RSS

Etiket arşivi: Mihail Nuayme

Kardeşim

Kardeşim! Savaştan sonra haykırsa bir Batılı zaferini
Yad etse ölenlerini, övüp-yiğitlerinin barbarlığını
Sen türkü yakma galiplere, hor görme mağlupları
Eğil benim gibi suskun, yüreğin kan ağlasın
Kara bahtına ağlayalım ölülerimizin

Kardeşim! Bir er dönse yurduna savaştan sonra
Atsa bitkin bedenini dostlarının kollarına
Sen dost arama boşuna dönersen yurduna
Alıp götürdü açlık sırdaşlarımızı
Geriye kalan ölülerimizin hayaletleri

Kardeşim! Ekip biçse çiftçi yeniden toprağını
Yeniden yapsa onca zaman sonra topun yıktığı kulübesini
Artık kurudu çaylarımız, yıkık dökük ocağımız
Bırakmadı düşman toprağımızda dikili hiçbir şeyi
Geriye kalan bize ölülerimizin leşleri

Kardeşim! Olan oldu, istemesek olmazdı
İsteseydik başa gelen çekilmezdi
O halde ağıt yakma, elin kulağı duymaz sesimizi
Gel de bir hendek kazalım kazma kürek
Gömelim ölülerimizi tek yürek

Kardeşim! Biz kimiz? Ne yer, ne yâr, ne diyar
Uyumak, uyanmak alnımıza kazınmış ar
Dünya çürüttü bizi, kokuşturdu ölülerimizi
Gel kazalım başka bir hendek, al eline bir kürek
Gömelim ölülerimizi tek yürek

Mihail Nuayme
Çeviri: Mehmet Hakkı Suçin
Kaynak: mehmethakkisucinalinyazisi

 
Kardeşim için yorumlar kapalı

Yazan: 17 Ağustos 2015 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Bunu demek istememiştim

‘Bunu demek istememiştim.’

Birinin gayretle, ciddiyetle ve samimiyetle konuşup sonra da dinleyenine ya da dinleyicilerine dönerek ‘Ben bunu demek istememiştim.’ dediğini her işittiğimde çok üzülüyorum.

İş bana kalsa, insanoğlunun yazdığı her kitabın, heykeltıraşın yaptığı her heykelin, ressamın çizdiği her tablonun, hatibin yaptığı her konuşmanın ve herhangi birinin ağzından çıkan her ifadenin sonuna şu üç kelimeyi yazardım: Bunu demek istememiştim. Neden mi? İnsanların ifadesi ne tür olursa olsun, ne kadar ince ve hassas olursa olsun, hâlâ bütün duygu ve düşüncelerini ifade etmekten uzaktır. Çünkü onlar, harfleri doğru dürüst telaffuz edemeyen çocuklar gibidirler sanki. Ben ise bu anıları insanlar için değil, kendim için yazmama rağmen sonuna ‘Bunu demek istememiştim.’ yazacağım.

Doğruluk niyetle olur, ifade ile değil. Çünkü ifadeler niyetleri örter. Bunun için insanlar, doğrucuları ve yalancıları birbirine karışık sürekli bir azap içindeler. İnsanların suskunlarından olan ben, nasıl yalan söyleyebilirim? İyi niyet, ancak doğru olmayan ifadesi ile yalan söyler. Kötü niyet ise doğruyu taklit eden ifadesi ile yalan söyler.

Sözler doğru ve yalandan ibarettir. Susmak ise hilesi ve yalanı olmayan bir doğrudur.

Bunun için insanlar konuşurken ben hep sustum.

***

İnsanlar, konuşanlar ve susanlar diye ikiye ayrılır. Ben suskunlardanım. Benim dışımdakiler habire konuşurlar. Dilsizler ve bebekler ise Allah’ın ağızlarına vurduğu mühür dolayısıyla konuşmazlar. Oysa ben, kendi ağzımı kendi elimle mühürledim. Ben susmanın tadını anladığım halde, konuşanlar konuşmanın acılığını anlayamadılar.

***

Ben, onların düşüncelerini konuştukları ile değil konuşmadıkları ile kavrıyorum.


***

Fikir bir yerde durmaz, rüzgar gibidir. Meralar üzerinde eserse mera kokusu, çöplükler üzerinde eserse çöp kokusu alırsın.

***

Ona ne cevap verseydim? Ona, hayatta başkalarının cebinden kendi cebine para aktarmaktan başka bir düşüncesi olmayan bir insana, yıldızları temaşa ettiğimi mi söyleseydim? Yıldızları ve dalgaları seyretmenin, kavhe pişirip müşterilere vermek ve onlardan para almaktan daha iyi olduğunu nasıl anlatabilirdim? Bedenin kanaat getirmesi fazilet, ama ruhun kanaat getirmesi suç.

***

Cahilin tanrısı cehaletidir. Bilmediğini inkâr etmek, insanın doğası gereğidir. Öyleyse insanoğlu, niye kendini inkâr etmiyor? Yine sadece duyu organlarıyla bilgilenmeye çalışması, insanın cehaletindendir. Oysa bu organlar işin gerçeğini kavrayamaz. Duyu organlarının algıladığı her şey, kapalı ve sınırlıdır, aldatıcıdır; algıladığı her şey aldatıcıdır. Göze, kulağa, ele, buruna ve dile dayanmayan duyular ise insanların anlayışına göre kuruntu ve karışık düşlerdir. İnsanoğluna gönül gözünün, etten ve kandan olmayan bir kulağının olduğunu; derin düşünme ve sessizlik sayesinde gözünün görmediğini görebileceğini, kulağının duymadığını duyabileceğini söylesen sana ahmak ve deli der. Öyleyse insanların görmediğini gören, duymadığını duyan, insanların gözünde deliden başka ne olabilir?

***

Eğer bir vatanım olsaydı, bir an önce ondan kurtulurdum. Çünkü ben, yer diye adlandırdığınız küçük bir geminin değil, uçsuz bucaksız dünyanın çocuğuyum. Bütün yeryüzü benim olsa, sonra da Afrika’dan bir zenci gelip bir köşesi benden istese, hepsini ona verirdim.

***

Savaşın en büyük kötülüğü, bedenden önce ruhu öldürmesi. İnsanın gücünü, içindeki düşmanından dışındaki düşmana yöneltmesidir. Aslında insanın, kendinden başka bir düşmanı da yok!

***

Alışverişte insanın mutsuzluğu yatar. Alıp vermede ise kurtuluşun anahtarı.


***

Serap, susuzluğu sudan daha iyi giderebilir.

***

Köle, köle pazarında alınıp satılan değil; kalbi köle pazarı olandır.

***

Acı, meyvesi bilgi olan bir ağaçtır.

***

Anne ve babanın kıymetinin olmadığı ve çocukların kendi arzulara göre hareket edip anne-baba tarafından yapılan en küçük bir müdahaleye bile katlanmadıkları bu zamana lanet olsun!

***

Bütününe fiyat biçilemeyenin her bir parçası da fiyat biçilemeyecek kadar değerlidir.

***

İnsanlar, niye birbirleriyle savaşacakları yerde birbirleri uğruna savaşan askerler olmuyorlar?

***

Allah’ım, beni bana unuttur!

***

Başına bir musibet gelmiş bir insanın başkasını değil de sadece kendisini kınadığını henüz duymadım. Herkes ya Allah’ı ya şartları ya da insanları kınar. Hepsini birden kınadığı da olur. Öyleyse niye birbirlerini itip çeken ve son derece mükemmel bir düzen içinde hareket eden yıldızlara hayran kalmazlar da birbirleriyle ve diğer varlıklarla itişip kakışan insanlara hayran kalırlar. Meydana gelen olay arzularına uygun değilse, o zaman sistemi ve sistemin Rabb’ini inkâr ederler. Eğer istedikleri gibiyse ya da istediklerinden daha iyiyse, bu kez de düzeni ve düzenin Rabb’ini yüceltirler. İşte Şin! Bütün insanlar onun gibi. kendilerini değil, gökyüzünü ve yeryüzünü kınarlar. O’nun kalp gözü açılsa herkesten ve herşeyden önce insanları değil kendini kınardı. 

Bu dünyada takva sahibi olduklarını iddia edip, başlarına musibet geldiği vakit ‘O, Allah’ın bir sınamasıdır’ diyenler de var. Oysa bütün ihsanlar gibi onlar da Allah’ın sınamacı değil de öğretici olduğunu unutmuşlardır. O, ancak sınamanın neticesini bilmeyenleri sınar. 

Allah, kendisinden korkanlara ve korkmayanlara eşit olarak öğretir. O’nun nazarında sevilen ya da sevilmeyen, ehil yada nâehil, asil ya da asil olmayan yoktur. İnsanlara bazen zevkle bazen elemle bazen lutfederek bazen de mahrum bırakarak öğretir. Oysa O, hala örneklerini, anlatım biçimlerini, zamanını ve mekanını çeşitlendirmektedir. Ve O’nun bizden ve bizim O’ndan ne anladığımızı idrak edebilmemiz için bize yavaş yavaş bilgi basamaklarını tırmandırmaktadır. 

İnsanın, paranın hayatta hiçbir önemi olmadığını veya bütün yaptığı işlerin kendisine yaradığını anlaması ve bunlardan bir ibret alması, tüm hayatındaki en önemli noktadır. Kim bir ibret alırsa tecrübe kazanır ve başka sınavlardan geçer. Ve kim ibret almazsa değişik şekillerde sınavlarla karşılaşır. Bunun için de her çeşidiyle ızdıraplar, insanların ayrılmaz bir parçası olur. Çünkü onlar, ızdıraptan mutluluğa kaçmanın ızdırabın diğer bir yüzü olduğunu, anlamadıkları bir sınavdan yine anlamadıklar başka bir sınava kaçmak olduğunu ve yine ızdıraptan kaçmanın, Büyük Öğretici’nin bizden ne istediğini bilmek ve onu uygulamak olduğunu henüz öğrenememişlerdir.


Mihail Nuayme

 
Bunu demek istememiştim için yorumlar kapalı

Yazan: 13 Nisan 2014 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

Keşke dikenler anlayabilse

Ey şu mezarlar arasında oturan!
Yatanları toprak ve kurt olmuş çoktan!
Ey dostum şu ağladığın kimse var ya;
şüphe yok,
ya bir sırdaş, ya bir dost, ya bir kurt,
ya da de ki en iyi insan.

Lakin,
yarın onu unutacaksın.
Bana gelince;
toprak altındayım ömrümce,
söküyorum kokuşluğumun artıklarını,
nice değerli istekler önemsiz oluyor hemen,
fani yaşamımızın bir anında ve de aniden.

Ey kuruş kuruş servet yığan!
Gündüzünden evvel, gecesini tüketen,
günlerin de yıllar gibi beyhude!
Altından gayrı rengi kalmamış,
bir kör gibi nereye gittiğini bilmeyen…

Mihail Nuayme

 
Keşke dikenler anlayabilse için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Eylül 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

ZAMANIN KİTABI

Zamanın uzun tünelinde nesin ki sen,

geçmişin yankısı, geleceğin sedasından gayrı? 
doğmadan önce yazılmıştı senin yazgın, 
öncesi ve sonrasıyla hayatın. 
Ne doyacak açlık vardır orada, ne uyuyacak ölüm, 
ne de doyuma ulaşacak aç gözlülük. 
İnsanlar sırlarıyla şaşkın, 
bilselerdi keşke onlarda varolan esrarı…

Mihail Nuayme

 
ZAMANIN KİTABI için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Aralık 2012 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Ey Deniz!

Yorulmadın mı?
Bir ileri salınıyorsun, bir geri,
ne istiyorsun?
Nereye gidiyorsun, dur durak bilmeden?
Sanki sen de benim gibi
iki kalplisin; köle ve özgür.
Biri kaçmak istiyor diğerinden,
ama kaçmak imkansız!
Söyle ey deniz!
Sende hem iyilik
hem de kötülük mü var?

Sükunetinde güven mi var?
Dalgalarında ürkeklik mi?
Yayılışın kolay; çekilişin zor mu?
Alçalışın zillet, yükselişin övünç mü?
Sessizliğinde hüzün, coşkunda müjde mi var ?
Söyle ey deniz!
Sende hem iyilik,
hem de kötülük mü var?

Durdum, gece kapkaranlık.
Deniz, bir ileri, bir geri.
Ne deniz verdi bana yanıt,
ne toprak.
Gece ağarmaya başladığında
ve tan ufku sürmelediğinde,
bir ırmağı işittim mırıldanan;
Kainat, dürülme ve açılmadır.
İnsanlar içinde iyiler de var, kötüler de,
denizde de med ve cezir!

Mihail Nuayme
( 1889 – 1988 )

 
Ey Deniz! için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Aralık 2012 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: