RSS

Etiket arşivi: Louis Aragon

ve taş düşmeye devam ediyor bir yıldız derinliğine

sevgilim, hiçbir şey söyleme, bırak düşsün bu sözcük sessizliğin içine
uzun zaman avuçlarımda parlatılmış bir taş gibi
hızlı ve gösterişli bir taş ki
hayatımızın içine düşer gibi derin
katettiği bu uzun yol olsa olsa uçurumla buluşmak için
hani o sonu gelmez sessiz yolla zamandan önce buluşmak için
ve bir korku doğar işitemeyince hiçbir su sesini uzaklardan
hiçbir yere çarpmayınca vurmayınca duvardan duvara
hiçbir şeye, sonuçta evren bir bekleyiştir yalnızca bende elini tutuyorum.

yankılanması yok düşüşün, kulak verme beyhude
yok hiç bir şey bir iç çekiş bile yok, bir ses bile
düşer taş derinlere ve geçer karanlıkları
arttıkça baş dönmesi dahada artar gecenin hızı
kala kala fırlayıp gitmiş bir ağırlık kalır ve o belirsiz
yitik şarkı
kaçıp kurtulmuştur kaçırılmıştır yada yaralanmıştır dünya harikası
belki aşkta öyledir çoktandır
ya da öyle değil hayır henüz aşk öyle değil
ölçüsüz ve çekilmez mühletten başka bir şey değil
kaçınılmaz bir azaptır o vahşice ertelenen

bir taş ya da bir yürek kusursuz birşey
sonlanmış birşey ve canlı bununla birlikte
daha az benziyor bir taşa düştükçe derinlere
bu nasıl ters bir kuyu yırtıcı hayvan gölgesinin peşinden giderek yakalar kuşu
taş ise bütün taşlar gibi bir taş yinede
bıkar sonunda her şeyden dönüşür bir mezara

bak neler oluyor yükseliyor gibi geliyor kuyunun başında
bu bir çığlık değil çarpışma yada kırılma değil
ama belli belirsiz ve fır fır dönüyor kararsız korkak
solgun ve saf bir ışık bu derinlerden gelen
çocuk masallarındaki bir yaratığa benzeyen
kendimizden bir renk belkide sonuncusu.

şimdi aniden başa gelen her şey yeniden olabilirmiş gibi
şimdiden bulmuş çözümünü keza birisi
içeri girmiş görülmeden ve çekmiş perdeleri

ve taş devam ediyor düşmeye bir yıldız derinliğine

biliyorum şimdi dünyaya neden geldiğimi
anlatacaklar öykümü birgün o dolambaçlı serüveniyle
ama olsa olsa bir kışkırtma bu bir aldatmaca
sanki bir çiçek buketi gönderilmiş bir fakirhaneye bir akşamlığına
artık biliyorum neden geldim bu dünyaya

ve düşmeye devam ediyor bir taş nebülözlerin arasından

yukarı neresiyse aşağı da orasıdır bu sıradan gökyüzünde

söylediğim herşey tüm yaptıklarım öyle olduğumu sandığım halim
yapraklar kuruyan yapraklar bırakmıyor hiçbirşey ağaca
kollarının kımıltısından başka
önümde uzanan kış mevsiminin amansız gerçekliği
bir kıvılcımdır her insanın kaderi, her insan
bir susineğidir sonuçta bende neyimki zaten bir insandan başka
sevmiş olmaktandır gururum
sevmekten yalnızca

Louis Aragon

ask-zamani-replik

 
ve taş düşmeye devam ediyor bir yıldız derinliğine için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Ocak 2016 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Son Söz

Boş eller ve gözlerle duruyorum yaşamın ve ölümün eşiğinde
Ve sesini duyduğum bu deniz;
Boğulanları geri vermeyen bir denizdir zaman
Ve benden sonra dağıtacaklar ruhumu, ezik düşlerim
Sözlerim şimdiden ıslak dudağımda
Bir yaprak gibi kuruyor işte

Bu dizeleri kollarım sonuna kadar açıkken yazacağım
Duyulsun kalbimin orda dört kez çarptığı
Geçeceğim boğazımı ve sesimi ve nefesimi ve şarkımı ölümü göze alarak

Bendim seçen bu çarmıha germe boyutunu vermeyi dizelerime
Ve şans nasıl öyle düşsün üstüme dizelerin durağındaki bıçak
En sonunda gerekecek ölçüsüzlüğüme uygun bir ölçüye ulaşmak

Yaşam rüzgarların kat ettiği kocaman hüzünlü bir şato gibi geçmiş olacak
Yolu niye buraya düşmüştür kimse bilmez belki her şey bir düştür
Gençken meleklerin zaferi yakındır diye söz edilirdi bana
Ah nasıl inanmışım nasıl da kanmışım sonra yaşlandım işte
Oysa ihtiyarlara kalan çok ağır ve çok kısa öyle ki rüzgar başka türlü eser onlara

Kurbana tercih edilen gölge, ey zavallılar kimse medet ummasın gelecekten
Sokakta oynayan küçük çocuklar! Sonsuz acıyorum sizlere
Görüyorum önünüzdeki her şeyi mutsuzluğu kanı ve usancı
Hatalarımızdan hiçbir şey anlamamış olacaksınız
Düşlerimizden hiçbir şey öğrenemeyeceksiniz
Hiçbir işinize yaramış olmayacağız bedelini kendiniz ödeyeceksiniz
Omzunuzun çöktüğünü görüyorum
Alnınızdaki alışkanlıkların kırışıklıklarını da

Düşünün hele bir kez canlı parmaklarını etten ellerini çarka sokanları
Durum değişsin diye ve düşünün işte kafeslerini bile tartışmayanları
İnsanın hakkı olabilir umutsuzluğa, bir anlık duraklama hakkı yokken
Ve her şey alt üst olabilir, insan insandan sorumlu ise
Büyük olaylar yaratıldı gördük, ama korkunç olanları da vardı içlerinde
Zira her zaman kolay değildir ayırt edilmesi kötü ile iyinin

Siz de geçtiğimiz yerden geçeceksiniz açık bir kitap gibi okuyorum içinizi
İçinizde çarpan kalbi duyuyorum bu kalp nasıl çarpıyorsa benim içimde
Onu nasıl eskiteceğinizi biliyorum paslandırıp onu nasıl eskiteceğinizi

Moral bozmak için söylemiyorum bunu hiç’e bakmak gerekir
Yalnız değiliz dünyada şarkı söylemek için oyunsa şarkıların tümü demektir
Ne önemi var bir varsayım gibi beni yarı yolda terk etseniz de
Ben de terk ediyorum sizi son kez ayağa kalkan bir oyuncu gibi

Sitem etmeyin bana gözlerimde taşıdığım gölgeden bir şeyler yansırsa dışarıya
Artık bir armağan veremem size bu karanlık aşktan başka

Louis Aragonson-soz

 
Son Söz için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Ocak 2016 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Ayrı Düşmüş Sevgililer

Bir garda tıpkı sağır ve dilsizler gibi
Acıklı bir dil konuşarak gürültünün koyulaştığı yerde
Garip hareketler yapıyor ayrı düşmüş sevgililer
Kışın ve silahların beyaz sessizliğinde
Ve gecelerin bakarasında oluşmaya geldiği vakit yeniden
Düş onun ateş parmakları bulutlarda kesişirse
Ne yazık ki demir kuşların üzerine olur
Bu tarlakuşu değil Ey yabanıl Romeo’lar
Ve bülbül de değil cehenneme dönen gökte

Ağaçlar insanlar duvarlar
Hava bej rengi bej ve bej
Anılar gibi duygulandılar
Karla kaplı bir dünyada
Geldiği an Fakat aşk da
Yine bulur arpejini
Hüzün dolu bir mektup ölesiye
Hüzün dolu bir mektup ölesiye

Kış birisinin yalnızlığına benzer
Kıştadır şarkı söyleyen kristaller
Donmuş şarabın anlamsızlaştığı yerde
Hüzünlü bir türkünün yavaşladığı yerde
Ve beni saran müzik
Çalar çalar çalar saatleri
Yelkovan döner ve gıcırdar zaman
Yelkovan döner gıcırdar zaman

Altın eşim kasımpatım benim
Mektubun niçin o kadar acı
Seviyorsam seni niçin mektubun
Açık denizde bir geminin batması gibi
Öylesine çığlıklar atar
Acı rüzgârların bastırdığı çığlıklar
Kendi uyaklarının titreyişiyle
Kendi suçlarının titreyişiyle

Sevgilim geriye kalan ne var
Sadece sözcükler bizim dudak boyamız
Sadece donmuş sözler bir ökseye takılan
Gün ki umutsuz şekilde doğar
Düş görür sürünür ölür doğar yeniden
Gesvres şatosunun hendeklerinde
Borunun benim için çaldığı yerde
Borunun senin için çaldığı yerde

Biricik hazinemizi yaratacağım bu sözcüklerden
Azizlerin önüne konan sevinç dolu buketler
Ve onları uzatacağım tatlım bu sümbülleri
Bu yörekent leylaklarının yavşanların mavisini
Ve kadife bademi dallarıyla satılan
Mayıs panayırlarında o beyaz çanlar gibi
Mügenin bizim toplamaya gitmeyeceğimiz taa
Taa ah çiçekli sözcükler gevşer orda
Çiçekler döker çiçeklerini esintisiyle rüzgârın
Ve kapanır gözler cezayir menekşeleri gibi
Yine de şarkılar söyleyeceğim senin için yankı verinceye kadar
Seni sonsuz sevecek olan yüreğimdeki kırmızı kan
Bu nakarat bir tralallam gibi gelebilir insana
Belki de bir gün söylediği sözcükler
Bu yıpranmış bu basit yüreğin işareti olacak
Şahane bir dünyanın bir tek sen bileceksin
Güneş parıldıyorsa ve titriyorsa sevda
Bunun nedeni sonbaharda bile inanmayarak ilkbahara
Ben başkalarınınkine benzemeyen bir tralallam söylemiş olacağım

Louis Aragon
Türkçesi: Gertrude Durusoy-Ahmet Necdet

 
Ayrı Düşmüş Sevgililer için yorumlar kapalı

Yazan: 05 Ekim 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

O Yılın

… Ve kıyısında bekliyorum ben onun, bir lezzet yıldızıyla kemirilmiş olarak … O kadının olacağını ben, ki anlamaz sözleri, erkeğin olmayan sözleri.

S.J. Perse – Etroits sont les vaisseaux

O yılın
İlk gününe kadar o yılın
Ocakta ilk gününe kadar o yılın
Ey yontulmuş tümceler bir kalem gibi ey yongalar
Yongaları bitmez tükenmez düşüncemin
Başlaması şiirin yeniden başlaması
O bitmez tükenmez başlaman senin sen ki zamansın
Saymaya başlıyorum zamanın başlangıcından
O yılın ilk günü kara balçıkta sarı
Düşünceler vardı gene Sevgilim Ey

Kış güneşim canım benim

Gölgelerin uzaması bir gelişigüzel uyuyanlarca
Her yönde çayırda Noel çağında yemyeşil çayırda hep
Ey bitiren güzel daha güzel ey bitirmekten

Sevgilim ey başlangıcı güzelliğinde yılın
Ey gül başlangıcında yılın
Yontun kalemini yontun hep yorgunluğumun
Hiç yoktu bunca güzelbunca yeşil olduğu bunca
Taze düşünceler için hiç

Ve sen yanımda benim bir soluyan bir geniş tarla gibi
Bir güzel kış güneşi altında bir dökülmüş yapraklar içinde
Üstüne senin üstüne güneşi genç güneşi okşayan kışın
Ah başına kadar yılın
Kıskanırım güneşi ben düşüncelerini ben

Nereye gittin ki dökülmüş yapraklar arasında
Güzel kış güneşim ey güzel kış güneşim
Dokunduğu şeyin rengine giren
Öyle genç kara ve yeşil
Gölge ağaç hava güneşim

Aragon
Çeviren: Sait Maden

 
O Yılın için yorumlar kapalı

Yazan: 29 Temmuz 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Sen ki Gülsün

Sen ki gülsün bu vaktinde yılın ey gizemli gül

Büyü duası gibi hâlâ yeşil kesikli bir ağaç
Sadece girmiş bir ağaç asılı toprağa ve toprakta mezar karşıtı bir haç

Sakat bir adamotu
Kış ayında kök salan
Çarşaflar altında hala sinsi bir el gibi okşayan
Uykulu bacaklarını kışın

Hâlâ don topraktaki kökler
Hiç bir şey sezemez daha önceden bu yeşil ürperişi bu tatlı gerinmeyi
Büklüm büklüm gözleriyle o yumuşak sap o dönen koltukaltı toprağın

Çiyden ve etten bahar

Geleceğin üstünde bu kara parmaklıktan hiç bir şey
Hiç bir şey bu cırnaklar donanımından
Bu cırcırlar yapmacığı bu cansız
Güvercinler bürümcüğünden

Hiç bir şey ele vermedi bu koku parlamasını bu gözkapaklar
Patlamasını bu körpe serin pusuyu bu sereserpe
Renkler solumasını ki olacak
Gül

Ey çalıların o her yıl yeşerme sabırsızlığı
Kavrayan inanmazlık o beni her şeyin dönemecinde
Lâleyle kardelen ve ilk kadifemsilerin incecik buzu
Bir iç daralması bir eskisinden daha uzun görünen her şey
Bu geç kalan cevizden duyduğum tasa ve gemler evecenliği
Ya çiçek açmazsa bu kez hiç bir şey diye ve dağıtmazsa
Kaygımı yasemin de nergis de
Zambak gerekmez ki en azdan bana geri dönmüş sanayım diye

Gülü

Bu bütün renk alan açılan çocuklaşan şey
Bu bütün el ayası çarpıntı ve soluk olan şey
B u kırılgan ürperişli ilik kalkan
Bu erkenciliği dudağın bu yaraya
çağrı gibi çok pürüzsüz deri baharda
Ama öyle geliyordu ki şimdiden bana
Gösteriyordu yaprak kanını ilk yıldızını solgun bir noktasını bir sözverişini

Gülün

Güle gelince bu yıl
Çünkü yeteri kadar kar görmedi don tutmadı pek
Sönmüş dönmüş olsaydı gül o derinliğinde şimdi
Sonu olsaydı gülün
Ezilmesi solması büzülmesi olsaydı gülün
Bir yeraltı belâsı bir bilinmez larvalar belirtisi için
Bir vakitsiz pas hastalığı bir özsu eksilmesi bir çeşit
Loğusalık humması kızıllık ve solgunluk içinde
Bir koku bir afat vurması bir hormonlar ilerleyişi
Bir burcular bozgunu yarık ve çatlak aynı zamanda
Batkı hem de batkısıysa bu

Gülün

Nice bir uzun bu yıl bir nice
Bu bitmez bekleyiş gülü

Sonra tüketircesine soluğu yıkıp gidercesine
Dirliği yok edercesine dileği
Delsin giderek delsin
Dirilir gibi dirilmez gibi durup
Gene de delsin

Gül

Adını sesleniyorum dilimi
Dayıyorum damağıma öğreniyorum
Derinden esinlenip rüzgârdan yaklaştığını
O buruk erkini yakında varlığını
Seziyorum karanlık ışığını erkenliğini
Taçyapraklarının irkilmesini derken alıyorum
Ağırlığını ilkin elime
Kadehe şarap dökercesine
Hafifliğini oynak bir buğu gibi
Parmaklarıma Nerdeyse bir düzyazıyle kesilen uyumlu yürüyüş gibi

Adını söylüyorum yeniden

Gül

Sen ki gülsün bakırdan ve kükürtten
Koyu kırmızı gül ve bembeyaz gül
Ateş gibi külün beyazlığında
Açılan ağız gibi

Sen ki gülsün ey göz kamaştıran gül bu vaktinde yılın
Ki nesi varsa övgüdür senin şanına görünüşüne
Ey gül ki varlığınsın adınsın

Louis Aragon

 
Sen ki Gülsün için yorumlar kapalı

Yazan: 29 Temmuz 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Mesel

Sâdîye benzeti

Bir yerde yürüyordum ayağımın altında var sanıyordum o yer
Tatlı ince kusursuz ve kille kıyaslanmaz
Kuma karşıt ve suya hasım
Kendinde taş bilmeyen şiir diline benzer
Ayağım hiç bir otu çiğnemiyordu yine de bir koku geliyordu ardınca

Bir dize gibiydi ölçüsüz uyaksız
Öyle gizemliydi ki bir çiçek iç çekişi yayıyordu duruşunda
Elimle dokundum ayağımdaki bu güzelim toprağa
Kaçtı parmaklarımdan uzun süre kuytuda bırakılmış bir şarap gibi

Bellekle okşanan bir anı gibi
Vücudu hafifliğiyle doldurup dudağı geçmeyen bir şarkı
Karları birdenbire unutamayan bahar
Bölüştürülen mutluluk günün bütün saatlerinde
Çeşmede güvercinlerin içtiği inciler doğusu gibi

Kokusunu getirdi parmak uçlarım bana, bilemedim ben
Burcuları adlandırmak üzere yetişmedi burnum daha çocukluktan

Amber mi tripoli mi lantan mı kaad-ı hindî mi *
Hangi somakileşmiş günlük hangi taşıllaşmış eğrelti miski
Adını söyle bana ey burcu burçu toprak ey ateş pelesengi ey kadın külü

Dilimde gece tadı rüzgâr biberi
Söyle bana ağır kızıl şeker adını

Ve toprak dedi bana, o yabansı toprak ağzıyle
Toprak dudaklarından seven dudaklarıma benim
Eh tanımazsın ya sen beni insan ben aynıyım yine de
Çocukken oynadığın toprakla aynı ağır toprak
Savaşlarda saklayan seni kapkalın bekleyen seni
Kollarına son uykun için ne az bulunur ne de
Değerli toprak

Sadece sadece gençliğimde bir ilgim oldu
Kökleriyle uzantılarıyla ararken varlığımda
İçime getirdiği günşle rengini çürüntüsünü taçyapraklarının

Gülle güldür işte o
Beni böyle ta derinden sarıp susatan
Sen beni ellerine ağzına alan nankör peki ya nasıl
Nankör âşık nasıl tanımadın gülü sen

Sana ayrı bir toprak vereni hem de

Benim o toprak
Düşün o dinç ayağıyla o çıplak parmaklı
Çiğneyişiyle öz malı adımıyla bastığı toprak
Yağmurların boş yere yıkadığı
Bitkilerle böcek1erin her türüne
Uzak dişilere tutkun ağaç tohumlarına karışmış toprak
Bu çürümüş kertenkele kokan
Bu ten yıkıntılarının gizlerini toz içinde saklayan toprak
Bu çürük üzümler ve mercan toprağı
Gazel sürülerinin geçtiği gölgeye çağrı toprağı
İlençli açlıklar ateş basmalar toprağı
Bu testiyle sıvanın komşuluk ettiği mor ve yeşil döküntüler dolgusu
Bu tüyle pençeler gözler ufalanması
En sonu bu çığlık ve irkilme tozu bu sülünler ve meyveler sungusu

Toz haline gelmiş mezar tadı bu
Bu güneş gecesi

Ben olan toprak en sonu

Yaban toprağı çukur toprak; çılgın toprak.
Yararsız otlar kuru kütükler
Uyuyan taneler yitik fideler kopuk dışkanatlar taşıyıcısı
Tehlikeli, toprağı vaktinden önce çatlayan tohumun
Ve donduran göz aşısını kalem aşısını
Irmakların karnı gibi ekşice toprak
Havası bozuk toprak vaktinde önce döllenmiş
Hâlâ sabırsız toprak
Her geçenin her boranın oynaşı toprak
Anlaşılmazlık ve piçlik toprağı
Kış ve sömüren yaz kırması toprak
Ansızın içerine gömülür bıçak ve işler sende
Çevirir çizer seni dürter üzer seni ve işte
Otundan ayıklanmış güçten kesilmiş sürgü çekilmiş olan
Yeni toprak uyan toprak
Bu mis kokulu ekime sunulmuş toprak burun gibi burcuya

En sonu ben olduğu toprak
Sun kendine gül olanı

Aragon

 
Mesel için yorumlar kapalı

Yazan: 29 Temmuz 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Yağmur Damlalarını Kıskanırım

Yağmur damlalarını kıskanırım
Öpücüklere fazla benzediğinden
Her parlak şeyin gözleri
Kıskanmak için haklı bir neden

Kıskanırım kıskanırım
Arıların sokmalarını bile
Kıskanırım unutkanlığı ve belleği
Uykuyu ve terkedilişi de

Seçmiş olduğu kaldırımı
Rüzgârın okşayan ellerini
Benim o diri kıskançlığım
Düş görürken uyandırır beni

Kıskanırım bir şarkıyı bir sitemi
Bir nefesi ve bir sızlanmayı
Kıskanırım kıskanırım sümbülleri
Hoş bir kokuyu bir anıyı

Kıskanırım kıskanırım heykelleri
Boş ve fettan bakışlarını
Kıskanırım susmaya görsün
Kıskanırım önündeki boş kağıdı

Bir gülüşü ya da bir övgüyü
Bir ürperişi kış gelince
Değiştirdiği elbiseyi
Bir an için dışarıya çıkınca

Kömür tozlarıyla dolu bu dünya
At tekme atar ısırır köpek
Sen deli misin Giyiniyorsun
Sokağa çıkacaksın demek

Sokağa çıkacaksın ne serüven
Hem de bensiz kötü bir oyun bu
Öylesine korkarım arabalardan
Ateş kadar korku verir bana su

Günlerimin tümü O’nunla dolu
Evren ise O’nun yansımasıdır
Kırlangıçların hemen ardında
Gökyüzü olduğu gibi kalır

Cezayir menekşelerinin sapıklığı
Parmaklarının arasındadır gözleri
Elleriyle soğuktan bembeyaz olmuş
Damların üstündeki karlar gibi

Louis Aragon
Çev: Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet

 
Yağmur Damlalarını Kıskanırım için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Temmuz 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

İnanmak İstemiyorlar Bana

İnanmak istemiyorlar bana boş yere
Yazdım bunu kanımla dizelerim kemanlarımla
Ve nasıl da bilinmiyor artık söz açmak kayık küreklerinin eski dilinden

Asılı sular üzerinde
Kadınla erkeğin kara lehçesinden konuşmak
İki el birbirini kavrar gibi konuşmak
Mutluluktan çıldırır gibi
Öpüşe benzemeyen bütün sözcükleri yitiren ağız gibi
Buna inanmayıp inlemek gibi

Taşacak hale gelip geri çevirmek gibi
Sözlerin ötesinde ey en yetkin söz
Şarkının yükseltisi çığlığın ses uyumu
Bir an gelir ki işitilmedik bölgelere ulaşır nota
Kulak duymaz artık öyle yüksek müziği,
İstemiyorlar inanmak istemiyorlar bana, Boş yere
Söylüyorum orglarla baharla bunu
Göğün bütün heceleriyle bunu
Sıradan şeylerin eşsiz orkestrası
Ve bayağılığıyle sağır aleksandrenlerin
Boş yere söylüyorum bunu yaban çalgılarıyle
Boş yere söylüyorum bunu duvarlar içre yumrukla
Boş yere söylüyorum bunu beylik ormanlar tutuşturur gibi
Boş yere söylüyorum bunu bir savaş açar gibi
Üstüpü yiyiciden çıkan cehennem gibi

İnanmak istemiyorlar bana Benden
Bir surat uydurdular belki kendi suratlarına
Kendi fazlalarıyle giydiriyorlar beni
Yanlarında gezdiriyorlar beni ve şiirlerimi okumayacak kadar ileri gidiyorlar
Öyle yarıyor ki işlerine
Sevimli şarkılar oluyor şiirlerim onlara
Alım-satımıyım biraz onların
Bir sokak olmayı beklerken
Okul kitaplarında
Sözlüklerdeyim
Rezalet yasak bana

Boş yere bağırıyorum sana tapıyorum diye
Âşıkından başka neyim ki

Louis Aragon
Çev: Sait Maden

 
İnanmak İstemiyorlar Bana için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Temmuz 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

İşte Otuz Yıldır

İşte otuz yıldır bu gölgeyim ben ayaklarının dibinde
Hep ardınsıra gezen kara bir köpek candan bağlı bir köpek
Senin dik boyunun altına saklanır öğleleri
Ve çıkar tarlalara yandan vurmuş güneşle oynamaya
Lambaların ipliğine sarar seni ve büyür kısık oldukları ölçüde
Nasıl seversin akşamı okumak için odalarda içinden geldiği gibi

İşte yalnız o zaman yükselirim de tavana kadar
Kapılır giderim sayfaları çeviren elini tekrarlamaya
İşte otuz yıldır aklım senin aklının gölgesi

Boşuna söyleyip dururum sanıyorlar
Bilmem hangi garip inceliğimle
Kara olan her şey gölgeden değil diyorlar
Dediğimden alıyorlar bunu ondan bırakıyorlar
Seni sevmekten vazgeçirmek için de beni
Bir yontu koyuyorlar tensel gerçekliğin yerine senin
Taş bayraklı bir simge bir vatan
Ve dayadılar mı kitaplarımın o yumuşacık koltukaltına kağıt açacağını

Hiç mi hiç anlamıyorlar niçin haykırıyorum
Senin kanınla kanıyorum görmüyorlar
Şarkını onlar için ne anlam taşır soruyorum biraz kendime
Sesimde kırılan her sözcük senin boğazının bir katkısıdır bilmiyorlar mı
Kollarını görmüyorlar mı ruhumun çevresinde

Ruhumdan söz açacağım bir defalık şurada

Karıştırılmış oyun kâğıtlarıdır insan dediğin
Valeleri papazların kızların kırmızısı karası
Ama uçucu renkler arasında karıştıran parmaklar vardır bir de hava
Benim seçmediğim iki bilinmeyenden oluşuyor bedenim
Ve dehşetle görüyorum ellerimin üzerinde belirdiğini yaşın bakır lekelerinin
Ki hiç bir şeyini anlatmayacak olduğum o babanın ellerine damga vururdu

Kendisinden olsa olsa bu baş eğme tarzını edindiğim kişinin
Sağ yanından zor işitmesini hem işte bende de var bu
Kulak biçimini anamdan almışım
Bir de saç bitişini

Ama ruh bunlardadır işte bunlarda

Silik şaşkın şekilsiz bir ruhtu bu daha
Işıktan söz açıldı mı zor anlayan kör bir ruh
Bilinmeyen bir ruh nerden ortaya çıktığı
Hangi atadan çağların felâketinde
Yaşamamış zırdeli akıl almaz hangi amcadan
Ya da sadece o büyük utancından annemin ben dünyaya geldiğim zaman
Şöyle böyle bir ruh kötü eğelenmiş bir ruh taslağı kirpi gibi bir ruh ve yitirilmesi
Üzmeyeceğe benzer bir ruh savaş alanlarında demiryolu kazalarında
Ne işe yarayacağı bilinmeyen zavallı bir ruh
Şimdiki zamana kapılmış giden
Değil Hamlet tarzında bir Ofelya saçı ancak
İçinde mektup olmayan bir şişe denizde
İşsiz bir kıraathane müşterisinin yuvarlayıp durduğu bir Japon bilardosu topu
Sense düşüyorsun ya sıfıra ya yüze
İşte tıpı tıpına böyle
Vestiyerde bir ruh ve sarhoş müşteri bulamıyor artık numarasını

Karnaval akşamı için bir ruh yarınsa atılacak bir maske
Takımı bozulmuş bir ruh giyilip dışarı çıkılmaz artık onunla
Taşınması da ağır ve her zaman durması gereken zehir

Hiç anlamamışımdır neden özen gösterdiğini ruhuma
Kürekle bulunur bunun gibileri

Ama ne der başkalarının gündüzünü ilk defa gören
Ameliyat mucizesiyle
Ruhum ne dedi sen onu kılıfından böyle çıkardığında
Biçim verdiğinde kendine benzer
Kollarında anlayınca bir insan olduğumu
Bıraktığım zaman iğreti yaşamayı ve sırıtmayı kendim olabilmek için elinin değmesiyle
Alın şu ruhumun kitaplarını alın da açın rasgele bir yerinden
Parçalayın en iyisi anlamak için
Kokuyu da gizemi de
Açın sayfaları bir hoyrat parmakla buruşturun yırtın
Bir şey kalır onlardan yalnız
Bir mırıltı bir nakarat
Bir şey anlatmayan bakış
Uzun bir teşekkür kekeme
O çayır gibi mutluluk
Çocuk- Tanrı’sı karasevdamın
Duaların Ave Maria’sı
Sürüp giden uykusuzluğum.

Açan göğüm çiçeklerim
Ey aklım ey çılgınlığım
Mayıs ayım ezgilerim
Cennetim yangınım benim

Elsa yaşamım evrenim

Louis Aragon
Çev: Sait Maden

 
İşte Otuz Yıldır için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Temmuz 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Ne Gelir Elimden

Ne gelir elimden Yaşamında insanlar vardı
Onları sinekler gibi kovan elinse
Ayırt edemiyordu beni besbelli

Söz verdim Ağzımda kalacak geçmiş zaman
Pek yavaş eritilmesi gereken bir pastil gibi

Söz verdim Hiç konuşmayacağım geçmişi

Ama söz açmanın gereği var mı düşünüzde kemiren hayvandan sizi
Kemirsin diye sizi duyuyor musun yüreğime vuran gagasını
Söz açmanın gereği var mı düşlerindeki insanlardan
Orda yaşamında olsunlar diye kemirmek üzre beni
O düşlerindeki insanlar o yabancılar

Bense kovdum kendimden senin soluğun senin soluman olmayan her bir şeyi
Hayınlık ettim senden önceki göğe senden önceki ilkyaza sevincime acılarıma bense
Hayınlık ettim senin uğrunda baş dönmesine rüzgâra kadınlara
Tam bir sadakatsizlik umacısı olup çıktım senin için
Tahta mobilya gibi javel suyundan geçirdim geçmişimi
Bütün rahatlığınla yemek yiyebilirsin bu masada sen
Ne bardak izi var üzerinde ne şarap izi
Bak nasıl oyulmuşum unutuluşla
Oyulup çizilip kırışıp delik deşik olmuşum unutuşla
Yok artık bildiğim tek şey kendimden
Cehennemim senin cehennemin
Üstünde yara izlerinden başka damga yok
Senin acı çektiğin yerde
Bıçak derin iz açtı bende Çentik çentik oldum
Senin acı çektiğin yerde

Yalnız senin çektiğin acıyla dolu bütün belleğim
Yalnız seninle kanıyor bütün belleğim
İşte ezik içinde dizlerinin dibinde senin

Her şey bir yara bir delik çtı üstünde
Ayakkabındaki her çakıl
Zavallı bitkin omuzun
Birdenbire gecenin göz çukuruna çevrilen kurşun gözlerin
Bu akşamki haça gerilme bu bin dokuz yüz otuz sekiz yılındaki

Ve gövdenden daha çok ruhuna saplanan hançer
Cezasız kalan cellatların sana sözle ettikleri bu işkence
Bugün de arada bir ettikleri benimse arada bir engel olamadığım işkence

Geçerken söylenen bir söz postaya atılmış bir mektup
Ve kolay öldürme aracı telefon
Ah sevgilim bir hiçten öyle çabuk yaralanan bir çocuk gibi
Bende geçer bu bende
Derin bir çizik açar kollarım boyunca derin bir çizik sinirlerim boyunca
Ve ağzımda öldürme tadı bir tersine söz yüzünden
Bağışlamam seni sıyırıp geçen hiçbir şeyi
Vay haline seni ağlatan şeyin
İçimi kıyım kaplar sana eller bir iş etmeye görsün
Bir tayfunla tıkanır sanki karnım kollarım göğsüm
Çılgınlığım ateşim kanım dipten kopan dalga gibi tüm

Ha

Başkaları sevgilim
Sevmediler seni kin duyacak kadar
Çatlayacak kadar gözbebekleri
Yitirecek kadar duyguyu rengi gündüz

İyidir iyidir söz açmayacağım hiç bundan
Saklayacağım hep öfkeyi ağzımda
Çiğniyorum geçmişi işte vahşi ağzımda
Bu acılığı ben bu köpüğü ağzımda
Ak ve kızıl ağzımda

Pek yavaş eritilmesi gereken bir pastil gibi

Louis Aragon
Çev: Sait Maden

 
Ne Gelir Elimden için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Temmuz 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: