RSS

Etiket arşivi: Şahan Çoker

Martı Serçe ve Bürokrat (6.hayal)

– Martıyı gören oldu mu?
– Martı yok bu akşam
– Kimse şarkı söylemeyecek mi bize ?

Kitabımdan çok yüreğimi okumasını istediğim okuyucu en renksiz sesiyle soruyor.

– Neden serçe? Son şiirinizde kırlangıç değil miydi bu?

– Kırlangıç genelde ötekini anlatırken kullanılır. Uzaktaki için hoş bir imgedir.Çünkü onlar genelde yüksekte
uçar ve insanla yakınlaşmazlar. Oysa serçeleri herkes tanır. Herkes serçelerle göz göze gelmişlerdir. Adı geçer geçmez , fotografik hafızanız çalışmaya başlar. Hatta ciddi bir çoğunluk çocukluğunda serçelere sapanla taş atmışlardır. Bu anlamda serçe biraz da vicdandır.Ama serçe imgesinin en büyük özelliği, (yani bu imgeyi güçlü kılan şey) serçenin bu kadar yakınımızda olmasına, bizimle iç içe yaşamasına rağmen evcilleştirilemez, kafeste yaşayamaz oluşudur. Yani hem çok yakınınızdadır, hem de asla size ait olmaz.

Eğer bir yazar aynı varlık için önce kırlangıç imgesiyle betimleme yapıyor, bir süre sonra imgesiniserçeyle
değiştiriyorsa, buradan anlarız ki geçen zaman içinde yazar öteki olarak gördüğüyle ,artık yakın bir ilişki
içerisindedir. Belki bu süre içinde dost olmuşlardır.Ama bu dostluğun kalıcılığı kuşkuludur.Bu yazarın
kendinden değilserçe imgesinin özelliğindendir.

Okuyucu bu açıklamadan ne anladı bilmiyorum. Aslında bizim ne anlatmak istediğimizi değil kendilerinin ne
anlamak istediklerini anlamaları daha iyi olur. Bu mantık zinciri bir üçüncü imgeye gider mi bilmiyorum.
İmgenin bittiği yerde insan başlar ki, o salt gerçek yazarların çok işine gelmez. Gerçek biraz da
matematiktir.Sayılabilen bir aşk yoktur.

Allah’ım seni çok ama çok seviyorum. Sana söyledikten birkaç dakika sonra iki gündür
kaybettiğim serçe , bütün göklerin altını üstüne getirip de bulamadığım serçe yanımdaydı. Küçücük
ve sıcak bedeni varlığıma, yüreğinin çıldırtan kıpırtısı yüreğime karıştığında “varlığında yok
olmak” bu dedim. İnsanlık milyarlarca yıldır bunu anlatacak kelimeyi arıyor.

Allah’ım benim onca vefasızlığıma rağmen, ne istersem yaptın. Senin rahmetini tanıdıkça o büyük
sırdan damlalar düşüyor ellerime.Sen kimseyi kolay kolay cehenneme sokamazsın..Çünkü her şeyi
olduğu gibi aşkı da sen yarattın. Aşkı yaratanın, yaratanım olduğuna inanmak ne güzel…

Günlerdir rüyalarıma giren, uğruna varlığımdan vazgeçtiğim gözlerine baktım. fark etti ve yavaşça kirpiklerini
kaldırdı .Gözlerinde küçük kristal bir gül vardı. Serçenin gözündeki kamaşmanın sırrına vakıf olmuştum artık.
Ve serçenin benden neden kaçtığını biliyordum. Sustum. Çaresizliğim ateşi dünyanın kalbinden söküp
yeryüzüne taşıyan, volkanların, bir derenin karşısındaki çaresizliğine benziyordu.

Bunu siz bilmezsiniz. Her şeyi eriterek kendi içine hapseden, yakarak ateşine katan volkanlar derelere gelince
susar. Çünkü o küçücük dere onun karnına girmez. Buharlaşıp kaçar ve sonra yeniden döner yağmurlarla.
Döndüğünde volkan sönmüş olur ve dere volkanın yaktığı toprağa can suyunu taşıyarak yeniden kurar
yemyeşil gözlü bahçeleri… Bahçelerin sırrı da dallarında serçeler saklansın diye varolmalarıdır.

Aman ha..! ağlama serçecik, o gül oradan akarsa, bütün ömrüm bir damla suyun ardında geçer, aman
ağlama.. felaketim olursun…

Canımdan yakın Allah’ım serçenin gözlerindeki kamaşmanın sırrına benim gözlerim nasıl dayanacak..Rabbim
bu sırra hazır değilim..

……………………………….

İzmir’e yağmur yağıyor. İzmir benim ellerime yapışıyor. Yağmuru kulaklarıma damıtıp; Kaçma diyor,
kaybetme onu ve pat diye konuş. Dillerin dolaşmadan ve yüreğinle konuş…

Küçük ışıklar su damlarında kırılıp gözlerimle oynuyorlar. Köşedeki kör numarası yapan dilenci, önemli
adamın makam şoförü, ıslanan simitlerinisaklayan çocuk, sevgilisini bekleyen şu uzun boylu köşedeki kız,
babası dün ölen oğlan, akşamın bütün seslerini kasketinde taşıyan oyuncakçı, trafik polisi, zabıtadan kaçan
seyyar satıcı, prenses, yüreği arabesk kokan taksici, eski hırkasına saklanan ihtiyar şarapçı , hepsi bana hadi
yine iyisin der gibisinden gülümsüyor..Siz görmüyorsunuz, o gülümseyişlerin arkasına gizlenen hüzünlü
kelebekleri. Akşam kelebeklerin ölüm zamanıdır..

Hüzünlerinin arkasında bu şehrin en kocaman yüreklişairinin ellerini kaybedişleri de saklıdır .Siz onu da
göremezsiniz. Birinin bulduğu diğerinin kaybettiğidir..

Sen yanımdasın.Yağmur kadar güzelsin. Ya da yağmur çok yakıştısana, dökümlü durdu üzerinde ..Ayrıntılar
önemlidir. Şairler bütün ayrıntıları görür.Ayrıntılarda gizlidir aşk ve ayrıntılar günün birinde şairleri öldürür.
Ayrıntı mı? Kaşlarından gözüne süzülen damla oradan da dudaklarına erişince yağmuru bile biraz
kıskanıyorum. Ayrıntı böyle bir şey işte, o damlayı görebilmekte gizlişiirin bütün gücü….

…………………………..

Sonra oturuyoruz karşılıklı.Gözlerine bakmamalıyım.Gözlerine bakınca yüzüm hırpalanıyor. Gözlerine bakınca
söyleyeceğim bütün kelimeler anlamlarını taşıyamaz hale geliyor.Dillerim dolaşıyor. Oradan buradan
saçmalıyorum işte…hiçbir şey söylememiş oluyorum.
Sen söyleyince anlıyorum kaçıncı kez aynışeyi tekrar ettiğimizi, ve benim ısrarla sorup, sen söyleyince tamam
dediğimi..
– sahi neydi o ?
– yarın yine sorarım
– kızmak da sana yakışıyor..
Serserim benim, küpeştelerden uyanan korsanım, ağzında asılı kalan küfrü hissedip bir yerde
susuyorum..sende anla beni…..O şarkıda ki gibi geç bulduğumu, çabuk kaybetmekten korkuyorum…belki

……………………………….

Şehir eksik olanın farkına vardı. Yağmurun dolaştığı bütün çatılarda sinsi bir inilti hakim.
-Martıyı gören oldu mu?
– Martı yok bu akşam
– Kimse şarkısöylemeyecek mi bize ?
– Birinin bulduğu,diğerinin kaybettiğidir.. Martı birini buldu ya da biri martıyı…

YAĞMURU KOYUN BU AKŞAM MARTI YERİNE,ÇİSİL ÇİSİL AĞLASIN SİZE

Şahan Çoker

Reklamlar
 
Martı Serçe ve Bürokrat (6.hayal) için yorumlar kapalı

Yazan: 26 Şubat 2013 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

Hiç Acımadı ki…

Yanağını pencereye dayamış
Karşı sokağa bakıyor çocuk
Mor entarisinden sızıyor yürek tıpırtısı
Elleri beyaz bir limon çiçeği
Gamzelerinden dokunuyor hayata

Yoldan bir adam geçiyor, kırkında
Yanında bir oğlan beşinci sınıfta
Hüzünlü bir şarkı söylüyor
Bal gibi tatlı söylüyor
Mavi gömleğinin omzunda
Ay ışığıyla serçeler yıkanıyor

Kelimeleri kalmamış sorulardan
Yaralı dizlerini saklıyor
“Hiç acımadı ki” diyor
Penceredeki yanağı yaşlı kız
Bir de gece ona inanmış gibi yapıyor

Sesleniyor canhıraş adam

Hey..! Gül bakışlı,
Bakışı nazlı kız
Ağlama gözünü seveyim
Gözünde gül saklı kız

Sen gün kaçkını bir serçesin
Ben nefesini kaybetmiş martı
Denizi olmayan şehirlerin yoksulu
Sen yanağını yaslayıp ağlayınca geceye
Saklanamıyor şiir bulduğu her heceye

Yakuttan gözlerine bakınca hayırsızın
Kızın düşleri devriliyor akasyaların tenhasına
Tanıdık bir selam gibi yeniden sarılıyor aşka
Yol bin yıl oluyor
Hani hayat bıraksa ayaklarımı diyor
Koşup kanatlanacak
Taylar kıskanacak göğsümün seğirtişini

Hey..! Gül bakışlı,
Bakışı nazlı kız
Ağlama gözünü seveyim
Gözünde gül saklı kız

(Saat Oniki’yi çoktan geçti
Hayat önünde zor bir soru gibi duruyor
Sus, sus ve uyu şimdi )

Şahan Çoker

 
Hiç Acımadı ki… için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Haziran 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ama Hiç Ağlamadım

Gözleriniz geçti yine
Adınızın geçemediği bu şiirden
Ve çatlamış haritaları geçti şehirlerin
Ellerimi haritalarda
Kaybettim
İçimde bir yığın hırsız
İçimde bir dolu tıkırtı
Kendimden sesimi çaldılar
Dudaklarımın bittiği yerde
Gözlerim kaldı

Ama hiç ağlamadım.

Ağlamadım
Eksilttim kendimi
Benim dudaklarımdan düşüp kırıldı
Bütün kadın ve sokak isimleri
İçimde onca yalancı kuş
İçimde bir avuç cam kırığı
Hep aynı bozuk ritm bu
Ayrılığın esrik sarkacı

Tik…tak…tik…tak..

Şahan Çoker

 
Ama Hiç Ağlamadım için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Haziran 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Birazdan ölürüz Esmeralda

Birazdan ölürüz Esmeralda
Ben iki dirhem, bir çekirdek
Sen bir bohça, iki dal çiçek
Bahanemizde hazır hayata karşı
İşe geç kalan saçlarımız ne dağınık
Domatesin de peynirin de tadı yok
Çayda sinsi bir şımarıklık
Bu musluk tıp tıp tıp beni delirtecek
Boşalsın artık bu şakaklarımızda kurulu
Lanetli zemberek

Birazdan ölürüz Esmeralda
Alavereler
Dalavereler
Tak tak taksitlerde biter
Otomobilsizlik diyordum
Diş ağrısından da beter
Sivilceler ne kötü aşkım
Üstelik çocuklarımızı sevdikçe
Alım gücümüz düşer
Bilmiyorum kaçar kaçar
Zaten aşkımızı poliçeye yazmıyor
Düzgün bacaklıları işe alan bankalar

Birazdan ölürüz Esmeralda
Otuz dakika ya da otuz yıl
Ama birazdan
Gökyüzünün daha mavi olduğu
Bir öğle sonrası mesela
Kahvesini yudumlayan şu yaşlı teyzeden önce
Ayrı bahçelerin gülleri gibi
Birbirini bekleye bekleye
Kavuşmadan solan çürüyen
Şu aşıklardan önce
Tepemizden serçeler geçerken mesela

Birazdan ölürüz Esmeralda
Yeryüzü kıskançlıktan çat diye çatlar
Yine kurşunlanır sokaklar
Kısa saçlı bir kız çocuğu
Sararmış fotoğraflarımıza bir daha bakar
Yine vurulur Bağdat
Dicle’nin yanağında yine ağlar Fırat
Ağlar susar çocuk bir daha üşür
Yaşlı adamın radyosunda
O şarkılar yine gülüşür
Bin umut her sabah
Hayata karşı açar penceresini
İçeri serçeler üşüşür

Birazdan ölürüz diyorum Esmeralda
Sen oturmuş hala şiir yazıyorsun
Ve seğirtişini kalbinin
Sanki dergâhından kovulmuş
Eğreti bir derviş gibi
Bana hala hayattan bahsediyorsun

Şahan Çoker
İzmir/ocak 2011

 
Birazdan ölürüz Esmeralda için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Haziran 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…

fondaki şarkı bitti yavrum
pilotun apandisiti patladı
uçak düşüyor
ve birlikte ölmek kulağa hoş gelse de
ben atlamayı tercih ediyorum
olur ya denize düşerim
bir gemi geçer
(H.Albayrak)

Azeri çevirmenimiz, ilginç vurgusuyla Hakan Albayrak’ın şiirini okuduktan sonra, konuk bakana dönerek Rusça bir şeyler söyledi. Bakan bey ayağa kalktı ve beyaz şarap kadehini şerefe diyerek kaldırdı. Ayıp olmasın diye önümdeki su bardağını kaldırdım. Dedem böyle şeylere kızardı. Niyet önemli derdi ne niyetine ve ne anlamına yaparsan onunla değerlendirilirsin . Dedem haklıysa, Allah affetsin. Sonra Rusça devam etti ..ve başıyla sert bir selam vererek yerine oturdu.Ne dediğini merak ediyordum doğrusu.Azeri danışmanımız çevirdi. Kendisini ağırlamamızdan ve nezaketimizden dolayı teşekkür etmiş.Ayrıca Şahan bey gibi renkli bir kişilikle karşılaşmak bu ziyaretin en akılda kalıcı yeri oldu demiş. Çıkardı bir tarafı İngilizce, bir tarafı Rusça yazan kartını uzattı. Aslında bu sözler kendimi oldukça iyi hissetmeme neden olmuştu. Çünkü bir satir çevirmen, sarışın kürklü kadın ve konuk bakan aralarında Rusça sohbet etmiş hiçbir şey anlamadığım için sıkıntıdan patlamıştım.

-Bil mukabil bizim içinde sayın bakanla tanışmak şeref vesilesidir.Kendisini ağırlamaktan onur duyduk.Ayrıca şunu ifade etmek isterim ki , birileri bizi küçük ve parçalanmış haritalara inandırsalar da biz millet deyince Bir buçuk milyar insanı anlarız. Bu anlamda kardeşlerimize sevgi ve muhabbetlerimizi iletmenizi isteriz

Biraz daha hamasetten sonra bakanın yaptığı gibi başımla sert bir selam vererek yerime oturdum. Cidden doğrumu yapıyordum,böyle mi olmalıydı, bilmiyorum.Filmlerde gördüğüm gibi yapmıştım işte…Bakan bey birkaç kadehten sonra protokol adabını unutmuş çevirmen bayana öpücükler kondurmaya başlamıştı. Sonra kalktı, tokalaştık, Rusça bir şeyler söyleyip sağ taraftaki danışmanı olduğunu söyledikleri, yaz günü yanında beyaz kürk taşıyan güzel gözlü 40-45 yaşlarındaki bayanla VİP salonundan çıktılar.Bu durum içerideki resmi havayı dağıtmıştı. Şoför kanlı gözlerini ovuşturarak izin istedi. Hiç konuşmayan göbekli esmer adam, poposunu koltuğun önüne doğru getirerek ayaklarını uzattı ve bir sigara yaktı. Çevirmen masanın üzerinde parmaklarını kenetleyip,kafasını ellerine yaklaştırıp sağ yanağını ellerine yatırdıktan sonra gülümsedi.Gözümün içine bakarak ;

-Sizde şiir yazıyorsunuz değil mi?

-Evet..! Nereden bildiniz

-İstihbaratımız güçlüdür. Kiminle birlikte olacaksak , gizli servisimiz küçük bir rapor hazırlar

-Nasıl yani?

-Şaka, şaka ben google’dan baktım. Havaalanında bizi karşılayacak olanı tanımak için resminizi aradım. Bu arada sitenize denk geldim

-Nasıl buldunuz?

-Pek sevmedim..

İşte bu kısmı ben de sevmemiştim.Benim en değer verdiğim şey hakkında nasıl bu kadar sıradan ve alaycı bir ifadeyle ,böyle cevap verebiliyordu.Hem bu samimiyette nereden çıkmıştı. Laubaliliğin bu kadarı da fazlaydı.düşüncelerim suratıma yansımış olacak ki;

-hemen suratınızı asmayın öyle. Şiirleriniz güzel olabilir. İlginç bir ses renginiz var etkileyici. Ama karamsar ve sıkıcılar.Nasıl söyleyim, kan,öfke, zulüm, siyaset, hamaset…sizi kaç kişi okuyor ve dünya da neyi değiştiriyor? Sizin bu yazdıklarınız.neye yarıyor ? 

Allah’ım hakaret ederken ne kadar sakindi ve gözlerimin içine bakıp gülümsüyordu. Ağzıma bir sürü kelime dolmaya başlamıştı.büyük insanlık ideali üzerine bir nutuk çekecekken, ani bir hareketle balkon kapısını açıp dışarı çıktı. Başını havaya kaldırıp derin bir nefes aldı, gözlerini yumdu ve bir süre öylece kalakaldı.

-Şahan bey gelsenize…gelin ve benim yaptığımı yapın. Çok gerildiniz. Sabahtan beri koşturuyorsunuz bizim için.

-Teşekkür ederim..böyle iyiyim

– Ne kocaman bir martı

– Efendim

– martı dedim,binanın üzerinde kocaman bir martı uçuyor. Hatta beni seyrediyor…

Gayri ihtiyari yerimden kalkıp balkona çıktım. Cidden oldukça iri bir martı tepemizde dolaşıyordu.Başını aşağıya doğru uzattığında bize bakıyor gibi bir görüntüsü oluşuyordu..Bir taraftan gökyüzündeki martıyı takip ederek;

– Bence hemen aşık olmaya ihtiyacınız var

– Nereden biliyorsunuz ne olup olmadığı mı?

-Bende şiir yazıyorum

– Ondan mı bana karşı bu garip tutumunuz?

-Aşk şiirleri

-olabilir, herkes yazıyor…zaten……..

İşaret parmağını dudağıma koyarak beni susturdu. Bir süre yüzüme baktı. Çok güzel siyah gözleri vardı.Bakışındaki şefkat ve masumiyet kızgınlığımı almış,büyülenmiş gibi donmuş hatta kendimi onun 
İnsafına bırakmıştım. Dudağıma küçük bir buse kondurdu. İçerideki adamlara baktım.Bize bakıyorlardı utandım.Elimden tutup ,tekrar salona götürdü.masaya oturduğumuzda bütün kelimelerimi unutmuştum. Konuşacaktım.Tutukluk yapıyordu dilim.

-şey..

-Hemen aşık olmalısınız. Genelde yalnız insanlar dünyayı yalnızca idealleriyle görürler. Kendileriyle ilgili anlatacak şeyleri olmadığı için başkalarını anlatırlar.Çevresindekiler ne mal olduğunu bildiği için uzakları anlatırlar..Bu bir eksikliktir. Bütün kahramanların ortak özelliği nedir biliyor musunuz? Hepsinde kişilik bozukluğu vardır.Kendileri olmadıkları için başkaları olurlar.Başkalaşır ve o sıradan insandan uzaklaşırlar.Liderlerin arkalarına milyonlar takılır ama onlar yalnız ölürler

Ulan benim iki kıytırık şiirden yola çıktı , dünyaya saldırıyor diye içimden geçirdim. Gözümün Önüne Hakan Aslanbenzer’in “Dünyaya Saldıran Şair” kitabının çok sevdiğim kırmızı kapağı ve o kitapta okuduğum Thomas Dylan’ın “yazılan her şiir dünyanın anlamına bir katkıdır” sözleri geldi. Hanımefendiye de söylemek istedim. 

-Aşık olmalısınıııııııııııız..!

-Beni yoruyorsunuz.Derdiniz ne ? ne anlatmak istiyorsunuz.?


Söylediklerinin bir çoğu yanlıştı. Taşıdığım değerler adına aklım ve birikimim bütün bunları çürütüyordu.Ancak nefsim bu oyunu sevmiş, sevgili şeytan’ım kulağımın dibinde tatlı şarkılar söylüyordu. Tövbe Estağfirullah…Bu arada martı gelip balkon demirinin köşesine konmuş öylece duruyordu. İçerdeki ışık gölgesinin karşı duvara yansıtıyordu.Ürkütücü ama karmaşık şeyler geçti aklımdan…


-Aşık olmak için illaki dokunmak ya da konuşmak gerekmiyor.Bir insanın içine girmek için en uygun yer gözleridir.Aşk için bir çift göz bulmanız yeterli, ancak güzel ve derin olmalı

-Sizin ki gibi mi?

-Kompliman yapıyorsunuz. Hiç bakmadınız ki.. Sabahtan beri sürekli gözlerinizi kaçırıyorsunuz.. Ama ne amaçla sorduğunuzu tam bilmesem de söyleyeyim .Benim gözlerim olmaz.. Çünkü ben yarın çok uzaklara gideceğim. Bir daha göremeyeceksiniz. Ulaşılır ve sığınabileceğiniz gözler olmalı bunlar

-Ooof..! sıkıldım..saadete gelsenize

-Tamam sustum

Aslında bu oyunu sevmiştim.Susmasını istemiyordum.Bir süre bekledim.cidden susmuştu. Dönüp odadaki adama baktım.Benim ona baktığımı görünce gülümsedi. 

-Dilinizi bilmiyor, bilse de aptalın tekidir..

Benimle konuşmasını fırsat bilerek atladım sözünün üzerine;

-Pardon..Sabırsızlığımı hoş görün. Aslında sonunu merak ediyorum

-Sözlerimin sonunu mu? Yoksa bu gecenin sonunu mu? Hiç umutlanmayın,yatıp uyuyacağım..

-Bakın tepem atıyor, bu oyunu kendiniz başlattınız.Kendiniz söylüyor ,kendiniz yorumluyor , kendiniz bir takım sonuçlar çıkararak beni itham ediyorsunuz. Masada içkiyi hangi sebeple içmediysem, size de aynı sebeple dokunamam.


-Hımmm..Muhafazakar bir insansınız.

-Nasıl tanımlarsanız tanımlayın. Benim gerçekliğimde haram diye bir kavram var. Ve inanıyorum. Allah’ın yasak ettiklerini yapmam



-Amacım sizi kızdırmak değil. Açık sözlü olmak bir erdemdir.Çoğu içinden geçeni pat diye söylemez.Bu da benim dürüstlüğüm. Lafı uzatmayacağım.Hayat aşksız çekilmez.Şair dediğinde melankoli ekmek su gibi bir ihtiyaçtır. Platonik de olsa sana şarkılar dinletecek hüzünlendirecek bir kalp çarpıntınız olmalı….Şiirlerinizde bu eksikti…Tabii bu benim kendi fikrim.Kimseyi bağlamaz. Ben öyle yapıyorum. Burada kalacak olsaydım sizin gözlerinizi de kullanabilirdim. Çok sevecen ve sıcak bakışlarınız var. Ancak; Uyarmadı demeyin, böyle bir oyun oynayacaksanız, gözlerin sahibiyle iletişime geçmeyin,.konuşmayın ve zaten ..zaten..dokunmazsınız..

-neden

-O zaman hayalden gerçeğe geçersiniz, beklentileriniz bütün büyüyü bozar..Bu durum bir şairi çıldırtır,bomba gibi patlatır..Şairler aşık oldu mu iflah olmaz..

Sonra sustuk uzun süre konuşmadık.. Sanırım ikimizde konuşulanların kendimizdeki karşılığını arıyorduk. Gözüm balkondaki martıya takıldı.Kıpırdamadan öylece duruyordu.Arada bir başını sağa sola yukarı aşağı çeviriyordu. Bir şey arıyordu. Karanlıkta bir martı ne arar ki? 
Dışarı çıktığımda elimde olmadan balkona baktım.Martı gitmişti. Yerinde bir serçe oturuyordu.Kendi kendime “serçeler geceleri yuvasında olurlar” biliyordum dedim. Ne acayip bir akşamdı. Martılar,serçeler,gözler hepsi ne kadar karışmıştı birbirine. Serçe havalandı ve bir süre üzerimde uçtu.Beni mi takip ediyor.? Yürürken arada başımı kaldırıp bakıyorum tam üzerimde uçuyor…Yok..bu olamaz..yorgunluktan ve uykusuzluktan halüsünasyon görüyorum.Hemen yatıp uyumalıyım… 

Sabah havaalanından uğurlarken gözlerini ısrarla gözüme getiriyor ve bende ısrarla kaçırıyordum. Onun oyununda oyuncu olmak istemiyordum. Gülüşüp ayrıldık.. Dönüşte arabanın ön camındaki 
Kan lekesini fark edip şoföre sordum,

-Muzaffer bu ne

-Sorma müdürüm, biraz önce gelirken bir serçe çarptı..

– Öldü mü 

– Hayır müdürüm,yaralı ya da sersemlemiş..hızlı değildim park yerine yanaşıyordum. Mübarek hayvan ısrarla arabanın içinde birini arıyor gibi..

torpido gözünü açtı. Serçe oradaydı.Yavaşça elime aldım.Sımsıcaktı.Yanıyordu.Kalbinin atışını ve korkusunu içimde hissediyordum. Suratıma yaklaştırdım. Minik gözlerinin içinden pırıl pırıl bir ruh akıyordu. Masumiyet…serçenin gözündeki kamaşma, Azeri kadının sözleri…Allah’ım ne kadar yalnızdım.Kaç yüz yıldır …yapayalnızdım..

-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba…

“ Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” Kuran-ı Kerim (Rûm 21)


Şahan Çoker

 
-Muzaffer kenara çek…ağlayacağım galiba… için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Nisan 2012 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

Serçe deli gibi uçuyor

Serçe deli gibi uçuyor, denizin üstündeyiz. Ufka doğru açıldıkça yüreğim ağzıma geliyor. Buna dayanamaz.

-Birazdan düşer. Düşerse boğulur.

Arada bir dönüp bana bakıyor hadi gel der gibi. Yükselip hizalıyorum kendimi, şimdi beraber uçuyoruz.

-Düştü düşecek, bu yükseklikteki rüzgara dayanamaz.

Daha bir geriliyorum. Korumacı yanımda ısrar ediyorum. Göz mesafemde tutarken onu bir taraftan da düşerse nasıl kurtarırım onu hesaplıyorum. Bu duygu beni rahatsız ediyor.

-Sana ne?
-Kendini sınıyor, kendisiyle oynuyor…
-Bana ne?
-Ya gözündeki gül?
-Sanki sen onu tanımazken orada durmuyor muydu?
-Bırak şunun peşini?
-Eyvah..! şimdi…şimdi düşüyor
-Yok düşmedi, çok şükür..
-Beni bir yere götürüyor
-Bu denizin ardında bana göstereceği ne olabilir ki?

Artık iyice yorulmuştum. Güneşi beynimde hissediyor, bütün kemiklerimin acısına kanatlarım isyan ediyor. Aşağıdan geçen ilk geminin güvertesinde soluklanmayı düşünüyorum. Serçe az ötemde inadına hiçbir şey yokmuş gibi daireler çizerek sanki benimle alay ediyordu. Gözüme kestirdiğim yük gemisine doğru süzüldüm. En azından arkamdan gelir diye düşünüyorum. Hiç niyeti yok gibi,çaktırmadan onu gözetliyorum. Benim farkımda, oralı değilmiş gibi yapıyor.

-Gelmiyor aptal
– Yorulmadı mı bu?
– Benim aşamadığım denizi nasıl aşacak, intihar ediyor
– Cidden gelmiyor
– Gelir, gelir

Güvertedeyim şimdi.Yanık suratlı denizci çocuk dalmış yukarıya gökyüzüne bakıyor. Serçeyi o da fark etti . Hiç şaşırmadı. Belli ki kafası başka yerde. Serçe ufukta kara küçük bir nokta.Yok olmaya gidiyor.

……………….

Bu gün üçüncü gün…Hala uçuyoruz. Hiç dinlenmedi. Hiç bir şey yemedi. Ölmedi…Evet düşmedi ve ölmedi.Yorulmadı.Yoramadım. İlerde esmer bir ada var belli belirsiz. Hatırlamaya çalışıyorum. Daha önce burada yoktu.. Denizin ortasında gittikçe belirginleşiyor gittikçe yükseliyor. Deniz kaynıyor adeta. Rüya ile gerçeğin kıyısında, bildiğim tek duayı okuyorum.

-Rabbim ona aşk ver ve koru onu

Yırttım bak bütün adreslerimi
Şehrin damarlarına isyan basıyorum
Kuşlar biriktiriyorum
Alnımın ortasına
Beni gören çocuklar
Hemen büyüsün diye
Yeter ki sen

Gülü / ver

Uyandığımda gün iyice yükselmişti. Hala gördüğüm rüyanın etkisiyle kiremitleri kanlı bir savaş meydanı,çatısına konduğum apartmanın asansör boşluğunu uçurum gibi görüyordum. Kafamı kaldırıp gökyüzüne serçeyi düşündüm. Bir içti,bir doğruldu…kanadımdaki küçük kan lekesini ise kimseye göstermedim.

Serçe ne yapıyor acaba şimdi ?

Şahan Çoker
 
Serçe deli gibi uçuyor için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Nisan 2012 in Şiir Gibi

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: