RSS

Etiket arşivi: Jan Ender Can

Kırmızı

senden sonra
delirmiş bir acıyı ifade etme çabasına
buzlar yağıyor
mahsus intiharlar sızıyor
ve eli silahlı kara eşkıyalar doluyorsa
bunu bilme
bunu bilme ki şu an ölmedim

ama benden sonra
can sineması kapanıyor!
hoşçakal, adaletsiz büyük senaryo!
hoşçakal, sevgilim!
kutsal olan hiç kimse
çingene olmayı kendi seçmez

bu akşam tutar
kendimi bir yere asarım
eğer ölmeye gücüm yetmezse
söz!
yarın sabah yine erken kalkıp
seni özleyeceğim

Jan Ender Canseni-yine-ozleyecegim

 
Kırmızı için yorumlar kapalı

Yazan: 14 Mart 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

sadakatin masalından silindiği gecelerde
şeyh galip bilmez
pazarlıksız sevmeye
kanla karışık yağmur yağıyordu
zeval altındaydı kalp
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

itten köpekten yapılmış meyhaneler deviriyordum
emektar garsonlarını incitmeden
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

seni uzayın karanlığından alıp
dünyaya getiren anneni
gözyaşlarımın gözleriyle gördüm
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

sana yıkımla çizilmiş kanserli babalarını
unutmamak için denizi seyreden
emsalsiz gece çocukları getirmek istedim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

biz gecenin bir vaktinde
birbirleriyle son kez ayrılmak için
ilk kez karşılaşan iki sistik
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

her gittiği yere yüreğiyle gidenin
aklı beladan kurtulmaz
unutma
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

eğer sana dokunmak hiç bitmeseydi
dinlerin ve devletlerin adlandıramayacağı kadar
delice uzasaydı
acaba o zaman aklımın adı ne olurdu?
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

konuşmuyorum, konuşamıyorum, neden?
çünkü kalbimden dilimin ucuna kadar
kan içinde içim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

umurumda değil kaşmir kazaklar ve repo
tuza boğulan hayvan leşleri gibi
ortada kalsın dünya malları
ben yan yana oturup
ayaklarımız denize uzatacağımız günü özledim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

olacakları ve ölecekleri önceden görüyor
dünyanın sonuyla konuşabiliyordum
dünyanın sonu gebeydi
karnında benim sevgilimi taşıyordu
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

çok yalnızdım
senden önce hiç kimse aşk rızası için gelip de
o meşhur uçuruma ittirmemişti yalnızlığımı
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

bu dünyaya ait olmadığım
öbür dünyaya ispat edilircesine terk edildim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

buraya kanı yere akan ruhumu basıyorum
vakitsiz ölmenin serseri oğludur aşk
eski mezarlarıma bakıyorum da
tekrar yaşayınca tıpatıp ona benziyor
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

istanbul vali konağının camlarını kırarcasına seviştik
sevdiğin her şeyi beni öldür diye öptüm
ihanet ormanındaki pars bakışlı sevgilim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

Jan Ender Cankirik-gul

 
Beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla için yorumlar kapalı

Yazan: 14 Mart 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Farkında mısın?

hikayenin başından sonuna doğru bakarsak
ben haklıyım

hikayenin sonundan başına doğru bakarsak
sen haklısın

ama birileri
hikayenin kalbinde duran insafla
ikimizin de yüzüne bakarsa
işte o an
aynı evi soyarken
yanlışlıkla birbirlerini bıçaklamış
iki hırsız kadar şaşkınız

farkında mısın?

Jan Ender Canfarkında_mısın

 
Farkında mısın? için yorumlar kapalı

Yazan: 04 Şubat 2015 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Veda Notu

sen kalkıp onlara gittikçe
kendine hiç gelmeyeceksin
sen kendine gelmedikçe de
ben seni hiçbir zaman bulamayacağım

ve ben
olmayan oğluma bıraktığın çölde
delirmiş dilsizlerin dilini öğreneceğim
merak etme,olanlara kimse ağlamayacak
bu hikaye aşktan anlamaz

belki saati sormak için bile çıkmayacaksın karşıma
veya yalnış bir adresi
çünkü sevgiyi belirten bütün soruları
çoktan cevaplamıştım

ben Çin kadar kalabalıktım
Mars’ın yüzeyi gibi itinayla yalnız
bana sevişerek dokunamazdın
hüznü kullanacaktın
yapmadın

şimdi eminim,içindeki korkunun annesi sensin
ben babası değilim,dönmeyeceksin

Jan Ender Can
 
Veda Notu için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Ocak 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kör

babası erken ölen her çocuk gibi
dinsel şeyleri düşünmeyi
benden daha çocuk olanlara bıraktım
aşka,devlete ve sağ elimde tuttuğum şu kaleme
artık inanmıyorum
avucumdaki hiçliğe
alkollün bana verdiği piçliğe
ve asla olmayacak olanın
benden aldığı gözyaşına
artık alıştım
kimseye kırgın değilim
susuyorum

ve susuyorsam
kelimeleri insanlardan daha çok
sevdiğim için susuyorum

Jan Ender Can
 
Kör için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Ocak 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Quantum

benimle konuşmayı çok mu istiyorsun?
yaklaşan yağmura bak
geçip gittiğinde
solup giden çiçeklerden
kalbim hakkındaki her şeyi öğreneceksin

henüz erken, henüz nisan, henüz çok erken

şimdi sorsan
sana anlatacağım her şey sonbahardır
yaklaşan yağmura bak
iyi düşün, çocuksun
çölün ıslanmaya yetmeyecek
ama susarsak
belki zamanla her şey değişir

Jan Ender CAN

 
Quantum için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

El Die Cover

ah!
her gün akrep sürüyorsun saçlarına
oysa herkes bir gülü hak ettiğini düşünür
böylece deliliğin başka delilere vardı
aşk değişti

ölüm moru gecelere çıkıyorsun tek başına
rujun iblis
öptüğün kıyamet
kalbin yüzünden yüzün yüz değiştiriyor
kendimi öldürmeden seni tanıyamaz oldum

bu dileğinle
akıl karanlıkta ışıkları açmadan oturur
gerçek körlerin görebileceğinden daha da karanlıkta

elbette
kaybolanlar
kaybedenlerden daha trajiktir
çünkü kaybolanlar
yazısız olmalarına rağmen
kaybedenlerden daha da epik

bırak beni
bir eşkıyanın silahını suya bıraktığı gibi
suya bırak beni
yedi kere yasemin kokan ellerinle sus!
büyük bir utancın sahibi olmayan kişi
asla aziz olamaz

artık esrara tapan sözlerle konuşuyorsun konuşunca
sana verdiğim sırlardan bir bıçak yap
saplansın yazgıma son tebessümün
nefret edilecek bir ur gibi açılacağım kötülüklere
hakkımda mosmor söylentiler çıkacak

yıkılış! hasar! şimdi!
aşkınla adını cehennemde anmamak hiçbir zaman!

kendimi öldürmeden seni tanıyamaz oldum

Jan Ender CAN

 
El Die Cover için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Jelardis

Unheilig – Stille Nacht heilige Nacht eşliğinde okunacak

öldü

parmaklarımın arasına bıraktığı boşluk
saatlerdir delirmek için susuyor
onun için dua etmiyorum
yas tutmuyorum
o mevsimsiz çiçeklerden de
gönderecek değilim

hepsinin yerine
ve geride kalan hiçbir şey için
domuz gibi içiyorum
köpek gibi içiyorum
bana yetmiyor
gidip henüz yeryüzünde varolmayan
varlıklar gibi de içiyorum
ve böylece senin için üzüldüğüm
tüm Tanrıları hızla geriye alıyorum

bana dokunma,Jelardis
unut
git,kendi gölgeni bile
benim olmadığım bir kainatta yaşa
seninle anlaşalım

bir gün
olunca duyarsın
Vera Cruz yakındanlarından geçen
bir gemiden kendimi denize atacağım
artık kadınları Tanrı’ya hatırlatan dinlere
dünyayı kadınlara unutturan aşklara
hiç inanmıyorum

geride kaldım ama
gittim mi Santa Marialı fahişelere?
yemin ederim ki hayır!
kanayan yaralar
para karşılığında sevişerek kapanabilseydi
dünyanın herhangi bir kerhanesindeki
herhangi bir fahişe
şimdiye kadar ölümsüzlüğü icat ederdi

hadi
geride kaldım
şaşkınlıklar gereği öldüm diyelim
o yağmur da öldü
gittiğin yerde gözlerini dinleyebilirler mi?
sesine kim bakar? kalbine kim su verir?
tek başına kazanacağından emin misin?
tek başıma kaybedeceğimden emin misin?
ve sana yalnızca düşmek için sarılan
benden daha cahil başka bir çocuk bulabilecek misin?

geride kaldım
ve o yağmur bu şehri hiç görmeden öldü
seni hala sevdiğim de doğru
sevmediğim de doğru
memelerini emmenin
tüberkülozuna tutulduğum günler
çocukluğumu çoktan geçti
şimdi ne zaman hatırlasam
genelde vokta içmişim
çok sarhoşum
hiç açmıyorum telefonu

öldü

Ar-09

Jan Ender CAN

 
Jelardis için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Opus 4

içeri girdiğimde
dışarda kaldığım bir oteldi yalnızlık
olduğum tarafta gece
olmadığım tarafta gündüz

çünkü mutsuzluğumuz
Tanrı’nın kutsal şehirlerden büyüktü
her yeni hükümetin ağzı kan kokarken
kanla olanları görmenin derin gecesinde
dişlerimizin içine kadar üşürdük

Ey güzel Moria
ölüler klasik sever,yaşayanlar caz
hüzüne kıyısı olan her çocuğun içinde
ölüme giden gizli bir gemi vardır

bu kış benim evim,alışırsan kal
alışamazsan boşuna gülümsemeni üşütme
yarın söyleyeceğim sözlere emanet ol

ve git

Jan Ender Can

 
Opus 4 için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Setubal Yalnızı

Adım
Setubal Yalnızı
insanları
onlara gönderilen kutsal kitapları
ve kendi elleriyle yaptıkları yasaları
reddedebilecek kadar yakından tanıdım

belki senin yaşadığın şehirde yaşasaydım
bir memur olurdum
herhangi bir gün evlenir
bambaşka bir gün ölürdüm
belki bende kadın için para
para için de kumar biriktirerek
kendimi delirmekten korurdum

o evlerde
çoğunun hali vakti ve şerefsizliği yerindedir
ama artık hiçbirinin bir diğerine
mektup yazacak bir kalbi bile yok

erkek olmaktan
daha fazlasını olamayan erkeklerin
dokunmasını beceremedikleri kadınlarından
yükselen yanık kokusunun kapladığı
senin şu lanet şehrinde
benim ne işim var?

gören görür
ben gözlerimle uzayda bir yerlere
kahkaha çiçekleri ekerim
bir simsarın kanının yere döküldüğü an
benim kahkahamın başladığı andır
senin merhametin
annesi olmayan bir annenin
çocuğuna olan yakınlığı taşıdığı için
bende haçsız ve hilalsiz geçerim
içine doğru açılan aşkların önünden

aşka inandım sana güvendim
bir gece yarısı Cebelitarığ’ı geçtim
ve kayboldum
en çetin kıştan daha çetin üşüyorum

Gurbettin sahibine zalim geldiği zamanlarda
hangi yüklem hangi sıfata iyi gelir bilemem
ama gitmeden önce bildiğim
Kartal’da,bir kum iskelesinde
bir kızı öptüm
ard arda üç gün onu bekledim,
gelmedi
aralıksız otuz üç gün kendimi vurdum
aklım başıma geldiğinde
sustuklarıma dokunamamaktan
ellerim kanıyordu

sana karşı yaşlı bir adama
bir akşamüstü
sonsuza dek oturmaya gelmiş
bir kalp krizi kadar samimiydim

sana bunları
kanı bozuk olan her şeyin izini süren
kanı bozuk adamların gözleri önünde
seni asla öldürmemek için yazmadım

-ömrüm, orospu çocuklarının boynuna tasma takarak
şehir şehir, patron patron ve pazar pazar dolaştırdığı
bir şansızlıktı
bir mazot kokusuydu
bir çaresizlikti-

dedim

-fakirlerin gecesi çirkin olur
kimseye minnettar değilim-

demedim

-çünkü dokunmak yıllar önce bozuldu
-peki kadınlar ne zaman çekildiler aşklardan
-makineler gelince
-peki erkekler o makinelerle nereye gittiler
-dünyayı çarmıha gerebilmek için
birbirlerinin gözlerini oya oya
cehennem toplamaya

yüzyıl sonra
çocukların gördüğümüz
dünyayı görebilmesi için
bütün şirketleri yakın!

bu şirketler şeytanın!

yoksa
gelipte geçmeyen
yazılıpta okunamayan bir sır kalır
camdan kalbinin kanlı buğusunda
aşk her şeyden eskidir
ve taş yüreğin
şimdiki zamana dönüşebilir
eski bir şarkıyı kullanarak

oturup,
ölüp gitmişlerin sesini toplarsın
sararıp kalmış fotoğraflardan
birayı votkayla
hayal kırıklıklarını umut cümleleriyle karıştırıp
içersin,
kar etmez
kaybeden hiç kar edemez ya
pezevenkler pezevengi Istanbul
söylediklerimi anla

yahudilerin bilmediği
japonların elektronik devrelere dökmediği
suyun yeryüzünde hiç uyumadığı
şifayı kıran, gurbeti bölen
ve bir kez yaşayanın
bin kez ölebildiği bir acıydı bu
olup bitenlerle ilgili uzun bir mektup yazabilirdim
ama en kısa olanı da yazmayacağım
ölümsüz olan asla kaydedilemeyendir

beni saklama
hatıraları yırta yırta yaşamaya alış
yola çıktığım da gösteren
ama asla göremeyen
bir ayna olmaktan başka çarem yoktu
hatırlamam gereken kadın
unutmam gereken sevdanın içindeydi
ve sonradan öğrendim ki
çıplak ayakları bir daha dönmeyeceğimi
anladığı ana kadar ağlamış

Setubal’a yağmur yağmıştı
dinamit yüklü bir fil gibi
şarhoş duruyordum
Isa’nın bir evinin önünde
kapısı kapalıydı
bende çalmadım

Setubal’a
anıra anıra ağlayan yağmurlar yağmıştı
bilinmeyen, bilinenden intikam almaya gelmişti
ve hiç Türkçe bilmiyordu
bense nereden bulduysam
sıcak buzla bileklerimi kestim

Istanbul-Setubal-Cabo Verde
2008 – 2009

 
Setubal Yalnızı için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: