RSS

Etiket arşivi: Nihat Behram

Uğurlama

Yavrusunu uçurmaya hazırlanan
kuşa sor,
yağmur olup
damla damla gökyüzünden kopan buluta…

Çiçeği meyveye ulanmadan
koparılan dala sor,
doluya tutulmuş kızılcığa
çitlenbiğe
zerdaliye
kiraza…

Tren yollarına sor
telefon seslerine
mektup zarflarına…

Korudaki ispinoza
isketeye, sakaya, ibibiğe,
yuvasına dal arayan kumruya sor,
bahçelere
bayırlara…

Sokağın bütün gürültüsünü silerken gece
hasretin bağrını ateşe veren
rüzgârın sesine sor,
derin gökyüzüne
hırçınlaşan uykuya…

Uzun, upuzun gecelerin
çınlayan, uğuldayan örsünde
daralıp genişlerken yüreğim
kalem uçlarına sor
gözyaşlarına…

Onaran, cesur kılan
incecik sırları olan
bir veda havasıdır bu,
yine de dudağı inciten sözleri var
ardın sıra söylenen şarkıların…

Nefesin titremesin,
avuçların terlemesin,
solmasın sağnaklarda topladığın çiçekler…

Yapraklardan başka çıtırtısı kalmadı şimdi
o mahzun koruların;
gün günü kovaladı, ay güneşi
ve buluştu ayrılık vaktiyle hazan;
kelebekler kadar hafif dudaklarınla
alnıma dağıttığın sıcaklık
ruhumu nasıl da yaraladı…

Usulca uzanırken otlara
derin derin soluyorken yeryüzü seni,
boynunu boynuma alıştırır
nabzını nabzımda kamaştırırken
omuzlarında dinlenirdi bağrımdan kalkan kuşlar…

Dağa, uçansuya, köpüğüne dalganın,
uzayıp giden yollara sor..

Yüreğimde
rüzgârların kopardığı kayalar kadar
yalçın izleri kaldı bakışlarının…

İster yıldızlara sor
ister uçurumlara…

Nihat Behram
1977
-Hayatı Tutuşturan Acılar-aysem

 
Uğurlama için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Mart 2015 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Günoldu… Yine Bir Şiir

Ne ben uslandım o savurgan aşklardan
ne de acılar bağrımı dişlemekten uslandı..

Minicik bir sevinç uğruna bile
nice ezgi duygular yaşadım oysa..
Sabahları kalbimde palazlanan heyecan
nice bıçkın, nice hırçın arzular olarak uğuldadı;
sardım, sarındım en narin sıcaklıkları..
Günoldu, sarılıp yaralandım..

Yine de
ne ben uslandım o savurgan aşklardan
ne de acılar bağrımı dişlemekten usandı.

Nihat Behram

 
Günoldu… Yine Bir Şiir için yorumlar kapalı

Yazan: 17 Aralık 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ona Doğru Koşmak İçin

Sana ufku anlatmak istiyorum

Yüreğini
Avuçlarında bir güvercinin
Yüreğiyle yatıştıran çocuğun
Bileklerinde çözüp
Doldurduğu şeyi
Sana anlatmalıyım…

Binlerce insan dökülmüş duraklara
Asfalttan, yapılardan, seslerden;
Binlerce saattir oradalar
Ve kudurgan bir beyin
Ve kıpırtısız bir yürekle
Düşmanca bir şeyler biriktiriyorlar karşılıklı
Ve herkes birbirine benziyor
Ve herkes yabancı birbirine üstelik.

Sana ufku anlatmak istiyorum…
Yalınayak
Ve aşağılara koşarken çaylarda
Çakıl taşları, çağlayanlar
Ve kayaların oyuklarında köpüren suyun
Düşündürdüğü şeyi
Sana anlatmalıyım…

Sana ufku anlatmak istiyorum…
Bir ağacın kökleri ve dallarıyla
Uzanıp uzanıp vardığı şeyi
Sana anlatmalıyım…
İçinde duvarlar uğulduyor ilişkilerin
İlanlar, rutubet, çıkar…
Ve söz namusun simgesi değil,
Duygular öyle lekelenmiş
İçtenlik öyle hesap işi ki…
Kimin öpüşleri bir papatya kadar temiz
Kim kime kıstırıldığı anda omuz verebilir?
Ya aşk: çarparak başlatan yeni şeyleri
O sevinç
Nerede şimdi?

Yine de güzel bazı duygular
Aşkla kendini onarıyor
Fakat rüzgârlı, yağmurlu ve sabahları
Bir sinir birikintisi olarak karşılamaktan
Bakışları gizlice köreliyor onun da
Ve hatta sağanağı bir nehir gibi
Yabani bir hayvanmış gibi düşünüp
Ürküyor
Ve giderek aciz,
Sinirli, habis insanlar dolduruyor caddeleri;
Oysa şehirden Yabani bir hayvan kadar uzakta nehir
Öpüşüyor uçsuz bucaksız bir çalkantıyla
Ve yüzlerce çocuk tanıyorum
Kaçak bir duygu taşıyan sinemalarda
Ona doğru koşmak için…

Sana ufku anlatmak istiyorum.

Son mavisi gözlerinde kaldı gökyüzünün
Bu şehirde
Anlatmak istediğim

Nihat Behram

 
Ona Doğru Koşmak İçin için yorumlar kapalı

Yazan: 16 Ağustos 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ellerin Avucumda İki Ateş Damlası

Çiçeğinde yeni yeni kamaşan zerdalisi ömrümün,
gülüşümde çekirdeği sertleşmemiş ilk çağlam,
kızım benim, nazım benim,
gurbetelde sazım benim,
yalazlanmış can tanem,
körpe dalım bir tanem..
Sisini gözlerimin, içimdeki dumanı
seziverdin de sanki
acılandın uykunda,
sızlandın huysuzlandın..
Dudakların kurumuş, ter içindesin yavrum!
Kolsuz kanatsız kalmış
geceden beri başucundayım..
Çırpınarak anlamını arayan binlerce sözcük
kabukları koparılmış yaralar gibi
uğulduyor beynimde..
itiraf etmeliyim ki yavrum
çekip gitse de bir bir
ekmeğe, özgürlüğe, insanlık ve hayata dair
içimi dişleyen düşünceler,
senin bir gülücüğün şimdi
yaşamam için bana yeter.
Geceden beri başucundayım..
İşte, sabaha dayandı gün!
Aşsız, işsiz, kuruşsuz
bir ıssız bayırdayım.
Bebeğim, canımın kıvırcığı,
boranda fırtınada sürgün vermiş tomurcuk,
üzüm tanem, nar tanem,
acar yanım, bir tanem..
Kim kime, dum duma bir tufandayız;
günlerin ağzında kara bir gül
dikenleri tenimize dayanmış;
ürkütülmüş, sarılmış, acıyla sınanmışız..
İnim inim uykunda nasıl da yalnız
yanıyor yüzün yavrum,
yüreciğin kaşlarında tütüyor,
ellerin avcumda iki ateş damlası,
tutuşmuş rüyaların, sesin duyulmaz,
kendi kollarımızdan başka
saranımız yok bizim..
Yazım benim, güzüm benim,
yemin olmuş sözüm benim;
sana kuş bulmalıyım
sana düş bulmalıyım
gidip iş bulmalıyım..
Koynunda çırpınırken böyle çaresiz
kahrınla tanıştırdın bizi ey hayat
zehrinle tanıştırdın;
alışılmaz bildiğimiz nefrete alıştırdın!
Onurumuz:
senin için sakladığım tek servetim bu yavrum;
süt olmaz, aş olmaz, iş olmaz onurumuz..
sızım benim, gizim benim,
gurbetelde izim benim;
ateş almış taş altında kalmışız,
gün olur hesabını sorarız elbet.

Nihat Behram

 
Ellerin Avucumda İki Ateş Damlası için yorumlar kapalı

Yazan: 16 Ağustos 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ölüme Gazel

İnsandır en yüce değerleri yaratan.
Sevdayı sözgelimi,
erdemi, özlemi, özveriyi,
umudu, şefkati, düşü…
Yaşamı tanıdıkça kendini tanımlayan… İnsandır…
Ve fakat
yakalar yakalamaz uygun bir an
bulur bulmaz dengini
durmaz
tümünü
haraç mezat pazarlar…
Soylu mu soylu, huylu mu huylu;
hırsız mı hırsız, arsız mı arsız!
İnsandır…
Tanrılar yaratacak denli esinli, tinsel, engin…
Canı pahasına direnecek denli gözüpek,
atılgan, seçkin…
Ve fakat
kendi büyüsüne sığınacak denli bitkin,
güvensiz, sefil…
Sefasını sefaletten sağacak denli rezil…
Özlü mü özlü, sözlü mü sözlü;
bezgin mi bezgin, azgın mı azgın!

İnsandır…
Diş diş dudaklarında
özgürlüğün tutkusu kıvılcımlanır,
çığlığı gecenin ışıltısı olur şarkılarında.
Çağıran acılarsa eğer
koşar
üleşir her şeyini…
Ve fakat
ışıltının karşısında kuduran da odur…
Bilgine değil, haine tapan;
kendi türünü yok etmenin ustası;
doydukça bölüşmeyi unutan…
Masum mu masum, mazlum mu mazlum;
Katil mi katil, zalim mi zalim!

İnsandır…
Bir o’dur ölümlü doğuşunun bilgisiyle yaşayan…
Vurgunu olduğu göğe süssüz,
sürgünü olduğu cana güçsüz,
çılgını olduğu tene öksüz…
Narince açan… Soldukça üzgün…
Sevincini bile gözyaşıyla yoğuran…
bir yanı hep anılara sarmaşık…
Gönül boyu yaralı… Ömür boyu âşık…
Bağrında özlem, sırtında hançer
dağları delip, ağzında ışıkla gelebilir…
Coşkun, düşlü, dövüşken…
Ve fakat
çıkan için ufkunu yakan
dostunu satan da odur…
Doymak bilmezcesine çakalcana açgözlü;
uygarlığınca acımasız, evcilliğince vahşi…
Korkak, kaypak, sürüngen…
Ulaşsa
denizler gibi yıldızlar da kirlenir ellerinde…
Binlerce yılmış gibi ömrü, onlarca yıl susabilir;
suskunluğu çatal çatal, yılanca zehirlidir…
İçli mi içli, güçlü mü güçlü;
suçlu mu suçlu, hınçlı mı hınçlı!

İnsandır…
Sonunda solacak,
kurumuş bir yaprak gibi rüzgâra ilişerek
geldiği toprağa dönecektir.
Yücelerde soluduysa ömrünü
baharda sazı kalır
dallarda hızı kalır
kuşlarda açar sesi
dillerde sözü kalır…
Irmağın kıvrım kıvrım suyunda
köpürür, gümüşlenir…
döndükçe gümüşlenir…
Arının kekik tüten balıyla
leylaklar kınalanmış bakışlar kutsar onu,
köklere sürgünlere uğurlar…
Ardı sıra
ateşböcekleri uçuşur,
su tutuşur…
Dalgalar alkışlarıdır…

Kimi ölür izi kalır,
kimi ölür buzu kalır

Nihat Behram

 
Ölüme Gazel için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Nisan 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Masum Şiir

Sabah nefes alıyor
ve bağrı kabarıyor toprağın

Bana geliyorsun

Kanatları
sedef yağmur damlalarından
beyaz kelebekler salıyor
ruhuma
dudakların

Yüreğimden koparak ışıldayan
yüzündeki o gülümseyiş
sanki kırlarda koşuşmaktan
sağrısı sancılanan
beyaz bir tay gibidir
terli
narin
sokulgan
Sabahın ilk nefesiyle
damla damla çözülürken kırağı
ağzın geceden kozalanmış
ay tadıyla uyanır;
sisli köpüğü gibi ırmakların
ağarır omuzların

Aralanan gökyüzü sana
kıvır kıvır alnından oğlakların
ipek beyazı bir parıltı bırakır

Ah, yanan yüreğin taç yaprağı
açıl
alevinle durula beni

Sabah nefes alıyor
ve bağrı
şen şarkılarla kabarıyor kuşların

Bana geliyorsun.

Serpiştiren kar değil artık,
papatyalardır..

Nihat Behram

 
Masum Şiir için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Aralık 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Şiir Bitti

Sihriydi tutkuların şiir bitti!
Solunarak süzülen tılsımı kalmadı gönlün…

Şiir bitti! Kurudu esin çağlayanı umudun
Dindi suların tendeki çılgın uğultusu
Öpüşlerin düşlerin filizleri yolundu
Kimse ağlamıyor özlerken…

Şiir bitti! Uçukladı dudakları sevginin
Bakışlar yapayalnız, yalnızlık çırılçıplak
gülüşler kıvılcımsız
Can bitkin, dil tutsak…

Şiir bitti!Bulandı yüreğin özgür sesi
Çığlığı duyulmuyor sevincin…

Şiir bitti! Bozuldu ışıktan büyüsü duyguların
Korkunun da ucuzları türedi coşkununda
Erdem sığlaşıp özüne yabancılaştı
dal kuru, dalga uysal
Herkes her şeyin sahtesine alışkın

Şiir bitti! Dindi rüzgarın tükenmez gücü
Ağıtlar yetim,türküler öksüz.

Şiir bitti! Soldu içli sesin beslediği tomurcuk
Alaycı çalgılar dökülüyor şarkılardan
Hüzün sürgün aşk yılışık…

Sokakta sabrın tiryakisi ruhsuz bir kalabalık…
Tek umut ki yaşam bitti demeye varmıyor dilim
O da çocukların sesleri…

Nihat BEHRAM

 
Şiir Bitti için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Aralık 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Bir Aşk Öncesinin Sızısı

Ah yine mi gönlümde benim
kuş uçar yana yana
su akar döne döne?

Filizlerin yaralısı aşkların
sır-sınır tanımayan düşleri
yine mi sarmış teni
asmalarda sürgünlerin belalısı işlere?

Gizleyemem:
bir yanım duruşundan sığırcık
bir yanım bakışından tomurcuk…

Bilemedim nasıl oldu:
kayıp gitmiş yüreğimin yarısı
ardı sıra çiçeğine goncalandı büyüsü…

Dahası var:
talan olur, yalan olur
yeşermeden yolan olur diye diye
ötesini- berisini soramadım kimselere düşümün
yazılarım- sızılarım saklı kaldı içimde;
bir kez olsun duruşunu saramadan ölür isem
suç benim!

“Boşver!” dedim:
eli- günü düşünecek an değil
yaralanan benim canım kime ne;
dudağımda kıvılcımın irisi…

Korktuğum şu:
ürkütürsem kavuşamam, ayışığı kirpikleri incinir;
gücenirse barışamam, bu dert beni bitirir…

Kısacası:
yoncalara oyalanmış gözlerinde
usul usul uçuşan kelebeksi o gülüş
saçlarında esin kuşun yavrusuna
yuva yuva kıvırcık
sesler beni köşe- bucak huyuna…

Neyleyim ki:
şu ömrümde doyamadı hasretlerin sürüsü
gide- gele yol üstünde kanarım;
ne gurbette ne sılada duruldum
ona yanarım.

Nihat Behram

 
Bir Aşk Öncesinin Sızısı için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Sığınak

Yedeğimde hep bir şiir olmalı
Korusun diye beni,
Sarsın
Solusun diye…

Yedeğimde hep bir şiir olmalı
Dileğimce değiştirebildiğim
Değiştikçe beni de değiştiren
Yüreğimle sindiğim,
Kimsenin bilmediği,
Acısına başka acı
Sevincine başka sevinç değmemiş,
Canım gibi
Yok etmek hakkını kendimde gizlediğim
Ömrümce çılgın, gönlümce engin,
Yeni doğmuş bebeklerin sesiyle
Yankısı ufkuma dokunurcasına yakın
Soluğumda kıvılcım, dudağında gül
Yaşamaya düğümlü,
Goncalar kadar körpe
Dalgalar kadar hırçın
Kavuşmamız olanaksız birine sakladığım,
Mahrem, bağışıksız,
Mazlum bir şiir

Yedeğimde hep bir şiir olmalı;
Çırpındığım geceler
Yetişip yatıştıran
Esinlenip dindiğim,
Duygusu sağılmamış,
Üşüse soluverecek,
Pürüzsüz, bir başına incecik,
Gülüşü gülüşüme denk, andıkça parıldayan
Andıkça parıldadığım,
Kanmayan, kandırmayan;
Öfkesi kirlenmemiş,
Zehri gibi kendi hayatımın
Ayrılık yaralarını sarılır sanmış,
Sürgün, ürkütülmüş,
Üzgün bir şiir.

Yedeğimde hep bir şiir olmalı
Yuvasında ilk kez uçan serçe gibi telaşlı,
Şafakta kuzulamış karaca gibi baygın,
Ulaşınca çılgınlığa kırılan dallarda ömrün
Yanarak uğuldayan
Yanarak uğuldadığım…

Yine daldım da kendi düşüme
Hasretin kanayışı bitermiş sandım…
Beni şiirler bağışlasın

Nihat Behram

 
Sığınak için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İnsan ki Hasret Kadar

Aşksa:
sağır da olsa dile döner seslenir..
Düşse:
eni sonu suya düşer ıslanır…

Aşktan öte başka hangi tohum yeşerir
hangi dal sürgün verir ezildiği yerinden?

(… Dolunaydı …Dağların buğulandığı,
toprağın yoncalandığı aydı… Öpsem,
yaralanır sandığım
çiçekler kadar körpeydi bahar..
Bir yanım sazınca külhan,
yağız, civan, atmaca;
bir yanım nazınca uslu,
suskun, ıssız, utangaç,
savrulup savrulup sokaklara
söylediğim şarkılar
süsüydü ömrümüzün,
yitince bulunmaz zenginliğimiz…
Ne güzel günlerdi ah
ne güzeldin gençliğim
gönlümü tarih düşüp
ömrümce yol gözledim,
yazık ki sen beklemedin… )

İki derde yenik düştüm ne çare:
biri aşk
biri düşten düşe sızım sızım yüreğim…

Taşa çaldım derdimi,
taş çatladı kıvrım kıvrım kök verdim;
güle sardım kendimi,
gül kurudu derdim azdı yürüdü…

İnsan ki hasreti kadar:
belki bin sevda bin ayrılık
fakat
bir aşk bir intihar
bir ömre ancak sığar.

Nihat Behram

 
İnsan ki Hasret Kadar için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: