RSS

Etiket arşivi: Mahmut Temizyürek

Noktalar

Noktalarda duracak kadar dengeliyim
Dar dünyada diken üstü duruşlar

Doğrularım ki tutunduğum kuru dal
Dönüşsüz hatalardan öğrendigim yanlışlar

Yüzümde bir parça aydınlık bazen
Umutsuz geceler biter birden ışıyışlar

Evler şarkılar aşklar arkadaşlar bırakıp gittim
Her mevsim giden kuşlar gelen kuşlar

Her insanın rakibi yalnızca kendisiymiş
Köpek yarısı dünya seyirciler alkışlar

Kara değirmenler gordum kararıp kalmışlardı
Öğütmeyen öğünürmüş için için çürüyen taşlar

Kendime baktım, baktım ki herkes orda
Habil Kabil dünyaya dağılmış kardeşler

Ağzımda baharat tadı dolaşıp durdum şehirleri
Aslolan yolmuş yanılmak içinmiş bütün varışlar.

Mahmut Temizyurekaslolan_yolmus

 
Noktalar için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Temmuz 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Cam Fanus

Ne gidecek yerim var,
Ne gelecek kimse bana
Tarih, git diyor, sonuma git
Git de bul seni sen yapan kaderi
Bulmak, cama yansıtmakmış gölgeni

Çocukken öğrendiydim, hayat bir yılandır
Şimdi sergiliyorlar bir yılan gibi camekânda beni
Atamdı Gılgameş,
Onun heves diye bıraktığı ölümsüzlüğü ararken
buldum yılanı
Herkesin öyküsüyle buluştuğum andır bu an
Şimdi ne gidecek yerim var
Ne gelecek kimse bana
Oysa herkes burada

Nefesimden kalan buğuyu silerken bulduğum ayna
Bir bilmeceyi soruyor bana
şu görünen sen misin, herkes mi?
Sorgucularımın sorusu mu zordu
Ağlayan kadınlarda sızlayan ölülerin acısı mı?
Adına tarih denen yansıda
Herkesin katil olduğunu bilmektir acı
Sevindim buna sanırsanız yalan
Üzgünüm dersem eksik
Üzgünüm uğultusunu ancak kendinin duyduğu
Metruk bir değirmek olmaktan
Beni ben öğütebilirim ancak ve zaten
Takvime mezrası viran
Bir höyük olarak yazıldım
Ağır ceza saçma bana, ben orda kaldım

Zaman bendine takılmış kuru çöp nedir ki
Suya düşerken herkesin sarıldığı
Kan ırmağında bir karamuk dalı
Oluşundan bugüne gözyaşıyla sulanan
Dağdan kopan çığın kıra kıra savurduğu
Aşındım kayalara çarpa çarpa gövdemi
şimdi bir âsâ kadar yaşlıyım
Sizi duymam imkânsız, siz bugünsünüz
İmkânsız beni duymanız bu farfarada
Hayat denen şu günden artık çok uzaktayım
Neyim ki ben, fanusta bir tarih boğulmakta

Hayat diyorum, sanki bir hayatım olmuş gibi
Çocukluğum alıç dikenlerinin arasında bir yuvada
kalmış
Kimseyle tanışmadım habis akbabadan,
Hayta leylekten başka
Yaban armutlarının tadı kadar buruktu hayat
Geçtiğim yollarda tarihin cesetlerinden çit
yapmışlardı
Tutunacak bir renk aradım çiğnediğim ekinlerde
Bir nefes olsun aldırmadı beni sürükleyen rüzgâr
Rüzgârı çağırın sanık sandalyesine
Yanıbaşımda biri daha olmalı
Suça denk bir sanık daha

Kızıldan ve sarıdan oluşan dünyada
Aklımı yarama sürdüğüm ak sütleğenden bıraktım
Ne vardı onda ki yaradan sızan kan öfkeden
yeşil kabuk bağladı
Derin yeşil bir çıban
Kim öfkesiyle övünebilir çocukluk anılarında
Bir çocuk benden daha bilgedir hayat dersinde
Onun elinde oyunu bırakıp eve gitme gücü var
Kumu mağma yapacak nefesi duruyor ciğerlerinde
Bakmayın ajansların kapınıza bıraktığına
Toprağından koparılmış bir karamuk dalının ukdesi
Başka ne vardır durmadan dalayan içimizde

Oturduğum yerden kalkıp kalktığım yere
oturuyorum
Ertelenmiş hayat budur,
tarih bitmemişse budur yırtılan sayfa
Kapatılsa da, oturur kalkar bir daha, bir daha
O’yum ben, kederi tarihe gömülmüş her şey
Nehre bırakılmış sepette bir bebek de olabilirdim
Yıllar sonra karşınıza çıkan ve size suçunuzu
ağlayan
Ahaliye ibret yazılmış bir yılanın o çocuktan
farkı ne
Zehrimde ölüm denen acıya ilaç gizlidir
Bunları konuşuyorum kendime
Bunları dinliyorum kendimden
Beni bana geri vermiyor ceza
Kendime biçtiğim kefeni dikiyorum
Cesedim akbabaya kalsın
Ölmeliyim ki başlasın leylekten başlayan hayat
şu çocuk alıç dikenlerinden insin artık yeryüzüne
Kopup dağlardan, asılı dalından
İnsan denizine karışsın diye.

Mahmut Temizyürekmahmut_temizyurek_cam_fanus

 
Cam Fanus için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Temmuz 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İnsan En İyi

İnsan en iyi
kalabalıkta, akşamüstü öğreniyor kendini
adını, adresini, dünyadaki yerini
Şaşırtmasa, gazetelerden habersiz ağacın serçeleri
Gürültüyle gülüşüyorlar, toplanmışlar da
Saçma, ama yine de sapan kullanıyor çocuklar
Oysa insan bir ömür unutamıyor
mermileri, Köroğlu’nu, Robin Hood’u, Hazreti Ali’yi
yalanı, gibiyi, şeyi, filanı
aşkı, hasreti, beklemeyi
insan en iyi
kalabalıkta, akşamüstü öğreniyor

İnsan en iyi
birini dinlerken öğreniyor kendini
yüzün çırpınışını, elin kederini
bakıştaki anlıyor musun’u
sürçmedeki gizlenme telaşını
öğreniyor, yapıyor, ne iyi ki
kimsenin kimseye sözü kalmıyor
Gece boşalıyor, yıldızlar kapanıyor
açılıyor rüyanın fenafillah kapısı
Sabah, sır gibi saklanarak işaretler
ketum yüzlerle gidiliyor işe
işten güçten darp izi kalmasın diye
aşktan serçelerden piyanodan edebiliyor kendini.

İnsan en iyi
alışveriş yaparken öğreniyor kendini
ilaç almasa hastalığını şaşırtabiliyor
Ceket almasa mevsim değişmeyecek
Plak filan almasa sessizlik, sessizlik!
Gözlüğü yoksa nasıl sakınsın gözlerini
Arabası olmayanın uzağı yoktur
Bunları söylemese saçmalamayacak belli ki
Ama insan en iyi
alışveriş yaparken öğreniyor kendini.

Nesli, en sıkı yalnızlık şiirde
Başta türde yazarken çoğalıyor insan
Herkes hizaya geliyor üstelik ve sağdan
bir-ki,…,altımilyar, bir de sen
Nesli, bu şiir iyi değil mi?

Mahmut Temizyürek

 

 
İnsan En İyi için yorumlar kapalı

Yazan: 30 Aralık 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İnsan Tutkusudur

İnsan tutkusudur, ona benzer
Yaşken güneşle dağlar gezmiş…

Yorgun gelmiş bir kedidir insan
hayatı yinelemekten.
Kalbine koy, uyuyakalır
Tırnakları gevşer,
mırıltısı damlar damardan

Unutur bazen kurutulduğunu
Bu var ya, bu tutku,
her gece kazana atılır rüyasında
Sabah, acı da pıhtılanır.
Esirlerden
alınma kandan böyle bir huy geçmiş

Akşam, açılır ansızın bir
rüzgârla tutkunun arka kapısı
Yalnızlık aç bir kedi, girer içeri

Mahmut Temizyürek

 
İnsan Tutkusudur için yorumlar kapalı

Yazan: 07 Aralık 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kırılgan

Ürktün oğlum, huylandın hep, az mı kışkırtıldın yalnızlığa
daha kirpiklerin kırpışmadan doluşan anılar da bıraksın istedin seni
bir kör kadar sabırlı olamadın, alaycı hiç
yazık ki sağırlar kadar alıngandın
Bir çift göz gezinse gözlerinin karanlığında
çalınmış buluyordun yoklandığında kalbini
Kalbin! ayaklanan bir sığırcık sürüsü kadar gürdü kalbin
Kalbin! onu yeniden tanımla, unuttuklarınla
süt kutusunun yaldızından sızdırdığın ışıkla okuduğun mülkiyetin kökeni
onu koru diyordu sana gerekecek paylaşım savaşlarında
kalbinden başka verecek mülkün yok yoksullara
Yıllar geçti oğlum, bulduğumda seni
nabzın yalnız geceleri mırıltılı ve berrak
gündüz kire ve sabun tozlarına karışarak akıyordu
yağmur mu yağıyordu kederin mi çarpışıyordu bulutlarla

Umabilirdin oğlum, yüzünde kireç kuyularından kalma yanıkların olması
uzanabilirdin beyninin son rahat kıvrımlarına
her gece sarsıntılarla irkilmeseydi hayatın, sancılarla
yine dayanabilirdin oğlum, alışabilseydin ayrılıklara
şimdi mavi hâlesine tavaf ettiğin dünya
‘denizimde boğulacak kadar güzel değilim’ diyor sana
‘gittikçe aşınıyor prizmalarım, arzum kalmadı kırılmalara.’

Biliyorum oğlum, o onu bilsen de gideceksin
ben seni kırılmaktan oluşmuş bir mordan doğurdum
acıdım sana, acını gizledikçe sevdim acıdım sana
unutturmak istedim kalmış son birkaç çağıltıyı da
aşkı mesela
aşk geniş açıyla kırıyor kırılınca, büyük acıyla
ah oğlum,
ayak tozları savrulduğunda rüya
iz
ve rüya.

Mahmut Temizyürek

 
Kırılgan için yorumlar kapalı

Yazan: 13 Eylül 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Aklı Boşver, Hoşça Kal Yurdum

Eyyo diye başlasın bu şiir
İlk kar sevinci sansın çocuklar
Ruhum, sivri dilini batır şu şehre
Cami avlularından uçuşsun kuşlar
Sözlerin kavuştuğu ilk insana sarılsın
Yol değiştirsin, şuradan gitsin
Ulaşmak istediğin sıcak yataksa
alacağın bir şeyler olmalı
bahçelerden, balkonlardan, pencerelerden
titreşen diri memelerden mesela.

Bura, ora, öte ve sınır-öte
AyşeFatmaHayatSuDenizAteşBuz
GururluRomyçılgınBettyhüzünlüTanya
varacağın yer bir insansa
ve insan ulaşmaksa, unutma sakın
gözucunda tut ruhunu, kaydırma
Sen duymuyorsan ne kimse kimse, ne sen sen,
ne bura bura, ne sınır-öte.

Akıl mı? aklı boşver, şiirlerinde bile
İptir akıl, ruh atını bağlar çayıra
aldanırsın ipin uzunluğu kadar
özgürüm diye
özgürlük ipsizliktir oysa, ya da
bağlanmaktır incecikle, pamukla
şu çıldırtan güzelliğe, hayata.

Var ya!
Hayat kocaman bir yanılsamaysa
neden küçük bir dikkatsizlik olmasın intihar da.

Mahmut Temizyürek

 
Aklı Boşver, Hoşça Kal Yurdum için yorumlar kapalı

Yazan: 13 Eylül 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Hür Kuşlar Tufanı

Ellerine doğmuştuk hevesle
Irağın olduk şimdi senin
Kapılar yüzümüze kapandı bir bir
İnandık ki dünya gelip geçilen yer
Geçip gitmek yaşanacak her şeydir

O ince zekâ, kılcal bilgi
Olabilir saymıyor bizi
Biz ki, gövdesi varsa oyuz dünyanın
Bu yalın ayakları, bu sakar elleri

Bir adacık oluyoruz konduğumuz her yerde
Orada, öbür adaların yanında
Bir adacık, ki herkes bir boz, bir mavi
Kendiyle uğunan kumrularız
Savrulan toz zerresi

Böylece kurtuluyor şehirler vebadan
Lekesi kalmıyor kanın sokaklarda
Çöz kuşaktan ipini, sal gövdeni köprüden
Vücudunu parça parça pazarla
Her şeyimiz soğuğun, açlığın bedeli
Ölüm hemen, yaşam kısa vadeli
Yıldızları kayıp duran gecenin
Koynunda kadınlar ve çocuklarımız
Ölüyorlar birden
Bir eflatun dağ tozu koklayıp koklayıp

Söndür ışığını, sil hatırasını ve kapan
Dönemez ki ufka baktıkça yol gören göçebe
Her daim o yağız incedeyiz, o sarp uzunda
Havlimiz canımızdan taştıkça ülkeden ülkeye
Yolları kesiliyor uygar Roma’nın
Gövdemizden akan sidik, kan, ter, asit
Sınırları eriterek çıkıyoruz her meydana

Kıyıları o cam fanus boşluğa
Çarpa çarpa kırılıyoruz

Ey ukdesi, var kalan her göçebenin
Ey kavuşmak rüyası peygamberlerin
O yüce dağa, bir daha başın diye konsak senin
O yaşlı nuh taşını alnın diye öpsek
Geniş yaylalarda çiçeklensek tür tür
Islansak neşemizin teriyle
Yaralarımızı şarkılara belesek
Şımara taşa kalbimizin bendinden
Bıraksak gemini atlarımızın
Mahpusu olduğumuz bu dışardan
O vakit kurtulur muyuz?

Sor ki, muştusu bizden gelecek
O ki, bir seraptan doğurdu
Kâbuslardan fırlatıp
Kıyımlardan artırdı hayat bizi
Böyle bir havlin kavmiyiz
Açıldık denizlere
O korsan takalardan
Salkım saçak döküldük suyu
Kimimiz dibe çöktü
Kimimiz çöp, dalgadan dalgaya

Hangi şehir ister bizi
Hangi gurbet ev olur
Çıkış nerde, kıyı var mı
İzi var mı umudun yollarımızda
Sor bize
Denizin dibinde demirden mezar
Onu sor
Uykular buz mavi, buz ayna
Salınan kıyısız bir okyanus üstümüzde
Soğuk keskin bir hızar
Bize gelince
Kesikle kırık, ıslakla kavlak
Bize gelince
Kirliyle çıplak

Canımız hayli alaflı, gözler köz
Akıyoruz ırmakları tersin tersin
Püskürülmüş lavız, toplaşıp dağ oluyoruz
Ürpertiyoruz ışıkları renkleri
Yırtarak yüzünü şu mavinin, şu berrağın
Gövdemizi kanırtarak yazıyoruz
Hayatın alın yazısını
Her şeye barbarız, her şeye tufan

Dönüşler kapandı çoktan, zaten biz
Her ufka baktıkça yol görenleriz
Arzumuz, varılacak hayatın tek kayrası
Kalbimiz, ölçüsüz haritası yeryüzünün
Biziz o, vakti gelen yokluk tanrısı

Mahmut Temizyürek

 
Hür Kuşlar Tufanı için yorumlar kapalı

Yazan: 13 Eylül 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ömüryiyen

Nasıl bir hırsla çıktıysam o mahşeri kıtlıktan
Lanetlenmiş bir obur oluverdim sonunda
Her şeyi rüzgâr hızıyla tüketebilirim 

Hayalleri, umutları, ütopyaları
Olmamış sayabilirim bir anda
Yüzüm asitlerle yıkandıkça matlaştı 
Nefretimin aynasına dönüştü zihnim
Öfkemin salyasından serumlarla doyup
Kahrettiğim her şeyin donuna girdim
Hazlar acılar gündelik maskem oldu
Bazen iskeletimle bazen gölgemle
Bazen hıçkırığımla dans edebilirim
Hıncım bile zarifleşti zamanla
Duygusu belirsiz huylar edindim
Tükettim eski dostlarımı bir bir
Yenileri habersizce aldı yerlerini
Sıradan bir veda töreni buluşmalarım
Anılarını kemiren âşığa döndüm
Çocuklarını yutan devrime
Nehirleri kurutan güneşe
Taşkınsız yağmayan yağmura
Kayboldu ruhumdaki esirgeyen yas
Güdüler kulumken efendim oldu
Sözüm el sözü gibi geliyor bana
Bu halime bir de sağırlık ekledim
Bunlarla bir olup geçtim karşıma

Düştükçe büyüyen çığ gibiyim bu gidişle
Bir gün benden bir nem bile kalmaz dünyaya

Mahmut TEMİZYÜREK

 
Ömüryiyen için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Mayıs 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Atlar Gibi

atlar gibi, diyor yaşlı adam
ne şahlandım ben de bir zaman

yaşam ki heves uçurur seni
durur birden esen rüzgârın

o kalıyor bir de
toprakla Sevişirken o
tadı yağmurun
anılar gibi kuruyor tende

şimdi gidiyor oldum
benden önce gidenlere
sözünüz varsa deyin
ölüler bir şey bekler o yerde

Mahmut Temizyürek

 
Atlar Gibi için yorumlar kapalı

Yazan: 07 Mart 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Boşlukta Bir Akarsuyum

Boşlukta bir akarsuyum
Bir uçtan bir uca geçen boşluğu
Zaman oynaşır içimde
Güneş emer toprak sorar
Göz kamaştıkça o tatlı yanılmalar
Oysa ne başlangıcım ne sonum
Akan bir gümüş madeniyim gece
Gündüzüm elmas uyku
Sesim var kuşlara şaka
Gövdem uzanır yıldızlara
Ki varlığım boşluğa damla damla sızıntı

Varlığım yadırganmaz bir yeryüzü konuğu
Yadırgansa da acı vermez koynu yalnızlığın
Kuşların konduğu bir noktayım gökyüzünde
Hiçlik kadar koyu
Hissettim bunu senin boşluğuna sızlanırken
Tam öyleyken yanı başımda buldum seni
Senle başladı keder bir daha
Beter bir bulantı, daha, daha
Akıp gidiyor o çağ bu çağ
İçine ne yazılsa silinecek bir dağ
Gibi bir akarsu
Hiçliğim uzadıkça buharlaşan akarsu

Mahmut Temizyürek

 
Boşlukta Bir Akarsuyum için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Mart 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: