RSS

Etiket arşivi: Engin Turgut

Böyle Başlamak İstemezdim

Karbonları silik çıkmayan bir hayat seçtim kendime.
Kendimi çok özledim. Bir martının sesini duyarım.
Bir çocuğum olur adını gün ışığı koyarım. Aşk dersem
sus! Aşk dersem öl! Hep sperma, hep yas, benim mi
bu mika aldanış. Sözleriniz ne güzel, gözleriniz sis,
lütfen yüksek sesle sevmeyiniz. Sıcacık bir serçe düşer
gözlerimden. Uzar akşamların sıkıntısı, uzar ay kılıklı
bir aşk, evlere sığmaz…

Yalnızlığım yalnız kaldı
Güvercin uçuşu bir öpücük alır mıydınız?

Saat altı. Hüznün mesaisi bitti.
Hadi içelim, şimdi insan olma vakti.

Bir adam çekip giderim buralardan ıslığıdır.
Çekip gidemez buralardan bu onun dalgınlığıdır.

Ey kül rengi kadın sahi siz en pıhtı tanıdığım
mıydınız? Gün bir uyanmak gibi gerinir. Neyimize
yetmez küf ve su, baharat konuşur. Öpün üşüyen
ağzımdan, köpürsün gövdem. Şaşırsın böcek!
Konuşsun lamba! Korkunç uyumsuzum. Ey
gecelerimin ormanı, düzelt hüznümü, köpürt!
Su rengi çiçeğim, kestane saçlım, buğum benim.
Gece ve çıplak. Çıngırak ve tomurcuğun sesi.
Ve hayat ve hayat komuta bende artık!..

Topallayan ah deli yüreğim
Böyle başlamak istemezdim…

Engin Turguthuznun_mesaisi

 
Böyle Başlamak İstemezdim için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Nisan 2015 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Derin Yara

                                                         Sevgili şair kardeşim Koray Feyiz için

Yağmurlardan gelmiştir bir elinde çiçek, öbür elinde çilekli pasta
Yaz denizi üzerinde gülümseyen bir martıdır, kokusuyla dolaşır aşkın
Bir sinema gibidir yüzündeki incelik, Fatih Akın filmleri gibi renkli
Serseri bir hüzünle ve efendi bir flüt sesiyle sokaklara karışır.

Kardeşliğin umuda koşan bulutlarıyla yıkanmıştır, nemlidir içi
Kalbine ay batmış, şiirleri taşın göğsünde mor çiçekler açmıştır
Kendini oyup, oradan kesik geceler ve kırık düşler çıkarmıştır
Dem olmuş bir şairdir, sıcacık kuşlu anılar biriktirmesi bundan.

Bir şarkının iskeletini bulmuşlar sahilde, yarası pas tutmuş diyorlar
Çocukluğun o cumbalı evinde bir maske can mı çekişiyor ne
Çürümüş yapraklar akıyor ağaçlardan, suçsuz bir kalbi parçalamışlar
Lodos yüzlü bir kadının gül sancısı tutmuş, taşa dönüşmüş şebboy.

Anneler derin bir yara taşırlar içlerinde, onlar uykusuz aynalardır
Sessiz rüya kapısıdırlar, kalbinden öperseniz ruhunuzdaki sis dağılır
Uzun bir üşümek kalır, çünkü masum bir avludur şairin kül ağzı
Anneler üzgün şairdirler, oğulları, kızları bozguna uğramış bir şiir.

Eskimeyen bir rüzgardan gelmiştir bir elinde evlat kokusu, öbürü küs
Rakının denize ilk defa bakışı gibi göğe bir karışması var ki
İşte bunu anlatarnam, bunu bahçeye düşen gölge de anlayamaz
Yaz dut yemiş bülbüle döner, güneş yorulmuştur sarışın olmaktan.

Şiir bir gurbettir, incinmiş kelimeler sokağından geçti keder
Gövde yanmaya yemin etmiş, çok yaşasın masallarımızdaki mavi
Bir daha hayat seferine çıkar mıyız, el yazısı alın yazısı mıdır, sus
Açık bir ışık gibidir gönlü, aşk gökyüzünde bir yıldız yalnızlığıdır.

Güz bir otel odası değil de nedir, hayatı kucaklayan bir ney sesiyim
Siyah kahırdı yaşadıklarımız, cesur bir güvercin ayaklandı bundan
Gözlerimiz mahcup bakardı, un ufak olmuş devrim çocuklarıydık
Aşk kadar kısacık ömrümüz vardı, korkmazdık uçurumlarda yaşamaktan.

Engin Turgut
 
Derin Yara için yorumlar kapalı

Yazan: 15 Ağustos 2013 in Anason Kokulu Şiirler, Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Babam ve İstanbul

Umudun en çalışkanı, hayatı incitmeyen adam
bir İstanbul çelebisi, sanki beyaz bir kuş
karanlığı topa tutan adam, mavi bir kâlp
yumuşacık bir deniz, bir geminin güvertesi
onurlu bir ömür, dürüst bir hayat
evinden ekmeğini eksik etmeyen sevgi kokusu
radyo tiyatrosu dinlerken hüzünlenen adam
Atatürk’ün sesini duyduğunda ağlayan adam
ne savaşlar görmüş de yenilmemiş
çekingen bir solgunluk, efendi bir güneş
mis gibi bir Türkçe, yürüyüşü ışıktan
yarasını gizleyen, alınyazısı güzel adam
erken büyümüş, vefa dolu, cesur adam
annemin en yakın evladiyelik arkadaşı
asidir, yorgundur, asabidir, burnunun dikidir
son şehir, son istasyon, son bahar, son çocuk
düzgün ceket, ütülü kravat, kırışıksız pantolon
avare olmamıştır hiç, dalavere nedir bilmez
iki yakası bir araya gelmeyen memur adam
aydınlığın özkardeşi, barış şarkısı bir adam

Babam; terleyen alnını sildiğim dua gibi bir adam!

Engin Turgut
 
Babam ve İstanbul için yorumlar kapalı

Yazan: 13 Ağustos 2013 in Türk Şiiri, Şiir, Şiirdir Baba, İstanbul Şiirleri

 

Etiketler:

Mor Rüya Barı

Sesin mektup olsa bir kuş gibi kanatlanır, dolaşır yeryüzünü
Ve içindeki keder mavileşir sen elmayı ısırdığın zaman
Sen turnalara baktığın zaman iklimler aşkla yer değiştirir
Sen üzgün evlerden güneş bakışımlı bahçeler yaparsın
Akan sularsın ağaçları şımartan, kalbisin çılgın sokakların

Ellerinde lirik telaş, ellerin gökkuşağı olmalı renkleri üzmeyen
Ellerin karanlığın penceresini kapatan bir kalp gözü sabahı
Ellerin aşk kurabiyeleri yapan mükemmel bir pasta ustası
Ah, biliyorum yaz okulu olmalı parmaklarındaki gülümseme
Çocuklar sevinsin diye parmakların dans ediyor renklerle

Ve şarkılar hatıra biriktiriyor, benim yerime de bak deniz orada
Deniz ve balıklar armağandır bizlere, roka ve rakı da öyle
Sevdiklerimiz de özler bizi ve inan ki ölmüyor hiçbir şey
Aşk istasyonunda ne kadar çok bekleyen varmış kendisini
Mor rüya barına gidelim, iki şiir parlatalım ve doya doya içelim

Ah, İstanbul’un gözleri senin gözlerine nasıl da benziyor ışıltılı
Gözlerin arkadaş ve sevgili, gözlerin gurbet gibi bakıyor
Gözlerin susmanın bulutlarını taşıyor ve masum yazlar
Sen incecik bir yağmur olmalısın ovaların kalbine iyi gelen
Küsmesin gözlerindeki martı, gözlerini al da gel adalara kaçalım

Lekesiz hevesler sahilinde rüzgâr olmalısın boşluğu kenara çek
İçimden geçen arsız kelimeler ıslık çalıyor duyuyor musun?
Biliyor musun nasıl da kıskanıyorum yenilmiş öteki yanımı
Bağışlar mısın şu geveze kalbimi, aklım hep şiirin diline düşüyor
Anlıyor musun herkese şiir yazılmıyor, üşüyor seyyah renkler

Erkenden uyanıyorsun sulardan önce, renkler kilit tutmuyor
Renklerin çocukluğu şen şakrak, renklerin kayığına binelim
Yalayalım renklerin, tuvalin, kâğıdın, boyanın kokusunu
Bir aşk kamaşması olsun hayat, sadece hayatın peşinden gidelim
Yırtılmasın daldaki mahcup gül, yırtılmasın kelimelerin saflığı

Rüyanın renkleriyle de yıkanır gövdenin güzden kalma akşamları
Kırlara inilir, bayırlara çıkılır, dumanı tüter yolcu olmuş ruhlarımızın
Yalnız ruhlar resitaline iki bilet aldım, ne kadar da kalabalıkmış salon
Hepimiz aşkın elinde oyuncak olmuşuz, kaybolmuşuz ıssız parklarda
Güngörmüş sokaklardan geçiyoruz, su gibi kardeşliğin yaz gecelerinden

Tanrının kalbine tırman, çok çalışsın ellerindeki ışık, şiirin ışığına tutun
Şehrin göğünü kucaklasın ellerin, çok olsun yüreği yufka dostların
Kediler gibi mırıldan renklerin duasını ve gölgeni de götür her yere
Düşlerini de götür, düşlerimizden daha büyük değiliz hiç birimiz
Komşun olsun kelimeler, kelimeler hiç bitmez hatırlamak için kendimizi

Eşyaların sessizliğine dokun, çünkü onların kalbi var, bakılmazlarsa ağlar
Kayıp bir eşya gibi durmayalım evlerin unutulan tozlu yerlerinde
Başkasına sığınmak ceza, kendimize sokulmak iyi olmanın şarkısı
Kasvet ve kahır o yaşlı trene binsin de gitsin, hakikat çiçeği el sallasın
Sahici bir vefanın alkışlarıyla ısınsın ellerimiz, gül koksun ellerimiz

Nefes olmanın bereketiyle gönlünü alsak şu yarası derin dünyanın
Arkadaşım gurbete sürgün olmuş, zalim anılar boşanıyor boğazından
Arkadaşım şiir olmuş, evlerden tuvallere, sokaklara kaçan solgun bir şiir
Şehirlerden, ülkelere uçan tek başına kalabalık bir resim meleği olmuş
Belki de bundandır fiyakalı bir aşkın dumanlı renklere doğru yelken açtığı

Engin Turgut
“Suyun Rüyası” adlı kitabından

 
Mor Rüya Barı için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Temmuz 2013 in Anason Kokulu Şiirler, Türk Şiiri, Şiir, İstanbul Şiirleri

 

Etiketler:

Ayna

Aynadaki ruhun canı acımasın ki sır hayata dönüşüyor
tendeki gövde ve senin kadar bir sevgili gelmedi ki yeryüzüne
ama aşk bunu nerden bilsin. Ben insansam ve bir daha inansam
ve şarkılarım hep yarım kalsa. Uzun uzun çalsa şu gitar ve benim
nar yüzlü sevgilimin üzüm gibi bakan üzgün gözleri ışıldasa
ve şair kalbimize fısıldasa: “Sevmek ne uzun bir kelime”
ve “Keşke yalnız bunun için sevseydim seni”. Köhne bir kır
kahvesinde yüzün mavi bir gurbetse ve hayat ve ben bu yüzden
düşmüşsek klişe bir inceliğe, benim gönlüm ayna kadar derin
kırılabilir sana, ama ne çıkar ki bundan!

Işığın kenarına bırak beni
Ben senden gidemeyenim!

Engin Turgut

 
Ayna için yorumlar kapalı

Yazan: 25 Haziran 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Gar ve Tren

Hangi garda bu kadar güzel bir şair vardır
Gardını almışsa kötülük, bizden uzak dursun
Evine geç dönen şiirler yazmaktan sıkılmadım
Ama yoruldum, beni efkârdan yağmur yapacaklar

Hangi aşkın içinde bu kadar güzel bir dem vardır
Tren kalkınca hatırlanıyor o sıcacık, üzgün anılar
Herkesin derdinden bir şiir çıkmıyor eyvah
Ama susuyorum beni şiirden şarkı yapacaklar

Valizin içinde saklanan solgun fotoğraflar vardır
Cumbalı evlerden kalan, rüyalardan arta kalan
Sahici kimse kalmış mıdır, garda bir başına yürüyen
Ama uykusuzum beni bir annenin kalbine bırakacaklar

Hangi düşlerin içinde bu kadar çok hayat vardır
Gar lokantasında Haydar vardır, bir kadeh rakıdır
Eskişehir ile Ankara arasındaki aşk bir başkadır
Ama korkuyorum beni bir tren sanacaklar

Tren kalkıyor, raydan çıkmış bir vagon nereye
Giderse oradadır şair, şairden başka uçan turna yoktur
Sahici bir kimse kalmış mıdır garda bir başına ağlayan
Bir gün beni şiirden resim yapıp duvara çakacaklar

Engin Turgut
 
Gar ve Tren için yorumlar kapalı

Yazan: 25 Haziran 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yazdı, Bitti!

Mutsuz, ipeksi, kırılgan bir şeydi, yaz!
Ruhumuzu nereye taşısak yazdan
kurtulamayacaktık. Şapkanın dalgın-
lığından başka neydi ki yaz! Omuz-
larımızdan sarkardı sarışın bir ince-
liğin boynumuzda açtığı rüya. Kaçır-
dığımız tanrının ıslığı yaza nı ayar-
lıydı kimbilir belki de yaz yorgunu
bir hayatın karnından yuvarlanan
çakıltaşlarıydık!…

Aşkın yüzümüzle buluşmasında daha
kederli ve daha yalnızdı yaz! Çünkü
hep yaz çocuğu bellediler bizi…Ve
bu yüzden yaz, ormanın gözünden
kaçtı. Yaz bunu da atlatır biliyorum,
yaz duygusu kimseden saklanmaz bu-
nu da biliyorum peki ama nerden geliyor
boşluğun o müthiş zarif tadı!

Yazın rüzgârı ardına kadar balkon. Bak
nasıl da sığınıyoruz kendine gecikmiş
bir aşkın oyuncak saatlerine…Cumbalı
ama tuhaf bir ev kokusuydu ve öpücük-
lerle eğitirdi ayrılığı yaz! Ve fazla hatıra-
dan boynu bükük birden yaşlanırdı ağaçlar…
Aşk ve yaz o ilk şaşkınlık! İkisi de
düşleriyle gelir ikisi de çabuk biterdi…

Engin Turgut
 
Yazdı, Bitti! için yorumlar kapalı

Yazan: 25 Haziran 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Şarabın Sözleri

Herkes ışığını alsın gelsin!
Bende melek selsebil!

Ruhumuz sütlüdür, taşarız şarabımızdan!
Bana güneşinizi üfleyin, üşüyorum yokluğunuzdan!

Her veda utanır kendisinden!
Haz biter, mana ölür, sıkılırız derdimizden!

İşte dimağ, işte tenha, sanki her şey kurudu!
Ateş sustu, iştah sonsuz, bıktım anlaşılmaktan!

Akşam güneşini bırakır duvarda!
Arz patlar, her şey rüya olur!

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı!
Mahur bir korkuydu yüzümüz, yükümüz fazlaydı!

Akşamın tadını kaçırdılar, cümlemiz vesileyiz varoluşa!
Aşk hepimizi uçurur, hayat hepimizde başka!

Hadi gelin, gül kapılarını kıralım bülbül bile olamayalım!
Var mısınız yanmaya, işte ben gidiyorum, kubbedeki sonsuza!

Merak buyurdunuz söylüyorum:
Hayalden başka neyiz ki biz!

Bakın bırakıyorum sizi de boşluğa!

Engin Turgut

 
Şarabın Sözleri için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Şubat 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

YAĞMUR İÇ, GÜNEŞ ISIR, AY ÇİĞNE

Kederlisin biraz nedense
Çiçek açmalısın oysa
Bahçe olmalısın, suyu ısırmalısın
Bu kadar çok mahsur kalma siyah odalarda
Kaması böğründe bir kuğu gibi durma
Sen şarkılar söylemeli, tango yapmalısın
Bu yaz bol bol kiraz ye
Heveslerini diri tut.
Dinsin yüzünün gürültüsü
Bak yağmur esniyor
Hıçkırıyor güneş
Sen yüzünü sokaklarla yıka
Çocuklara şeker, aşklara kuş,
Arkadaşlığa kelebek ol
Göğe bak, ne güzel bir lunapark o
Bir çocuk gibi büzülmesin alt dudağın
Denizin sesini topla
Saksıdaki çiçeklere su ver
Islığını sev gövdenin
Sen uyu tenin uyumasın
Uçurumlar biriktirme ruhunda
Sevincin ve umudun ışığı hep şımartsın seni
Bir serçenin rüyası gülümsetsin kelimelerini
lirik ol, esrik ol, hayat ol
Çılgın mor yatıştırsın ruhunu
Öyle tenha durma, kahkahalar at turuncu
Yağmur iç, güneş ısır, ay çiğne
Şaraba değdir sesini
Islık çal mavi düşlerinin gölünde
Yüzdür beyaz kayığını
İçindeki çalışkan yıldız üşümesin
Çünkü boşluğun da zarif bir tadı var
Ve öpücüklerinle eğit
Yorgunluğun solgun sarısını
Sen benim çok gülüşlü kalbi güzel
Düş çocuğu arkadaşım değil misin
Bitsin artık şu güz sıkıntısı
Bak bahar geliyor…

Engin Turgut

 
YAĞMUR İÇ, GÜNEŞ ISIR, AY ÇİĞNE için yorumlar kapalı

Yazan: 25 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yolculuk İyidir

Gecenin alnına sür atını
Sedeften kelimeler tarlasına gir
Zamanı toprağından sök, zamanı işlet
Ceplerinden çıkar yakamozları
Gurbetle seviş, nutku tutulsun coğrafyanın
Çıkar üzerinden rüya elbiseni
İyiliğin dalgını, susmanın gecesi olma
Bir bisiklet olabilirsin sözgelimi
Yoldan ve baştan çıkabilirsin
Aşka pedal çevirebilirsin
Dünyayı yeniden okuyabilirsin
Hayat seni korkutmasın
Uçabildiğin kadar uç
Bırak uçurum başını döndürsün…

Gözlerini yıldızlardan ayırma
Yan sokaklardan geç, trenlere, gemilere
Uçaklara bin, otobüs bekle
İnsanların yüzlerine dokun
Hayatı bir yaprağa bakarak da öğrenebilirsin
Zaaflarını saklama kendinden
İpeklere sar yaralarını
Düşlerini gezmelere çıkar
Hayat evin olsun, kuşlarla, çiçeklerle konuş
Bir taş ustası gibi çalışsın ellerin ve gözlerin
Hiçkimse olmaktan korkma
Bırak uzaklara bakmaktan gözlerin kar toplasın
Kendini bir kuş, hayatı bir rüya sanabilirsin
Kalbindeki oturma odası açık kalsın
İçindeki denizin ruhunu şımart
Yüz verme vasat olana, bırak hurda orada kalsın…

Sakinliğe ve huzura doğru ilerle
Bak yalanlar cirit atıyor
Bir adam mavi kokulu şiirler yazıyor
Hayatla kardeş olmuş bir adam
Martılara simit atıyor…

Yüzümde söz dinlemeyen bir yaz duygusu
Evcil bir yağmur meleği şuramda
Ve uzun saçlı ay şarkısı bir kadın
Çok sisli bir kadın
Islık gibi dökülüyor kalbimden…

Sen şimdi git kalp falına baktır
Yaralı bir çağda yaralı bir rüyasın
Sen git yalnızlığın zemin katında ağla
Ben koynumda ateş biriktiriyorum
İmgelerimin hızına kim yetişebilir
Süt liman bir hayat seni bekliyor
Yüzümde eflatun bir veda yağmuru
Ah bir kızılderiliydim sana ben
Bıraksan kalbinde yıllarca uyuyacaktım…

Tanrının hüzünlü çocuklarıyız
Gözlerimiz yıldızlarla akraba
Sonsuz küçük şarkılar bahçesi ağzın
Uçurum şiirler baladı ağzın
Hercai düşler, esrik hayatlar ruhun senin
Hepsi ve her şey tuhaf ve yorgun şimdi
Yokluğum seni üzmesin
Gecenin alnına sür atını
Hayat seni korkutmasın
Uçabildiğin kadar uç
Ve şu benim çocuk yüzümü unutma…

Engin Turgut

 
Yolculuk İyidir için yorumlar kapalı

Yazan: 24 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: