RSS

Etiket arşivi: Özdemir İnce

Lodos

Batıya doğru sıradağlarına kavuşuyor açık deniz.
Çıldırtıyor bizi solumuzda esen lodos,
bu, eti kemiğinden ayıran rüzgâr.
Çam ağaçlarının, harnupların arasında evimiz.
Kocaman pencereler. Kocaman masalar
yazmak için sana seslendiğim mektupları:
Aylar boyu yazdığımız ve ayrılığı dengelemek için
ayrılığın yüreğine attığımız mektupları.

Sabah yıldızı, gözlerini indirince sen,
yaraya sürülen yağdan daha tatlıydı,
daha neşeliydi damağa değen soğuk sudan
daha durgundu kuğunun kanadından
saatlerimiz.
Senin avucundaydı yaşamımız.
Acı ekmeğinden sonra gurbetin,
ak duvarın önünde durursak geceleyin
yoluna bağlanan umut gibi yaklaşır bize sesin
ve bu rüzgâr gene biler
sinirlerimizin üzerinde bıçağını.

Hepimiz aynı şeyleri yazıyoruz sana
ve susuyor ötekinin karşısında herbirimiz
bakarak herkes kendi adına o aynı dünyaya
karanlığa, sıradağlardaki ışığa
ve sana.
Kim sökecek yüreğimizden bu acıyı?
Bir sağnak boşandı dün akşam ve bugün
gene bulutlu gökyüzü.
Dünkü sağnağın çam pürenleri gibi düşüncelerimiz
yığılmışlar kapımıza, yararsız,
yeniden dikmek istiyorlar bir yıkılmış kuleyi.

Bu yıkık köylerde
lodosa açık bu burunda
seni gizleyen sıradağlarla önümüzdeki,
kim hesaplayacak unutma kararımızı bizim için?
Kim kabul edecek sungularımızı bu güz bitiminde?

Neyi arıyor ruhlarımız böyle çıktığı yolculuklarda
hurda gemilerin güvertelerinde
sıkışarak solgun kadınların, ağlayan çocukların arasına,
ki ne kırlangıç balıkları, ne de direklerin
uçlarıyla gösterdiği yıldızlar avutabilir onları.
Yıpranarak silinmiş gramofon plaklarından
var olmayan tapınmalara istemeden bağlı
yabancı dillerde kırık dökük düşünceler mırıldanarak
neyi arıyor böyle çıktığı yolculuklarda ruhlarımız?

Neyi arıyor böyle yolculuklarda ruhlarımız
çürük teknelerde
dolaşarak bir limandan öteki limana?

Taşıyarak parçalanmış taşları, her geçen gün
biraz daha güçlükle soluyarak çamların serinliğini,
yüzerek sularında kâh şu denizin
kâh bu denizin
ilişkisiz
kimsesiz
artık ne bizim
ne de sizin olan bu yurtta.

Biliyorduk, güzeldi adalar
rastgele gittiğimiz yerin yakınlarında bir yerde,
biraz aşağıda ya da biraz yukarda,
belki de burnumuzun dibinde.

Liman eski, bekleyemem artık
ne çamlık adaya giden dostu
ne çınarlı adaya giden dostu
ne de denize açılmış olanı.

Pas tutmuş topları okşuyorum, kürekleri okşuyorum
gövdem dirilsin de karar verebilsin diye.
Yalnızca öteki fırtınanın
tuzuyla kokuyor branda bezleri.

Tek başıma kalmak istedimse, yalnızlıktı
aradığım, böyle bir bekleyişi aramadım,
ne ruhumun ufuklarda parçalanmasını,
ne de bu çizgileri, bu renkleri, bu sessizliği.

Geri götürüyor gecenin yıldızları beni
çirişotları arasında ölüleri umutla bekleyen Odisseus’a.
Çirişotları arasında demir atınca burada
bulmak istiyorduk yaralı Adonis’i gören geçidi.

Ülkemiz kapalı, hep dağ dört bir yanımız
çatı olarak basık bir gökyüzü, gece-gündüz.
Irmaklarımız yok, kuyularımız yok, pınarlarımız yok,
yalnızca bir kaç sarnıç, üstelik boş,
ses yankılanır içlerinde, taparız onlara.
Kof, ölü bir ses, tıpkı yalnızlığımızın benzeri,
tıpkı sevdamız gibi, gövdelerimiz tıpkı.
Şaşıyoruz, evlerimizi, kulübelerimizi, ağıllarımızı
bir zamanlar nasıl yaptık diye acaba.
Taze çelenklerle, yüzüklerle düğünlerimiz
çözülmez bilmeceler oluyorlar ruhumuza.
Nasıl doğdu, nasıl büyüdü çocuklarımız acaba?

Ülkemiz kapalı. İki Simplikades
kapıyor onu, kapkara. Hava almaya
inince pazar günleri limanlara,
çürümüş teknelerini görürüz bitmemiş yolculukların
parıldarlar batan güneşin aydınlığında,
görürüz bu artık sevişmeyi unutmuş vücutları.

Bir zamanlar ay gibi donardı kanın;
tükenmez gecede kanın
açardı ak kanatlarını
kara kayaların, ağaç gölgelerinin, evlerin üzerine
çocukluğumuzdan artakalan azıcık ışıkla.

Yorgo Seferis

 
Lodos için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Temmuz 2021 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Anlatı

Ağlayarak yürüyor bu adam
kimse bilmiyor neden ağladığını
kimi yitik sevgililer için diye düşünüyor
yazın deniz kıyısında gramofonlarla
bize nice çile çektiren sevgililer benzeri.

Kendi gündelik işleriyle ilgileniyor kimileri:
Eksik kâğıtlar, büyüyen çocuklar,
güçlükle yaşlanan kadınlar.
Onunsa iki gelincik gözü var
baharda toplanmış gelincikler gibi
ve göz kıyılarında iki kaynak.

Sokaklarda yürüyor hiç uyku girmiyor gözlerine
arşınlıyor dünyanın sırtındaki ufacık dörtgenleri
artık hiçbir anlamı kalmayan
sınırsız bir acıyı yaşama makinesi.

Onu konuşurken duymuş kimileri
geçerken yapayalnız
yıllarca önce kırılan aynalardan söz ediyormuş
artık kimsenin onarıp diriltemeyeceği
aynaların içindeki kırık yüzlerden.
Uykudan söz ettiğini duymuş kimileri
uykunun eşiğindeki korkunç hayallerden
sevecenlik yüzünden dayanılmazlaşan yüzlerden.

Alıştık ona, dürüst, sakin bir insan
durmadan ağlayarak yürüyor yalnızca
trenden gördüğümüz ırmak kıyısındaki söğütler gibi
bulutlu bir sabah keyifsiz uyanınca.

Alıştık ona, hiçbir anlamı yok artık,
tıpkı alıştığımız öteki şeyler gibi
size ondan söz ediyorsam eğer, bu,
alışmamış olduğumuz bir şey bulamamamdandır;
saygılarımla.

Yorgo Seferis

 
Anlatı için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Temmuz 2021 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Çok sürdü bu âlemde konukluk

Çok sürdü bu âlemde konukluk,
Tam zamanı artık mutlak bir kucaklaşmada
Bedenimin çölü bu beldeye egemen olmalı.

Midemi bulandırdı bu dünyada yaşamak.
Öyle bir milletle birlikteyim ki
Kötü yönetmekte hükümdarları.
Bit gibi ezmekteler zavallı kullarını,
Aldatmaktalar saf insancıkları
Saygı duymaksızın hak ve çıkarlarına.

Ama gel gör ki koyun benzeri bu insanlar
Kulluk etmekte zalim hükümdarlara.

Ebü’l-Alâ el-Maarrî
Çeviri: Özdemir İnceyarbay_mehmet_alkan

 
Çok sürdü bu âlemde konukluk için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Ağustos 2015 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Bir eski yapıydı babam

IV
(EK)

Bir eski yapıydı babam
Kapısı vurulmadan girilen
Kapandı artık, 13.3.1978.

Özdemir İnce

 
Bir eski yapıydı babam için yorumlar kapalı

Yazan: 21 Eylül 2014 in Türk Şiiri, Şiir, Şiirdir Baba

 

Etiketler:

Yakarı

-Şairler esnafı pîri Hasan bin Sâbit’e-

İdris peygamber, terzilerin pîri,
izin ver güzel bir şiir yazayım ben de,
yaşım kırkı geçti yaşlanıyorum artık,
izin ver güzel bir şiir yazayım ben de,
“ozan” desinler bir kez ölmeden önce.

İdris peygamber, terzilerin pîri,
el ver artık kendi dükkânımı açayım,
bir kaftan keseyim kendime ben de,
astarı sözcüklerden dikişi ibrişimden.

Ben de güzel bir şiir yazayım artık,
okudukça kıskanıyorum öteki kalfaları,
şarapları bol, ilham perileri oturaklı,
biliyorlar geceler kaç saat sürer
günler kaç fersah. El vermiş ustaları.

Ben de güzel bir şiir yazayım artık,
cebine kuş üzümü, sarı leblebi doldurayım,
parklara götürüp simitler alayım ona
kıvırcık saçlarını rüzgârla tarayayım.
Ben de güzel bir şiir yazayım artık,
son günlerimde yalnız kalmayayım.

İdris peygamber, terzilerin pîri,
ey bütün pîrleri bütün mesleklerin,
izin verin bir tek dize yazayım, tek bir dize,
bir kez “oldu” desinler ölmeden önce.

Özdemir İnce

 
Yakarı için yorumlar kapalı

Yazan: 07 Mart 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Bir Ülke Olabilir Sevda

Kaç cemre düştü yüreğine şimdiye kadar,
kaç unutulmuş nisan var
vişne sürgünü kollarında?

Dağılıyor uyku kokusu gövdenin
dilim meme uçlarına
dokunduğu zaman;
ateşten sapı üzerinde dönüyor ayçiçeği,
bir güneş doğuyor
bacaklarının arasında.

Kollarımla sarıyorum, örtüyorum seni,
günler ve geceler uzuyor
ve savurmaya hazırlanıyor gövden gövdemi.

Özdemir İnce

 
Bir Ülke Olabilir Sevda için yorumlar kapalı

Yazan: 07 Mart 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: