RSS

Etiket arşivi: Hz. Muhammed S.A.V.

Müslüman Müslümanları ‘Allah Rızası’ için katlediyor

Şii’yi Sünni ve Sünni’yi Şii aleyhine o kadar kışkırttılar ki, bugün İslam aleminde savaşın ve Müslüman kanının Müslüman’a mübah olmadığı bir yer kalmadı. Yapılan aleyhte propagandalarla, bugün Müslümanların başına bela olmuş durumda.

Müslüman Alimler İslam’ın ilk döneminde -hak meselesi ayrı bir konu- ama vaka Ali’nin ilk üç halifeye karşı tavrı öyle bir şekildeydi ki, Ali, Osman’ı savunmak için çocuklarını gönderdi.  Hatta peygamber evlatlarından Hasan ya da Hüseyin Osman’ı savunduğu esnada yaralandı. Siz onların çatıştığını, savaşa tutuştuklarını nerede görmüşsünüz? Onlar İslami vahdeti korudular.

Mezhep adındaki fıkhi mektepleri tesis eden imamlar ve fakihler birbirleri ile düşman değillerdi. Bugün işi öyle bir noktaya getirmişiz ki, Müslüman’ın Müslüman’dan daha fazla düşman olduğu kimse yok.

Bazı İslam ülkeleri bazı İslam ülkelerine karşı İsrail ile ittihat sloganları atıyorlar. İşimiz nereye varmış. Müslüman Müslüman’ı katliama tabi tutuyor, Müslüman’ın çocuğuna, namusuna, izzetine acımıyor. İslam ülkelerine acımıyor. İslam ülkeleri baştan başa savaş ve tefrika izindedir ki bunlarda ne Hristiyan ne de Yahudi var. Suriye, Irak, Mısır, Libya’dan Cezayir’e kadar ve burada Afganistan, Pakistan’da Müslümanların elbisesinin yakınlarının kanlarına bulanmadığı gün yok. Biz bu aleyhte propaganda ile bu atmosferi oluşturduk.

Ehli sünnet aleyhinde propaganda yapan Şii Âlimin çenesi kırılsın. Şia’nın aleyhinde propaganda yapan Sünni Âlimin çenesi kırılsın. Bugün karşılaştığımız durumun neticesi olarak, ne devlet halledebiliyor ne de halk. Dün savaşçılar öldürülüp yağmalanırken, bugün İslam aleminde aileler ve tarafsız halk bir yana çocuklar, kadınlar ve insanların namusları bile güvende değil.

Bunlar hep peygamberin yolunu bırakıp insanların arasında şeytanın yolunu tebliğ ettiğimiz içindir. Şeytanların adetlerine uyduk. Her birimiz İblis’in ordusunun bir bölümünü teşkil ederek kendi Camiamızı, Ümmetimizi paramparça ettik. ‘Allah falana lanet etsin’, ‘Allah filana lanet etsin başımıza bu belaları getirdi’ diye şikayet ediyoruz.

Uluslararası casusluk şebekeleri, süper güçler, İslam düşmanları aramızda fitne çıkarmaya çalışıyorlar. Ama biz bu fitne için gerekli zemini onlara sunmazsak ellerinden bir şey gelmez.

Evladına yanlış ve kötü muamelede bulunan bir babanın evladını, onun düşmanı kullanarak o ailenin yok olmasına yol açar. Tedbir ehli kendi ailesine doğru ve şefkat dolu şekilde muamelede bulunur. Bu şekilde kimse onun ailesine nüfuz edemez. Düşmanın eline bahane ve fırsat veren biziz.

Müslüman Cuma günü beyaz elbise giyiyor, silahını alıyor ve Müslümanları ‘Allah Rızası’ için katlediyor. ‘Allah için’ Müslüman’ın namusunu çiğniyor ‘Allah için’ Müslümanların güvenliğini ortadan kaldırıp yok ediyor.

Bir anda da oluşmadı bu durum. Hz. Peygamber’in vefatından sonra 1300 senedir, imamlardan sonra yaklaşık 1000 senedir sürekli Şia Ehli sünnetin, Ehli sünnet Şia’nın aleyhine propaganda yaptı. Neticesi de bugünkü tekfirciler işte.

 

 
Müslüman Müslümanları ‘Allah Rızası’ için katlediyor için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Ocak 2017 in Şiir Gibi

 

Etiketler: ,

“Ey kardeşim! Dualarında beni de unutma!”

Ebû Kerîme Mikdâd İbni Ma’dîkerib radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebi (s.a.s.)şöyle buyurdu: “Din kardeşini seven kişi, ona sevdiğini bildirsin!”
(Ebû Dâvûd, “Edeb”, 113 ; Tirmizî, “Zühd”, 53)

**
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayın!”
(Ahmed b.Hanbel, II,478. Müslim,” Îmân”, 93-94)
**

“Sizden biriniz kendisi için sevdiğini mü’min kardeşi için sevmedikçe gerçek mü’min olamaz.”
(Buhârî, “Îmân”, 7)

**

“Müslüman müslümanın karde­şidir. Ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu tahkir etmez. Üç defa kalbine işaret ederek Takva şuradadır. Müslüman kardeşini hakir görmesi kişiye kötülük olarak yeter. Her müslümanın namusu, kanı, malı ve onuru müslümana haramdır. “
(Müslim, “Birr”, 32)

**
“Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu (zalimlere de) teslim etmez. Kim, din kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun ihtiyacını giderir…”
(Buhârî, “Mezâlim”, 3; “İkrah”,7)
**
“Müslümanın, din kardeşine üç günden fazla dargın durması helal değildir.”
(Müslim, “Birr”,26)
**
“Müminler birbirini sevmede, birbirlerine karşı sevgi ve merhamet göstermede tek bir beden gibidir. O bedenin bir organı acı çektiği zaman, bedenin diğer organları da uykusuzluk ve yüksek ateş çekerler.”
(İbn Hanbel, IV, 271)
**
“Zandan sakının. Zira zan sözün en yalan olanıdır. İnsanların özel hallerini araştırmayın, konuşmalarını dinlemeye çalışmayın, birbirinizin alışverişini kızıştırmayın, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeşler olun.”
(Buhârî, “Edeb”,58)
**
“Her iyilik bir sadakadır. Kardeşini güler yüzle karşılaman, kovandan ihtiyacı olan bir şeyi kardeşinin kovasına boşaltman da bu tür iyiliklerdendir.”
(Tirmizi, “Birr”, 45)
**
“Din kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa hiçbir iyiliği küçük görme!”
(Müslim, “Birr”, 144)
**
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: «Cennetin kapıları, Pazartesi ve Perşembe günleri açılır. Din kardeşi ile arasında düşmanlık olan kimse hariç Allah’a hiç bir şeyi eş koşmayan her kul bağışlanır. “Bu iki kişiyi aralarında anlaşıncaya kadar bekletiniz, barışıncaya kadar bekletiniz! denilir.»
(Muvatta, “Husnu’l-Hulk”,4)
**
Ebü’d-Derdâ (r.a.)Resûlullah (sav)’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:
“Kim gıyabında bir din kardeşi için dua ederse, mutlaka melek ona, aynı şeyler sana da verilsin, diye dua eder.”
(Müslim, “Zikir”, 86)
**
“Müslüman, hasta kardeşini ziyaret ettiğinde dönünceye dek cennet bahçelerinde demektir.”
(Müslim, “Birr”, 41; Tirmizî, “Cenâiz”, 2)
**
“….Kul din kardeşine yardımcı olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur…”
(Ahmed b. Hanbel, II,252)
**
“Duvarlara örtü asmayınız, kardeşinin kitabına onun izni olmadan bakan, ancak ateşe bakmış olur. Allah’tan avuçlarınızın içi ile isteyiniz, dışları ile istemeyiniz. Duayı bitirince avuçlarınızı yüzlerinize sürünüz.” (Ebu Davud, Salat, 358; İbn Mâce, dua 13)
**
– Hz. Ömer şöyle anlatıyor: Hz. Peygamber’den umre yapmak için izin istedim. İstediğim izni vererek bana
“(Ya âhi) Ey kardeşim! Dualarında beni de unutma!” buyurdular. Hz. Peygamber’in bu sözleri yanımda tüm dünyanın benim olmasından daha sevindiricidir.
İbn Sa’d III/273 (Ebu Dâvud ve Tirmizi)duanda-beni-unutma
 
“Ey kardeşim! Dualarında beni de unutma!” için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Şubat 2016 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

“Kalbini mi yardın ki, bu sebeple söyleyip söylemediğini bilesin?”

Üsâme ibni Zeyd radıyallahu anhümâ şöyle demiştir :
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bizi Cüheyne kabilesinin Huraka kolu üzerine göndermişti. Sabahleyin onlar sularının başında iken üzerlerine hücum ettik. Ben ve ensardan bir kişi onlardan bir adama ulaştık. Biz onun üzerine yürüyünce, adam: “Lâ ilâhe illallah: Allah’tan başka ilâh yoktur” dedi. Bunun üzerine ensardan olan arkadaşım ona hücumdan vazgeçti; ben ise mızrağımı ona sapladım ve adamı öldürdüm. Biz Medine’ye gelince bu olay Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kulağına gitti ve bana:
“Ey Üsâme! Lâ ilâhe illallah dedikten sonra adamı öldürdün mü?” buyurdu. Ben:
– Yâ Resûlallah! O, bu sözü sadece canını kurtarmak için söyledi, dedim. Peygamber Efendimiz tekrar :
“Lâ ilâhe illallah dedikten sonra adamı öldürdün mü?” diye yine sordu ve bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, ben, daha önce müslüman olmamış olmayı bile temenni ettim.[1]

*

Müslim’in bir rivâyeti şöyledir :
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Adam lâ ilâhe illallah dedi ve sen de onu öldürdün, öyle mi?” Ben :
– Yâ Resûlallah! O, bu sözü sadece silahtan korktuğu için söyledi, dedim. Peygamber Efendimiz :
“Kalbini mi yardın ki, bu sebeple söyleyip söylemediğini bilesin?” buyurdu.
Bu sözü o kadar çok tekrarladı ki, ilk defa o gün müslüman olmuş olmayı temenni ettim.[2]

*

Cündeb İbni Abdullah radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, müslümanlardan müteşekkil bir askerî birliği müşriklerden bir kavme göndermişti. Müslüman askerler, müşriklerle karşılaştılar. Müşriklerden bir adam, müslüman askerlerden istediğine saldırıp öldürüyordu. Müslümanlardan biri de onun boş bulunduğu anı gözlüyordu. Biz bu müslümanın Üsâme İbni Zeyd olduğunu konuşup duruyorduk. Üsâme, kılıcını çekip de adamı öldüreceği sırada o:
– Lâ ilâhe illallah, dedi; fakat Üsâme onu yine de öldürdü. Peygamber Efendimiz’e müjdeci geldi. Peygamberimiz ona ordunun durumunu sordu, o da olup biteni kendisine haber verdi. Hatta o adamın durumunu ve Üsâme’nin ona ne yaptığını da anlattı. Bunun üzerine Hz. Peygamber Üsâme’yi çağırdı ve ona :
“Adamı niçin öldürdün?” diye sordu. Üsâme :
– Yâ Resûlallah! O adam müslümanların canını yaktı; falanı ve falanı öldürdü, diyerek bir kaç şehidin adını saydı. Sözüne devamla şunları söyledi:
– Ben ise onun üzerine yürüdüm. Kılıcı görünce:
– Lâ ilâhe illallah, dedi.
Resûl–i Ekrem Efendimiz:
“Böyle diyen adamı öldürdün mü?” diye sordu. Ben:
– Evet, dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
“Lâ ilâhe illallah kıyamet günü karşına geldiğinde ne yapacaksın?” dedi. Üsâme ibni Zeyd:
– Yâ Resûlallah! Cenâb–ı Hak’dan beni bağışlamasını dile, dedi. Resûl–i Ekrem durmadan:
“Lâ ilâhe illallah kelimesi kıyamet günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın, söyle?” “Lâ ilâhe illallah sözü kıyamet günü huzuruna geldiğinde ne yapacaksın?” diyor, başka bir söz söylemiyordu. [3]

[1] Buhârî, Diyât 2, Meğâzî 45; Müslim, Îmân l58–159. Ayrıca bk. Tirmizî, Tefsîru sûre(11).
[2] Müslim, Îmân 158.
[3] Müslim, Îmân 160.la-ilahe-illallah

 
“Kalbini mi yardın ki, bu sebeple söyleyip söylemediğini bilesin?” için yorumlar kapalı

Yazan: 16 Ağustos 2015 in Şiir

 

Etiketler:

Rasûlullah’ın Eşlerine Bir Ay Küs Durması

 “Benim dünyayla işim ne? Ben dünyada ancak bir ağacın gölgesinde bir an dinlenen
daha sonra orayı terk edip giden
bir yolcu gibiyim”
 
Hz. Muhammed S.A.V.

RASÛLULLAH’IN EŞLERİNE BİR AY KÜS DURMASI

Hicrî 9. yılda Yemen de dahil olmak üzere bütün Arabistan müslüman idaresini kabul etmiş, Bizans ve Sasani sınırlarına ulaşılmıştı. Devletin gelirleri eskisine nazaran artmış ve Hz. Peygamberin şahsi gelir kaynakları, arazileri de çoğalmıştı. Fakat İslam devletinin kuzey ve kuzey doğusundaki imparatorluklar büyük tehlike oluşturuyorlardı. Nitekim ilerideki hadîslerde görüleceği üzere Hz. Ömer, bir Gassanî saldırısından endişe etmektedir.  Bu sebeple de gelebilecek böyle bir saldırıya karşı hazırlıklı olmak gerekiyordu. Rasûlullâh (SAS)’in eşleri ise eski hayatlarında olduğu gibi sade ve basit bir hayat yaşıyorlardı ve Rasûlullah gelirlerini fakir ve yoksullara umumi ihtiyaçlara ve olası savaşa karşı silah teminine harcıyordu.[1]

Örneğin Mescid-i Nebeviye çok sayıda köle mevcut olduğu bir zamanda Hz. Ali’nin teşvikiyle Hz. Fatıma el değirmeni çevirmekten ellerinin nasırlaştığını ve işleri yapmakta zorlandığını ifade ederek kölelerden bir tane istemiş, fakat Peygamber (SAS) kızının bu isteğini geri çevirmiş ve yorgun olarak yatağa giderken 33 er defa tesbih çekmenin bu isteğinden daha hayırlı olduğunu bildirmişti.[2] Buhâri, Hz. Peygamber’in o zenginlik döneminde bile fakirlerin, yoksulların, Suffa ashabının ve dulların ihtiyaçlarını kendi ailesinin ihtiyaçlarından öne aldığını bildirmektedir.[3]

Bir başka yerde bu hadise şöyle anlatılmaktadır: Bir gün Hz. Peygamber’in eline bir miktar para geçer; kızı Fatıma gelip, kocasının kuyudan su çekerken zorluk içinde kaldığını, kendisinin de un yapmak için tane öğütecek gücünün kalmadığını söyleyerek, bu işlere yardımcı olması için bir köle almak istediğini söyler. Rasûlullâh ona şu cevabı verir:
“Suffadaki insanların midelerini boş bırakarak sizin istediğinizi yerine getiremem, parayı onlara harcayacağım.”[4]
Hz. Peygamberin şahsi gelirlerinin arttığı ve fakat yukarıda zikrettiğimiz sebeplerden ve diğer sebeplerden dolayı ailesinin hayat seviyesinin yükselmediğini görüyoruz. Bu sebeple Hicrî 9. yılda ekonomik sıkıntılara artık katlanmak istemeyen eşlerinin adeta bir toplu grev gibi Rasûlullâhâ karşı tavır aldıklarını ve onu sıkıntıya sokarak geçimliklerinin yükseltilmesini isterler. Bunun üzerine Alah Teâlâ onlar hitâben şöyle buyurur:
“Ey Peygamber; eşlerine de: Eğer dünya hayatını ve süslerini istiyorsanız, gelin size bağışta bulunayım ve güzellikle salıvereyim. Yok eğer Allah’ı , Rasulünü ve Ahiret yurdunu istiyorsanız, muhakkak ki Allah içinizden iyi davranan hanımlara büyük mükafat hazırlamıştır.”   (Ahzap 28-29)

Bu konu ile ilgili hadîsleri taradığımızda Rasûlullah’ın eşlerine bir ay darılmasının yalnızca geçimlik istemeleri olmadığını görüyoruz. Çorbada her ne kadar bunun büyük bir yeri varsa da bunun haricinde de Rasûlulâhın eşlerine bir ay küsmesini gerektirecek hadiselerin birbiri ardına geldiğini görüyoruz. Rasûlullâh’ın eşleri kendilerini efendimizden zaman zaman uzak tutuyorlar ve efendimizi kızdıracak tutum içerisine giriyorlardı. Yine bunun üstüne bal olayı ve İbrâhim’in annesi Cariye ile ilgili Rasûlullâh’ı üzen bir takım olaylar da buna tuz biber olmuş ve Bir ay darılarak eşlerinden uzak durmasına neden olmuştur. Rasûlullâh’ın eşlerinin nafakalarının yükseltilmesi için Peygamber (SAS)’i rahatsız ettiklerini Hz. Ömer şöyle anlatıyor:

İmam Ahmet b. Hanbel der ki: “Bize Ebû Âmir Abdülmelik b. Amr … Câbir’den nakletti ki; o şöyle demiş: Hz. Ebû Bekir (RA) Rasûlullah (SAV) efendimizin yanına gelip girmek için izin istedi. Halk Peygamberin kapısı önünde oturmuşlardı. Peygamber de oturmuştu. Ancak Ebû Bekir’e izin verilmedi, sonra Ömer geldi, izin istedi ona da izin verilmedi. Daha sonra hem Ebû Bekir’e hem de Ömer’e izin verildi ve Rasûlullâh’ın yanına girdiler. Hz. Peygamber çevresinde eşleri olmak üzere oturuyordu ve susmuştu. Hz. Ömer dedi ki: ‘Bir söz etsem de Peygamberi güldürsem.’ Bunun üzerine‘Ey Allah’ın Rasûlü görüyor musun Zeyd’in kızı –kendi hanımını kastediyordu-  biraz önce benden nafaka istedi. Ben de boynunu büküverdim.’ Bunun üzerine Rasûlullah ön dişleri belirinceye kadar güldü ve dedi ki: İşte şunlar da benim çevreme oturmuşlar benden nafaka istiyorlar.’ Hz. Ebû Bekir ayağa kalktı ve kızı Âişe’yi dövmek istedi. Bunun üzerine Hz. Ömer de kalktı kızı Hafsa’yı dövmek istedi. Her ikisi de dediler ki: ‘Peygamberin sahip olmadığı şeyi ondan istiyorsunuz ha...’ Rasûlullah (SAV) Ebû Bekir ve Ömer’i durdurdu. Peygamberin hanımları dediler ki: ‘Biz bu meclisten sonra bir daha Allah Rasulünden yanında bulunmayan hiç bir şeyi istemeyeceğiz.’ Câbir der ki:’İşte bunun üzerine Allah Teâla muhayyerlik âyetini indirdi ve Peygamber Hz. Âişe’den başlayarak dedi ki:  ‘Ben sana bir durumu hatırlatacağım, ancak anne ve babanla istişare etmeden çabucak cevap vermeni istemem. Hz. Âişe ‘neymiş o ?’ deyince Hz. Peygamber
” يأ  ا يها النبي قل  لارواجك  إن كنتن تردن الحياة الدنيا وزينتها فتعالين أمتعكن وأسرحكن سراحا جميل “
Âyetini okudu. Hz. Âişe dedi ki: ‘Ben senin için mi anne ve babama danışacağım? Hayır, ben Allah’ı ve Rasûlünü tercih ediyorum. Ve senden hanımlarının hiç birine benim tercih ettiğim şeyi söylememeni istiyorum. Bunun üzerine Hz. Peygamber buyurdu ki: ‘Doğrusu Allah Teâla beni zorlayıcı ve sıkıştırıcı olarak göndermemiştir. Yalnızca öğretici ve kolaylaştırıcı olarak göndermiştir. Eşlerimden hangisi neyi tercih ettiğini söylerse ben de onu hemen kendilerine veririm.” Bu hadîsin tahricinde Müslim yalnız kalmıştır. Müslim ve Neseî bu hadisi Zekeriyâ b. İshâk el-Mehdî kanalıyla Câbir’den rivâyet ederler.”[5]

Hz. Peygamber’in hanımlarıyla arasının açılması hadisesine ve sebeplerine genişçe yer veren Kurtubi bunları şöyle özetler. 1) Hanımları ondan dünya malı istediler. 2) Fazla nafaka istediler. 3) Birbirlerini kıskanarak ona eziyet ettiler. 4) Hanımlarından bir ona altın yüzük istemiş, Rasûlullâh ona gümüşten bir yüzük yaptırmış ve üzerini altınla kapattırarak ucuza mal etmişti. Bu hanımı, yüzüğü altın yaptırmadığı gerekçesiyle ondan uzak durmuştur.[6]

Allah Teâla Peygamberin eşlerine yönelik olarak şu uyarılarda bulunmuştur:
“Ey Peygamber! Zevcelerine de ki. Eğer siz dünya hayatını ve onun zinet ve ihtişamını arzu ediyorsanız, gelin size boşanma bedellerini vereyim de hepinizi güzellikle salıvereyim.”[7]

“Eğer Allah’ı, Peygamber’ini ve âhiret yurdunu diliyorsanız şüphe yok ki Allah, içinizden güzel hareket edenler için büyük bir mükafat hazırlamıştır.”[8]

“Ey Peygamber hanımları! İçinizden kim açık bir terbiyesizlik ederse, onun azabı iki kat artırılır. Bu Allah’a göre kolaydır. Sizden kim de Allah’a ve Peygamber’ine itaat eder, iyi amelde bulunursa ona da mükafatını iki kat artırırız. Biz ona çok şerefli bir rızkta hazırlamışızdır.”[9]

“Ey Peygamber! Allah’ın sana helal kıldığı şeyi,hanımlarının hoşnutluğu için, niçin haram ediyorsun? Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Allah sizin için yeminlerinizin çözülmesini farz kılmıştır. Allah sizin Mevlânızdır, O bilendir, hikmet sahibi olandır. Hani Peygamber, eşlerinden bazısına sır olarak bir şey söylemişti de o onu bir başkasına söylemişti. Allah da Peygamber’e bunu haber verdiğinde Peygamber de o (o zevcesine) birazını geri bırakıp, bir kısmını aktardığında ‘Bunu sana kim haber verdi?” dedi. (Peygamber dedi ki:’Bunu bana âlim olan ve her şeyden haberder olan Allah haber verdi.’ (Ey Peygamber eşleri) Siz ikiniz eğer Allah’a tevbe ederseniz ne iyi, –çünkü ikinizinde kalpleri meyletmiştir– yok eğer ona karşı birbirinizle yardımlaşmaya devam ederseniz biliniz ki onun mevlası olan Allah, Cebrail, salih mü’minler ve meleklerde bundan sonra ona destekçidirler. Eğer o sizi boşarsa, yerinize ona sizden daha hayırlı Allah’a teslim olmuş, iman etmiş, Ona boyun eğmiş, tevbekar olan, ibadete düşkün olan, oruç tutan, dul ve bakire zevceler verir.”[10]

Konu ile ilgili hadîsi şeriflere baktığımızda:
İmam Ahmet b. Hanbel’in Müsned’inde Abdürrezzakİbn Abbas’tan şu rivâyeti nakletmiştir: “Ben Allah Teâla’nın‘Eğer her ikinizde Allah’a tevbe ederseniz gerçekten kaymış olan kalpleriniz düzelmiş olur…’ ayetine bahis mevzu ettiği iki kadının, Peygamberin eşlerinden hangilerinin olduğunu Hz. Ömer’e çok sormak istedim. Nihayet Ömer’in hac ettiği esnada ben de kendisiyle birlikte hac ettim. Yolun bir kısmını kat edince, Ömer geriye döndü. Ben de onunla beraber ibriği alıp döndüm. Ömer dışarı çıktı sonra geldi. Ben eline su döktüm, o abdest aldı. Ona ‘ey mü’minlerin emiri Allah Teâlâ’nın ‘Eğer her ikiniz de Allah’a tevbe edersiniz , gerçekten kaymış olan kalpleriniz düzelmiş olur…’ kavlinde bahis mevzu edilen Peygamberin eşlerinden o iki kadın hangileridir?’ dedim. Hz. Ömer dedi ki: ‘Ne tuhafsın ey Abbas’ın oğlu –Zühri der ki: Hoşlanmadı ancak Allah’a andolsun ki ne sordumsa onu gizlemedi de- ‘o Hafsa ve Âişe’dir’ dedi. Sonra hadisi anlatmaya başladı:

Biz Kureyşliler topluluğu, kadınlarına üstün gelen bir topluluk idik. Medine’ye geldiğimizde , kadınları kendilerine üstün gelen bir topluluk ile karşılaştık. Bizim hanımlarımızda onların hanımlarından bir şeyler öğrenmeye başladılar. Hz. Ömer der ki: ‘Benim evim yukarı kısımda Ümeyye b. Zeyd’in evinin yanında idi. Birgün karıma kızdım bir de baktım ki o, benden geri duruyor.Onun benden geri durmasını kınadım. Eşim senden geri durmamı niçin kınıyorsun?’ dedi. Allah’a and olsun ki Peygamberin eşleri de ondan geri duruyorlar ve içlerinden kimisi onu gündüzden akşama kadar yalnız bırakıp terk edip gidiyorlar.’ Dedi. Hz. Ömer der ki: ‘Dönüp Hafsa’nın evine gittim ve ona Alah Rasûlünden geri duruyor musun?’ dedim. O: ‘evet’ dedi. ‘Sizlerden kimileriniz sabahtan akşama kadar onu terk ediyor mu? dedim. O ‘Evet’ dedi. Ben ‘İçinizden böyle yapanlar kaybetmiş, hüsrana uğramıştır.  Allah’ın Rasulünü kızdırdığınız için Allah’ın size gazap etmeyeceğinden nasıl emin olabilirsiniz? Onu kızdıran helak oluverir.’ Dedim. ‘Rasûlullahtan geri durma, ondan bir şey isteme de benden dilediğin malımı al. Senin komşun olan kadının, Allah Rasulüne daha sevimli ve daha hoş olması seni aldatmasın. –bununla Âişe’yi kastediyordu.- Hz. Ömer der ki: “Benim ensardan bir komşum vardı. Ve biz sıra gözeterek Rasûlullah’ın yanına giderdik. Bir gün o Medine’ye iner, bir gün ben inerdim ve bana vahiyle ilgili haberleri ve diğer şeyleri getirirdi, ben de ona aynı şekilde haberler getirirdim. Hz. Ömer der ki: ‘’Gassanlıların bizimle savaşmak üzere atlarını nalladıkların konuşuyorduk. Bu nedenle arkadaşım bir gün Medine’ye indi ve akşamleyin bana geldi., kapımı çaldı ve beni çağırdı. Ben onun yanına vardığımda dedi ki: ‘Büyük bir şey oldu’ dedi. Ben ‘Neymiş o? Yoksa Gassanlılar mı geldi?’ dedim. O ‘Hayır bundan daha büyük ve daha önemli bir şey, Rasûlullah (SAV) hanımlarını boşadı.’ dedi. Ben ‘Hafsa kaybetti ve hüsrana uğradı. Bunun böyle olacağını zaten tahmin etmiştim’ dedim. Nihayet sabah namazını kıldım ve üzerime elbisemi çektim ve Medine’ye indim. Hafsa’nın yanına girdiğimde o ağlıyordu. Kendisine ‘Allah’ın Rasulü sizi boşadı mı?’ dedim. O ‘Bilmiyorum, o şu odaya çekilmiş yalnız başına oturuyor’ dedi. Peygambere hizmet eden siyahi çocuğun yanına varıp : ‘Ömer için izin iste’ dedim. Çocuk içeri girdi, sonra yanıma geldi. ‘Seni söyledim de sustu.’ dedi. Ben çıkıp minberin yanına geldim, baktım ki orada bir kalabalık oturmuş birbirleriyle ağlaşıyorlar. Biraz oturduktan sonra, karşılaştığım şey bana galip geldi de, kalktım çocuğun yanına gelip ’Ömer izin ister de’ dedim. Çocuk girdi, sonra çıktı yanıma geldi. ‘Seni andım ama sustu.’ Dedi. Ben de çıkıp minberin yanında oturdum.  Sonra, karşılaştığım şey bana galip geldi de, dönüp çocuğa ‘Ömer için izin iste’ dedim. Çocuk girdi, sonra yanıma geldi ve ‘Seni andım ama sustu.’ Dedi. Ben gerisin geri döndüm ama birden çocuk beni çağırıp; ‘gir sana izin verdi’ dedi. Ben de girip Rabûlullah’a selam verdim. Baktım ki o hasırdan örgülerin üzerine uzanmıştı.”[11]

İmam Ahmet der ki: Bu hadisi bize Ya’kup şöyle anlattı: ‘Hasırın örgüleri bir yanında iz bırakmıştı. Ben ‘Ey Allah’ın Rasûlü hanımlarını boşadın mı?’ dedim. O başını bana doğru kaldırıp ‘Hayır’ dedi. Ben ‘Allahu Ekber. Ey Allah’ın Rasûlü gördün mü biz Kureyşliler, hanımlarına hakim olan bir kavim idik. Ama Medine’ye geldiğimizde hanımların kocalarına hakim olduğu bir kavim bulduk, bizim hanımlarımız onların hanımlarından bunu öğrendiler. Hanımım bir gün bana kızdı ve benden geri durdu. Ben onun benden geri durmasını kınadım da o; ‘Senden geri durmamı niçin kınarsın? Allah’a and olsun ki, peygamberin eşleri de ondan ayrı duruyorlar ve içlerinden birisi sabahtan akşama kadar onu terk ediyor’ dedi. Ben de:’İçinizden böyle yapan kaybetmiş ve hüsrana uğramıştır, sizden biriniz Allah’ın Rasulünü kızdırmanızdan dolayı Allah’ı kızdırıp helak olmaktan emin misiniz?’ Bunun üzerine Rasûlullah tebessüm etti ve ben dedim ki: ‘Ey Allah’ın Rasûlü ben Hafsa’nın yanına gidip ‘komşunun senden Allah Rasulüne daha sevimli ve daha hoş olması seni aldatmasın, kıskandırmasın.’ Dedim. Rasûlullah bir kere daha tebessüm etti.Ben ‘Ey Allah’ın Rasûlü arkadaşlık edeyim mi?’ dedim. O ‘evet’ dedi oturdum. Evin içinde başımı yukarıya doğru diktim. Allah’a andolsun ki, evde göze dokunacak yalnız tabaklanmış üç sığır derisi gördüm. Ve dedim ki: ‘Ey Allah’ın Rasûlü Allah’a dua et de senin ümmetine genişlik versin. Allah’a ibadet etmedikleri halde İranlılara ve Bizanslılara genişlik verdi.’ Rasulullah doğruldu ve oturdu ve şöyle buyurdu: ‘Ey Hattab’ın oğlu, sen şüphede misin yoksa? Onlar güzellikleri dünya hayatında kendilerine acele verilmiş olan bir kavimdir. Bunun üzerine ben: ‘Ey Allah’ın Rasûlü, benim için bağışlanma dile.’ Dedim. Rasûlullah (SAS) eşlerinden gördüğü halden dolayı bir ay boyunca onların yanına girmemeye yemin etmişti. Nihayet Allah Azze ve Celle onu azarladı. Buhari ve Müslim ayrıca Yahya b. Said kanalıyla… İbn Abbas’ın şöyle dediğini bildirirler. Bir yıl boyunca Hattab oğlu Ömer’e bir âyeti sormak için bekledim. Onun heybetinden kendisine bunu soramıyordum. Nihayet hacca gitti, ben de onunla beraber hacca gittim., Dönüşte biz yolun bir kısmını katetmiştik ki. Ömer ihtiyacını gidermek için bir kenara çekildi. Abdullah b. Abbas der ki: “O işini bitirinceye kadar durdum, sonra kendisiyle beraber yürüyüp: ‘Ey mü’minlerin emiri, Peygambere karşı birbirine destekçi olan iki kadın kimdir?’ Dedim.  Bu ifade Buhari’nindir. Müslim de ise bu ifade şöyledir: ‘Allah teâla’nın ‘Şayet ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız…’ kavlinde söz konusu ettiği iki kadın kimdir?’dedim. Hz. Ömer ‘Bunlar Âişe ve Hafsa’dır’dedi. Sonra Müslim uzun uzadıya bu hadisi nakleder. Bazıları ise bunu muhtasar olarak zikretmişlerdir.[12]

İbn Ebû Hâtim der ki. “Bize Ansarî… Enes’ten nakletti ki; Hattab oğlu Ömer şöyle demiş: ‘Rasûlullah (SAS) ile mü’minlerin anneleri arasında bir şeyler olduğu haberi bana ulaştığında, ben onları teker teker yoklayıp dedim ki: ‘Ya Allah Rasûlü’nden özür dilersiniz veya Allah ona sizden daha hayırlı eşler verir. Mü’minlerin annelerinden en sonuncularına geldiğimde o dedi ki: ‘Ey Ömer sana ne oluyor ki, Allah Rasûlü hanımlarına öğüt vermiyor da, sen onlara öğüt veriyorsun?’ Bunun üzerine ben durdum. Nihâyet Allah Azze ve Celle “Şayet o, sizi boşarsa; Rabbi ona sizden daha hayırlı, kendini Allah’a veren, inanan, boyun eğen, tevbe eden, kulluk eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verir.’ Ayetini inzal buyurdu. Hz. Peygamberin hanımlarına öğüt vermesine karşı çıkan bu kadın Ümmü Seleme idi. Bu husus Buhârî’nin Sahih’inde sabittir. Taberâni der ki: ‘Bize İbrâhim b. Nâile….İbn Abbas’tan nakleder ki o: ‘Hani  Peygamber eşlerinden birine gizlice bir söz söylemişti.’ Kavli hakkında şöyle demiş: Hafsa kendi odasına girdiğinde, Rasûlullah Mariye ile birleşiyordu. Bunu Âişe’ye bildirme ki sana bir müjde vereyim. Çünkü ben ölürsem Ebû Bekir’den sonra hâkimiyet senin babana geçecektir, dedi. Hafsa gidip durumu Âişe’ye söyledi. Hz. Âişe, Rasûlullah’a  ‘Sana bunu kim haber verdi?’ dedi. O da her şeyden haberdar olan Allah Teâla haber verdi dedi. Hz. Âişe ona, ‘Mariyeyi kendine haram kılıncaya kadar sana bakmam dedi. Bunun üzerine Rasulullah da onu kendisine haram kıldı.  Bu sebeple Allah Teâla: ‘Ey Peygamber eşlerinin hoşnutluğunu gözeterek Allah’ın sana helal kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?’ ayetini inzal buyurdu. Bu hadisin rivayeti üzerinde durulması gerekir. Çünkü biz yukarıda bu âyeti kerimelerden anlaşılan tefsiri zikretmiştik.[13]

Siyer muharrirleri hadîseyi şöyle anlatırlar: Hafsa babasını ziyafete gitmişti. O evde yokken Hz. Peygamber onun evinde bulunduğu bir sırada Mâriye gelmişti. Onunla orada kaldı. Hafsa dönünce Mariye’yi evinde buldu. Evinden çıkmasını bekledi. Bu esnada kıskançlık gayreti arttı. Mariye çıktıktan sonra Mariye evine girdi ve :
“Beni hor gördüğünden böyle yapıyorsun.” Dedi. Hz. Peygamber: “Eğer bu sırrı tutarsan, Mariye bana haram olsun.” Dedi. Hafsa da vadetti. Fakat sonra bu sırrı Âişe’ye söyledi. Bunların hepsinin başı bir erkek çocuk doğuran Mâriye’yi kıskanmakla başlar. Buna bir de nafaka meselesi ilave olunursa, asıl sebep ortaya çıkar. Bal meselesi, sır meselesi, onlar bunların teferruatıdır.[14]

Bal meselesine de kısaca değinecek olursak Rasûlullâh her ikindi namazını kıldıktan sonra, sırasıyla hanımlarına uğrar ve her biriyle baş başa sohbet yapardı. Bir gün sohbeti sırasında eşlerinden Zeynep b. Cahş tam ayrılacağı sırada ona hediye olan bal şerbetinden sunmuş efendimiz de bal şerbetini içmek ve sohbeti biraz daha uzatmak suretiyle Hz. Âişe ve Hafsa’nın ziyaretini geciktirmişti. Bu kıskançlıklarını artırdı da söz birliği ettiler ve efendimiz yanlarında geldiğinde ‘meğafir’ denen kötü kokulu bir bitki suyunu mu içtiğini sordular.  Hz. Peygamber, kötü kokuya yol açtığını düşünerek, bal içmemeye yemin etti de bunun üzerine Allah Teâla Tahrim suresini göndererek onu uyardı. Hz. Peygamber de, hanımlarıyla arayı açtı.[15]

Hatta hanımların kıskançlığı o derece artmıştı ki, bunu siyer kitapları şöyle belirtiyor: Bir gün Hz. Peygamber, İbrâhimi kolları arasına almış, onu okşuyordu ve çok memnundu. Hz. Âişe’ye “Bana ne kadar benziyor değil mi?” dide. Ondan tatlı bir cevap bekliyordu. O ise sevgiden kaynaklanan samimi bir kıskançlık gayretiyle:”Ben ise o kadar bir benzeyiş göremiyorum” dedi. Yine bi başka defa Hz. Peygamber, İbrahim’in pek gürbüz olarak büyüdüğünden bahsedince eşlerinden biri “İbrahim kadar bol süt bulan her çocuk onun gibi gürbüz olur” dedi. Bunlar hep kadınların kıskançlık eseriydi. İşte Îlâ hadisesi bu gibi sebeplerin neticesiydi.[16]

Burada hatıra şöyle bir şey gelebilir. Hz. Peygamber neden zevcelerini boşamaya kararla onlara mühlet verdi? Çünkü onun kadın gürültüsüyle uğraşmaya ayıracak vakti yoktu. Onu daha mühim işler bekliyordu. Başı gürültüden azade çalışmak istiyordu. Eğer akıllarını başlarına alırlar, Peygamber (SAS)’in dediklerini kabul ederlerse ne ala. Yoksa onları en güzel bir surette boşar, aradaki zevciyet bağlarını kaldırırdı, onlar da arzuladıkları dünya hayatına nail olurlardı. İşte bu maksatla o, zevcelerinden hiç birine bir ay yaklaşmadı, biriyle konuşmadı. Fıkıh lisanında buna îlâ denir.[17]

Fatma Köksal Albayrak

[1] Celal Yeniçeri, Hz. Peygamber ve aile Hayatı, “Hz. Peygamber Ailesinin Gelirleri”, s.378.
[2] Buhârî,, Nafakât 5-6.
[3] Buhârî, Cihâd 205.
[4] Ahmed, Müsned 838.
[5] İbn Kesîr, Hadislerle Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri, c.XII, s.6516, terc. Bekir Karlığa, Bedrettin Çetiner,C.XVI, İstanbul 1992. Ayrıca bkz. Suyuti, Abdurrahman b. Kemal Celaleddîn es-Suyûtî (v.911), Ed-Dürrü’l-Mensûr, c. s. C.VIII, Beyrut 1993.
[6] Kurtubî, Muhammed b. Ahmed b. Ebî Bekr el-Ferec el-Kurtubî, (v.671), el-Câmî li Ahkâmi’l-Kur’ân, c.XIV, s.162, 2.Baskı, C.VIII,Kahire 1372.
[7] (33) Ahzab 27.
[8] (33) Ahzab 28.
[9] (33) Ahzap 29.
[10] (66) Tahrim 1-5.
[11] İbn Kesîr, Tefsîr-i İbn Kesîr, c.XIV, s.7960-7961.
[12] İbn Kesîr, Tefsîr-i İbn Kesîr, c.XIV, s.7962.
[13] İbn Kesîr, Tefsîr-i İbn Kesîr,c.XIV, s.7964. İbn Kesîr bu âyetin nüzul sebebi ile ilgili Mariye ile ilgili hadisleri ve bal şerbeti ile ilgili eşlerinin hilesini içeren diğer hadisleri zikretmiştir. Ayrıca bkz. Taberi, Muhammed b. Cerir Yezid b. Hâlid et-Taberî, (v.310) Câmiu’l-Beyân an Te’vîli’l-Kur’ân, (Tefsîr-ü Taberî), c.XXI, s.156 ve c.XXVIII, s.156, 1.Baskı, c.XXX, Beyrut 1405; Ebu’s-Suûd Muhammed b. Muhammed el-İmâdî Ebû’s-Suûd (v.951), İrşâdü’l-Akli’s-Selîm ilâ Mezâye’l-Kur’âni’l-Kerîm, (Tefsîr-ü Ebî’s-Suûd, c.VIII, s.266-267, 1.Baskı, C.IX, Beyrut ts.
[14] Ali Himmet Berki ve Osman Keskioğlu, Hatemü’l-Enbiyâ Hazreti Muhammed ve Hayatı, s.405, 18.Baskı, Ankara 1998.
[15] Bkz. Buhârî, Talak 7; Mezâlim 25; Müslim, Talak 20-21. Ayrıca bkz. Ebu’s-Suûd ,Tefsîr-ü Ebî’s-Suûd, c.VIII, s.266-267.
[16] Osman Keski ve A. Himmet Berki, Hatemü’l-Enbiya, s.405.
[17] Osman Keski ve A. Himmet Berki, Hatemü’l-Enbiya, s.405.fahr_i_kainat

 
Rasûlullah’ın Eşlerine Bir Ay Küs Durması için yorumlar kapalı

Yazan: 16 Ağustos 2015 in Şiir

 

Etiketler:

hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum

قَالَ إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللّهِ وَأَعْلَمُ مِنَ اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Kâle innemâ eşkû bessî ve huznî ilallâhi ve a’lemu inallâhi mâ lâ ta’lemûn(ta’lemûne).

“Ben” dedi, “sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum. Hem sizin bilemediğiniz birçok şeyi Allah tarafından vahiy yolu ile biliyorum.” (Yusuf-86)

 
Kur’ân hüzünle nazil oldu, onu okurken ağlayınız. Ağlayamıyorsanız, ağlar gibi okuyunuz.

Hz. Muhammed (S.A.V.)
(İbn Mâce, İkametüssalah, 176)
 
hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Eylül 2014 in Kur'an-ı Kerim

 

Etiketler:

Seni sevene sen de sevgini açıkla

Seni sevene sen de sevgini açıkla, çünkü sevene sevgi izhârı, aradaki sevginin derinleşmesi ve devamına sebeb olur.

Hz. Muhammed (s.a.v.)
 
Seni sevene sen de sevgini açıkla için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Ağustos 2014 in Şiir

 

Etiketler:

“Ben sizi ateşe düşmekten korumak için eteklerinizden tutuyorum. Buna rağmen siz, elimden kurtulup ateşe koşmaya çabalıyorsunuz.”

Peygamberimizin Tebliğ Hayatından Seçmeler

Hazret-i Ömer radıyallâhu anh şöyle anlatır: Bir defasında Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’e esirler getirilmişti. Bir de baktık ki esirlerden bir kadın büyük bir endişeyle, kaybettiği çocuğunu arıyor, esirler arasında bir çocuk bulduğu vakit, onu alıyor göğsüne bastırıyor ve emziriyordu. Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem bize:

“–Bu kadının çocuğunu ateşe atacağına ihtimal verir misiniz?” diye sordu. “–Hayır, vallahi asla atamaz!”dedik. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz: “-İşte Allah Teâlâ kullarına, bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha şefkatli ve merhametlidir,” buyurdu. (Müslim, tevbe 22).

*

Bir hadislerinde; “Kim mes’ûliyeti altındaki kız veya erkek yetim çocuğuna iyi davranırsa; o ve ben cennette (şöylece) beraber bulunacağız,” buyurarak, iki parmağını yan yana getirmişlerdi. (Buhârî, edeb 24.) (Sahabe-i Kiram, bu ve benzeri beden dilinin kullanıldığı hadisleri rivayet ederken, Rasûlullah (s.a.v.) Efendimizin yaptıkları uygulamayı aynen yaparlardı. Bu hadisler, böyle uygulamalı rivayetten dolayı, “müselsel hadis” adını almıştır. (Bkz: Başaran-Sönmez; Hadis Usulü ve Tarihi, s. 124).)
 
*

Veda Hutbesinin son bölümü son derece dikkate şayandır: “–Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?” Bütün ashâb-ı kirâm:

“–Allah’ın elçiliğini îfâ ettin; vazîfeni yerine getirdin, bize vasiyet ve nasîhatte bulundun, diye şehâdet ederiz!” dediler.

Bu şehâdetin ardından Varlık Nûru Efendimiz, dînin teblîğine dâir:

“–Ashabım! Teblîğ ettim mi? Teblîğ ettim mi? Teblîğ ettim mi?” diyerek üç defâ tasdîk aldı. Sonra şehadet parmağını semâya kaldırarak insanların üzerine indirdi ve Cenâb-ı Hakk’ın şehâdetini diledi:

“Şâhid ol yâ Rabb!.. Şâhid ol yâ Rabb!.. Şâhid ol yâ Rabb!..” (Müslim, hac 147; Ebû Dâvûd, menâsik 56; İbn Mâce, menâsik 76, 84)

 
*

Hz. Âişe’den rivâyet edildiğine göre, bir gün Hz. Ebû Bekir’in kızı Esmâ, ince bir elbise ile Allah Rasûlü’nün huzuruna girmişti. Rasûlullah (s.a.v) ondan yüz çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ey Esma! Şüphesiz kadın erginlik çağına ulaşınca, onun şu ve şu yerlerinden başkasının görünmesi uygun değildir.” Hz. Peygamber bunu söylerken yüzüne ve avuçlarına işaret etmişti.” (Ebu Davûd, libâs 31).

*

İrbad b. Sariye der ki;“- Rasûlullah (s.a.v.) bize, bir gün sabah namazından sonra tesirli bir vaaz etti, (öyle ki) o nasihattan gözler (yaşardı) ve kalpler ürperdi.” (Tirmizî, ilim 16).

Enes (r.a.) anlatır: Rasululah (s.a.v.) bir hutbe îrad etmişti. Onun benzerini hiç işitmedim. Buyurdu ki: “-Şayet siz, benim bildiğimi bilmiş olsaydınız; elbette az güler, çok ağlardınız.” “Bunun üzerine Rasululah (s.a.v.)’in ashabı, ağlayarak yüzlerini örttüler.” (Tirmizî, zühd 9).

Hz. Câbir (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Rasûlullah (aleyhissalâtu ve’s-selâm) hutbe irad ettiği zaman (konunun ehemmiyetine göre) gözleri kızarır, sesi yükselir, öfkesi artardı. Sanki bir orduya “Düşmanınız akşama veya sabaha size baskın yapacak!” diye tehlikeyi haber veren komutan gibi (fevkalâde ciddî bir eda ile bir gün): “Ben size, kıyamet şu iki parmak kadar yaklaşmış olduğu bir zamanda peygamber gönderildim,” dedi ve şehadet parmağı ile orta parmağını birbirine yaklaştırarak gösterdi. (Müslim, cuma 43; Nesâî, iydeyn 22).

*

Abdullah b. Şihhir (r.a.) şöyle anlatıyor:

“Rasûlullah (s.a.v.)’in huzuruna vardım. O namaz kılmaktaydı. Değirmenin uğultusu gibi, ağlamaktan (meydana gelen) göğsünde fıkırtı vardı.” (Ebû Davud, salât 156, 157.)

TEBLİĞ GAYRETLERİ

Rasûl-i Ekrem (s.a.v) ’in hizmetinde bulunan Yahudi bir genç vardı. Bir gün hastalandı. Peygamberimiz onu ziyarete gitti, başucuna oturdu ve ona, “Müslüman olmasını” teklif etti. Genç, düşüncesini öğrenmek için, yanında bulunan babasının yüzüne baktı. Babası: Ebu’l-Kasım’ın çağrısına uy, deyince, çocuk da Müslüman oldu.

Bunun üzerine Peygamberimiz:

“Şu yavrucağı cehennemden kurtaran Allah’a hamdolsun,” diyerek oradan ayrıldı. (Buhârî, cenâiz 80.)

*

Hazret-i Peygamber (s.a.v) Efendimizin tebliğ gayretlerine dair pek çok şey biliyoruz. O’nun bu çabalarını hiç göz ardı etmemek lâzımdır. Bir kere o, ümmetine çok düşkündür:

“-Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. Çünkü o, size çok düşkün, mü’minlere karşı çok şefkatli (ve) merhametlidir.”( 9 Tevbe 128.)

Cenab-ı Hakk, Kendi mübarek isimlerinden olan “Raûf ve Rahim” sıfatlarını ona da vermiştir.

İşte bu durumu Mevlâ’mız şöyle haber verir:

“-Ey Peygamber! Biz Seni hakikaten bir şahit, müjdeci, uyarıcı olarak gönderdik. (Ve yine) Allah’ın izniyle bir davetçi ve nur saçan bir lamba olarak (gönderdik). “(33 Ahzab 45.)

*

Peygamberimiz (s.a.v.)’i kendisine rehber edinen tebliğ insanı da, ondan örnek alacak, ümmete düşkün olacak ve asla bundan yılmayacaktır.

İşte, şu temsil ve ardından gelen ifadeler bizim için nasıl da ehemmiyet arz eder:

“-Benim ve sizin benzeriniz; ateş yakan, içine çekirge ve pervaneler (böcekler) düşmeye başlayınca onları ateşten uzaklaştırmaya çalışan adamın benzeri gibidir. Ben sizi ateşe düşmekten korumak için eteklerinizden tutuyorum. Buna rağmen siz, elimden kurtulup ateşe koşmaya çabalıyorsunuz.” (Müslim, fezâil 19.)

*

Cafer İbn Ebî Talib’in, Necaşî karşısında söylediği sözlere kulak vermek gerekir:

“Ey Melik, biz kan içer, leş yer, zina eder, hırsızlık yapar, adam öldürür ve yağmacılıkla iştigal ederdik. Kavi zayıfı ezer ve insanlık adına utandırıcı daha neler neler yapardık…” (Ahmed b. Hanbel,el-Müsned, I/201–202.)

Bir gün Allah Rasûlü (s.a.v) minberde; “(O kâfirler) Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler. Yeryüzü kıyamet gününde bütünüyle O’nun elindedir. Gökler de O’nun kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından uzaktır, yücedir,” (39 Zümer 67) ayetini okurken mübarek elini hareket ettiriyor, avucunu açıp kapatıyor ve: “Yüce Allah kendini ululayıp yüceltiyor; Mütekebbir Benim, gerçek hükümdar Benim, Kerem ve ihsan sahibi Benim,” buyuruyor. Rasûlullah adeta bu hali yaşıyordu. Buna şahid olan ashab, “neredeyse minberle birlikte (üzerimize) devrilecek sandık,” diyorlar. (Ahmed b. Hanbel, 2, 88)

O’nun gayretleri ne müthiş idi: “(Ey Habibim!) Mü’min olmuyorlar diye âdeta kendini helâk edeceksin!”(26 Şua’râ 3)

*

Allah’ın Rasûlü İslâm’ı tebliğ buyururlarken kavmi Kureyş’ten çok çekmişlerdi. O’na nice eziyet ve ızdırap vermişlerdi. İşte bunlardan birinde O, yine üzgün ve perişan halde iken, dağlar emrinde olan melek gelerek şöyle dedi:

“Bana emretmen için Rabbim beni sana gönderdi. Ne yapmamı dilersin? Eğer istersen şu iki yalçın dağı (Ebu Kubeys ve Ahmer dağlarını), onların üzerine kapatıvereceğim!

Peygamber (s.a.v.):

“-Hayır, ben Allah’ın, bunların neslinden yalnız Kendine kulluk edecek ve O’na hiç bir şeyi ortak tutmayacak, (mü’min) bir topluluk çıkarmasını ümid etmekteyim,” buyurdu. (Müslim, fezâil 19).

 
*

Risaleti alenî olarak tebliğ emrini aldığı zaman (26 Şuara 214), Safa tepesine topladığı yakınlarına hitab eden Peygamberimiz söze: – “Size şu dağın arkasında gelen düşmandan haber versem inanır mısınız?” diye başlamış, cemaat:

-“Evet, inanırız, çünkü sen Muhammedü’l-Emîn’sin, yalan söylemezsin…” demişlerdi. (Buhari, tefsiru sûreti Tebbet, 1–3)

*

Târık İbn Abdullah el-Muhâribî bir müşahedesini şöyle anlatır:

Rasûlullah (a.s.)’ı Zü’l-mecaz Panayırı’nda, üzerinde kırmızı bir elbise olduğu hâlde görmüştüm:

-“Ey insanlar! Lâ ilâhe illâllah deyiniz de kurtulunuz!” diye yüksek sesle hitap ediyordu. Bir adam da elindeki taşla onu takip ediyor ve:

-Ey insanlar, sakın ona inanmayınız, itaat etmeyiniz. Çünkü o yalancıdır,” diyerek bağırıyordu. Attığı taşlarla Efendimiz’in ayak bileklerini kanatmıştı. Oradakilere:

-Kimdir bu zât, diye sordum.

-Bu, Abdulmuttalib oğullarından bir gençtir, dediler.

-Ya onun ardına düşüp taş atan kimdir, diye sordum.

-O da onun amcası Ebû Leheb’dir, dediler.”( Dârakutnî, Sünen, Beyrut, 1986, III, 44–45.)

*

Rasûlullah (s.a.v.), Mekke’de tebliğ ve davet ortamının iyiden iyiye sıkıştığını görmüş ve bir çare arayışı olarak Taif’e yönelmişti. Ama Taif zorbaları Peygamberimizi reddetmekle kalmadılar, O’nu taşlatarak her tarafını yara-bere içinde bıraktılar. Taif’ten geri dönen Peygamberimiz (s.a.v.) bitkin ve yorgun bir halde, doğduğu şehrin yakınlarına geri geldi. Ebû Leheb kendisini yasa dışı ilan etmişti; bu durumda Rasûlullah (s.a.v.) şehre girmeyi uygun bulmadı. Önce, Mekke’nin ılımlı liderlerinden biri olan Ahnes b. Şerik’e kendisini himaye etmesi için bir haberci gönderdi, ama o bu teklifi reddetti. Bunun üzerine bir başka lider Süheyl b. Amr’a haberci gönderdiyse de yine sonuç alamadı. Nihayet üçüncüsü, Mut’im b. ‘Adiy, O’nu korumayı kabul etti: Yanında silahlı oğullarıyla birlikte Hz. Muhammed’i (s.a.v.) karşılayıp, önce yedi kez tavaf etmesi için Kâbe’ye, sonra da kendi evine kadar götürdü ve tüm şehre, Muhammed’i (s.a.v) kendi himayesine aldığını ilan etti. Mut’im bin Adiyy’in işte bu iyiliği yüzündendir ki, Rasûlullah (s.a.v) Bedir Savaşı’nda esir düşen Kureyşlilerle ilgili olarak şunları söylemişti:

“Eğer Mut’im hayatta olsaydı ve benden bu iğrenç adamların serbest bıra­kılmasını istemiş olsaydı, ben onun hatırı için bunları serbest bırakırdım.” (Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi; Ebû’l-A‘lâ el-Mevdudi, Hz. Peygamber’in Hayatı ve Tevhid Mücadelesi.

O’NUN AHLÂKI

Sevgili Peygamberimizin o eşsiz hâl ve tavırları insanları ne kadar da çok etkilemişti. Hz. Ali (r.a.), Allah’ın Rasûlü (s.a.v.) Efendimizi anlatırken bakın nasıl tavsif etmişlerdi:

“-İnsanların en iyi kalplisi, en şecaatlisi ve en doğru sözlüsü idi. O, ahlâkça herkesten yüce, muaşeret yönüyle de en geçimlisi idi. O’nu aniden gören O’ndan heybet duyardı; bilerek beraber olan, kalpten severdi. O’nu vasfeden şöyle derdi.

“Ben ne O’ndan önce, ne de O’ndan sonra, O’nun gibisini görmedim.” (Tirmizî, menakıb 8.)

O, biriyle konuştuğu zaman onun yüzüne bakar, elini tutmuşsa o bırakmadıkça bırakmaz, karsısındaki yüzünü başka tarafa çevirmedikçe o çevirmezdi.

Hatta bir adam bir şey söylemek gayesiyle Rasûlullah’ın kulağına fısıldayarak bir şey konuşsa, adam başını uzaklaştırmadan Rasûlullah başını uzaklaştırmazdı. Müslümanların birbirine güler yüzle bakmasını öğütleyen Hz. Peygamber (s.a.v.), yüzünden sürekli tebessümü eksik etmezdi.” (Cahit Şimşek, “Peygamber Efendimizin Beden Dili)

Takvanın sözle ya da şekille olmadığını, kalpte olduğunu anlatırken de Rasûlullah (s.a.v.), “takva işte buradadır”sözünü üç defa tekrarladı ve her defasında eliyle göğsüne işaret etti.( Müslim, birr 32.)

Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte yürüdüm. Üzerinde kenarı sert, Necrânî bir hırka vardı. O’na bir bedevî arkadan yetişerek hırkadan tutup şiddetle çekti. Boynunun derisine baktığımda, şiddetle çekilen hırkanın kenarının zedeleyip iz bıraktığını gördüm. Bedevi:

“Ey Muhammed! Yanındaki Allah’ın malından bana da verilmesini emret,” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm ona doğru baktı ve güldü. Sonra da bir ihsanda bulunulmasını emretti.” (Buhari, libas 18)

Peygamber Efendimizin yanında on yıl kalan ve onun eşsiz eğitiminden geçen Hz. Enes (r.a.)’ın şu sözleri bu hususta çok önemli bir örnektir: “-Andolsun ki, Rasûlullah (s.a.v.)’e on sene hizmet ettim, bana öf demedi. (Yapmamam gerekirken) yaptığım birşey için; niçin yaptın, (yapmam gerekirken) yapmadığım bir şey hakkında; şöyle yapmış olsaydın ne olurdu? demedi.” (Buharî, edeb 39).

Böylesi bir davranışla “en hayırlı nesli” nasıl yetiştirdiler acaba? İşte onun beden dilinin önemi bir kat daha ortaya çıkmaktadır.

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: “Rasûlullah (s.a.v.) konuşurken ağır ağır konuşurdu. (Öyle ki) eğer biri çıkıp, kelimeleri saymak istese sayardı. O, sözü sizin gibi peş peşe getirmezdi.”(Buhari, menakıb 23; Müslim, fezâilü’s-sahabe 19)

Rabbimiz O’nun ahlâkından ve mücadele azminden bizlere de bahşeylesin!

Allah (c.c.)’a emanet olunuz!

 
 

Muzaffer Dereli

 
“Ben sizi ateşe düşmekten korumak için eteklerinizden tutuyorum. Buna rağmen siz, elimden kurtulup ateşe koşmaya çabalıyorsunuz.” için yorumlar kapalı

Yazan: 25 Ağustos 2014 in Kur'an-ı Kerim

 

Etiketler: ,

 
%d blogcu bunu beğendi: