RSS

Etiket arşivi: Hüseyin Alacatlı

Günler

Yükünüzü tuttunuz da güle güle
giderken anlatın biraz hey günler
heybenizde neler var kaç resim sığdırdınız
kaç gönül gizlendi sizden başka defter kaldı mı

Yükünüzü tuttunuz da giderken bir hoşcakal
demeyi unuttunuz nasıl da şaşkınsınız
kaç mevsim yanacağım benden eser kaldı mı
aslında bile bile bende bir şey bıraktınız

Aşka düşen gönül başka ne diler
kimi baştan çıkar gider kimi ağlarken güler
bir atım vardı rüzgara uydu şimdi neylesin gönül
heybenizde resmi vardır ona iyi bakınız

Hey günler bende kalan neye baksam kül olur
akşamdan suya düşen bir yaprağa benzerim
sizde yağmur, sizde bulut sizde ırmak giderken
bende bir şey unuttunuz böyle sefer mi olur

Hüseyin Alacatlısuya-dusen-yapraga-benzerim

Reklamlar
 
Günler için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Haziran 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Türbe

İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme
buymuş dedim çocuk gönlüm koştukça uzaklaşan
benimdir diye kalbimi çalıp kaybolan yıldız
mevsime meydan okumak için tutunan çocuklara
ırmak boyunca masal söyleyen
kah güldüren kah ağlatan hayırsız buymuş

İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme
insan çocukluğa kıyamaz nasıl kıysın demişim
oysa taşları sonsuza dizip de saklayan
sudaki aksine bakmayıp sayıklayan aynı çocukmuş
içimdeki bir yerde bunu gördüm de çok ağladım
o kadar ağladım ki içimde bir deniz var sandım
buymuş dedim gemileri yoldan çıkarıp
aldatan şarkıları fısıldayan sihirbaz

İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbeme
sesime rastladım nasıl da ah çekmişim çok utandım
taşlara sinmiş sesim maviyi çok aradım
boş yere aramışım her yerde kan kırmızı
dertleri tespihe dizen o vefasızı
sesinden tanıdım defterde sesi kalmış
göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım
buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım

İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk
kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor

Hüseyin Alacatlı

1990’larda Erzurum’da yayınlanan Palandöken dergisi, on altı sayı yayınlandı. Hanifi İspirli’nin yoğun bir mesai verdiği bu derginin yayın kurulunda yer alan üç isim de art arda vefat etti. Hanifi İspirli,www.dunyabizim.com sitesine dergiyi anlatırken “Anadolu’da dergi çıkaran hemen her dostun çektiğine yakın zorluklar çektik tabi. Ama bizim asıl acımız derginin Yayın Kurulu’nda yer alan üç karanfili peş peşe kaybetmemiz olmuştur. Hasan Ali Kasır, Hüseyin Alacatlı ve Nazir Akalın.” demişti zaten. O yıllar Türkiye’nin şimdi izah edemeyeceğimiz farklı bir alacakaranlık yıllarıydı. (Şimdi aydınlık bir dönemde değiliz elbette.)

Harflerin Ülkesi, Hüseyin Alacatlı imzalı bir hediye paketi olarak açmamızı bekliyor. Cevat Akkanat’ın ona layık gördüğümüz vefasızlığı hicvetmek için söylediği ve hepimizin ona borçlu olduğumuzu vurgulayan “Hüseyin Alacaklı” isimlendirmesi hazin ama gerçek bir tespit.

Bu yazı yazanın borcunu ödemesi için değil vurgulaması amacıyla kaleme alındı. Yoksa bir Hüseyin Alacatlı okuru olarak yazımı yazdım artık başımı yastığa gönül rahatlığı ile koyacağım deme lüksüne elbette sahip değilim.

Suavi Kemal Yazgıç

 
Türbe için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Nisan 2015 in Türk Şiiri, Yol Üstündeki Semender'ler, Şiir

 

Etiketler:

Kuyu

akşamın ipiyle indim kuyuya
kuyu da bir sarhoş ki dedim gün ola
katlanmayı bilmesem baştan çıkar giderdim ben
gündelik heveslerden
aşkı tutmasaydım ayrı

akşamın ipiyle indim kuyuya
kuyuda seç beğen al bir Pazar kurulmuş
dolu dolu içtim ben hiç birine kanmadım
birden başım dolandı katlanmayı bilmesem
tutup çekip çıkardım ben kuyu beni sakladı

akşamın ipiyle indim kuyuya
baktım sandık açılmış içinden ömrüm çıkmış
binlerce yıl beklemiş elif imiş dal olmuş
böyle sandık görmedim ben açıldıkça açıldı
katlanmayı bilmesem durmaz çıkar giderdim ben
kuyu beni görmedi dolu dolu sakladım

akşamın ipiyle indim kuyuya
kuyu da bir sarhoş ki dedi doldur içelim
yüzyıllardır içerim henüz kanıp doymadım
ne pazarlar kuruldu aşka bedel bulmadım
kimi seslendi durdu kimisi unutuldu
sen de doldur destini sonra bir bak aynaya

akşamın ipiyle indim kuyuya
kuyuda sarhoş oldum vakit biraz geç olmuş
katlanmayı bilmesem orda kalır ölürdüm ben
gece bitip gün olunca hemen çıktım kuyudan.

Hüseyin Alacatlıhuseyin_alacatli_siirleri

 
Kuyu için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Nisan 2015 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Çıdam

ağır ve soğuk düşüncelerim
kaslarımı geren bir bulanıklık
terliyim

dosdoğru yaşamaksa hayli gülünç
her gün aldandığım bu sokakların
beni hunharca güldüren bir yanı var

ellerime üşüyen kurtlar alıyorum
bu sıralar en çok bu yakışıyor tenime
kaç zamandır aynaların meclisine uzağım
saçlarıma ve çimenlere sıkıcı buğular getiriyormuşum
gözlerimde dağınık evlerin haritası saklıymış
üşüyen kurtlarla ağlaşıp avunuyormuşum
saygıdeğer aynaların hakları var

haylidir hiç söz etmedim
çünkü insanların duvarları karalı
açık ve kesin konuşmalardan kaçındım
haylidir dokunduğum tellerin kanı var

sesimin tonu kıvama gelmek üzere
vakti gelince meydanlara çıkacak
o zaman bu tona vurulacağım
kaslarımı ve tenimi yorumlamaktan
sedalı-sedasız sesleri ayarlamaktan
bir anda kurtulacağım
yeni tonlar kurabilmek için
kullanılmamış harflerden ve notalardan

geceye ihanete varan hiçbir sözüm olmadı
ne de olsa gece beni barındırıyor
bu kadar isin ve buğunun içinde
sayının ve katranın ortasında
geceye anne diyebiliyormuşum

adına çıdam diyorlar
sahte susuşlar ve repliklerden
sakin duruşlar kurduğum bu uçuşun…

Hüseyin Alacatlı

 
Çıdam için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Temmuz 2012 in Türk Şiiri, Yol Üstündeki Semender'ler, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: