RSS

Etiket arşivi: Pinhanca Pinhan

"Dün, En belâlısından musallattır bu güne"

bitirdiğin yerde/n..

Bitirdiğin yerde/n
başlarım kanamaya..
Kızıl bir ağız
gelip, yutar şehri..
Dili pastır,
Dişi taş..

Emirgân,
kan altında kalır o saat,
canı çekilir erguvanların,
Usul bir yaş yürür ,
yaprağın damarında;
yaprak çürür..
damar çürür..
an çürür…

Oysa
daha denizin dibine inmemiştir bile
martıya fırlattığımız simit,
Bardakta yarım kalan çay
daha soğumamıştır..
Terimizin nemi
kurumamıştır çarşafta,
Duvarlar,
daha unutmamıştır sesimizi..
silinmemiştir kaçaklığımız,
sokak kayıtlarından..

Ama böyle birden,
pat diye
bir kızıl ağız gelip
yutuvermiştir şehri..
N’aparsın!
“N’aparsan yap şimdi” der,
o kızıl ağız..
“N’aparsan yap!”

Çekimsiz fiiller çekerim
gece Yenikapı’da attığım ağlardan..
Aklım ,
İki mastar arasında sıkışıp kalır :
“Olmak ya da ölmek”
ölmek, mesele değildir oysa
ya kepazeliği,
“olmadığım bir yeri
d/oldurmaya çalışmanın”

Kalkarım yerimden..
ben,
bir adım atarım..
beş el kahkaha atar birileri..
birileri ,
cesaretimi buruşturup atar..

Emirgân
kan altında kalır o saat..
“Bitti!” dersin..
Bitirdiğin yerde/n,
kanamaya başlarım

üryan -2010

Üryan Cümleler
Reklamlar
 
"Dün, En belâlısından musallattır bu güne" için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Aralık 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Sahi Ne Zaman

Sahi;
Ben,
ne zaman çağırdım seni ?
Sen,
ne zaman çıkıp geldin?
Kapımı, ne zaman açtım sana ?
İçime ,
ne zaman buyur ettim ?

Var sandığım kapı
yok muydu?
Ya da , gerek mi yoktu
çalmana
ve açmama ?
Yoksa sen
aslında hep vardın da
ben mi senden gafildim de
bilmedim ?

Gelip de kurulduğun bu gönül tahtı;
Ben mi kurdum onu
senin için?
Benim ellerim mi?
Ne olur,
bana benden bir şeyler göster;

Yoksa gelirken
Tahtını da
sen mi getirdin?

Ellerim, hep böyle sıcak
Hep böyle küçük müydü ,ayaklarım ?
Hep böyle hızla ve
nefes nefese mi tırmanırdım
yokuşları ?
Yokuşun ortasında durup
bakar mıydım etrafıma ?
Bir sigara yakıp,
bir de şarkı tutturur muydum
yorgunluğumun inadına ?

Kar,
hep güneşiyle mi gelirdi
bizim sokağa ?
Yağmurdan önce toprak
hep böyle cayır cayır
yanar mıydı ?
Bu , bahar işvesi
Bu , Mart vedası
hep böyle
taze biçilmiş çimen gibi mı kokardı ?

Bahçedeki kedilerin siyah olanı
Daha mı iştahlıydı Sarı olandan ?
Şu ağaçların sırası
hiç değişmedi mi ?
Emin misin?
Erik, kiraz ,incir
Sonra tekrar erik.
Ama itiraf et,
hanımellerini yeni diktiler..
O da mı değil mi?
Ne yazık
onu bile fark etmemişim..

Sol yanımda
kalp değil ,yürek varmış meğer
Meğer gören,
göz değil, yürekmiş..
Bu yıllarca,
ateş sandığım ateş,
Bir üflesem
Kibrit gibi sönermiş…

Sahi;
Ben,
ne zaman çağırdım seni ?
Sen,
ne zaman çıkıp geldin ?
Ne zaman kuşattın beni ?
Ben seni ne zaman kuşandım ?

Avucunun içine dayayıp ruhumu,
söylesene !
Ben aşkı
ne zaman içtim?

üryan -2011

uryan_cumleler

 
Sahi Ne Zaman için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Aralık 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İşte ben, Seni en çok o zaman..

 En çok,
baharda seviyorum seni..
Kiraz çiçekleri açtığında.
 
Dallar ,
körpe sürgünler verip,
Çatlayasıya attığında
tohumun nabzı,
Güneş,
kardan duvaklarını kaldırıp,
öper dağların yüzünü..
Duvağın yaşı
dağın yaşına karışır..
Karışır  aklı yağmurların..
Gece güne,
gün,
geceye karışır..
Ben, sana karışışırım o an..
Sesin seçilmez olur sesimden
Saçlarıma,
ak düşer saçlarından ..
Düşer uykumun orta yerine
ruhumu kamaştıran  yüzün..
Kiraz
Çiçeklerini  açar..
İşte ben,
Seni en çok  o zaman 
 
Mavinin yüzünde köprürür Şehir..
İğne atsan yere düşmez iskelelerde..
Gözleri bulutlu bir adam
iner vapurdan..
Bir kadın
O’ndan  geçip,
arkadaki celimsiz oğlana sarılır ..
Bulut yere düşer
Can kırılır
Havalanır bir martı..
Simitinin son lokmasını
martıyla bölüşür adam..
“Bahara” der,
Yüzünde,
inadına bir tebessüm..
“Şimdi olmasa da,
bir başka bahara..”
Kiraz
Çiçeklerini açar..
 
İşte ben
seni en çok o zaman.
 
Evlerde,
bir düğün telaşı başlar..
Halılar kalkar
Sobalar temizlenir..
Duvarların eskiyen yüzünde
yeni bir mevsimin rengi..
Anneler, hep yorgundur yine
Babalar hep argın..
Birden,
ardına kadar açık pencerelerden
beline kadar sarkar,
Aşk..
Mahellenin oğlanları,sarhoş
arz-ı endam ederler
kocaman sesleriyle..
Aşk,
saçları kavuran bir kız olur
on beşinde..
Tohumun nabzı,
düşer de,
en mahcup olanın bileğine ;
Nasıl yanar yürek..
Nasıl kızarır yüz..
Kiraz
Çiçeklerini  açar..
İşte  ben,
Seni en çok o zaman..
 
Üryan-2011ask_siirleri
 
 
 
İşte ben, Seni en çok o zaman.. için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Aralık 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Adam ve

Adam ve….

Kimseye, belli bir mesafeden fazla sokulan bir adam olmadım hiç. Kimseye sokulmadığım gibi, kimsenin de, bana yaklaşmasına izin vermedim.. Hayır , asık suratlı filan değilim. Zaten , insanın, duvar örmek için ,yüzünü asmasına bile gerek yok. Bir tavır, bir söz, bir soruya verdiğin sıradan bir cevap bile, seninle diğer insanlar arasına kalın bir duvar örebiliyor.

“Gidiyorum buradan” dediğimde, yüzlerindeki ifadeyi unutamam.. Delirdiğimi düşünüyorlardı sanırım. Ama hiç biri bunu söyleyemedi. Ya da belki, bu tamamen benim hüsn’ü kuruntumdu. Yani belki de gidişim, kimse için bir şey ifade etmediği için, bu kadar kayıtsız kalmışlardır, bilemiyorum. Sadece, Korhan ; -sanırım O da ,çocukluk arkadaşım olduğu için, bu kadar pervasızca konuşabiliyordu benimle- gecenin yarısı telefon edip, bir sürü laf saydı:

– Oğlum , deli misin sen?
– Neden?
– Manyak mısın oğlum.? Düzenini kurmuşsun, işin var gücün var. E, halin vaktin de fena sayılmaz. Zorun ne şimdi?
– Korhan, boğuluyorum..
– Yaa git ! Rahat batması oğlum bu. Otur oturduğun yerde . Şimdi gidersen, döndüğünde bu bıraktıklarının hiç birini bulamayacağını Biliyorsun değil mi?
– Korhan ! Ben gerçekten boğuluyorum..
– Rahat bırak oğlum kendini. Kurcalama. Şu kafanı kitaplara gömmekten vazgeç. Burası, İstanbul ! Hayat burada ! Ye ,iç, gez, dolaş ! Rahat bırak biraz kendini..
– Hafta sonu gidiyorum..
– İyi halt ediyorsun ! Nereye?
– Boş ver.
– Gelip seni bulurum diye değil mi?
– Biraz yalnız kalmalıyım..
-İyi abicim! Git ne halin varsa gör. Ama sakın, telefonunu filan iptal edip, Robinsonculuk oynaymaa kalkma. Hiç olmazsa sesini duyalım.
– Tamam bakarız..
– Mehmet!
– Efendim?
-İyi ol , olur mu !
-İyiyim zaten merak etme..
-Tamam o zaman..

İnternette görüp ,aşık olduğum bir yerdi burası. Küçücüktü.. Boğulma hissine kapılmış bir adamın ihtiyacı olan her şey vardı: Deniz, orman ve sessizlik. Başlangıçta, komik ve abartılı , doğa kostümümle hayli dikkat çekmiştim burada.. Ama sonra sonra alıştık. Üç ay sonra, yolda beni gören bir yabancı için, buranın yerlisi sanılacak kadar, benzemiştim onlara..

Ara sıra eski alışkanlıklar krizine giriyordum.. Kolay değildi, onca yılın, öğrettiklerini bir kalemde silip atmak. On günde bir ,Korhan’la konuşuyorduk.. Eski tarihli gazeteleri okur gibiydim. Anlattığı hiçbir şey ,”yeni” değildi ama bunu Ona söyleyemiyordum. Ne zaman Onunla konuşsam, “iyi ki “diyordum, kendi kendime.. İyi ki..

Yine bir krizi atlatmaya çalışıyordum sanırım.Misinam ve yemlerimle, soluğu ırmağın kenarında almıştım..Balık tutmanın, harika bir terapi olduğunu okumuştum .
Ellerimin acemiliğine aldırmadan, yemleri inatla iğneye takıp dakikalarca bekledim. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum, dalga geçer tondaki sesiyle irkildim :
– Boşuna bekliyorsun !
– …
– Bütün gün beklesen de boşuna.
– Neden ki?
– Burdaki balıklar, o yemlere tav olmaz da ondan.
– Eee ? Ne yapıcaz peki.?
Derdim, derenin bana vereceği balık filan değildi bunu sorarken. Sadece , o iri kahverengi gözlerini açarak konuşmasına bayılmıştım ve sohbeti uzatmaya çalışıyordum.
-Elinle tutacaksın.
-Elimle mi? Nasıl?

Taşların üzerinden bir sincap gibi , sıçrayarak yanıma geldi.. Küçük elleriyle paçalarını kıvırmaya çalışırken, bir yandan da bana laf yetiştirmeye devam ediyordu:
-Çoraplarını sakın çıkartma. Yosunlara basınca fena kayar akyaların..
Suya girip, eğildi. Küçük avuçlarını, birbirine yaklaştırdı.. Sadece birkaç dakika sonra avuçlarının içinde, irice bir balıkla doğruldu.

-Bu kadar işte! Hadi şimdi sıra sende !
Çok komik göründüğümden emindim. Küçük bir çocuk komutasında, derede balık tutmaya çalışan, beceriksiz bir koca adam..

Olmuyordu.. Söylediklerini ,harfi harfine uygulasam da olmuyordu..
-Sanırım, ben bu işi beceremeyeceğim..
-Çünkü inanmıyorsun.
– Ne alaka şimdi? Neye inanmıyorum?
– Bak ! Her gün , bu dereye gelip balık tutarım.Ellerimi suya daldırırım ve fısıldarım.
-Ne fısıldarsın ? Ne ,yoksa sen, balık avı büyüsü yapan bir büyücü müsün?
-Saçmalama ! Suya eğilir ve derim ki ; “Evde, bize göndereceğin balığı bekleyen tam dört kişi var.Ellerimi , boş göndermeyeceğini biliyorum..”
– Eee ?
– Ne eee ?
-Eee ? Yani sonra ?
-Gördün ya az önce. Beni, hiç hayal kırıklığına uğratmadı ki..

Karşımdakinin çocuk olduğunu görmesem, yaşlı bir bilgeden hayata dair öğütler dinlediğimi sanabilirdim.. Gözlerine baktım.. Kocaman kahve rengi gözleriyle, gülümsedi yüzüme.. Başka bir şey söylemeden suya girdim. Ellerimi suya daldırdığımda, sadece söylediklerini değil, onları söylerken gözlerinde gördüğüm inancı düşünüyordum..

Ve mucize.. Yaklaşık 30 saniye geçmeden, ellerimin arasına çarpan kaygan soğuğu hissettim..
-Başardın işte !
-Başardım ! Başardık !

O günden sonra, küçük bilgem ve ben neredeyse ayrılmaz olduk. Hayata dair, daha önce kitaplarda okumadığım öyle şeyler söylüyordu ki ; bildiğimi sandıklarımın beş para etmediğini , tersine gerçekten bilmem gerekene dair hiçbir şey bilmediğimi anlıyordum..

Hayat ,O’nun ,iri kahve rengi gözlerinden bakınca, son derece basit bir oyun gibiydi. “İstiyorum , oluyor” derken, gözlerinde gördüğüm , “ne yani, bu kadar basit olduğunun farkında değil misin?”şaşkınlığını anlatamam..

Zaman zaman, heyecanla bir şey anlatırken , “ neden, seni daha önce tanımadım ki” dediğimde; aynı bilge tavırla ,” ben hep buradaydım, n’apalım sen ancak geldin” diyordu..
Mayıs başlarıydı. Sabahın erken saatinde, “hadi!” dedim, “bu gün deniz kenarına iniyoruz..”

Denizin kıyısına geldiğimizde, eliyle topu topu yüz metre ötedeki kayalığı gösterip ;” yüzelim mi?” dedi..
Sudan çıkıp, kayalıklara tırmandık.. Yüzümüzü güneşe verip oturduk bir süre.. Denizin dibine bakıyordu.. Birden; “İnsanlar, dibini göremedikleri her şeyi derin sandığı için mi, bir avuç çamurlu suda boğuluyor?” diye sordu ..
Sonra yeniden, denizin onlarca metre derinindeki, gümüş renkli balıkları seyretmeye devam etti.. Bu sözü söyleyen ,bir çocuk olamazdı..
Hayranlıkla , O’na baktım..

Boyunu aştığından emin olduğum sulara, bir bardak suya bakar gibi bakıyordu..

Pinhanca Pinhan

 
Adam ve için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Şubat 2013 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

Ben sadece, adam gibi özlemek istiyorum

Ben sadece, adam gibi özlemek istiyorum !

                                                                “Teknolojik sabotajlara kurban gidiyor hasretlerimiz..”

Kehanet değil bu.. Eğer, insan aklı ve merakı ,bu kadar hızla ilerlemeye devam ederse, korkarım gün gelecek, özlemek denen o harika duygu, sözlüklerde nostaljik bir kelime olarak yerini alacak..

Belki ben de o gün, -tabii hâlâ şiir yazmakta direniyorsam- A.Haşim’in; ” Melâli anlamayan nesle aşina değiliz” demesi gibi, “yabancısıyız, özlemeyi bilmeyenlerin” diyebilirim..

Geri kafalı (ki bu ne demek, bunu bilemedi benim zavallı aklım ), biri değilim.. Yaşamı kolaylaştıran, bütün gelişmeler başım gözüm üstüne.. Ama yine de..
Yine de itiraf ediyorum işte :
Ben, adam gibi özlemek istiyorum..

Hani O, sevgilinin sesini duyamadığı için, geceleri yatağına sığamayanlardan olmak mesela..
Ya da yüzünü görmek için, kilometrelerce öteden koşup gelenlerden ..
Titrek el yazısıyla yazılmış, iki satırlık mektubu, defalarca koklayıp, koynunda taşıyanlardan..

Efendim?
Çok mu alaturka ?
Eyvallah ! Ama, saygı duyun olur mu? Bu da benim isteğim..

Film :
Sahne 1.
Kadın, başka bir şehirde yaşayan Adamı özlemektedir.. Telefonun ekranı, karanlıkta gözü alan bir ışıkla, yanıp sönmeye başlar.. İşte ordadır.. Oracıkta.. Yanı başında.. Kulağının dibindedir Adam..Adamın sesi..

Sahne 2.
Yüz yirmi beş taksitle, herşeye rağmen edinilmiş, teknolojı harikası telefonunu eline alır Kadın..( ki ona telefon demek hakaret olur artık..)Adamı arar..
Aman Allahım ! Adamda da aynı mucizevi şeyden olmasın mı !!!
3G, 5H,6X,Y,Z,T,…, gibi özellikler sayesinde; Adam, bırakın kulağının dibinde olmayı, çoktan burnunun dibine gelmiştir…

PC başında açılabilen kameraları, saymıyorum bile..
Posta güvercini faslı çoktan kapandı,onu da biliyorum..

Özledin mi ?
Yaz ordan bir elektronik ileti, bas gönder tuşuna … Bu kadar işte..

Yandı, bitti, kül oldu !!!

Hasret ne yada düşer Usta?
Vuslat ne yana ?

Yok artık öyle, insanın mecalini kesecek kadar özlemek..

Şimdi bunun neresi kötü diyeceksiniz?
Hiç bir yanı belki..
Belki de her yanı..

“Açlık” diyorum önce….
Sonra, insan beynindeki milyarlarca hücrenin, yemek yediği anda, o yemegi, enerjiye dönüştürme telaşından başka bir şeyle meşgul olmadığını düşünüyorum..
Ve aç kalmanın, sanılanın tersine, insan beyni için aslında ne büyük bir nimet olduğunu.. ( Bu arada ,açlıktan kastımın, mideyi tam olarak doldurmamak olduğunun altını çizeyim.. Ne olur, ne olmaz..)

Ne alâka mı?
Sizce?
Beş duyumuzun ikisi, alabildiğine tok..
Ne kaldı geriye ?
Üçtane daha..
Işınlama makinasını da buldukları an, hapı yuttuğumuzun resmidir..

Oysa ben, sadece terk etmiş, kavuşulamamış, ya da platonik bir sevgiliyi değil, sevdiğim ve beni seven Adamı da özlemek istiyorum, doya doya..

Kulaklarımda sesinin yankısı ile, sarhoş olmak..
İç çekmek..Oturup, mektuplar yazmak..
El yazısının üzerinde, saatlerce parmaklarımı dolaştırmak..
Yüzünü odamın tavanına gözlerimle çizmek istiyorum..

Özlemeye dair ne varsa, dibine kadar yaşamak istiyorum..

Sevgili!
Unuttuklarımı hatırlat bana!
Özlemeyi öğret !
Öğret ki, karşımda otururken, bir anlık kırptığımda gözlerimi, kirpiklerim bir birinden Aşkla ayrılsın.. Seni karşımda göreyim..
Sonra, bakıp gözünün taa içine;” biliyor musun ,az önce seni o kadar çok özledim ki” diyeyim..

Üryan Cümleler

 
Ben sadece, adam gibi özlemek istiyorum için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Şubat 2013 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

size nasıl anlatabilirim

Nasıl anlatabilirim ki size;
aslında burda olmadığımı..

Kimliğimde yazanı boşverin,
Dün daha doğmamış olduğumu
Bugünse bin yaşımı kutladığımı
size nasıl anlatabilirim..

Artık köküm olmadığını biliyorum
suyun üstünde;
akışa teslim
bir nilüfer kayıtsızlığıyla
orda olmadığımı
ama burda da olmadığımı
size nasıl anlatabilirim..

bir nefeste
bütün seslerimi çıkardım
çıkaracak başka sesim kalmadı
Kendi mememden sağdım kendimi..
Kuruttum mememi..
Kendimi akıttım toprağa..
yenildim..
yutuldum..
katıldım..
dağıldım..
artık burda olmadığımı..
size nasıl anlatabilirim

birazdan ;
hiçbir şey yokmuş gibi,
Hiçbir şeyim yokmuş gibi,
varmışım gibi,
hatta sonsuza dek varolacakmışım gibi,
sert sesli topuklarla,
dalacağım yine aranıza..
Görecek,
Duyacak,
hatta dokunacaksınız..

ama burda olmadığımı,
aslında hiç olmadığımı
size nasıl anlatabilirim..

Üryan
 
size nasıl anlatabilirim için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Aralık 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Bazı kapılardan bir kez çıkınca, bir daha girilmez..

Hey Siz!
Eski arkadaşlar…

Size,
Bu kalbin anahtarını vermiştik biz..

Önce girdiniz..
Sonra, kırıp döküp gittiniz..

Şimdi nafiledir uzaktan (eski) anahtarı gösterişiniz..

Sizin gittiğiniz gün
Bütün kilitleri değiştirdik biz..

Elinizdeki anahtarı hatıra olarak saklayabilirsiniz..

Üryan
 
Bazı kapılardan bir kez çıkınca, bir daha girilmez.. için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Aralık 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: