RSS

Etiket arşivi: Mehmet Hameş

Ansızın bir vedalaşma öldürür seni

beklemediğin bir vedalaşma seni öldürür. öldürür seni aşka tuzak yolculuklar.

denizi ancak deniz tanımlar

güneşin ayazında gemi çığlığı
hıçkırığı bol yolculuk sonu

kaptanın anonsu: karmaşa

ah veda, boşluğa yama… yarım bardak kırmızı şarabı unutmuşsun. küllüğü boşaltır, geceden kalan bulaşıkları yıkarsın. telaşla ararsın 
anahtarı. fakat akşamdan kalan anılara virgül koyma isteği başlar sende: matematik defterinde unutulan, edebiyat defterine aktarılamayan yaşanmışla yaşanmamışın ince şeyleri. saksıdaki çiçeğin ışık töreni, balkonun gelgitleri düşer kalemine. uzandığın kanepede, tavanın geometrik öğretisi başlar.

kendini yağmurdan önce sınar bulut

çavdar ekmeğini reçele banarsın, boşluktaki açlığın için. gözlerin ilişir kordonu manda derili saate. pencereye tüneyen güvercin kümesi gölgelendirir yüzünü. sabah hüznünü süpürür merdiven boşluğundaki tıkırtılar. acıyı acıyla sarar, bir bilinmezliğe dalar çıkar, dalar çıkar umutla asılırsın telefona.

alo, sevgi kağıttan gemi 
gibi sürükleniyor susuzluğa
saçlarımda rüzgar biriktiren
boynumda demirlenen hünerli

de ki: geyik rüyalarına yatalım
uykusuzluğa akalım 
saman altından ilerleyen su gibi

gel de üçüncü gölge düşmesin gölgemize

düşlerine bir kova buzlu su boca edilir ve bir bardak çayla soluklanırsın… iki çırpıda anahtara ulaşır, bir çırpıda çıkarsın, hüznünü ele veren sokak aydınlığına. bir türlü kalabalıkta kaybolamaz; yüzünün sırrını dolmuş koltuğuna, pencere camına saklarsın… anıların darmadağın; deli coş bir aşkın sırf ‘mecburiyetten’ bitirilişi, bitirilemeyişi…

aşk: üst üste iki nokta 
toprağında devedikeni

ateşin kararlılığı: yangın

akşamın ışığından
sabahın karanlığı daha iyi *

ılık iklimde ikindi vakti: sarmaşığın ağaç gövdesine dolanışı, hasretinden çatlamak üzere olan annenin kaybettiği bebeğini bulması, uzun bir yolculuk sonrası yolcunun bekleyenine kavuşması gibi kucaklaşmalar ancak diriltir seni.

-tülbentle süzülmez mi süt-

incehastalık: sevda

devasa bir boşluktasın
ret ve cesaret: kefaret

içinde patlayan havai fişek 
gibi dışa saçılamayan acı 

uçurtma ipi gibi uzayıp giden: aşk acısı, ayrılık acısı… bir ucunu diğer ucuna bağlayamama, tespih taneleri gibi dağılma korkusu. hayatın doğrusu mu? saman gibi yığıp yığıp sonra savrulma korkusu… götürür seni eskilere: yakamozların üşüdüğü, denizin geceyi giydiği saatlere sürükler, gelip oturur kaşlarının altına: yenilenip perdelenen… sırtını güverte direklerine verirsin, küpeştelere gözlerini. bir gemi çığlığı bile öldürmeye yeter artık seni.

hevesliyse ay
anahtar deliğinden de bakar

-aşkta bir artı bir etmez iki-

balıklar denizin suskunluğu kadar

klimaların soğuttuğu odalar ustura
karpuz çatlatan pınarlar kurudu
bol bulutlu yaylalar da yok artık

gözyaşlarıyla yağmurlar besleyen 
çölden gemiler geçiren ey kalem eri 
siren bile öldürür seni ayrılıklarda


yaz uykusundan uyanır gibi bakarsın boşluğa. kaldırımda yatan bir ayyaşın gövdesini es geçer; ezbere bildiğin, dudaklarından hiç düşürmediğin o şiiri bile hatırlayamazsın bu kafayla. buluşmanızı belirlediğiniz sokağa varmadan mola verirsin siyatikli bacakların için. bir poğaça, bir bardak çay katık olur sana. ‘kalbim niye yaralı? oysa her sonun bir başlangıcı, her başlangıcın bir sonu vardır; her sorunun bir yanıtı’ diye mırıldanırsın. düşündükçe başkalaşır, son yazın soluğuyla soluklanıp bir çırpıda kalkıp hayatı kendine verirsin gerçekliğine dönüştürerek, dövüştürerek gelgitlerini.

şehri sarmalamış sise aldırmadan, gömüt görünümlü sokakta yürürsün soruların yanıtsızlığında. zillerin artarak ürküttüğü, yüzü metallere dönük öğrencilere rehber olmak istersin. tiyatrolara, sinemalara, kitapçılara açılan o dar meydanda; kendini şapkasından çıkaranlarla, çıkaramayanlarla kâh kucaklaşır kâh savaşırsın… insana, inceliğe dair imgelerin bazen batıp bazen de çıktığı ortamlarda oturursun: tedirgin, bulanık, bugünsüz… aslında yalnızsındır, yalnızlığında ararsın düşlediklerini. ‘yağmuru çağıran ırmak, bir gün mutlak varacak o menzile’ diye yazarsın. kütüphaneleri mabet kılarsın nadir’e ulaşmak için.

fotoğraf negatifin aslı değil mi

kardeşliği kardeşlik kılan kan-
bağı değil sevginin kendisi

şiir su gibi doludizgin
hem şeffaf hem dolu

oysa sevgili kına dediğin
yosunla kayanın soyluluğu


aşk, zifiri karanlıkta da yol alabilenler için.

hüzün, haz nedir bilirsin. hevesle başlayıp da bir aşkın nasıl yarıda kaldığını, karşılıksız bir aşkın bedeni nasıl eskittiğini bilirsin.

bilmediğin: şiir kitapları neden tozlanır kitapçılarda?

* esin kaynağım özdeyiş: akşamın hayrından sabahın şerri daha iyi.

Mehmet Hameş

Aşk özgürlük ortamıdır ve anlaşılmak için değil yaşanmak içindir… Aşk, iki bilincin tek potada birleşirken tekli özgürlük alanına da saygı duyma çabasıdır. Aşk bir çıkıştır, bir tutumdur ve çıplak olmayı gerektirir. Aşk, zirvedeki güzellik duygusu, yüce ve eşsiz olandır. Aşk, duygu yoğunluğunun, dokunma ve düşünüşle sarmallaştığı ve insanın kendini ele verdiği noktadır… Aşk daha da insan olmak için gereklidir. Her ne kadar aşksız ve şiirsiz bir toplum oluşturma çabaları olsa da, aşkın ve şiirin gücü bu çabaları yenilgiye uğratacaktır. Aşkı şiir, şiiri de yaşam olarak görüyorum.

 
Mehmet Hameş
 
Ansızın bir vedalaşma öldürür seni için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Mayıs 2014 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

Dinamit

acılar uzun yazlar gibidir
yaşam akrobat ipinde değnek
kıtlık ambarında saklıysa unlanacak darı
közü saklayan ocaklarda aramalı ateşi
toprağa kök salamıyorsa ayrıkotu
dibinde birikmiştir tortusu eski köklerinin
çapa gidip geliyorsa, gidip geliyorsa
ilkyaz, kozasını çatlatır kelebeğin
mermer şekillenemiyorsa ustanın ellerinde
ayrıkotu ipi geçiriyorsa boynuna bir gelinciğin
sütten yeni kesilmiş taylar gibi koşar ölüm
adasız denizlerin azar kimsesizliği ana
sahi sormadım sana, bağbozumu doğumunu
sahi sormadın, dilimdeki yangını
yazdırır şimdi anılarını acemi ‘şairin seyir defterine’
kanadını dalgalara bırakan, sağırı çağıran martı
bir kitabın sayfalarından bakarken hayata
kütüphane konuşmalarına koşar akşamlar
dinamit hafızamda patlar ana
dinamit suda da patlar

Mehmet Hameş

 
Dinamit için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Haziran 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: