizlice mâder-i sükût inler;
Eder ervahı ra’şedâr-ı keder.

Senenin cismi muhtazır gibidir
Şu mesâfât-ı bi-nihayette
Bister-i vâsi-i tabiatte…

Bu dram şimdi muntazır gibidir
Perde-i beıfin anca inmesine.
Kışın âsâyiş-i mukaddesine…

Yeter artık nezâremiz güzelim,
O senin mevti görmemiş dîden
Korkarım incinir bu rü’yetten;

Gel, bahar-ı hayali seyredelim..

Cenap Şahabettintemasa-etmek

 
Temâşâ-yı Hazân için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Şubat 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Şair

Elem-i mâteminden ayrılamam
Mâtemin en azîz hissimdir!
Seni yok unutmam artık ben
Sevdiğim şimdi hicr ü ye’simdir.

Cenap Şahabettinsair

 
Şair için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Ekim 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Benim Kalbim

Bir civan bir siyâh meşcerenin
En karanlık yerinde yatmıştı;
Başını bir garîb şeb-perenin
Zıll-ı şeb-rengine uzatmıştı.

Nevhalar, giryeler, şikâyetler
Ana olmuştu câme-hâb-ı huzûr.
Bir müebbed şeb-i siyeh-peyker
Anı etmişti ser-girân-ı fütur!..

Gönlü ağlardı gülse çeşmânı;
Gözüne yaş gelirdi güldükçe;
İncinirdi hayâl-i giryânı
Gözünün yaşları döküldükçe.

Rû-yı zerdindeki uçukluktan
Mütehâşî olurdu berk-i hazân;
Leb-i zârındaki donukluktan
Lâl ü hayran kalırdı hep mürgân!

Sinesinde halîde bir hançer
Sallanırdı teneffüs ettikçe;
Rahm ile titreşirdi hâk ü hacer,
Ânın enfâsını işittikçe!

“Kimdir âyâ bu haste-yî muğber?”
Diye ettim semâya isticvâb;
Eyledi bir perî-yi zerrîn-per
Asumandan şu yolda bast-ı cevâb:

“Gördüğün dil-şikeste-yî takdir,
Bil, senin kalb-i nâ-ümîdindir!
Öyle takdir eder ki Rabb-ı Kadir,
Ebedî hastedir dil-i şâir!”

Cenap Şahabettinkavafyan-konagi

 
Benim Kalbim için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Ekim 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: