RSS

Etiket arşivi: Mehmet Baş

Kırılmış İşte

Zamansız ayrılıkların mahşerinde dörtnala koşan bir attır zaman
Deli rüzgârların önüne katıp savurduğu hayallerin bahçesinde
Baharlar balkonlarda ki saksılara sığdırılamaz artık
Sukut zehirden bir ok gibi deler geçer çığlıkların kalbini

Kaderin ıslak caddelerinde bir yaya geçididir sevda
Yollar tuzaklarla doludur her menzilde bir canavar
Apartman duvarlarının insafsız boşluğundan
Reklam tabelalarının kalpsiz hürriyetinde esir

Saatlerin denizinde saniyelerin gemisiyle taşınırken
Kaderin sularına gömülüyor kederden düşler
Kalbimin surları bu muhasarada bir bir aşınırken
Şakağıma dayanmış bir silah gibi geçiyor günler

Kendi kendime ağırlık yapıyorum kendi kendime
Hayatın resmini yapıyorum denizin fırçasıyla
İçimin çıkmaz sokaklarında üşürken çiçekler
Her dalgada yeniden yeniden doğuyorum sahile

Bir sakız gibi şişirirler ve patlatırlar gönlünü
Reklam arası tebessümlerine kanma dünyanın
Ateşten labirentler gerilir bilemezsin önüne
Gel de alevsiz ateşinde yanma dünyanın

Fırtınalı denizlerden sor beni batan gemilerden
Gidipte dönmeyen sevgililer ülkesinden
Gece bir ısırgan otu gibi değer kalbime
Zindan ki gözlerimin demir parmaklığındadır

Karaya vurmuş bir ceset gibi yalnızız hepimiz
Evlerin boyalı balkonlarında kalakalmışız
Ruhumuzun kumandası açmıyor gönülleri
Bir çamurdan hayalin ortasına dalakalmışız

Günah defterim kadar ağır bir sıkıntı var kalbimde
Bulutsuz yağmurların peşinde ağlarken gece vakti
Kırılmış işte neyleyim sabrımın asma kilidi
Evlerin kapısına dadanmış bir hırsız gibi sinsice

Cehennemi doğuranlar cenneti ayağında taşıyanlar
Bir yüz verin bana bir yüz verin çağların ötesinden
Düşünüyorum düşünüyorum çıkamıyorum bu denizden
Bir rüzgârın peşi sıra savruluyorum güneyden ve kuzeyden

Mehmet Baş
 
Kırılmış İşte için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Eylül 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Tabirsiz Rüyalar Atlası

Kara toprağın kendi kendine dönmesinin adını ölüm koymuşlar
Atların yelesinde savrulan hüznümün kalbinde atan bu aşkı ölüm koymuşlar
Kara büyülerin tezgâhında biçilmiş ve düğümlenmiş nice intihar çığlıkları
Her masal bittiğinde gökten düşen üç elmanın adını ölüm koymuşlar

Bense dilsizlerin konserine gidiyorum aşkın namazsız kıblesinden
Cehennem göğüslü ağıtların şirazesi kaçmış defterinden
Hüzün ayazda kavrulmuş bir bahar çiçeği gibi üşürken içimde
Bir telaşa kapılmışım bir telaşa âlemin şu yalancı gölgesinden

Bahar senin göbek adın demişti dilini bilmediğim bir gökyüzü
Suskun ırmak deltalarından ve rüyaların tuzlu gözyaşlarından
Hayal denizlerinden karaya vurmuş mısralar dermeye giderdim her akşam
En büyük yalan sendin ey dünya ve sendin kırık kalplerin ümidini çalan

Bir af dilekçesiyle senden sana doğru yola çıktığım günün akşamında
Gönlüm ki ateşin suyun ve toprağın ortasına kurulmuş bir idam sehpasında
Kalabalıkların uğultusuna karışmış yalnızlıklar sinek gibi üşüşürken başıma
Aşk kırık bir ok misali saplanmış kalbimin en senden yanına

Merdivensiz göğe çıkmanın adresini sorarsan miraçtır derim
Rahman olan Allah’ım yükselt içimin asansörlerini mağfiret katına
Kılıçlarının parıltısından gözü kamaşmayan kimsenin kalmadığı
Yükselt kalbimi nefsin sahrasına serilen bir yüce cihat sofrasına

Bakır bir yalnızlığın ortasında gümüşten gözyaşlarını seyrediyorum
Sadece suların bilebileceği bir berraklığın mahallesine gidiyorum
Üstümde kendi kendisine âşık bir baharın ayak sesleri çınlıyor
Ve ben bembeyaz bir atın üstünde ölüm meleğini bekliyorum

Mehmet BAŞ

 
Tabirsiz Rüyalar Atlası için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Aralık 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: