RSS

Etiket arşivi: Cüneyt Özdemir

Ört ki ölem!

Yüzünü dökme küçük kız 


Soma Mezarlığı’nda yürüyoruz. Ağaçların altında Soma’nın yakın tarihi yatıyor. Aile mezarlıkları, bir şehit mezarlığı, tanımadığımız ve tanımayacağımız bir kadının mezarlığı, hepsi bir arada… Düzenli, temiz, huzur dolu.

Derken mezarlığın en uç köşesine geliyoruz. Burası normal şartlarda boş bırakılmış bir alan şimdi ise yan yana onlarca mezar kazılmış. Burası artık Soma Şehit Madenci Mezarlığı olmuş. Birkaç mezarda dün toprağa verilen madencilerin yattığını anlıyorsunuz. Mezarların üzerinde birer testi ve üzerinde isim ile ölüm tarihi yazan bir tahta parçası var. O kadar…

Öğlene doğru mezarlık dolmaya başlıyor.

Köylerden, kasabalardan gelen madencilerin aileleri omuzlarında yirmişerli otuzarlı gruplarla tabutları taşıyorlar. Kadınlar ağlıyor. Erkeklerin yumrukları sıkılı. Başlar önde…

Karışık bir şekilde tabutlar toprağa veriliyor. Tam bir kaos. Herkesin tabutunun başında. Ne bir sesli dua ne de bir düzen…

Soma’da madenciler öldükleri gibi uğurlanıyorlar. Apar topar.

Mezarların arkasında güneşin altına sandalyeler atılmış taziye için. Kimsenin oturmaya gücü yok. Birkaç yaşlı için sandalyeler ağaçların dibine çekilmiş.

Bir iş kazası ile değil daha çok bir doğal felaket sonrasında görmeye alıştığımız görüntüler.

İşte onu tam bu karmaşa içinde görüyorum. Etrafta onlarca mezarda babalar, abiler, yeğenler, eşler defnedilirken. En uçtaki mezarın önüne tek başına çökmüş. Mezara bakıp ağlıyor. Etrafta onlarca kişinin arasında bir an yanlış gördüm diye düşünüyorum. O sırada mezarın başındaki annesi ile göz göze geliyoruz. Mezarı başıyla gösterip “Eşim” diyor. Sonra “Kızım..” kelimeleri ağzından çıkar gibi oluyor. Ben de kendimi tutamıyorum ağlamaya başlıyorum. Etrafımızda onlarca, yüzlerce insan var.

Cebimden fotoğraf makinesini çıkartıp bu anı çekmek içimden gelmiyor, elim varmıyor. Kameraman Serdar kayıtta. “Kayıttan çık” demeye de gücüm yok. Birazdan kızın erkek kardeşi de yanına gelip mezarı öpüyor. Annesi iki çocuğunun ellerinden tutup mezardan uzaklaştırıyor. Gazeteciler çocukların yanına gidiyorlar. Sorular soruyorlar. Uzaktan bakıyorum kız çocuğunun gözlerinden damlalar süzülüyor. Babasını toprağa vermiş bir çocuğa ne soracaksınız, ne konuşacaksınız?

Mezarlıktan çıkıyoruz.

Soma’da kurtarma çalışmalarının yapıldığı madene gidiyorum.

Yollarda barikatlar.

Yakınlarını madende kaybeden insanların yolları kesilmiş. Jandarma bırakmıyor. Cumhurbaşkanı gelmiş.

Bizi zar zor bırakıyorlar. Soma maden alanı, denetlemeye gelen kimi liderlere tepki gösterenlerin zarar vermemesi için insandan arındırılmış!

Soma Maden tesislerine farklı bir gözle bakıyorum.

Ne yazık ki bu maden İstanbul Maslak’taki o modern Soma Holding binasına benzemiyor. Yarı yıkık binalar, etrafa saçılmış hurdalar, madencilerin giyinme odalarındaki sefalet öylesine gözle görülür ki dışarısı böyle olan bir madenin içini insan düşünmek istemiyor.

Birkaç gündür Soma’da özellikle Ak Parti’nin toz kondurmadığı bu tesisler bakımsızlıktan ve ilgisizlikten dökülüyor.

Evet böyle tuhaf bir durum ile karşı karşıyayız. Birkaç gündür konuştuğum Ak Partili politikacılar, kimi profesörler hatta sendika başkanları Soma Maden işletmesini överek söze başlıyorlar. Denetimleri çok iyi yapılıyormuş, modern bir işletmeymiş, şuymuş buymuş…

“Madem bu kadar mükemmel 285 kişi (şimdilik sayı buydu) neden öldü” diye sorduğumda sessizlik. Bıraksanız ‘kader’ diyecekler ama tepkiden çekiniyorlar.

Oysa işçilerle konuştuğunuzda özellikle kameralar kapalıyken tam tersi bir hava var. Denetimlerin göstermelik yapıldığından şikâyet eden mi istersiniz, işçi güvencesi olmadığından yakınanı mı ararsınız, yok yok…

Bütün bunları söylüyorum ama burada bir başka Türkiye gerçeği suratıma çarpıyor.

Dün öğle namazı öncesinde dükkânların cenaze nedeni ile kapalı olduğu Soma çarşısını geçip sendikanın altındaki kahveye oturdum. Aynı madende emekli birkaç maden işçisi ile sohbet ettim.

İçlerinden bir tanesi “Bakmayın insanların şikâyet ettiğine, pek çok kişi burada çalışabilmek için sıraya girmişlerdi, hatta torpili olmayan iş bulamıyordu” dedi.

Anlayacağınız ekmek parası uğruna ölen bu insanlar çalışma şartları şahane olduğu için değil çaresizlikten, işsizlikten o madendeydiler.

Tıpkı mezarlıkta rastladığım o küçük kızın babası gibi…

Söylemeyi unuttum, mezarının başında amcası anlattı. O adını bile sormaya çekindiğim küçük kızın babası 6 ay sonra emekli olacakmış ve gelecek hafta erkek kardeşinin sünneti için davetiyeleri dağıtmış.

Ört ki ölem!



Cüneyt Özdemir

ort_ki_olem

 
Ört ki ölem! için yorumlar kapalı

Yazan: 16 Mayıs 2014 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

The Cranberries – Zombie

Another head hangs lowly
Bir kafa daha asıldı düşükçe

Child has slowly taken
Çocuk yavaşça aldı

And the violence caused such silence,
Ve şiddet büyük bir sessizliğe sebep oldu

Who are we mistaken?
Kimde hatalıydık?

But you see, it’s not me, it’s not my family
Ama görüyorsun, bu ben değilim, bu ailem değil

In your head, in your head they are fighting
Kafanın içinde, kafanın içinde savaşıyorlar

With their tanks and their bombs
Tanklarıyla ve bombalarıyla

And their bombs and their guns
Ve bombalarıyla ve silahlarıyla

In your head, in your head, they are crying…
Kafanın içinde, kafanın içinde, ağlıyorlar…

[ In your head, in your head
Kafanın içinde, kafanın içinde

Zombie, zombie, zombie
Zombi, zombi, zombi

Hey, hey, hey, what’s in your head?
Hey, hey, hey, kafanın içinde ne var?

In your head
Kafanın içinde

Zombie, zombie, zombie?
Zombi, zombi, zombi?

Another mother’s breaking
Bir anne daha parçalanıyor

Heart is taking over
Kalp kontrolü ele alıyor

When the violence causes silence
Şiddet sessizliğe sebep olduğunda

We must be mistaken
Hata yapmış olmalıyız

It’s the same old theme since 1916
Bu aynı eski konu 1916 dan beri

In your head, in your head they’re still fighting
Kafanın içinde, kafanın içinde hala savaşıyorlar

With their tanks and their bombs
Tanklarıyla ve bombalarıyla

And their bombs and their guns
Ve bomblarıyla ve silahlarıyla

In your head, in your head, they are dying…
Kafanın içinde, kafanın içinde ölüyorlar…

Bu düzen seni (affedersin ama) oruspu yapar kızım!

Biz her zamanki gibi kendi içimize kapanmış memlekete demokrasi getirmeye çalışırken dünyanın başka dertleri var. Alın size bunlardan bir tanesi…

Bilmem aranızda benim gibi Miley Cyrus adına pek de aşina olmayan kaç kişi var? En son dünya fetiş kongresini karıştıran Wrecking Ball adındaki klibi ile gözden kaçması imkânsız bir hal alan bu gencecik sanatçı ününe ün kattıkça tartışılmaya devam ediyor.

Tartışmanın boyutu son video klibindeki çılgınlıkla bambaşka bir boyuta taşındı. Namlı fetişistler aralarında “Yahu biz bugüne kadar balyozu yalamayı neden aklımıza getiremedik ya da inşaat duvarını yıkan bir topun üzerine çırılçıplak oturup bir o yana bir bu yana sallanmanın hazzını niye yakalayamadık” konularını tartışmaya doyamıyor. Evet sevgili fetişseverler, bu video klibi sizden önce izleyen ergenliğimizin platonik keltoş aşkı Sinead O’Connor çok içerlenmiş. Kızı yaşındaki yeni dünya starına Miley Cyrus’a kamuoyu önünde açık bir mektup döşenmiş. Mektubun tam halini bizim internet sitelerindeki resim galerilerinden gına gelip okuyamayacağınızı düşünerek bir kısmını Can Yücel çevirisi ile Türkçeleştiriyorum. (Aranızda “Can Yücel çevirisi de ne ola ki” diyenler çıkabilir. Şöyle bir şey: ‘To be or not to be’nin Türkçemize ‘Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin’ gibi herkesin anlayacağı bir artistlikte çevrilebilmesidir.)

Mektuptan anladığımız kadarıyla O’Connor’ın aslında böyle bir mektup yazmaya niyeti yokmuş. Ununu eleyip eleğini duvara asan bir eski star olarak halihazırda 4 çocuk annesi köşesine çekilmiş bir kadın. Ancak ne zaman ki Cyrus kızımız Rolling Stone dergisine son kilibindeki fetiş olayların O’Connor’ın dillerden düşmeyen Nothing compares to you adlı hepimizi Sinead O’Connor’a âşık ve hasta eden şarkıdan esinlendiğini söyleyince O’Connor’un annelik duyguları kabarmış ve böyle bir mektubu yazmaya karar vermiş.

Balyozu yalamak
O’Connor klipteki balyozu yalamasını kastederek “Böyle bir şeyi çırılçıplak yapmaya seni birilerinin cool gözükmek olarak inandırması muhtemeldir. Ama o kişilere dikkat et, müzik endüstrisinin (affedersiniz) pezevenkleridir” diyerek hiiiç dolandırmadan mektubuna başlıyor. “Sen iyi bir şey yaptığını zannederken kendini müzik dünyasının (affedersiniz) o…pusu gibi bulabilirsin!” diyerek de devam ediyor.

Dedim ya yok böyle bir mektup!
Sonrasında O’Connor biraz daha yumuşuyor ve Cyrus’un yeteneklerinin seksi gözükmekten çok daha önemli olduğunu hatırlatıyor. Sonra da “Sen bu adamlar için bok (valla aynen çeviri bu) değilsin” diye devam ediyor. Zaten ‘shit’ ve ‘fuck’ kelimelerinin yayıncı kuruluşlar tarafından sansürlendiği mektup öylesine ‘içten’, öylesine samimi ve öylesine gerçek yazılmış ki O’Connor gibi başarılı bir kadının zirvedeyken neden şov biznısın kenarına çekildiğinin de yıllar sonra açıklanan bir manifesto ile daha net anlıyorsunuz.
Müzik endüstrisinin tarihine miras olarak kalacak bu mektubun en güzel kısmı sanırım müzik endüstrisinin tüm dinamiklerini çözmüş olması. Cyrus’a “Sen yaptığın (Çırılçıplak balyoz yalayarak kendini seksi hissetmeyi kastediyor) şeyin doğru olduğuna inanıp sonrasında her türlü o…puluğa ve uyuşturucuya bulaşıp soluğu bir rehabilitasyon merkezinde alırken bunu sana yaptıranlar teknelerini Antigua’ya çekmiş güneşleniyor olacak” diyor.

Sinead O’Connor sadece müzik dünyasını değil bütün şov dünyasının da ne kadar açgözlü ve seks bağımlısı olduğunu anlattığı mektubunda sözlerini sık sık “Sen ve müziğin değerli, bu pezevenklerin o..pusu olma” diye bağlıyor.

Cyrus, Rolling Stone röportajında imajının O’Connor’dan alındığını söylemiş. İşte genç kızımıza asıl tokat tam da bu sözlerin üzerine geliyor. O’Connor “Zamanında müzik yapımcıları bugün sana yatıkları gibi beni de çeşitli kılıklara sokmaya çalıştılar, benim saçlarımı kestirip o yakın planda keltoş kafa şarkı söylememin nedeni bütün bu düzene tepkiydi” diyor. Bu arada O’Connor’ın 47 yaşına bastığını da bu vesileyle öğreniyoruz. Sinead’ın mektubunu okudukça ergenlik yıllarımızda bu samimiyete nasıl da âşık olduğumuz ve bizim de zaman içinde milim milim elimizden kayıp giden masumiyetimiz gelip sağ omuz başımızda dikiliyor.

Sniead O’Connor’ın genç bir şarkıcının zamanında kendi protest duruşunu sömürmesine karşı duran bu anaç ve dobra duruşu aslında herkese ders olmalı. Sadece müzik sektörüne de değil hemen her sektörün daha da önemlisi biraz daha para, biraz daha şöhret, biraz daha başarı için herkesi bir balyozu yalamaya kadar indirgeyecek bu sisteme biat edenlere ders olması gereken bir duruş ile karşı karşıyayız.

Yani Myle Cyrus sana söylüyorum, gelinim sen anla durumu.
Gerisini binayı yıkan o demir topun üzerine oturup seks fantezisi arayan ergen fetişistler düşünsün.

Cüneyt Özdemir
 
The Cranberries – Zombie için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Eylül 2012 in Müzik

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: