RSS

Etiket arşivi: Furuğ Ferruhzad

Füruğ Ferruhzad’dan babasına mektup: Mezarında yatan biri gibi yalnızım

Çarşamba, 2 Ocak 1957

Sayın babacığım, umarım iyisinizdir. Muhakkak size uzun bir süredir mektup yazamadığım için incinmiş ve sizi sevmediğimi düşünmüşsünüzdür, ama bu doğru değil. Ben hep size mektup yazıp, sizinle dertleşmek istiyordum. Ama ne zaman mektup yazmağa niyetlensem, kendi kendime soruyorum ne yazayım, sizinle benim aramda oluşan bu arayı ne ile kapatabilirim diye. Ben iyiyim, sağlığım yerinde, siz nasılsınız, ne yapıyorsunuz diye yazmayı sevmiyordum. Tüm yaşamımı, duygularımı, acılarımı ve mutsuzluklarımı size yazmak istiyordum, yazamıyordum ve hâlâ da yazamıyorum, bizim düşünce yapılarımızın temelleri, tüm koşulları ile farklı olan iki değişik zaman ve toplumda olduğundan, nasıl aramızda uyuşup anlaşma havası yaratabiliriz ki? Söyleyeceklerimin hepsini söyleyecek olsam, bir kitap yazmam gerekir ve sözlerimin sizi üzeceğinden korkuyorum, size hoş gelmemesinden. Ancak, bu sözler içimde durduğu sürece ben de memnun ve rahat olmayacağım. Ve sizi gördüğümde kendim olmak istiyorum, gülmeyen, konuşmayan, bir köşeye sinip çöken biri değil. Benim büyük derdim sizin beni tanımamış olmanızdır, hiçbir zaman da tanımak istemediniz ve belki de hâlâ siz benim hakkımda düşündüğünüzde, beni uçarı, ve aşk romanları ve Tahran Müsavvar dergisinin öykülerinden kafasında aptalca düşünceler oluşan bir kadın olarak biliyorsunuz. Keşke öyle olsaydım ve mutlu olabilseydim, işte o zaman dünya küçücük bir odacık olurdu ve ben, dans meclislerine gitmekle, güzel ve şık elbiseler giymekle, komşu kadınlarla çene çalmakla, kaynana ile dalaşmakla, kısacası pis ve anlamsız binlerce işle yetinirdim ve daha büyük ve daha güzel bir dünyayı tanımazdım, bir ipekböceği gibi kendi kozamın sınırlı ve karanlık dünyasında kıvranır büyürdüm ve hayatım sona ererdi. Fakat ben böyle yaşayamazdım. Kendimi bildiğim andan beri, benim başkaldırım ve isyanım bu aptalca görünüş yüzünden başlamıştır. Ben büyük olmak istiyordum ve istiyorum. Ben, bir gün doğup bir gün de bu dünyadan çekip giden ve artlarında herhangi bir iz bırakmayan yüzbinlerce insan gibi yaşayamam. Bende bu duygu var, fakat şimdiye kadar yaptıklarımın tümü doğrudur ve kimse buna itiraz edemez demiyorum. Hayır, yaşamım boyunca birçok hatalar yaptığımı kendim de biliyorum. Ama kim tüm yaşamı boyunca yaptıklarının, düşündüklerinin ve davrandıklarının doğru olduğunu söyleyebilir? Şairin dediği gibi: Bu dünyada yaşam iki olmalı / biri deneyim kazanmak / diğeri deneyimleri kullanmak için. Ben kötü bir kız değilim ve asla ailemin utancına neden olmak istemedim.Şayet ben bu yola adım atmışsam, ailemin benimle gurur duyması içindi, hâlâ da Öyle ve eminim bir gün gayeme ulaşacağım. Ancak hiçbir zaman ve hiçbir yerde rahat edemediysem, sözlerimi söylemek için hiçbir zaman ağzımı açamadıysam, kendimi size ve başkalarına tanıtamadıysam ne yapabilirdim? Anımsıyorum da, ben evde felsefe kitapları okuduğumda ve edebiyat fakültesi felsefe hocası ile oturup saatlerce Doğu felsefesi üzerine tartıştığımda, siz benim hakkımda fikir yürütürdünüz; ben aptal bir kızmışım ve saçma sapan dergileri okuduğumdan kafam bozulmuşmuş. İşte o zamanlar ezilirdim, evde bu denli yabancı olduğumdan gözlerim dolardı, sesimi kesip susmağa ve kimse ile uğraşmamağa çalışırdım veya buna benzer binlerce başka olay ki kendi başına belki o denli önemli değildirler, fakat her biri bir insanı yıkıp dağıtmak için yeterlidir. Konuşmak istersem çok şeyleri anlatmalıyım. İlkin de sizden başlamalıyım, sevgisi ile bizi kendine doğru çekebilecek ve bize yol gösterebilecek biri. Ancak o, sertliği ile bizi korkutuyordu, bu ise bizim kendimize sığınmamıza, küçücük beyinlerimizle yaşamın büyük sorunlarını çözmeğe çalışmamıza neden oluyor, çok defa da hata yapmamıza yol açıyordu. Anımsıyorum, arada bir bize öğüt vermek isterdiniz, fakat siz konuşmaya gereksinim duyduğunuz zaman, biz dinlemeğe hazır olmazdık. Koşulların ve ondan daha önemli olan bizim moralimizin sizin öğütlerinizi anlayıp kabul edebilmek için elverişli olup olmadığına bakmazdınız. Birini yataktan, diğerini yemek masasından kaldırır, okumaya dalmış bir üçüncüsünü çağırır ve pat diye öğütlere başlardınız, her zaman çatık kaşlar ve öne eğilmiş bir kafa ile. Sanki siz korkardınız, bizim gözlerimize bakar ve bize gülümserseniz biz sizin sevginizi ve duygularınızın inceliğini anlarız da bu sizin için çok kötü olur diye, sonraları bizi artık sizden korkmaya, size uymaya mecbur edemezsiniz diye. Sizin söylediklerinizi ciddiye aldığımı hiç anımsamıyorum. Siz bize hararetli hararetli öğüt yağdırırken, eminim diğer çocukların da kafaları benimkisi gibi başka şeylere takılırdı ve ertesi gün uyandığımda sizin öğütlerinizin tümünü unutmuş olurdum; veya tam tersine, benim ruhumun bir hatadan dolayı pişmanlık ve suçluluk duygusu ile titrediği zamanlar size gelip ne yaptığımı söylemek ve sizden öğüt almak istediğimde, her zamanki gibi korkar ve sizinle bir yabancı olduğumuz duygusuna kapılırdım. Neden böyle olmalı? Siz ki bu kadar çok psikoloji kitapları okurdunuz, bunların nedenlerini bilmeliydiniz. Ne zaman geçmiş yaşantımı, sizin evinizde geçirdiğim son bir yılı hatırlasam ödüm kopar. Bir hırsız gibi, iyisi ve kötüsü ile her şeyim gizlice.

Neden beni adam yerine koymuyor ve neden evden kaçmaya zorluyordunuz, ben bir uyurgezer gibi nerede olduğumu, ne yaptığımı ve kiminle konuştuğumu bilmez hale geleyim diye mi? Neden arkadaşlarımı eve getirmekten ve iyi mi kötü mü oldukları konusunda beni ikaz edip bana yardım edesiniz diye sizinle tanıştırmaktan çekinirdim? Ama şimdi neden buraya geldim, ve neden açlık, avarelik, bin bir sıkıntıya katlanıyorum? Aslında ben evi seviyorum. Sabahtan akşama caddelerde aylak aylak dolaşmak ve her önüme gelenle konuşmanın verdiği ruhsal sıkıntıya katlanmak istemiyordum. Sırf evde yabancı olduğum için, kendimi tanıtamadığım ve rahat olamadığım için, kalkıp buraya geldim. Özgürüm, bana vermekten korktuğunuz işte bu özgürlüktü ve ben sizden gizli olarak onu elde etmek istiyordum, bu nedenle de hatalar yapıyordum. Halbuki bu özgürlüğü elde etmemde bana yardımcı olmalıydınız, doğru olan buydu. Şimdi buradayım. Ama kim benim bir gece olsun dışarıda yattığımı söyleyebilir? Hayır kimse. Ben sabahtan akşama odamdayım ve kendi işimle uğraşıyorum, dışarı çıkmayı da pek sevmiyorum… Masası başında oturup okuyan, şiir yazan ve düşünen bir kadınım. Neden? Çünkü kendime ait olduğumu biliyorum. Artık kimsenin nefret ve aşağılama dolu gözleri üzerimde değil. Artık kimse bana bunu yap veya bunu yapma demiyor. Kimse beni kafasız bir çocuk olarak görmüyor. Ve ben kendim için, kendi benliğim ve varlığım için sorumluluk duyuyorum, bundan sonra yapabileceğim hatalar için kendimi affetmem. Halbuki kendi kendime geçmiş hakkında düşündüğümde, asla kendimi suçlu hissetmiyorum, başkalarını benim hatalarımın nedeni olarak görüyorum. Ne yazık ki her şeyi söyleyemiyorum. Şayet bana izin verseydiniz ve incinmeyeceğinize dair söz verseydiniz, söyleyecek çok sözüm vardı. Yaşantımı başından ele almak, her anını size açıklamak ve düşüncelerimi yazmak isterdim. Ben, hayatım hakkında çok düşündüm, sizin hakkınızda da bizi eğitme ve düşünce biçiminiz hakkında da. Ama şimdi ne yapabilirim? İncinmeyeceğinizi bilsem, hep böyle suskun dudaklar ve sevginizi dileyen gözlerle size bakayım daha iyi ve kalbim dopdolu durakalsın ve laflarımız merhaba, nasılsınızdan öteye geçmesin. Ancak şu kadarını bilin ki ben de diğer çocuklar gibi sizi seviyorum ve sizi rahatsız edecek bir iş yapmak istemiyorum. Biliyorum ki anne babaların çocuklarını sevmemeleri olası değil. Belki de benim sizi sevdiğimden daha çok seviyorsunuz beni. Ben, Kami’yi düşündüğümde üzüntüden bağırasım ve hüngür hüngür ağlayasım geliyor. Fakat anlayış olmadığı sürece her ikimiz de hatalar yapacağız.

Münih’e geleli 10 gün olmuş. Dün gece Emir ile sizin hakkınızda çok konuştuk. Uyumaya giderken artık mektup yazamadan edemeyeceğimi anladım. Kendi kendime, iki satırlık da olsa yazacağım dedim. Şu kadarcık da bana yeterli. Size bütün düşüncelerimi yazacağıma dair Emir’e söz verdim. Ama yapamıyorum, ne kadar bahtsızım, yapamıyorum. Ancak istiyorum ki benim kötü bir kız olmadığımı ve sizi sevdiğimi bilesiniz. Sizin durumunuzdan hep haberim olmuştur, ben arkadaşlık ve sevgi gösterisi yapacak biri değilim, neyim varsa kalbimdedir.

Ayda bir miktar para gönderdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Ne yapabilirdim ki, hayat koşullarım çok zordu. Ama bir iki aya kalmaz burada bana bir iş verirler ve artık bu paraya gereksinimim kalmaz. Tahran’a geldiğimde paralı olacağım ve size olan borcumu öderim. Mektubumu yanıtlarsanız sevinirim, çünkü şu sıralar çok acı ve zor günler geçirmekteyim ve mezarında yatan biri gibi yalnızım, bir sürü acı ve azap veren düşünce ve hiç bitmeyecek olan bir hüzünle. Şimdilik sizi memnun edemiyorum, belki bir gün gelir siz de bana hak verirsiniz ve bana küsmezsiniz, benimle de diğer çocuklarla olduğunuz gibi sevecen olursunuz. Uzaktan sizi öpüyorum.

Füruğ Ferruhzad
Çeviren: Hasim Hüsrevşahi

Babacığım,

Sizlere uzun zamandır mektup yazmadım, yani yazdım da göndermedim. Şu an masamda üstüne adresinizi yazdığım iki zarf var ama sürekli mektupları değiştirmeliyim diye düşündüğümden masamın üzerinde öylece kaldılar. Size ne yazabilirim bilmiyorum? Ben, hayatta her ne kadar çok yoksul olsa da oldukça rahat bir insan gibiyim. Şimdilik kendimi hayattan fazla bir şey beklememeye alıştırdım, her zaman dediğim gibi, buna da şükür. Çokları var ki benim kadar da mutlu değiller ve bu nedenle daha az kafa yorup daha fazla yaşıyorum. Emir’in durumu da fena değil. Biz sık sık görüşüyoruz ve konuşmalarımız her zamanki gibi Tahran, çocuklar, anne ve babamız hakkında oluyor. Bu öyle bir konu ki günlerce bu konuda yorulmadan konuşabiliriz.

Birlikte olduğumuzda her ikimiz de annemizi, babamızı ve bu çocukları ne kadar çok sevdiğimizi anlıyor; onların her zaman hayatımızda var olmasını ve sevgilerini hissetmeyi arzuladığımızı fark ediyoruz. Ben ilkbaharda İran’a dönmeyi düşünüyorum ama Emir aynı görüşte değil, benim burada onun yanında kalacağımı sonra birlikte döneceğimizi sanıyor. Henüz bu konuda düşüncelerimi belirtmedim. Kami’yi özlüyorum ama öte yandan ruhsal durumumun iyi olmadığını düşünüyorum. Hâlâ güçlü ve normal değilim eğer oraya dönersem yeniden o cehennemi hayat başlayacak ve ben artık bazı şeylere tahammül edemeyeceğimden korkuyorum. İşimi ve okulumu sormuşsunuz. Siz benim hayattaki hedefimin ne olduğunu biliyorsunuz, belki biraz aptalca olacak ama ben burada bir başına olmaktan mutluluk duyuyorum. Şiiri seviyorum ve büyük bir şair olmak istiyorum. Hiçbir zaman bundan başka bir işim olmadı yani kendimi bildiğimden beri şiiri sevdiğimi hissettim. Ben bilinç ve anlayış kapasitemi geliştirmek için her işi yapıyorum. Asla diploma almak ya da yüksek öğrenim görmek için okumuyorum, belki de amacım bilgilerimi geliştirip ilgi duyduğum konunun yani şiirin peşine düşüp başarılı olabilmektir. İtalya’da bulunduğum yedi ay zarfında İtalyanca’yı iyi öğrendim ve İtalyanca’dan iki şiir kitabı tercüme ettim. Şimdi de Almanca bir kitabın çevirisi için Emir’e yardım ediyorum.

Çevirdiklerimden bir tanesini de basılması için Tahran’a gönderdim. Elbette bana bir gelir de sağlayacak. Avrupa’da bulunduğum bu on ay zarfında bir şiir kitabı yazdım ve yayınlatmayı düşünüyorum. Şiir benim Allah’ım yani ben şiiri bu derece seviyorum. Gecem gündüzüm hiç kimsenin şimdiye kadar söylemediği yeni ve güzel bir şiir söylemenin düşüncesiyle geçiyor. Kendimle baş başa kalamadığım ve şiir düşünmediğim gün, bana boşu boşuna geçen bir günmüş gibi geliyor. Belki şiir beni mutlu edemez gibi görünüyor olabilir ama ben mutluluğu başka bir şekilde algılıyorum. Benim için mutluluk güzel elbiseler, iyi yaşam ya da güzel yemekler değil, ben ruhen huzurlu olduğumda mutlu oluyorum ve şiir ruhumu huzurlu kılıyor, eğer insanı hırslandıran güzel şeylerin hepsini bana verip şiir söyleme kudretini benden alırlarsa kendimi öldürürüm. Siz bana bir zaman izin verin, bırakın ben diğerlerinin gözünde mutsuz ve derbeder olayım göreceksiniz asla hayatımdan sızlanmayacağım. Allah’a ve çocuğumun üzerine yemin ederim ki sizleri çok seviyorum; sizleri düşündükçe gözlerim doluyor. Bazı zamanlar Allah niçin beni böyle yarattı ve bu şeytanı niçin şiir adıyla vücudumda diriltti diye düşünüyorum.

Şimdiye kadar sizin sevginizi ve rızanızı kazanamadıysam hata bende değil. Ben diğer insanlar gibi normal bir yaşamı kabullenme ve tahammül etme gücünü kendimde göremiyorum. Evlenmeyi düşünmüyorum. Hayatımda ilerlemeyi, toplumumda kadının sıçrama yapmasını istiyorum ama söylediklerimi kabulleneceğinizi de sanmıyorum.

Bana mektup yazın çünkü mektuplarınızı seviyorum, size iyi bir şeyler alıp göndermek istiyorum ama nasıl bir şey sevdiğinizi bilmiyorum. Biraz param var eğer bana nasıl bir şey sevdiğinizi yazarsanız güzel babama ilk defa küçük bir hediye almak istiyorum, ama siz bana nasıl bir şey sevdiğinizi yazmalısınız. Sizi öpüyorum.

Füruğ Ferruhzad
Farsçadan Çeviren: Kenan Karabulut

 
Füruğ Ferruhzad’dan babasına mektup: Mezarında yatan biri gibi yalnızım için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Mayıs 2022 in Mektup, Şiirdir Baba

 

Etiketler: ,

yârim şiir, arkadaşım şiir

o uzak evden hayatın neşesinin kaçmış olduğunu
biliyorum şimdi
bir çocuğun annesinden ayrılık matemine ağlamakta
olduğunu
biliyorum şimdi
ancak ben yorgun ve perişan
arzu dolu yolu bırakıyorum
yarim şiir, arkadaşım şiir
onun huzurlu eline ulaşıncaya değin gideceğim

Furuğ Ferruhzad

Furuğ / Sonsuz Gün Batımında
Derleyen: Behruz Celali
Çeviren: Kenan Karabulut

yarim-siir-arkadasim-siir

 
yârim şiir, arkadaşım şiir için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Ekim 2016 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Senin İçin Bir Şiir

Oğlum Kâmyâr’a

Bu şiiri sana söylüyorum susamış bir
yaz gün batımında başlangıcın bu
uğursuz yarı yolunda bitimsiz bu
acının köhne mezarında

bu sana son ninnimdir yavrucağım
senin beşiğinin yanında salınır belki bir gün
bu yaban çığlığım gençliğinin göklerinde yankılanır

bırak benim avare gölgem senin
gölgenden uzak ve ayrı kalsın bir gün
kavuşuruz ve o gün varsa aramızda
sadece tanrı kalsın

yaslamışım karanlık bir kapıya acıdan
kıvrılan alnımı umutla sürüyorum bu
açık kapıya ince ve soğuk parmağımı

arsızlıkla damgalanan boş kinayelere
gülen bendim kendi varlığımın sesi
olayım istedim yazık ki “kadın”dım

senin suçsuz bakışların bir gün bu
başlangıçsız kitaba kayar görürsün
zamanın köklü isyanı tüm şarkıların yüreğinde açar

burda yıldızlar hep sönüktür burda
meleklerin tümü ağlarlar burda Meryem
çiçekleri çöl dikeninden değersiz açarlar

burda yalan, arsızlık ve riyakârlığın devi
oturmuş tüm yol ağızlarında uyanmanın
aydınlık sabahından bir ışık görmüyorum
gökyüzünün karanlığında

bırak gözlerimi yeniden doldurup taşırsın
çiy taneleri kendimden uzaklaştım ta ki
indireyim Meryem’in sili suratından
perdeleri

iyi ad kıyılarından kopmuşum göğsümde
fırtına yıldızı var ne yazık öfkemin alevleri
hapishane karanlığında kanatlanır

göz boyayan zahitlerle bilinsin bu annenin
kolay sürmeyecek kavgasıdır tatlı yavrum
benimle senin kentin nice yıllardır şeytan
yuvasıdır

bir gün gelir hasret dolu bakışların bu
hüzünlü şarkılara kayar benim anam oydu
diyerek beni sözcüklerin arasında arar.

Furuğ Ferruhzad
27 Temmuz 1957 Tahranfurug-ferruhzad-siirleri

 
Senin İçin Bir Şiir için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Temmuz 2016 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Sadece Ses Kalıcıdır

Ne için durmalıyım? Ne için?
Kuşlar çoğul maviliği aramaya gitmişler
Ufuk dikeydir,
Ufuk dikeydir ve hareket fıskiye gibi
Görünümde ışıklı yıldızlar oynuyor
yeryüzü, yükseklikte kendini tekrarlıyor
Ve gökyüzü kuyuları ilişki bağlantılarına dönüşüyor
Ve gündüz öyle geniştir ki
gazetenin küçük beynine sığmıyor.

Ne için durmalıyım?
Yol hayatin kılcal damarları arasından geçiyor.
Çevrenin niteliği tüm kokuşmuş hücreleri öldürecek
Ve şafağın kimyasal atmosferinde
Sadece ses kalacak,
Zaman zerreciklerine bağlanan ses.

Ne için durmalıyım?
bataklık; kokuşmuş böceklerin çoğaldığı yerden
başka ne olabilir?
Morgun benliği ölülerin şişmiş cesetlerinden ibarettir.

Ve ateş böceği… AH
Ateş böceğinin konuştuğu an
Karanlıktaki alçak adam koflanan
erkekliğini gizliyor

Ne için durmalıyım?
Kurşunlu harflerin işbirliği boşunadır
ve kurşunlu harflerin işbirliği
bu değersiz düşünceyi kurtarmaz.

Ben ağaçların soyundanım
Ve bu “bayat” havayı solumak kederlendiriyor beni,
Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana
Tüm güçlerin sonu güneşin gerçeği
ve ışığın bilinciyle birleşmekten ibarettir,
birleşmek.

Yel değirmenlerinin çürümesi doğaldır,
ne için durmalıyım?
Ben yeşil buğday salkımlarını
göğsüme alarak, sütle besliyorum,
Ses,ses, sadece ses,
su akışının sesi
ve dişi toprak kabuğu üzerine
yıldız ışığının düşüş sesi ve aşkın yayılma sesi
Ses, ses, sadece ses kalıcıdır.

Cücelerin ülkesinde
Sıfır üzerine dolaşıyor ölçü mihenkleri
Ne için durmalıyım?
Ben dört unsura itaat ediyorum
Ve yüreğimin yasalarını
körlerin yerel hükümeti düzenlemiyor.

Böceğin etle sarılı boşlukta, yararsız dolaşımı ve
vahşice ulumalar
beni ilgilendirmiyor.

Beni çiçeklerin kanlı soyu yaşamaya sorumlu kılmış
biliyor musun? Çiçeklerin kanlı soyu.

Furuğ Ferruhzad – Sadece Ses Kalır YKY-1997
Çeviri: Cavit Mukaddesolen-bir-kus-ucusu-unutmamayi-ogutledi-bana

 
Sadece Ses Kalıcıdır için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Nisan 2016 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Hasretli, üzüntülü ve matemli değilim


Vefa gösterdim bir adama
Ancak ayağının tersiyle vurdu o aşkıma ve umutlarıma
Verdiğim her şey helal olsun ona
Ancak karşılıksız verdiğim gönlüm müstesna
Sessiz bakışlarımda yine
Söylenmemiş hikayelerim var
Giyinip kuşandığımda yine
Gizli fitnelerim var
Ona verdiğim şeyden dolayı üzüntülü değilim
Hasretli, üzüntülü ve matemli değilim
Yeri dolmayan o gönülden başka
Yemin olsun Allah’a yoktur eksiğim

Furûğ-i Ferruhzâd
Çeviri: Nimet YıldırımHéctor-Rondón-lovera

 
Hasretli, üzüntülü ve matemli değilim için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Ekim 2015 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Ev Karadır

(Bu film 1963 yılında Oberhausen Film Festivali, Belgesel dalında en büyük ödülü kazanmıştır. Metin yazarlığını, montaj ve yönetmenliğini üstlenen Furuğ Ferruhzad, yapımcı İbrahim Golestan’ın yardımcılığını da üstlenmiştir. Furuğ’un ölümünden sonraki festivalde, festival Furuğ’un adıyla onurlandırılmıştır. Film boyunca arka plandaki şiir okuyan Furuğ Ferruhzad’dır)

Kara tahtaya yazı: Ev Karadır

Bir erkek Sesi (İbrahim Golestan): “Dünyada çirkinlik az değildir. Bu çirkinlikler daha da fazla olurdu şayet insanoğlu onlara gözlerini yumsaydı; ama insanoğlu çare bulandır! Bu perdeye şimdi bu çirkinlikten bir görüntü, bir acıya olan bir bakış gelecek ki, onlara göz yummak insanoğluna yakışmaz. Bu çirkinliğe çare bulmak ve bu derdin dermanına koşmak ve ona yakalananlara yardımcı olmak bu filmi yapmanın nedeni ve yapımcılarının umudu olmuştur.

Çocuk-1: “Tanrım beni yarattığın için sana şükürler olsun! Bana yanan bir anne ve seven bir baba yarattığın için şükürler olsun.”
Çocuk-2: “Sana şükürler olsun ki akan suları ve bol meyveli ağaçları yarattın!”
Çocuk-3: “Bana çalışmam için el verdiğin için sana şükürler olsun!”
Çocuk-4: “Dünyanın güzelliklerini göreyim diye verdiğin gözler için şükürler olsun sana!”
Çocuk-5: “Güzel müzikleri duyayım diye bana verdiğin kulaklar için şükürler olsun!”
Adam:  “İstediğim yerlere gidebileyim diye bana verdiğin bacaklar için şükürler olsun!”

Furuğ: “Bu cehennemde kimdir tanrım sana şükürler diyor? Cehennemde kimdir?”

(Yalnız bir duvar, yalnız bir adam: Haftanın günleri ): Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi…
Furuğ: “Senin adını ey yücelerin yücesi şarkılayacağım, senin adını on telli utla çalacağım; çünkü o çok tuhaf ve korkunç yapılmıştır. Gizlide oluşuyorken ve biçimleniyorken kemiklerim senden saklı değildi…”
Furuğ: “Senin defterinde benim bütün organlarım yazılmıştır ve senin gözlerin benim ceninimi görmüştür ey yücelerin yüzesi! Senin gözlerin benim ceninimi görmüştür!”
(Erkek sesi: Cüzzam hastalığı hakkında bilgi veriyor.)
Furuğ: “Dedim keşke benim de güvercinler gibi kanatlarım olsaydı, uçsaydım ve bir dinginlik bulsaydım. Uzak bir yerlere gitseydim ve çölde yuva yapsaydım. Şiddetli fırtınalardan kaçsaydım sığınaklara, çünkü yeryüzünde zorluklar ve şirretler gördüm. Dünya boşunalığa gebe kalmıştır ve zulmü doğurmuştur. Senin gücünden nereye kaçarım, senin buradalığından nereye giderim? Sabah yelinin kanatlarını alsam ve denizin en ücra yerine konsam, senin ellerinin ağırlığı üzerimde olacak. Beni avare bir rüzgara oturtmuşsun. Ne korkunçtur senin yaptıkların! Ne korkunçtur senin yaptıkların!”
Furuğ: “Kendi ruhumun acısından söz ediyorum, kendi ruhumun acısından söz ediyorum! Suskunken gün boyu süren naralarımda ruhum çürüyordu. Benim hayatımın rüzgar olduğunu anımsa!”
Furuğ: “Çöllerin kaşıkçı balığı olmuşum, harabelerin baykuşu! Ve bir serçe gibi çatıda oturmuşum yalnız. Boca olmuş su gibiyim ve leşler gibiyim ve kirpiklerimde ölümün gölgesi var! Kirpiklerimde ölümün gölgesi var.”
Furuğ: “Terk et beni, beni terk et! Çünkü günlerim nefes gibidir. Terk et beni dönüşü olmayan yere gitmeden önce, o zifiri karanlık ülkesine…”
Furuğ: “Aaah tanrım! Yaptığın canı vahşi hayvanlara bırakma…
Furuğ: “Benim hayatımın rüzgâr olduğunu anımsa ve anımsa ki boşunalık zamanını benim payım kılmışsın. Ve çepeçevremde şenliğin şarkıları ve değirmenlerin sesi ve ışıkların aydınlığı mahvolmuştur. Ne mutlu şu anda ektiğini biçen ekincilere; elleri başakları koparmakta olan ekincilere…”
Furuğ: “Gelin ve uzak bir çölde şarkı söyleyeni dinleyin, kollarını açan ve içini çekerek: Eyvahlar olsun bana! Çünkü ruhum irinlerimin ortasında bilinçsiz kalmıştır!’ diyenin sesini dinleyin.”
Furuğ: “Ve sen ey kırmızıyla kuşanan ve altınlarla süslenen ve gözlerine sürme çeken gündüzün unutulmuşu! Kendine boşuna güzellik verdiğini anımsa! Uzak çöldeki şarkıdan dolayı ve seni küçük düşüren dostlarından dolayı…”
Furuğ: “Bize yazıklar olsun. Zira gündüz zeval bulup sona ermekte ve akşamın gölgeleri uzamakta ve bizim varlığımız, kuşlarla dolu kafesler gibi, tutsaklığın iniltileriyle dolup taşmakta. Aramızda ne zamana kadar süreceğini bilen biri yoktur… hasat mevsimi geçti ve yaz bitti ve biz kurtulmadık. Kanaryalar gibi ağlarız insaf için ve yoktur… aydınlığı bekleriz ve şimdi karanlıktır…”
(Ders sınıfında Venüs yıldızını anlatan bir çocuk sesi: “Venuz yıldızı. Bazen geceleyin çok parlak bir yıldız görürüz. Bu yıldızın adı Venüs’tür. Venüs yıldızı çok parlaktır. Venüs yıldızı bize çok yakındır. Venüs yıldızı bize göz kırpmaz.”
Öğretmen: “Neden annemiz ve babamız için tanrıya şükretmeliyiz?”
Çıcuk-1: “Ben bilmiyorum. Benim ne annem var ne babam!”
Öğretmen: “Sen bize güzel olan birkaç şey say!”
Çocuk-2: “Ay, güneş, çiçek, oyun!”
Öğretmen: “Sen de birkaç çirkin şey say!”
Çocuk-3: “El, ayak, baş!”
Öğretmen: “İçinde Ev olan bir cümle yap!”
Kara tahtaya yazıyor: “Ev Karadır!”
Furuğ: “Ve sen ey sevginin soluğu seni coşturan nehir… bize doğru ak! Bize doğru ak!”

                                            ev_karadir
 
Ev Karadır için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Nisan 2015 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: , ,

Güvercinin Ruhu

Âh, bir güvercin gibi kanatlarım olsaydı
Uçar ve huzurlu olurdum
Çünkü şiddeti ve kavgaları gördüm
Bu dünyada çok acı çektim.

Bu dünya gebe ve haksızlık doğuruyor
Allah’ım, senin gücün ve senin huzurun dışında
Nereden sığınak bulurum?
Eğer şafağın rüzgarlarına asılsam ve denizin derinliklerinde yaşasam
Yine de elinin ağırlığını üzerimde hissederdim.
Beni kararsızlıkla sarhoş ettin
Senin yolların ne kadar gizemli
Senin yolların ne kadar gizemli.

Yüreğimin acısını söylüyorum
Ruhumun yakıcılığını söylüyorum
Sessizliğimi korurken, kemiklerim ufalıyor
Çünkü elinin ağırlığı üzerimde.

Hatırla; hayatım bir soluktan ibaret
Çöldeki bir pelikan gibiyim
Ve bir serçe gibiyim, damda tek başına kalmış.
Dökülmüş su gibiyim
Ve ölüp gitmişler gibiyim
Ve ölümün gölgesi, gözkapaklarımı kaplıyor
Beni bırak, beni bırak; günlerim sadece bir nefes.
Beni bırak, yolculuğuma başlamadan önce geri dönüşü olmayan yere,
Ebedi karanlıklar ülkesine.

Allah’ım,
Güvercinin ruhunu vahşi hayvanlara emanet etme.

Hatırla; hayatım bir soluktan ibaret
Değirmenlerin gürültüsü
Ve o acı dolu aylara
Ve çevremi saran neşeli şarkılar
Ve canlı ışıklar yitip gitti.
Ne mutlu, bu zamanda hasat yapanlara
Ve elleriyle başakları toplayabilene.

Çölde şarkı söyleyen ruhları dinleyelim
Âh edenlerin ve ellerini gökyüzüne açanların şarkısı, diyor ki:

“Eyvah, yaralarım ruhumu hissizleştirdi!”

Âh sen,
Beline kadar inen saçların dökülürken,
Kırmızı elbiseler giydiğin,
Altından mücevherler taktığın zamanları hep unuttun.
Gözlerine sürme çekerdin
Hatırla; kendini boşu boşuna güzelleştirirdin,
Çölde yalnız bir şarkı olduğun
Ve arkadaşların seni terkettiği için.

Zaman akıyor ve öğlenin gölgeleri uzamaya başlıyor
Ve kuşlarla dolu bir kafes gibi,
Hayatımız da iniltiyle dolu.

İçimizde hiç kimse bilmiyor; ne kadar vakti kaldığını
Hasat zamanı geçti, yaz artık bitmek üzere
Ve bir kurtuluş bulamadık.
Güvercinler gibi bağrışıyoruz adalet için
Ama kimse duymuyor bizi.
Ve karanlıkta, ışığı bekliyoruz.

Ey sen, sevginin gücüyle taşan nehir
Bize doğru gel
Bize doğru gel.

Furuğ Ferruhzadfurug

 
Güvercinin Ruhu için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Nisan 2015 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Veda

gidiyorum; yorgun, solgun, ağlamaklı
viraneme doğru
sizin şehrinizden Tanrı’ya götürüyorum
perişan ve divane gönlümü

alıp götürüyorum, o uzak noktaya
günahın renklerinden arındırmaya
aşkın lekesinden temizlemeye
yok olup gitmiş, yersiz bunca istekten arındırmaya

alıp götürüyorum, senden uzak kalsın diye
senden, ey boş umudun cilvesi
alıp götürüyorum onu, diri diri gömeyim diye
bundan sonra konuşmayı hatırlamasın diye

inleyiş titriyor, gözyaşı oynuyor
ah, bırak, bırak kaçıp kurtulayım
senden, ey günahın coşkun pınarı
en iyisi bu belki de, senden sakınayım

Tanrı şahit ki mutluluk goncasıydım ben
aşkın eli geldi ve dalımdan kopardı beni
âhın alevi oldum, yazık ki
dudağım bir daha o dudağa kavuşmadı

sonunda yolculuk bağı bağladı ayağımı
gidiyorum, dudaklarımda gülümseme, bağrımda kan
gidiyorum, gönlümden çek elini
ey, hiçbir şey vermeyen, boş umut

Furuğ Ferruhzad
Çeviri: Makbule Arasveda

 
Veda için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Şubat 2015 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Sonraları

benim de ölümüm gelip çatacak bir gün
ışık dalgalarıyla parıldayan bir baharda
uzak ve dumanlı bir kışta
ya da feryat figandan arınmış

benim de ölümüm gelip çatacak bir gün
bu acı,tatlı günlerin birinde
diğer günler gibi bomboş bir günde
bugünün ve geçip giden günlerin gölgesinde

gözlerim karanlık hollere dönecek
soğuk mermerlere benzeyecek yanaklarım
ansızın bir uyku alıp götürecek beni
acının çığlığından boşalacağım

defterime usulca kayardı ellerim
şiirin büyüsünden kurtulurdu
hatırlarım, ellerimde
bir zamanlar alevlenirdi şiirin kanı

toprak her an kendine çekmekte beni
yıldan gelip yetişirler gömülmeme
ah, belki aşıklarım gece yarısı
çiçek bırakırlar kederli kabrime

benden sonra ansızın bir tarafa çekilir
karanlık perdeleri dünyanın
yabancı gözler dolanır
üzerinde defterlerimin, kağıtlarımın

ufacık odama ayak basar
benden sonra, hatıramdan habersiz biri
aynanın önünde yerinde durur
bir tel saç, bir taraf, bir elin izi

kendimden ürker kalakalırım
benden geriye kalan her şey yok olur
ruhum bir teknenin yelkeni gibi
uzaklaşır ufukta görünmez olur

birbiri ardınca sabırsızca geçer
günler, haftalar, aylar
gözlerin bir mektup bekleyerek
yollara dalıp kalır

lakin benim soğuk bedenimi artık
alıkoymuştur toprak, basmıştır bağrına
sensiz, kalbin atışlarından uzakta
kalbim çürür orada, toprağın altında

benden sonra adımı yağmur ve rüzgar
taşın yüzünden yıkayıp silecek yavaşça
adın sanın efsanesinden arınıp
mezarım adsız kalacak yol kenarında

Furuğ Ferruhzad
Çeviri: Makbule Arasfurug_siiri

 
Sonraları için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Şubat 2015 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Uyku

gece, karanlık camlara çöküyor usulca,
korlu küller gibi
rüzgar, evin avlusunda durmaksızın yerle bir ediyor gölgeleri
nilüferin kıvrımları, duman gibi dalgalanıyor duvarda
çamların arasında büyücü mehtap
ışıksız kandiliyle süzülüyor usulca
sanki kör karanlıkta avare ruhunu arıyor

bu karanlıktan ve suskunluktan yorgun
dedim ki ey uyku, başparmağın yeşil bahçelerin anahtarı
gözlerin, dinginliğin balıklarının karanlık havuzu
ağlayan çocuğumun yarattığı yükü çekip al
ve beni unutmanın peri suretli ülkesine götür

Furuğ Ferruhzad
Çeviri: Makbule Arasfurug

 
Uyku için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Şubat 2015 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: