RSS

Etiket arşivi: Malatya

Malatyalı Aşhan Ananın Oğluna Mektubu

Çağam İrecep;

Gadan alır, gözünü yerim. Biz seni çoh ösgedik, sen bizi heder ettin. Bu mektupta sana çoh sözüm var bizim pegin bitişiğindeki pegin sahabısı hozzik Şaben papur yolunda ganereye giderken tomofile çarpmış, yere debelenmiş, arnının çatına daş girmiş. Oğlu heyirsiz Mahmıt loynan eve getirmiş, mabeyine döşek serip Şabeni uzatmışlar. Duz çevirdiler, gurşun tökdürdüler, hah ölür dedi ama dert bile yapışmadı Şabene. Evveli gün aminle bi godafa mişmiş dutup Şabeni sormaya gettik. Şaben yerde debelenirken sakkosu yırtılmış, gopçaları tökülmüştü. Sakkosunu yudum gopçalarını tikdim, cıncılı gibi ettim… Şabenin canı marhuta,pıtpıt, isot gızartması istiymiş, yapdım, yedirdim ama hora geçdiğini de zannetmiyim…

İrecep geçen hafta pohlu cegetten vurdum, gavur hamamına geddim. Hamam havletti, şendik yohdu, bi gözel yundum, arındım. Eve geldim canım bi şovra istedi. Bi şovra vuram dedim, kevgürü bulamadım. sonra hatırladım, takadaydı…

Çağam boynumdan bi hap bozdurdum, gardaşın bana bi gözel zıbınlıh aldı, günecenin altında sındıynan kestim, biçtim, tikdim sındıkçıya goydum,alem çatladı…

Çağam hıznada şare gavururken, gakırdah tenekesini açık unutmuşum, içine sıçan düşmüş, bi teneke gakırdah efin tefin oldu getti.

Çağam bizim derhatlenme yerindeki delikten içeriye hozelek giriyi, heç irahatımız galmadı.

Geçenlerde bacıngil bize gelmişdi. Bacının ufak oğlan çapa çapa daşlığa girdi, sırptı, sırtı guylu yere çahaldı,bacının aklı gitti, çağa gorhudan ağlıya ağlıya çıtladı. Neysemki dedenin göncüğünde acık gızamığ şekeri varmış. Verdi de çağanın sesi kesildi. Bi daha da sırpıncah yerde çapmak neymiş, örgendi…

Çağam dünegün guymah yapmışdım, İrecep bunu severdi dedim,boğazımdan geçmedi. Bıldır aldığımız tavuğun altına on yumurta goyup pinde gurka yatırdım. Bi sürü cücügümüz oldu, görsen aklın çıhar.

Çağam dün gece böyükanan ayak yoluna giderken,pisiğin manuğu damın ayahcağından üsdüne hoplamış, gorhudan böyükanan altına gaçırmış, bu sabah tumanını yıhadım, tuman nezelmiş, iler tutar yeri galmamış, liyme liyme oldu elimde kaldı. Gel şimdi böyükanana laf anlat. Bizim sarı inekte guzuladı guzulayacak. İzin alır da gelirsen ağuz yemeğe yetişirsin işallah, havalar çoh gözelleşti,çigdem eşkın pepeguş çıhtı. Bu hafta dağa kenger toplamaya gidecem.

Çağam sana gız bahmaya başladık. Geçenlerde Çarmuzu’da iyi biri var dediler, iki kök nahna alma mahanasıynan gidip gızı gördük. Gızı şöyle bi çala gördüm, boyu posu eyi de azıcığ zayıf. Yengen hamamda görmüş “vallah bacım bedürük gibi gız, acıh tavlanırsa köşe yastığı gibi olur.” dedi ama, biliysinki yengeninde bi sözü bi sözünü tutmaz. Acığ daha düşünek hele… Güççük bacın İmmihan’a şerbet içecektik. Yanıyumruların Hınız Azzet gelip nişanı attıklarını söyledi. Dert yapışasıcalar, torpağıma gidesiceler, pegine pancar ekilip gözüne Maraş gatranı çekilesiceler, gidip gızımı kesmişler.Gızımın elinden iş gelmezmiş de,gözel değilmiş de…Bi sürü laf…

Gızımın ay gibi yüzü, ceylan gibi gözü bedürük gibi golları var. Yanağları gelelli elması gibi yanıyı…

Çağam biliymisin. Bacın yigirmiyedi çeşit küfte mi yapmıyı, mişmiş mi yarmıyı, bulgur mu gaynatmıyı, inek mi sağmıyı, tut mu toplamıyı, bastıh mı sermiyi, degirmana mı gahmıyı?…

Yerişip yetmeyesiciler, bu kadar yalanı nasıl uydurmuşlar.

Kahtalı Abuzer, Besnili Vakkas, Antepli Ökkeş, Aşağışeherli Hacıbayram, Çırmıhtılı Ali Seydi, Çarmuzulu Vahap, Adafılı Yakup azmı istediler bacını da vermedik. Bu Cumaliye de pavruka da çalışıyı, gız uzağa getmesin diye verimkar olduğ. Onu da gözleri götürmedi, gidip gızımı kesdiler torpah başlarına, heç de almasınlar gızımı, onu mu dert edecem. Benim gızım Gediklilere layık Allah’ıma şükür.

Hepsine dert yapışsın, iki gözleri bi delikten çıhar da sesleri Gorucuk dan gelir işşallah…

Kesdane kebab, acele cevap!

Anan Aşhanmalatya-agzi-mektup-ashan-ana

 
Malatyalı Aşhan Ananın Oğluna Mektubu için yorumlar kapalı

Yazan: 26 Nisan 2018 in Mektup, Şiir Gibi

 

Etiketler:

Vadim o kadar yeşildi ki

Bir Malatyalı neden Karadeniz’e, Akdeniz’e ya da Ege’ye mahkûm olsun… Yeşille kaplı, gür suların aktığı, şelalelerin süslediği vadilerde yürümek için illa Karadeniz’e mi gitmek gerekiyor?

Yüce Allah’ın yarattığı kâinatın her köşesinde farklı güzellikler hâkimdir. Gezenler, arayıp duranlar ve kalp gözü açık olanlar için tadı çıkartılacak mekânları bulmak zor değil…

İşte böyle bir güzellik, Darende’de gizli…

Saklı cennetlerden biri Günpınar Şelalesi’nin arka tarafında bulunuyor.

Herkes yaklaşık 40 metreden, üç kademe halinde göle düşen şelaleyi bilir. Gider, alttan bakar, bu muhteşem güzelliği temaşa eder, çayını içer ya da yemeğini yer geri döner. Hâlbuki, Günpınar Şelalesi, arka planda muhteşem güzellikleri saklayan son noktayı oluşturuyor.

Peki, bu saklı cennete yolculuğumuz nasıl başladı?

Darende ve Malatya aşığı, gönüllü faaliyetlerin kıdemlisi, sevgili dostum Bekir Sözen uzun zamandan beri Günpınar Vadisi’ni gezmekten bahsedip duruyordu. Artık o tarihi gün geldi çattı. Beni nasıl bir güzellikler zincirinin beklediğinden habersiz, sanki normal ve sıradan bir mekânı gezmeye gidiyormuşuz gibi hazırlandık.

Hazırlık gerekiyor.

Ayağınızda bir lastik ayakkabı, şalvar tipli bir pantolon, eski bir gömlek ya da tişört, kalın bir çorap giymeniz gerekiyor. Yanınıza başka hiçbir şey alamazsınız, ne bir çanta, ne bir gözlük (Ki ben gözlüğümü kaybettim vadide) ne telefon ne de fotoğraf makinası… Hiçbir şey… Peki o zaman resimleri nasıl çektik?!

Makinamızın suya düşmesini göze aldık. Canımızdan daha çok koruduk, iki kişi olduğumuz için birimiz suya batarken diğerimiz makinayı tuttu. 50 defa ayağımız kaydı suya gömüldük, ama yine de bayrağı yere düşürmedik, pardon fotoğraf makinasını… Öyle olmasaydı siz bu kartpostal değerindeki resimleri görebilir miydiniz?

Neyse Bekir abi ile beraber düştük yola…

Önce araçla Günpınar Şelalesi’ne geliyorsunuz, fakat şelaleye girmeden, Elbistan yolu üzerine devam ediyorsunuz. Birkaç kilometre sonra asfalt yoldan çıkıp, sağ tarafa dönüyorsunuz, toprak yola… 4-5 kilometre daha gittikten sonra araçtan iniyorsunuz. Demek ki şelaleden toplam 8 kilometre sonra yürüyüş noktasına ulaşıyorsunuz.

Araçtan indik.
Ovanın tam ortası…
Kupkurak bir yer.
Ne bir su var, ne bir dere…
Güneş beynimize vuruyor.

İçimden dedim ki, “Bekir abi galiba kafayı yemiş, hani nerede bu dere?”

Sardı beni bir merak… Neyse, bunda da bir hayır vardır dedik ve sabırla yürümeye başladık.
Kurumuş otların arasından, dikenlerin bacaklarımızda açtığı küçük yaralara aldırmadan ilerliyoruz.
100 metre kadar ileride küçük bir yeşillik gördük, aaa bir de ne görelim, küçük bir su kaynağı… Azıcık azıcık, tembel tembel akıyor.

Dedim, “Koskoca Günpınar Şelalesi’nin suyu bu kadarcık mı?”

Sabır yok bende… İstiyorum ki hemen karşıma gürül gürül akan dereler çıksın.

Biraz daha yürüdük, bir pınar daha, biraz daha yürüdük bir pınar daha, aşağı indikçe pınar pınar pınar…

Birden ruhumuz şenlendi… Ölüm sonrası hayat gibi…

Bir anda, kupkuru bir bölgede, ansızın önümüze gürül gürül akan bir dere çıktı, ne zaman, nasıl çıktı anlayamadık!

Bu Allah’ın bir mucizesi… Büyük bir nimet! Akıl sır ermez!

Dudaklarımıza şükür ve dua, elimizde makine, ilerlemeye başladık. Artık dere o kadar coştu, yeşillikler o kadar arttı ve vadim o kadar güzelleşti ki, Bekir abi hakkında suizanda bulunduğum için utandım.

Artık beni tutana aşk olsun…

Derenin kollarına bıraktım kendimi… İster sürüklesin, ister bir kayaya çarpsın, ister bir şelale gölünde döndürüp dursun, isterse tatlı ve soğuk suyun içinde boğsun!

Dünya hayatı bitmiş, sırat köprüsünden geçmiş, imtihanı kazanmış da sanki cennet kapıları açılmış bize… Birden aklıma cenneti tasvir eden ayetler geldi:

İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: “Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir” derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar. (BAKARA/25)
Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır. (RAHMAN/54)
İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır. (RAHMAN/50)
Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır. (MÜRSELAT/41)
Bu orada bir pınardır ki, adına “selsebil” derler. (İNSAN/18)
İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları vardır. (RAHMAN/48)
(Bu cennetler) yemyeşildirler. (RAHMAN/64)

****************

Vadiyi iki ayaklı bir insan değil de sanki bir kelebek gibi uçarak gezdik. Kayaların yolumuzu kapadığı yerlerde alttan yüzerek geçtik, yüksekten akan şelalelerin üzerinden atladık, ağaç kütüklerinin üstünden bir tavşan gibi atlayarak geçtik, kimi zaman dağlara patika yollara çıktık, güvercinlerin yuva yaptığı kayaların üstünden uçurum kenarlarından bir kartal gibi süzülerek ilerledik, bir yamaçtan bir yamaca fişek gibi zıpladık, uçtuk, yuvarlandık, düştük, kalktık…
Hem suyunu içtik hem de suyunda yüzdük…

Ruhumuzu özgür bırakarak, hiçbir tehlikeye aldırmadan… Kana yavaş yavaş karışan bir uyuşturucu gibi her bir şelale ve göl bizi kendimizden geçirdi.

Aklımız başımızdan gitti.

Akıllı olsaydık bu zevki tadamazdık.

Akıllılar şehirde para kazanıyor. Kaybettikleri ruh sağlıklarını ve sekineti (iç barış ve huzuru) kazanmada harcamak için… Ne tuhaf değil mi?

Aldırma gönül aldırma, sen vadinde gezmene bak!

Dünyalık değerlere göre toplam iki kilometrelik vadiyi, beş saatte bitirdik. Ama gelin bir de bize sorun, uhrevi olarak sayılara sığmayan bir mutluluk ve haz yaşadık.

Yüce Allah’ın biz fakir ve aciz kullarına sunduğu bu muhteşem güzellik karşısında sadece ve sadece dilimizden iki kelime döküldü: “Allah’u Ekber!”

Sürgün hayatı yaşayan biri için, Yüce Allah acaba hangi iyilik ve ibadetim için bana bu güzellikleri armağan etti?

Bilemiyorum.

Hak etmediğim bir mükâfatı kazanmanın mahcubiyeti ile Günpınar Vadisini baştan sona gezdik, şükürler olsun Yüce Allahımıza…

Turun bitiminde, tabiat ayetlerini bize sunan Allah’a secde ederek, şükranlarımızı sunuyoruz. Sonra da Belediye Başkanı Süleyman Eser’e, Başkan Yardımcımız Durmuş Doğan’a, Özel Kalem Müdürü Aslan Tektaş’a ve tabi ki rehberimiz Bekir Sözen’e teşekkür ederek sizleri muhteşem manzaralarla başbaşa bırakıyoruz.

Alişan Hayırlıalisan_hayirli_fotograflari

 
Vadim o kadar yeşildi ki için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Eylül 2015 in Şiir Gibi

 

Etiketler: ,

 
%d blogcu bunu beğendi: