RSS

Etiket arşivi: Metin Cengiz

Son Bir Günün Şiiri

– oğluma-

Saat: karadağın üstünden karlı bir rüzgâr
Hovardaca serperken hüznüne sığınmış kalenin onurunu
Kelebek lambalarımızı karanlıktan saklayan
Suratına pencerelerimizin, sen çıplaktın oğlum
Belki bir gün dönümüydü, belki bir sevda türküsüydü uzunca
Yarıda kesilmiş, kulaklarımda hâlâ çınlayan tınısıyla
Belki bir kadındı ya da anandı ağlayan-
Ah! bütün öyküler yeşil aktı ellerinde, o saat zaptiyaların
-Neden kırmızı deme, yeşil damlar bir halıya sözcükler-
Sonra ayaklarımı götürdüler, ellerimi, adımı,
Oysa kör karanlıklarda da taşıdım
Ardımızda bıraktığım yıldızların tadını

Zaman: gece menekşeler takmıştı saçına
Cam kırıkları gibi parlıyordu yıldızlar,
Bir yanımda şehir, ekşi ve terli sokaklarıyla
diğer yanımda buzlu dağlar yalamış kura
Bir çığlığın arkasından koşarcasına
Ya da kanat izleri düşmüştü belki kıvrımlarına suyun
Ben bir şiirin son dizelerini ısırırken dişlerimin arasında
Bir çiçeğin sapını çevirircesine dilimle
Sen boynu bükük bir sözcük gibi saplanıp kalbine
Ah! unutma masallarda biz geldik bugünlereyi
Yosunlu su yeşili kalmış günlereyi
Bütün iklimlerin güzüne inat.

Metin Cengizbaba-ogul

 
Son Bir Günün Şiiri için yorumlar kapalı

Yazan: 03 Haziran 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Çöl

Ben bir imge yolcusuyum
İkizinii arıyorum yollarda
Beni herkes kanlı gömleğimden tanır
Tarlalar bağlar ürünle dolu
Sular akıyor yeşillikler içinde
Kızlar yıldızlar gibi gökte
Bu görüntü ormanı öyle derin

Dostlar çevirmiş yanımı yöremi
Soframızda yemekler meyveler
Ne güzel gümüş bir kahkaha
Ama ölü sesler inliyor kulağımda
Herkesin ikizi ölü beniınki uzakta
Arada bir ateşte yakıyorlar beni
Lanetleyip atıyorlar şehirlerden
Söz dileniyorum açlığımı gidermek için
Tam tutacakken bitiyor büyü
Sıcak kavuruyor soğuk yakıyor
Tutup kendimi boğuyorum ikizim yerine
Bütün taşları yerli yerine koyuyorum

Önümde uzanıyor bitimsiz bir çöl
İnsanlar kafatasları gibi yolda
Güneşin içinden su içtiği
Ben imgemi buluyorum sonunda
İçimizde uzayıp giden yolmuş çöl
Ve her görüntü bir vaha

Metin Cengiz

 
Çöl için yorumlar kapalı

Yazan: 13 Ağustos 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

insan yürüdüğü yola benziyor

İnsan yürüdüğü yola benziyor,
günlük defteri oluyor gözleri.
Okunuyor, nasıl bir yağmur yağmış hayatına
ve nasıl bir kar.

Örneğin, bir düş yüzünden
hapiste yatmışsanız eğer,
yılların ördüğü oya gibi bir iz
utangaç bir tavırla içinizi beziyor
ve kamçı izleri gibi esaret günleriniz
yüzünüze vuruyor.

İnsan yürüdüğü yola benziyor.
Eğer yüreğiniz aşk tınılıysa,
aşk kokuyor üstünüz başınız.

Metin Cengiz

 
insan yürüdüğü yola benziyor için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Şubat 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İmge

‘Aşk bıçak gibidir, dedi, alışılmış
biçim verir insana yosunlu büyülerle
Bazen etinde dağlanır insanın söz
sarsılmış, saralı gövde gibi
altın külçe nasıl durursa asitte
öyle iner eski zaman türküsüne
İşte göksel giz, çözülemeyen
sürükler bizi peşinden saf gücüyle’

Ses, taş ve suyun soluğuydu, ıssız
koyları dolaştı durdu, fışkırıp gövdemde
akkor bir nü gösterdi duvara asılı
bir gül… kokusu tünellerden tünellerle gelen
yazla baygın ırmaklardan göllerden
‘Aşkın iki ağzı dört gözü yoktur ama
sarışı bir sarışı var ki
saf isyan sözcüklerle
haykırır kendini kendine’

Tam böyle dedi işte, çıkıp yüreğimden
elyazılarına benzeyen kırlangıç sürüleriyle

Metin Cengiz

 
İmge için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Ağustos 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Zehirinde Açan Zambak

………………….. Sevgili eşim Münevver’e

I

Anason Kokusu

Sarı, sessiz günlerdir
Mağrur ve soylu:
Nişanlı bir kız gibidir şimdi yaz

Şimdi yağmur yağsın beklenir
Çocukluk resimlerine bakılır gibi
Renklere ad verilir durgun denize bakılarak
Garip bir intihar gibi arada bir hatırlanan
Kan göğü götürür yüreklerde
Ve gülümseyerek deler geceyi
Kendi zehirinde açan zambak

Şimdi sarhoşuz, mızıka çalıyoruz
Dudağımızda bulanık söylence izleri:
-Hem duası hem ihaneti zamanın-
Ne yazılır böyle vakitlerde insana dair
Bir orman karanlığına benziyorsa hüznü
Haydi sevişelim, sevişmek biraz devrimci, biraz tutucu
Bu temmuzun ilk günleri, hain, hınzır
Denir ki insanın kendisidir yollara savrulan kar

-Sevgili, o ince yollarda yaz
Bir anason kokusudur beyaz

II

Varoşlarda

An gelir şarkılaşır su
Sisler arasından çıkıp gelen kuğu
Rüzgârlı bir ovaya dönüştüğünde

Adsız yönlerde bıraktığı iz
Dinle, bu esriklik sevinciyle
Sonsuzu sonsuz yapan biziz

Bu bizdeki renk, bizdeki titreyit
Ömür boyu sürecek en uzun gerçek
Ne demiş ilk düşünürü dünyanın
İnsan ki ardındadır kendi gölgesinin
Baharda bir üzünç ağacıdır dile gelecek
Kopmut bir defa içimizden
Tutmuş yankılanan yolunu
Issızlığa düşen imgeler gibi narlaşır
Ayrı yollarda giden dostlar gibi arkada
İz diye çan sesleri bırakır
-Sevgili, şimdi varoşlarda
Günahlardır, olgunlaşır

III

Ud Sesi

Dağlarda bir ud sesi derinden
İç geçirir rüzgârda nar ve kar-
Üstünden sular süzülen kadın
Göğsünde efsaneler gizler kederinden
Mor demetleri tutkulu yüreklerin
Bu ud sesi, yeni doğan bir zaman nefesi
-Belirsiz tapınağı hayatın, görünmez tapınağı-
Yumuşak ve ağır ritimlerle mavi
Göğsünde gizden şiire doğru elma tadı:
Bir lamba ki yanar sabaha kadar
Işısın diye evler sokaklar
-Sevgili, bu ud sesi
Sonsuza uzayan gölge tek tesellisi

VIII

Yazın Sesi

Ulu bir ağaç rüzgârı yazın sesi
Esiyor hafifçe saydam ve tunçtan
Ötede, dö minör. Korku, umutsuzluk ve acı
Tutkular kar taneleri gibi yağıyor şiire
İnsan nasıl duyarsa zor günlerde güçsüzlüğünü
Öyle duyar notalarda çınlayan yazı
-Sevgili, titrer yazla yüreklerin sırları
Seninle birlikteyiz yine seninle ayrı

XIII

Pastoral Müzik

Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Eskil duygular karışıyor havaya
Bir meleğin hıçkırığı
Fısıldayan koruluklar, aşk masalları
Belleğin kafesini yırtıyor bu çılgın uyum

Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Döküyor çam ağaçları düşlerini
Unutulmuş ayinler dolduruyor geceyi
Karanlığın çatallı dilinde
Yasaklanmış masallar anlatıyor masalcı
Dokunup geçiyor menekşedeki gizli anlama

Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Dilimin ucunda dans eden notalar
Kızarıyor büyülenmiş gözleri özlemin
Sonra bir yağmur başlıyor, içe kapanış
Yelden büstler kırılıyor eriyen gizlerde
Fenerler köreliyor, çarpıyor fırtına yüreğimize
Sözcükler göklerin ilk gücü, ilk çiçeği
Secdeye varıyoruz önünde

-Sevgili, sıyırıyor kemikten eti
Bir intiharın aşka kalan hasreti

XXI

Son İsyan

Saat, gece yarısı
Karanlık ilenç gibi iniyor yere
Yazın son kalıntısı
Eski kapıların sesi gibi bahçelerde
Demek hançer yarasıyla süzülüyor güvercin
Otobüs durağından göğün uçurumuna doğru
Bir kadın silüeti çığlık çığlığa pencerede
Sızlatıyor yazı kemiksi acıyla
İşte, günler geçiyor saydam ve ağır
Yabanıl kahkahasını atıyor büyünün rüya treni
Bu belki görüntüsüdür gerçeğin belki değil
İpek telini koparan kimbilir hangi çağdır
-Sevgili, bu şiirle başlayan şölen
Yeryüzüne yağan ilk yağmur duasıdır

Metin Cengiz

 
Zehirinde Açan Zambak için yorumlar kapalı

Yazan: 16 Temmuz 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: