RSS

Etiket arşivi: Müştehir Karakaya

Durulma

taşırma son damlasını hayatımın
artık durul yüreğim
gençlik delilikleriyle çoktan geçti yaşın
başında kavak yelleri esen
sarı sıcak delikanlı değilsin.

iki nokta arasında
küçük bir çizgi saltanatın
bir ünlemle gelecek
durulmayı bekleyen
keskin bir sınavdasın
durul artık yüreğim
korkusu yok varlığından kimsenin
bir kehanet zincirini tutmanın
titrek ellerine bir faydası yok
yok bir dirhem balın tadı
yalandan dudaklarına sürülüşün.

durulmak,
bir anda yokoluşsa sözlüğünde
inanma
kanyondan geçen ırmak
daha duru, daha derin
vadilere salınan koyun
daha mübarek canavar gözünde.

sen bilirsin
taşmanın yanardağ lavları olduğunu
içinden alevlendiğini önce
durul artık yüreğim
kendini sına
bir emir gelmeden, bir azar
kinini azık yap yedir deliliğine
bir afet kilidi taksın dilin
hergün birini sakla koynunda
sana atılan taşın.

sen, sen ol bekle
sıtmanın kol gezdiği virânelerde
‘kinin’ dağıtan
bir lokman hekim bulunur elbette.

müştehir karakaya
nisan’2000 -van
-derdimin dermanı bir emrin çıkmasını bekliyorum…

Müştehir Karakaya

 
Durulma için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Ağustos 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kapımızın Önünde Bir Salkım Söğüt

kapımızın önünde
bir salkım söğüt vardı
her akşam benimle
yalnız o oturup ağlardı.

bir salkım söğüt vardı
suskunluğumu bir o anlardı
her şafak vakti gün doğarken
kapımızın önünde.

hıçkırık boğazımda
düğüm düğüm olurdu
kapımızın önünde
yel vurunca hıçkıran
ikindi serinliği
bir salkım söğüt vardı.

ne garip bir bilmece
tanrının uzun eli
elimin üzerinde
bir ayrılık korkusu
içimin dehlizinde
beni sarsarken rüya
ve nefretin gölgesi
için için ağlayan
kapımızın önünde
bir salkım söğüt vardı.

mayıs 2000 -van
-yıllardır kapımızın önünde her bahar arzı endam eden
salkım-söğüt, bu bahar sus-pus, onun da yaşlandığını
farketmekte gecikmişim galiba-

Müştehir Karakaya

 
Kapımızın Önünde Bir Salkım Söğüt için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ankara Garına Usulca İkindi Yağıyor

ankara garına usulca
ikindi yağıyor
bir güvercin çırpınışı yüreğim
gar bekçisi
kadınlara bakarcasına
bakıyor elindeki düdüğe
delilik sınavıyla deniyor
bir kadın kendisini
elleri saçları kadar sarı
bekçinin üzerinden sarılar dökülüyor

tren seslerinden halkalar yapıp
kadına bir taç örüyorum
çocuklu anneler gülümsüyor bir
ankara garına usulca iniyorum
simsiyahlar giyinmiş bir bekçi görüyorum

kin besliyorum zamana
bitmeyen bir düelloya çağırıyor beni
şimdi ellesem saçları
katrankarası oluyor birden
birden zaman
yeniden gülümsüyor
telefonun ucuyla
merakım saçlarını yolan karga
trenler ah kara kara
bir görünüp bir kayboluyorlar
ankara garında bir bekçi
sarı saçları tek tek yoluyor
ankara garına usul usul
bir ikindi yağıyor

hey be helal sana

keskin dişlerini etime batıran gece
kahrolsam, incinsem, kendimi yesem
fırsat bu fırsat
anlımda incilerini çoğaltan simurg
üç karış üzerimden atlayıp
biniyor yeşil lokomotifli trene
tren kaçıyor homur homur
ankara garındaki garson
yoruluyor önümdeki çay bardağına
ben ninni söylüyorum
o gülümsüyor
ankara garındaki simitçi çocuk
satamıyor simitlerini benim yüzümden
benim yüzümden arları dökülüyor
durup dururken birden
aklıma canana sır olmak düşüyor

ankara garına usul usul
bir güneş doğuyor

kitabını henüz okumuş
bir kızoğlan
ellerini benim cüz’üme uzatıyor
saçlarında sarı delilikler akan
kadının boynunu ölçüyorum
üç arşından sonra yolum şaşıyor
şimdi okullu olmanın tafrası
şaşılası şey bu yaştan sonra
kelimelerim birer acemi er
usul usul ankara garına
naylondan bir bebek salınıyor
şaşmasam, sorgulanmasam
ah bitiyorum demesem
bekçi düdüğünü çala çala gözlerime
trenin ardından koşuyorum

ankara garına akşam akşam
sevdanın nuru yağıyor

ağustos 2007

Müştehir Karakaya

 
Ankara Garına Usulca İkindi Yağıyor için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Bırak Konuşmak İhanetim Olsun

kadrimi ve sabrımı biledim
veyl ettim geceye
ve sen ey beni yakıp yıkan
ne bildin gözlerimdeki utkuyu
ne gece örttü yalnızlığımı
sesimi hapsettimse yüreğimde
konuşanları kalleş bellediğimden
vuracaksan vur artık
beni arsızca bırak

türküleri avuçlarımdan emziriyorum
ne zaman ucursam bir kuşu
boğulan bir yanım oluyor
sesim bırakıp giderken beni
içimin depremlerinde bir çocuk
masum ve gürültülü susuyor
beni hain, beni sinsi süzüyor
her gün yeniden kopan tufanım
dilek ağaçlarını yakışım boşuna değil
dudaklarımın değdiği her yer
morarmış bir karanlık oluyor
gitme diyemem
gideceksen git artık
beni kendime bırak

içimde yankı yankı bir sesin sarhoşuyum
dudaklarımda kadim bir mühür
her gece çıplak bir heykelin soğukluğu
her gece hazan sarısı bir ihanet
engin bir pınardan seni emziren
beni zümrüt yeşiliyle öldürsün istemedim
biraz ayrılık, biraz hasret
biraz da beyaz bir bulut
merhamet denen yalancı şahit
hep aydınlık günlerimde beni arıyor
sen ey aşkını dudaklarında gizleyen
gecenin derin sırlarına terkettiğim
mavi köpüklü sesimi duyamazsan
yüzüme çiziktirdiğim çizgiler bu yüzden
susmuşsam bana kahretme
kelimelerim ölümün ta kendisidir
bırak içimde zincirli kalsın
susacaksan sus artık
beni dilsizce bırak

temmuz 2001
Müştehir Karakaya

 
Bırak Konuşmak İhanetim Olsun için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yüzleştim Yüreğimle Ağlayarak

ağlama bebeğim
saat onikiyi vuracak
soldurma gözlerinde açan çiçekleri
bak sana bir nehirden beyaz köpükler sunayım
bu yüzden kalem ellerim kırılsın
susuz hazan yaprakları gibi
kış ellerimi üşütmedikten sonra
gövermesem de nice baharlar geçtim
ne domur domur filizler
ne erguvan çiçekleri açacak gövdemde
ağlama bebeğim mutlaka nisan gelecek

kirpiklerini bir yaz sayfasıyla sildin ve gittin
kan testisinden içsem de ansızın
gönlün mermerden bir sütun gördüm
adımı unuttum, gelesin diye
şehirler avuçlarımda kırıldı un-ufak
sokakların değiştirdim isimlerini
kırılmak şairlerin en ince yeri bilmeyerek
inanmadın mevsimlere cemreler bir düş’tü
tuttum, yüzleştirdim feleğimle nefsimi
ayrılık sana ağlamak bana düştü

sandım ki tarihler yazacak beni
unuttum ihanetlerin çetelesini
saçımın terini unuttu yastıklar
kavgalardan damıttığım eczaları
yüreğime gecelerin merhemi diye sürdüm
baktın mı tarihe yalan söylüyor
biz kim perdeler kim arkasında saklanan
geceler içimde biriken naraları sağalttı
düşlerimde kevser şarapları içirttiler
cerenler iç çekti su başlarında
kaybettim sesimi hınca hınç dolu
taşlara can verdim çocuk ellerinde
döküldü haritaya kan damla damla

ağlama bebeğim
düşleri kaybetmek belki savaş sebebi
belki çıldırmak kadar eski gelenek
anlamışsan yitirmenin bedelini
yaşamanın ne yaman bir iksir olduğunu
geçince mai hülyayla bir gençlik
zaman yamalı bohçanı öyle yamalar

sırtını dönme bana zaten ben vurulmuşum
saat oniki olsa geceye düşer yüzüm
her aşk bir mayin zaman tarlasında patlayan
ülkelerin sırrını hayatımla ödedim
dar ağaçlarını gördüm, karanlık mahzenleri
kuyularda kan suyu, çarmıhlar paslı çivi
bir şehrazat düşüyle sandım aklım karıştı
senden kalan bir serap
içimde büyüttüğüm
bir güvercin uçurdum yüreğimi canandan
saat oniki oldu
ağlamak bana düştü

mayıs 2007

Müştehir Karakaya

 
Yüzleştim Yüreğimle Ağlayarak için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Gecenin İplerini Çektim

gece sağanakları -ı-

gecenin iplerini çektim
artık barış taraftarı değilim
savaş baltamı çıkardım topraktan
depremleri yadırgamıyorum
sınır istiyor yorgun ellerim
yolum memleketlerden geçiyor
ırgatlar yollarda güneşi içiyorlar kızılca şerbeti
kesin bir yargı belirtmiyor gülüşleri

gecenin iplerini çektim
zehir içmek bir avuçtan yudum yudum
benim savaşı istemem
yüzümün mimiklerinden belli
sen bir yarısı aynada boğulan
kendinin uzağındasın diye
kaderin bir parçasına çizilmiş
en mahrem yanlarını tutuyorsun
kimse gülmüyor artık yüzüne
ben daha belalı bir savaşçıyım
bakma benim güzel gülüşlerime
aynadan okumuyorum tarihi
iskender ve dahi tüm kördüğümler
benim baltamın esiri
gecenin iplerini çektim
yadırgamıyorum tan vakitlerini

gece sağanakları -ıı-

sarkıtın ruhunuzu en derin kuyulara
elverdiğince oynayın
sizin olsun elleriniz
beni boşverin
ben kendi rüyasını kurutmuş
bir yeryüzü tabircisiyim
yoruldum başkalarının hülyalarını yorumlamaktan

hey ne yaman bir savaşım var geceyle
gece sağnakları üstümde alabora
en keskin bıçaklar bile
kanatmıyor artık kalbimi
delilik gömleğim üstümde renk değişti
satmayacağım artık intihar senaryolarımı
düştüm kalktım düştüm kalktım
kanatlarım yaralı
gecenin ipini çektim
yuvadan uçup gitti kuş

hürriyet kuşların diğer adı değil mi?

gece sağanakları -ııı-

gece bir dostun kendisiyle eş
inhiraf etmenin ve hesaplaşmanın
gece böğrümde melankolik ur
gece bir ölünün ardındaki sır
gece bir annenin şiir okuması
karnındaki cenine
gece ağlayan bir yetimin ayak sesi

gecenin ipini çektim
veremim artsın diye

beni bir daha vurur musun?

gece sağanakları -ıv-

ay dolunay kimliğiyle görünüyor
ağaçların sermayesi yapraklarını
haşarı bir çocuk gibi sallıyor rüzgar
yıldızlar silik bir tabloda
varla yok arasında gelgitlerde
sustukça konuşuyor benimle yakamozlar
çarpıyor yüreği denizlerin
şaklabanlık yok
gökyüzünü ağlatıyorum
keder üzerimden ağıyor bir bir
kim vurulursa geceye
bana bir minnet borcu olur.

yargıç kalemi kırmazsa küserim
savaşı başlatan benim yeniden
gecenin ipini çeken ben
ateşlerini çoğalttım ateşgedelerin
benimle konuşurken ey ruh
düğmelerini ilikle
teslim ol
benim ne yaman
ne savaşçı bir şair olduğumu
bil.

kimliğimi göstermedim diye
beni tanımıyor olabilirsin
herkül veya samson olmasam da
rüstem ya da ali olabilirim
yahut isimsiz bir kahraman
hiç duyulmayan
kır kalemi yargıç
yoksa küserim.

gece sağanakları -v-

gecenin iplerini çektim
hüznümü salıverdim anakaralara
yolumu uzatmak istemem
bir sevgilinin
bir aşığı rededişi
bir isyanı başlatabilir
kimbilir
bir halk ansızın bir sabah
özgürlük tadabilir
yaşasın derken yaşamanın
ne yaman bir çelişki olduğunu
ölümün bir çeşit galibiyet olduğunu
ansızın bir gece iplerin koptuğunu

gecenin iplerini çektim
yaşasın ölüm!
‘viva la morte! ‘

haziran-temmuz ’99
-her gecenin bir gündüzü, her gündüzün bir gecesi vardır.
hem gecemi hem gündüzümü benden çalanlara ithaf olunur-

Müştehir Karakaya
 
Gecenin İplerini Çektim için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: