RSS

Etiket arşivi: Nuri Demirci

Öte

inadı tuttu, astı suratını
yüzü büyük ormana dönük
gitti çitlerin dibine oturdu hayat
oralı olmadım
gölgeye çektim ben de masamı
kıyısına iliştim, eski çalılıklara baktım

o sırada çaldı telefon
yerli malı haftası’nda şiir okuyan çocuk
anlattı durdu
söylemedim ona yüzünü unuttuğumu
sesin mandalina kokuyor da demedim
dedim ki
kirlenmiş bir yakayla dolaşma ortalıkta

sonra ağzı kırık şişelerden esanslı gazozlar içtim
göğüs cebi mendilli ceketler giydim
daha birçok şey
işte, çekirdek yerken çıkardığım sesler falan
düğmelerimi çapraz iliklediğim günler

birden babam öldü
gitti biraz daha öteye oturdu hayat
ben de bir şeyler yaptım
masamı topladım
boncuklu suyla yıkadım telvesi kurumuş fincanı
döküp durdum dalgınlığıma
avcumda bulduğum çayı

başka bir şey, ölüm belki de
sarıyordu beni yavaş yavaş geriye

daha da öteye gidecekti,
bana bak dedim hayata
yukarı çıkan merdiven
iniyor aşağıya da

Nuri Demirci

 
Öte için yorumlar kapalı

Yazan: 16 Aralık 2013 in Türk Şiiri, Şiir, Şiirdir Baba

 

Etiketler:

Eylül; Belki Son

güller vazgeçti, çocuklar büyüdü
kuzeydeki vadiden geldi eylül
belki birkaç sıcak gün daha
sabahlarında üşüdüğüm

epey uzağımda kaldı içimden geçen yol
okunmuş bir kitaba kimseler dokunmuyor
sığlaştı yüzümdeki gamze, kuytularım boşaldı
toprak sert, yeni bir cümleye başlamak zor

bacasındaki duman, duvarına yaslanmış ağaç
bozmuyor kırdaki evin yalnızlığını
akşam, ölü kuşlar gibi düşüyor bahçeme
gece omzumda uykusu ağır, yorgun bir kızın kolları

yaprakları anlıyorum, yere yaklaşan
gökyüzünün dilini çözdüm
geçtiğim yerdeydi cennet, şimdi
buz tutmuş bir cehennemi yürüyorum

güller vazgeçti, çocuklar bekliyor

Nuri Demirci
 
Eylül; Belki Son için yorumlar kapalı

Yazan: 03 Aralık 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kamış

Mevsim ince boyunlu ve hayat
Bir parmak kalınlığında
Dizlerimize sokulan ay ışığı
Ve ayaklarımızı soktuğumuz unutulmuş su
İtiyor bizi gökyüzüne doğru

Islak bir mağaranın ağzında
Dünyaya saplanmış tığız da sanki
İşliyoruz kadınların nazlı oyalarını
Kıskanç bıçaklı keskin çingeneler
Kıyıya deviriyor gövdemizdeki yokuşu

Kuşakta divit, hokkada balık, sepette sabırlı örgü:
Kolumuzdan çıkmayacak kesik bacaklarıyla koşan ölü
Ruhunu üfleyecek içimize dudağımızdan öpen neyzen
Kabuğu kalkmış inlemeler ve rengi kurumuş günlerin
[sancısı
Akacak boğazımızdan, kız parmaklarıyla tenimiz
[kamaşırken

Yoksul göğsümüzle karşılıyoruz rüzgârı
Suyun sesini hatırlatıyoruz birbirimize
Kalplerimizden kırılıyoruz ve zaman
Ortası boncuklu iplerle asıyor bizi
Ölümün çengeline

Nuri Demirci

 
Kamış için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Eylül 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İkinciteşrin

: 23 00
: kapanış

ve sular sulardan ayrıldı

kullanmadığım bir denizde ne kadar ağırım
hayatı dalgın bir yosun gibi selamlıyorum

rengi atmış evinizin kıyıya bakan penceresinde
uzun bir iskele
ve demir almaya hazır gemi resimleri
saçlarını ortadan ayırmış kızın çaldığı mandolin
ikiye bölüyor sizi
konup kalkıyor yorgun kanatlı bir serçe
kumsala çekilmiş sandalın çürüyen gölgesine

umutluyum, kesilmiş bir ağaç kadar
belki mandolin, belki sandal
belki resimler için çerçeve
sahile vurmuş yara izlerini topluyorum

sürüklenmiş ömrünüzün gece haline
kül rengi armağanım olsun;
ayın sesini açıyorum

Nuri Demirci

 
İkinciteşrin için yorumlar kapalı

Yazan: 13 Ağustos 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yelek

sonunda dikildi yeleğim
arkası astarlık kumaş
önü balıksırtı, sıçan ölüsü

giyindim
ucu zincirli zamanı koydum cebine
kuruldum hayata
bir armağan oldum

görsün diye
önünden geçtim babamın
yolu sordum, bahane işte
çok eski bir resmine bakar gibi baktı bana
dudağında ağlamayı andıran bir gülümseme

dağılan bir sinemanın arka kapısındaydı
üç sarı yirmibeş kuruş
ve kesilmiş bir bilet vardı avcunda
çıplaktı
yeleğiyle yer ayırmıştı içerde bana

upuzun, tenha bir iskelede, yan yana
aradık birbirimizi
o parmaklarıyla oynadı
ben, onun dudaklarıyla içtim sigaramı

omzuma attığı elinden belli
yaşıt olacağız birkaç yıl sonra

Nuri Demirci


 
Yelek için yorumlar kapalı

Yazan: 13 Ağustos 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Çalı Çit Bahçe

sürdürüyoruz oyunu. ben
karanlık bir dağdan iniyorum
o, dudaklarında mevsimsiz iki gelincik
çıkıp geliyor çalıların ardından

her zaman bir çit aramızda
yürüyoruz şehre doğru

dizlerinin üstünde bir çanta
omuzu yaz hırkalı
hayatın ucuna ilişir gibi
oturuyor bahçe sinemasında

acılannı boyuyor duvardaki kadınla
filmi ellenyle seyrediyor
düşmekten korkar gibi
elimi arıyor karanlıkta

yüzüme bakıyor arada bir
bekler gibi bir okulun dağılmasını
Söylemek istiyorum ona
saçlarımı geriye tarama hakkının
yalnızca onun olduğunu
ve okşanarak uyandırılmak isteyen
o eski çocuğun
hala içimde uyuduğunu

beyaz gemi battı, diyor, dönüş yolunda
olmadı belki de hiçbir zaman
bir sal yaptıydım, hatırla
şenlikli güverteden geriye kalanlarla
temizlenirken kirleri, gördüydün işte su
işlemişti tahtaların içine

takılı kalıyor boğazında
sıyrılan başörtüsünün düğümü
ağlayacak, biliyorum
araladı çünkü yine yüzünü

Nuri Demirci


 
Çalı Çit Bahçe için yorumlar kapalı

Yazan: 24 Temmuz 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Siyah Bir Çığlık İçin Gitar Taksimi

-Can’a-

toplanma

Gördük birden, mavi kreponla boğulmuş ışığı,
duvar kağıtlarının altında kanayan günü
ve tel örgülerin dışına taşan siyah gülü
Gördük ve yürüdük üşüyen ayaklarımızla
sol yanımızdaki karartma lambasından
kapıların tersine açıldığı yere sızan aydınlığa

Şurada birikiyorduk, şuradaki
uçmayı unutmuş iki kirli kuşun tünediği
tv antenlerinin altında
Ve gökyüzüne inanmış romatizmalı iki ağacın
güneşi kesen ağdalı karanlığında

Şurada öğreniyorduk
ezberlenmiş hayatlardan kopya çektiğimizi
Karnı sarkmış bir çakalın çaktığı çitlerin içinde
çiğnenmiş sakızlarla
erken patlayan balonlar yaptığımızı

Şurada bitişiyorduk uzun cumartesilerle
ölü doğmuş pazar sabahlarına
Şurada boğuluyorduk biz
çantalarımızdan sızan
dershane kokularıyla

Şurada çürüyorduk biz,
şurdaki gözaltı odalarında
Terli avuçlarımızla tutunuyorduk
ölü posterlerin apış aralarına
Bir dağın yamacından kayarak
şuradan çıkıyorduk duvarların dışına
Deviriyorduk içimizdeki buğulu camekânları
şurdaki hülyalı kaldırımlara

Şurdaki aynalarda terkettik
annelerimizin rujunu
ve yüzlerimizi çektiğimiz yerde kalan
köpüklü tükrük izini
Şurada düşürdük biz
içimizde gerinip duran gürültüyü
şurdaki holün ölü ışığında
Eksilttik gümüş çerçevenin içini
ve kapının dışında bıraktık
elbeziyle silinen çocuk dudaklarımızı

Biz, şuradan gideceğiz tepeye doğru
şurdaki yeşilliğin kıyısından
Çizgilerin içine girmeden
ve basmadan ayak izlerinize
atlayarak yani,
ezilmiş gelinciklerin üstünden
Biz, şuradan böleceğiz gökyüzünü
şurdaki bulutun kıvrımından
firtına kuşlarının döndüğü yerden tam
ve ayırmadan
hiçbir kuşu kanadından

Nuri Demirci

 
Siyah Bir Çığlık İçin Gitar Taksimi için yorumlar kapalı

Yazan: 24 Temmuz 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: