RSS

Etiket arşivi: Mehmed Uzun

Sessizlik

Sessizlik yorgunluktur; yorgunluk değilse kederdir; keder değilse hasrettir; hasret değilse sızıdır; sızı değilse derin bir düşünce, bir anıdır veya bütün bunlardır veya bunlardan bazıları.

Mehmed Uzun
Dicle’nin Yakarışı-Dicle’nin Sesi 1sessizlik

 
Sessizlik için yorumlar kapalı

Yazan: 24 Şubat 2016 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

Kırlangıçlar

Kırlangıçlar, ahır damları, dut ağaçları, incir ağaçları.
İbriklerle kaya oyuklarına kırlangıçların suyunu döken yaşlı kadınlar.
Kırlangıçlar, yüksek serin yaylalar, her dem yeşil ormanlar.
Avluları geniş, eğri kemerleriyle hanlar, kervansaraylar.
Dereler, göller, pınarlar ve derin kuyular.
Ve nehir, sabah ve akşam vakti güneşin sarı ışıklarına boğulan Dicle nehri.
Ve sularına batıp çıkan kırlangıçlar.

Kırlangıçlar ve sesleri: viç viç viç viç.
İnsana bir mucizeyi hatırlatan sesler.
Zamanın perdesiyle,
Külün ve tozun perdesiyle kaybolmuş şehirler.
İçinde ne bitki, ne de hayat var.
Ve o, onun sesi, kaybolmuş şehirlerin
üzerine yükselen höyüklerin tepesinde.
Ve onların viç viçleri.
Yanmış, yıkılmış bir kale, duvarının yarıklarında
Artık yılanların, çıyanların, akreplerin dolaştığı, baykuşların öttüğü.
Yıkılmış bir evin avlusunda
Otlar boy atmış.
Avludaki kurumuş kuyunun taşları arasında
Rengârenk çiçekler açmış.
Ve o, onun sesi, ötüşü onun.

Bir ana ve bir çocuk.
Kılıç sesleriyle kesilmiş bütün seslerin ardından
Onların sesi, meydana gelmez mucize.
Anne ve çocuk, birbirini kucaklamış, üst üste.
Samanlık. Saman ve ot kokusu. Kan kokusu.
Önce ses, inilti, ah çekiş,
Sonra gözler, bakış.
Kaşlar, kirpikler. Gözbebekleri. Kan içinde.
Yara, kan, acı.
Annenin eli çocuğun yüzünde. Kan, sadece kan.
El kanı temizliyor. Ancak yine kan.
Ancak seste, çocuğun ağlaması, erkek çocuğun iniltisi.
Hayat, her şeyden sonra yine hayat.
Kılıç darbesi, ölüm, kan ve hayata dönüş.

Kana rağmen, göz açılıyor. Bir kez, iki kez.
Kara bir perde ancak bir tutam ışık
Karanlığın içinden.
Karanlık, aydınlık. Aydınlık, karanlık,
Suyun dalgaları üstünde sallanan bir kelek misali,
Bir karanlığa doğru, bir aydınlığa.
Kucak, annenin sıcak kucağı, yumuşak, derin.
Islak kucak, kan sızıyor,
Nefes, koku, bir annenin sıcaklığı.
Hareket, önce eller, sonra kollar, omuzlar, ayaklar, bütün beden.
Yavaşça, usulca.
Hareket, bir kez, iki kez…
Samanlık, saman, ahır, yoğun bir sessizlik.
Ne koyun sesi, ne insan.
Hareket, yerde, samanın üstünde.
Aydınlığa doğru, açık duran kapıya.

Kapının önünde, yerde, sırtüstü.
Anne ve çocuk, birbirini kucaklamış,
Kanın içinde.
Aydınlık, güneşin sıcak ışıkları.
Koku. Toprağın kokusu, otların, çiçeklerin, reyhanın.
Ağaçlar, çalılar. hafif bir yel,
Etrafta, ağaçların dalları ve yaprakları arasında,
Yarılmış, kesilmiş yüzün üstünde.
Kızıl ışıklar, kandan kıpkırmızı yüzün üstünde.
Gökyüzü. Masmavi. Üstünde beyaz yumaklar, yün yumakları gibi
Yeni bir gün, yeni bir aydınlık, yeni bir soluk.
Ancak ne bir ses, ne bir nefes, ne de bir seda.
Ne çoluk çocuk, ne kadın erkek, ne de yaşlılar.
Ne tavuk horoz, ne koyun kuzu.

Tam o zaman. Bir başına, ağaçların üstünden,
Köyün çeşmesine doğru, suya doğru.
Yabancı, göçmen, misafir,
Küçük, nazlı, narin.
Siyah beyaz. Kuyruğu çatal.
Ancak o, onun sesi. Viç viç viç
Kırlangıç. Mucize.
O an kırlangıcın sesi, hayatın sesi…

 

 

Mehmed Uzun

 
Kırlangıçlar için yorumlar kapalı

Yazan: 03 Ağustos 2014 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Diclenin Sesi

dil kayıp
boğaz kurumuş
yürek çöl gibi;ne ses ne de seda
karanlık sadece dipsiz bir karanlık;ne yurt ne devir ne de devran
ne bir insan ne birşey ne bir söz ne de bir ses
sadece karanlık
sesin karanlığı;sessizlik
kaderimiz Stêr’im sadece şu oldu;sessizlik
talihimiz karanlıklarda tohum kanda fidan
karanlık gecelerimizde dallar yapraklar
endişe ve korkularımızda derin bir inilti
talihimiz Stêr’im benim
başımıza gelen belalar suçumuz bizi
karanlık gecelerimizin dipsiz bir vadisi
sessiz günlerimizin sert ve sivri bir doruğu
talihimiz;çaba boşuna istekler boşuna boşu boşuna aşk

neydi günahımız bizim karanlık gecelerimin Stêr’i?
neden böyle bir talih?
neydi suçumuz kusurumuz neydi?
hatalarımız neydi,neydi kötülüklerimiz?
neden payımıza düştü sessizlik?
neden ateş yangın yıkım göç elem ve keder?
neden dönüşüolmayan yollar donuk ülkeler neden?
neden gece sadece gece neden?
neden gülü olmayan dikenler?
neden acı sadece sızı?
kimdik biz,bizkimdik boş gecelerimin Stêr’i?
adımız neydi,yurdumuz neresi,neresiydi ülkemiz?
neyi anlatıyorduk neydi dilimiz?
bütün hesapları neden bizden soruldu dünyanın?
Stêr’im benim,kurban olduğum
neden kurban seçildik biz?
neden kan dolu bir göç,yara dolu bir beden?
ama neden bu kahrolası talih?

bizi hiç bir zaman görmemiş
yanımıza uğramamış Allah şahit;
seni sevdim Stêr’im
senin aşkınla attı yüreğim
sıcaklığınla var oldu sefil hayatım
hayatın ışığı senin mavi gözlerinde
varoluşun ışığı
gözlerine sığındım senin kimsesizim benim
seni sevdim
saçların Dicle selleri
göğsümde bir cudi serinliği
sizler vardınız yarim benim sen ve aşkın nöbeti
o yatak cennet yurdum benim
o döşek o çarşaf o yorgan o yastık
çocukluğumuzun yaylalarının serin yeli
şimdi senin kanınla kızıl
şimdi cehennem her şey cehennem şimdi

bekle beni Stêr’im
sığınağım benim
yola çıkmış geliyorum
sözlerim sessiz türküm benim
senin için ben gelene kadar
sözlerim içinde senin aynalarının duruluğu
apak bir yüz gösteren aynaların
şafakta öten bülbüllerin nazlı sesini
derin vadilerden çıkmış güzel bir kızın sesini hatırlatıyordu bana
duru sözlerim senin için hepsi senin için ölümün kızı
yara derin yüz ezik kül rangine bürünmüş
kan..kanın kızı;kanla varolmuş kanla giden

teşekkürler güzelim
seni tanıdığım için teşekkürler
bedenin iniltin gülüşün hayatın
sesin olan sessizliğini senin
aşkın
teşekkürler kötü talihim benim
teşekkürler göklerimin yıldızı..

Mehmed Uzun

 
Diclenin Sesi için yorumlar kapalı

Yazan: 17 Aralık 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: