RSS

Etiket arşivi: Mehmet Yaşın

Öğretmene İlahiler

II.

Yanıyor değdiğin her yer
ve yüreğim donan ateş
– yitirdim ölümlülerin her tepkisini
ne gözyaşı, ne de bir söz…
Dokunmayın bana teselliciler
çünkü avunmak ihanettir!
Dokunmayın, ölmedi O
ölmek bitti Onun için.

*

(O kendi çiçeklerini diken
ve çağırılmadan gelen ruh)

Ebedenölmez çiçeği
Geceleyin uyanan menekşe
günebakanların Kıblesi
dalına konmuş kuşların yükselttiği resim
bir damlacık gülüşü güldamlası.

(O günışığı kadar eskiyen
ve her gün yeniden doğan ruh)

Ölüm setini aşan akarsu
yağlıboya tablosundaki dereler
akar ya deniz yerine hep bana doğru
içinde balı’cıklar yüzer
solungaçları dereotu kokusu.

(O ele geçmesin diye bin kılığa giren
ve keşfedilmeyi bekleyen ruh)

Kanaviçede koşan geyik yavrusu-
nun su içişi
ve temiz şeyler asılsın diye
çamaşır ipine atılan düğüm,
sonra güneş, serinlik ve sonsuz…

Yapraklarımın arasından esiyor çöl rüzgârları
alev alev çiçekleniyor kaktüsler
ruh titriyor ve sarsılıyor ev:
Ölmedi O ölmedi O ölmedi!

Kışlanızdaki şölen bitti mi?
Yamyamlar! Bitti mi av ziyafeti?
Artık kokusundan rahatsız olduğ’nuz
keklik artığı kemikleri…
Bir çuvala doldurup, bir çöp-arabasına döküp
çok uzak, depderin bir çukura…
Hayır, götürmeyin!
Yağmur yağıyor görmüyor musunuz?
Çamura bulanacak…
Bir lale bile yeşertmez o killi toprak
güneşe açılan bir pencere bile…
Tek başına
karıncaların akını başlar sonra, solucanların
ve çürüme…
Hayır, anneciğim!

Gelip yardım edeceğim oradan çıkmana
kimse anlamayacak,
bahçıvan odasında saklayacağım seni
çiçek tohumlarının arasında.

Mehmet Yaşinmehmet-yasin-siirleri

 
Öğretmene İlahiler için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Ocak 2019 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yazılmamış Şeyler

Sandık ki,
her şeyi kaldırabilir sözcükler.
Söylene söylete
tüketemeyiz aşkı da, şiiri de
eviçimizde. bir koşu!
Konuşa konuştura
gitmek zorunda değiliz
şu limandan. bir iş görüşmesine
gelmiş gibi dünyaya
ölesiye yaşamak zorunda…
Birazcık keyf, biraz da hafiflik
başarı, iş ve aşk zorunda
değiliz. ne de boşluk.
sandık ki,
her şey söylenebilir ve hiçbir şey
söylenmemiş gibi kalabilir aşk
eski yerinde.

(böyle olmuyor.)

Yazılmamış bazı şeyler kalmalı
sadece kendimizde.
En sonunda bir şey olmak zorunda
değiliz. ne de şairlik.

Mehmet Yaşın

 
Yazılmamış Şeyler için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Aralık 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ölünceye Kadar Senin

Söz mü? Ne sözü?
Bir aşk anını sonuna kadar yaşayabilmek içindi
fısıldanan her şey
ve daha önce başkasına verilmiş bir sözü bozmaktı
sevişirken sana verilen sözler.

Gitme!.. İnan bana…Bu defa söz!..
(Sa.23.58,Jazz Club_İstanpolis, 31.03.93)

Sen domuz ve rakılı Şavat-yemeğimsin benim.
Havranın güvenlik-kapısında (tam kaybettim derken)
yeniden ibraz etti’im kimlik, kayıt no.su,kippa
ve sebepsiz yere tekrarlayıp durduğum bar-mitza.Senn
ulusal parkta boğulduğum göl.
Üstü açık şiir-kahramanım,kırmızı gül,o büğülü kuğu
bir bayrak& Kitap kılığında –
Sennn egemenlik bayramını kutlayan marşl. Yrb.org.sesi.
Sadece senin devletine uyruk olmayı buyuruyorsun
aşka. Abeni ihanetle suçladığın (hiç ama hiç iplemeden)
çekip gitmek için yağmurluğ’nu giydiğin şu anda bile
hayatıma sahiplik ediyorsun sennn
aslında. Ölünceye kadar senin (vatan)haininim ne’d’olsa.

Sağol, daha fazla içmeyim yoksa gene sarhoş olurum sana.
Giderken kendi hesabını öde lütfen.
                                                    Jazz Club/31.3.1993

                                                    İstanpolis
Mehmet Yaşın

 
Ölünceye Kadar Senin için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Ağustos 2013 in Anason Kokulu Şiirler, Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Elektrik

Tam zamanında çalan telefon
artık eskisi gibi devam edemezsin yarım kalan cümlene
harfler, ses dalgaları, tinsel-çekim.

Habersiz bir buluşma hazırlığıydı ömrümce Yazdığın her şey.

Ben gördüğüm bir düşten kurtarıp dünyaya getirmişim birbirimizi
bir kaderi büyütmüştüm her rastlantının büyüsünde.

Kendi kendimizle sevişmekten bizi yorgun düşüren Yazı
elektrik, hava kirliliği, sis ve İSKİ skandalı
istesek de istemesek de. Elektrik, elektrik, elektrik.

Korkarım bu şiir planladığın gibi bitmeyecek Memet.
Korkarım kader diye bir şey var rastlantıyla Yazılan
İstemesem de kader diye bir şey var

ve elektrik. İklim gibi biri Moira
nereye bağlanabilir ki bir oturma-izniyle ya da nereye ayrılır
yıkılan Yerüşalim’den başka…

Hem artık ben yıkılamıyorum bile, biliyormusun?

Artık sormuyorum bak, ne demeye gelir Yazmak, ne demeye aşk
düşkırıklığı, yalnızlıklar ya da intikam.
Hep üç şey var-Birincisi: geleceği hatırlamak
Öteki: tanımak ilk kez gördüğün birini. Derken: elektrik.

Elektrik. Gerisi şiir, Yazılan.

[Hem hiçbir şiire yaramaz kendi Yazgısından korkan insana.]

Mehmet Yaşın


 
Elektrik için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Ağustos 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Üçüncü Kişi

i
Ve sonra başka bir hayata başlar kimseye haber vermeden ruhlar.
Gün gelir çıplaklığına döner insan, gövdesiyle bir olur
kıraç yamacı güzelleştiren harup ağacının.
Dalları arasından ışık ışık ışık açılır semalar. Tüm yolların kapanınca
elinde yedi kandil ve yetmiş bin kanatla uçarcasına gelir,
Yaradılış anındaki gibi ağzındaki misk kokusuyla

Üçüncü Kişi sana nefes verir.
Kimsenin göremediğini görür ve havlamaya başlar bir köpek.
Burak’ın kalbindeki elması önce kuşlar görür,
böcekler, otlar, doğanın parçası olarak kalabilmiş canlılar… Ve ruhlar
samanyolunu duvak yaparak sevişmeye inerler suda.

İklim nasıl değişirse kanyonların yırttığı kayalıklarda,
nasıl birden defnegülleri yükselirse
yeraltının sır loşluğundan, sen yukarıdan bakarken
ufak tefek kırçiçeği sandığın çingene pembesi nasıl büyürse… Büyür
ve su içer ruhun kökleri görünmez kaynaklardan.

Gizlice içerler ama ve görünmezler insana.

ii
Aşısız dallarını salar bir aşı zeytin. Yaşamanın özü
yüzeye çıkar bastırılsa da
baskın çıkar doğanın gücü… Ve Üçüncü Kişi ortaya çıkar,
ne kimlik kartı bulunur, ne sürüş ehliyeti. Ruhtur.
Şiir gibi bir şey vardır içinde
ama sana göründüğü gibi görünmez başka birisine.

(Sevişir seninle, sevgilisi değilsin.
Kollar seni yalnız bırakıldığın dünyada, kardeşi değilsin.
Almayı beklemeden verendir, çocuğu değilsin.
En hasıdır dostların, arkadaşı değilsin.)

Bir ad koyamazsın ona. Kurcalamaya gelmez
insan ruhu sessizlik ister… Ve yakın olmayı hayatın sırlarına.

iii
Üçüncü Kişi olmasa, olamazdık sen, ben.
Ne zeytin ne harup, paçalı benek keçilerin sevdiği… Ne de kuşlar
insanda bir dal bulabilirdi konacak.
Kalbinde saklamak şartıyla bazı şeyler bildirilir sana -bu şiir mesela-.
Biçerdöverler, derin-deliciler kazarlar da kazarlar ruhu
yoktur evcilleştirilmenin sonu,
kayayı dinamitle parçalayıp arsa açarlar ve ustaca sıvarlar çatlayan yerini
duvarların. Sonra akıntı başlar
kumruların yuva kurduğu çatıdan içeri sızar onu çağırıp
dilek tuttuğun Kutup Yıldızı.

iv
Keçiyollarının da kapandığı bir uçuruma yürür çitlembikler
ve kekiklere gizlenmiş salyangoz iz sürer.
Gerçekleşmesi kaçınılmaz olandır Üçüncüsü -gerçekdışı gibi
kendince bırakılmış doğadır çünkü-.
Ruhun son sığınağı derler,
değil, sağanak halinde yıldızların yağdığı yalnızlığındır senin
o sınırsızcasına kendin olabildiğin.

Kalbin öylesine tanır ki onu soru sorman gerekmez. Hakkında
bilip bileceğin şey, Üçüncü Kişi olduğudur sana.
Eski zeytin ağacı, salyangozun izi ve uçurum kadar kesindir.
Kaderini değiştiren kişi derler,
değil, ta kendisidir kaderin. Onu tanıyabilirsen
tanırsın kendini de. -Ve az daha yürürsen
deniz görünür yukarıdan.-

Can-özüne boyun eğmekle özgürleşebilir insan,
balıklar denizin sonsuzluğu ile…
Ve uçmaya doğan kuşların yazgısı kanatları olabilir yalnızca.
Alnında iyi ve kötü iki yazı bulunur.
Gündüze çıkmak için gece bulunur. Üçüncüsü ne iyisi olur
ne kötüsü,
Kader-meleği gibi sana gönderilmiş bulunur.

Ve kaderine direnen mahkûm olur yabancının hayatını yaşamaya.

Mehmet Yaşın

 

 
Üçüncü Kişi için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Şubat 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yael’in Bakışları

Kelebek, ipeksi ses, sevgili… hep uçmak istediği
ama kaç kapı açılmalı daha, kaç çeşit ağaç iç-bahçelere
seherkuşu ve bakıştan bakışa konan aşk.
Onun yüzünden bütün iklimler geçer aynı anda
geçer eski bulut sinemasından yıldız yıldız ve hüzün
ince alay, tutku, korkutan endişeler…

Ki henüz farkında bakışlarından uçan kuşların henüz
ona en çok nâr ağacı yakışır ya da mür
alev kanatlarla gölgelenmiş gözler… derinden derin
ateşle dağlanmış sessizlik, mühürlenmiş.
Ve o en çok bir aşka yakışır
ki henüz farkında ne kadar güzel bir kadın olduğunun.

Ama hiçbir güzelliği olmazdı bakmasa öyle
hiç hiçbir şey olmazdı bana… ne de göz-uçları
hele alnındaki anlam, ışık ve çok gizli
ve unutulmuş bir gülümseyişle divana uzanışı olmasa.
Sebepsiz yere dolmasa gözleri birden bir şarkı çağırmasa
ne kelebek, ne su… olmazdı olmasa hiçbir şey.

Ki hâlâ şaşıyorum nereye dalıp gider bakışları
her an… nasıl saplanabilir bana gittiği yerden.

İstanbul, 1995

Mehmet Yaşın

 
Yael’in Bakışları için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Şubat 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Gün Doğarken

Işık daha loş düşüyor dağın şu yanına. Süzülüyor mor
bulutlardan. Aşağıdaki taş ev
doğduğum yer. Geniş kemerlerle birbirisine açılan
iki iç oda… Zeytinlik,
yanındakine dokunamasın diye uzakça dikilmiş ağaçlar, ne tuhaf
yamaçta bitiveriyor birden.
Büyüyen bir his var şu ıssızlıkta çocukluğumu hatırlatan
bir koşma isteği… Uzun uzun
duruyorum oysa, dağın loşluğunda koşuyormuş gibi
kalbim. Galiba derim çocukluğumdur
koşan. Beş hafta var geleli ilk konuşurum kendimi birisiyle.
Sınırüstü bir köy. Harabeleri de asker bekler
ve konuşmaz… Fotoğraflar
çektiğimi görmesinler derim turist gibi doğduğum köyde ne tuhaf.
Hiçbir şey yapmam burada. Günbatımı oldu mu
tutuşur tarlalar ve söner kendiliğine.
Ta ötede bir derecik yılan yılan kıvrılır sazlığa… Dağdan akan
turuncu ışık-kuşlarına dönüşür günler öğle güneşi altında.
Toprak beyaz ama, sağlam yani
üzüm bağı için… Öğrendim burada horozlardan önce uyanmasını da.
Bu akşam kal, fotoğraf-makinesiyle yürüyelim sabaha.

     (Ama o kadar kısa sürdü ki gündoğumu çekemedik fotoğrafını.)

Mehmet Yaşın

 
Gün Doğarken için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Şubat 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Küçük-Öpücük

Her şey şiir olmalı. Ölürsün! Aşk olmalı, oynamazsın yoksa.
Ve ölüm kadar kuvvetli olmalı hayat. Tek bir şey sanki
şiir ile aşk… Tekleşmelisin her şeyle.
Varoluşun boşluğunda sallanır bir sarkaç,
kâh dağın dorukları, kâh denizin dalgalarıyla çarpışarak.

Soluğunu tutma gücün tükendikçe sudan çıkmalısın oysa
bir nefes alıp yeniden dalmak için aynı oyuna.
İyi de hayat-öpücüğünü sana vermek zorunda değil kimse.
Ateş ile su arasında yaşayabilen
rüzgâr kanatlı garip bir oyuncu olmak sadece senin meselen.

Böyle diyorsun ya kendini okuttuğun görebilsin istiyorsun
yarılan nârlarla ayağına serdiğin şiiri…
Okuyucular oyalanır oysa şiir sanatının şu’su, bu’suyla
ve o ayrıntılar aşkına bir de öpücük kondururlar sana, arada.
Küçük-öpücükleri biriktiriyorsun

büyük bir öpüşmeye dönüşeceğ’ni umarak.

[Ama bir şey çıkmaz öpüşmekten.]

Mehmet Yaşın

 
Küçük-Öpücük için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Şubat 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kırlangıç

Kimi zaman ağladığ’mı hissediyorum uykumda
nedenini bilmiyorum
ya da uyanıncaya kadar unutuyorum.
Gözlerimi ne zaman açmaya kalksam, patlıyor
gazete-flaşları. Artık su şiirden uyansam
ama çakıldığım yerde bir dilsiz gibi bağırarak
şiir çağırıyor ş i i r ç a ğ ı r ı y o r u m . . .
Bazense sevişiyorum yüzsüz birisiyle
belki de aklımda kalmıyor seviştiğim her kimse.
Çocukluğ’ma dönüyor bazı düşler
savaş çıkmamış oluyor, annemler ölmemiş
ne de bütün bildiklerim göçmüş…
Oysa öyle uzak ki bunlar istesem hatırlayamam
derken bir yerlere doğru uçuyorum uykuda
u ç u y o r u ç u y o r uçuyorum.
Ama kestiremiyorum nerede olduğumu
hangi şehir, hangi oda, hangi yatak
yüzümü ne yana dönmeliyim
ve kimin dilinde yanıt vermeliyim sorulara
düşümde. Uçan kuşları karıştırıyorum bir de :

Kumru muydu, yo’ tarlakuşu, kırlangıç mı yoksa
evet, sanırım bir kırlangıç
hani Lefke’de evimizin verandasında…
     [ e v i m i z mi dedim?]
Kimi zaman ağladığ’mı hissediyorum uykumda.

Mehmet Yaşın

 
Kırlangıç için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Şubat 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İpek

Sevgili, bir yabancı
sevişmeler… ateş-kes.
Kim antlaşma yapabilmiş ki aşkla
ipek ipliğe bağlı ilişkiler
gel-git gel-git gel-
Unufak edebilir her şeyi
ufacık özensiz bir söz.
O eski serinlik
esmez olur birden, biterken
yaz… -git gel-git
Kendini bırakma sakın bırakma
kendini sakın
bırakma kimseciklere.
Bir tutan bulunmaz
ip koparken ipek ağırlığından
ve düşerken boşluğa
beyaz…

İstanbul, 1995

Mehmet Yaşın

 
İpek için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Şubat 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: