RSS

Etiket arşivi: Tevfik Fikret

Senin Yerinde

Senin yerinde olaydım, güzel çocuk, bilsen
Neler yapardım ben,
Neler yapardım o mübhem nazarlı gözlerle…

Senin yerinde olaydım o hüsn-i esmerle,
O tazelikle, o şûh
Edâ-yı hâr-ı şebâbmla, pür-harâret-i rûh,

Bütün gönülleri meshûr-i iştiyâkım eder,
Ve bî-sebeb muğber,
Uzaklaşırdım… O bî-çâre kalbler o zamân

Muhabbetimle, firakımla mübtehil, nâlân
Sönüp giderlerken
Durur gülerdim uzaktan, semâ-yı hüsnümden.

Senin yerinde olaydım, bütün şümûs-i garâm;
Zebûn u bî-aram,
Dönerdi titreşerek pîş-i iğtirarımda:

Senin yerinde olaydım, leb-i vekarımda
Ölür de bûselerim,
Huzûz-ı aşkına olmazdı kimsenin hadim.

Yazık değil mi fakat nazlı bir vücûd-ı melek
Sevilmeden ölmek?..
Senin yerinde olaydım, hayır, severdim ben;
Ve kendi hüsnümü başlardım önce sevmekten.
Bu rûh için bir hak
Biraz da kendini sevmek değil midir, yaşamak?.

Tevfik Fikret

 
Senin Yerinde için yorumlar kapalı

Yazan: 04 Nisan 2021 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Nesrin

-Şimdi ben doğrusu evvelki çocukluklardan
Nâdimim; gönlümü isrâf ü tebâh ettiğimi
Bin merâretle bu gün anlıyorum; bir vicdân
Bana ihsâs ediyor işte bitip gittiğimi
Ben ki bitmez sanıyordum bu hayâtın şevki…

Etme, Nesrin, bana zehretme şu bir dem zevki!

Kız bu son âşıkmın kaç gecedir en coşkun
Bir muhâbbetle alevler saçan âğûşunda

Hep bu şekvâ-yı nedâmetle, mu’azzeb solgun,
İnlemiş sonra -Bunun neşve-i bî-hûşunda
Birtesellî bulurum belki…-hayâliyle bütün
Cism-i bî-tâbım bezletmiş idi:

-Bak her gün,
-Her zamân ben şeninim, hep sana münkâdım ben.
Lâkin artık yetişir: Aşk, o benim menfurum,
O benim zehr-i hayâtım… Bana hep sevmekten
Bahsederler; bunu artık çekemem, ma’zûrum!

Diye hem aşkını ithâm ederek, hem nevmîd
Bir verem hastası halinde müselsel ve medîd
İstikâlarla beraber yine ondan ebedî
Bir şifâ bekleyerek, kaç gecedir pür-nefret
Bir telezzüz, acı bir zevk ile eğlenmişti.
Şimdi artık bu ma’îşette büyük bir zillet,
Bir sefalet görüyor; ağlayabilmek… Heyhât!
Çoktan olmuş ona bî-gâne bu mat’ûn-ı hayât.

Ağlasam, âh azıcık ağlayabilsem, ömrüm
Bütün âlâm ile ekdâr ile geçsin, aramam.
Ağlasam, belki biraz yağsa o rahmet, görürüm
Şu bulutlarla sönen günde açık bir akşam.
Fakat efsûs!…

Evet, efsûs ki bî-çâre, senin
Ebediyyen kalacak böyle mülevves bedenin,
Ebediyyen kalacak böyle mülevves rûhun.

-Ağlamak… Hîç o sa’adet bana kısmet mi olur?
Ben ki bazîçesiyim her emel-i mekrûhun,
Bana ölmek yaraşır, başka sa’adet mi olur?…
Ah ben, ben ki henüz gönce iken solmuş gül
Gibiyim, böyle mülevves, bana ölmek bile züll!

Ta çocuklukta penâh ettiği âğûş-i vefâ
Doymadan germî-i nüşînine bî-çare sabı
Ebediyyen soğuyup, en acı, en rûh-gezâ
Bir ma’îşet onu velyetti… Bu bir hayye gibi

Çocuğun ma’il-i ulviyyet olan tıynetini
Sanki tesmîm ederek, cevher-i sâfıyyctini
Bir kömür haline koymuş, ona artık yaşamak
Bir felaket gibi olmuştu; reh-i âmâli
Bu soğuk terbiyenin karları altında uzak,
Pek uzak, hem bütün âsâr-ı şereften hâlî
Bir beyâbâna açılmakta idi; belki yarın
Bir güzel göz, iki dikkatli nazar, bir dalgın
Vaz’ı giryân-ı garîbâne, kızın bakir ü tam
Ne kadar duygusu kaldıysa tutup mahvedecek;
Sonra bî-çâre kadın -dul, beceriksiz, bed-nâm
Bir çürük meyve kadar hâr u mülevves, bitecek.
İşte Nesrin daha bir gonce-i nev-hande iken
Geçti, makhûr-ı kazâ, hep bu dikenliklerden. .
Şimdi artık yaşamaktan bile nefret duyuyor;
Şimdi artık bütün âmâlini tahlil etsen
Bir yudum zehr olacak; bir acı vahşet duyuyor
En safa bulduğu, en sevdiği alemlerden…
Bir sabah, evde, bütün bir şeb-i takat-şikenin
Ta’b-ı nekbeti altında ezilmiş, gam-gîn,
Otururken, kapıdan örtülü dil-ber bir kız
Korkarak girdi:

-Hanım, ben hamarat bir çocuğum;
Nineciğim öldü, babam yok; bana bir vicdânsız
Para teklif ediyor… Ben size kurban olurum,
Beni reddetmeyiniz, saklayınız… Hizmetten
Hiç yorulmam… Beni tahlîs ediniz zilletten…
Öf hâin!…

Bu teheyyüc, bu temenni, bu sıcak
Yaşlar altında vakûrane yanan vech-i güzîn
Kadının rûhuna bir aks-i teselli saçarak
Gözlerinden iki yaş düştü… O akşam Nesrin,
Yeni bir âşıkı reddeyledi; bir leyi-i huzûr
Çekti mazisine bir sütre-i nisyân, pür-nûr.

Tevfik Fikret

 
Nesrin için yorumlar kapalı

Yazan: 04 Nisan 2021 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ömr-i Muhayyel (Hayal Edilmiş Ömür)

Bir ömr-i muhayyel… Hani gülbünler içinde
Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;
Bir ömr-i muhayyel…Hani göllerde, yeşil, boş
Göllerde, o sâfiyet-i vecd-âver içinde
Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü muğfel
Bir ömr-i muhayyel!

Yalnız ikimiz, bir de o: Ma’bûde-i şi’rim;
Yalnız ikimiz, bir de onun zıll-ı cenâhı;
Hâkîlere bahşeyleyerek hâk-ı siyâhı
Dûşunda beyaz bir bulutun göklere âzim.
Her sahn-ı hakîkatten uzak, herkese mechûl;
Bir safvet-i masûmenin âgûş-ı terinde,
Bir leyle-i aşkın müteennî seherinde
Yalnız ikimiz sayd-ı hayâlât ile meşgul.

Savtındaki eş’ar-ı pür-âhenk ile mâlî,
Şi’rimdeki elhan-ı muhabbetle nagam-saz,
Ah istiyorum, göklere âmâde-i pervâz
Bir lâne-i âvârede bir ömr-i hayâlî…

Bir ömr-i hayâlî… Hani gülbünler içinde
Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;
Bir ömr-i hayâlî… Hani göllerde,yeşil,boş
Göllerde, o sâfiyet-i vecd-âver içinde
Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü hâlî
Bir ömr-i hayâlî!

Tevfik Fikret (Servet-i Fünun, No:401, 1314/1898)

omru-hayal-siiri

Günümüz Türkçesi ile;

Hayal Edilmiş Ömür

Hayal edilmiş bir ömür… Hani gül köşkleri içinde
Bir kuşcağızın bahar ömrü kadar hoş
Hayal edilmiş bir ömür… Hani göllerde, yeşil, boş
Göllerde o saf ve temiz aşkı veren yerde
Bir dalgacığın ömrü kadar geçici ve yalan
Hayal edilmiş bir ömür…

Yalnız ikimiz, bir de o: şiirimin ilâhesi
Yalnız ikimiz bir de onun kanadının gölgesi
Topraktakilere bağışlayarak kara toprağı
Omzunda beyaz bir bulutun göklere yükselmek

Her hakikatin içinden uzak, herkese meçhul
Bir masum saflığın kucağının terinde
Bir aşk gecesinin ağır geçen seherinde
Yalnız ikimiz hayalleri avlamakla meşgul

Sesindeki manzumeler ahenk ile dolu
Şiirimdeki aşk ezgileriyle nağme yaparak
Ah istiyorum göklere uçmak için bir hazır kanat
Bir başıboş yuvada, hayal edilmiş bir ömür

Hayal edilmiş bir ömür… Hani gül köşkleri içinde
Bir kuşcağızın bahar ömrü kadar hoş
Hayal edilmiş bir ömür… Hani göllerde, yeşil, boş
Göllerde o saf ve temiz aşkı veren yerde
Bir dalgacığın ömrü kadar geçici ve dertsiz
Hayal edilmiş bir ömür…

 
Ömr-i Muhayyel (Hayal Edilmiş Ömür) için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Nisan 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Leyl-i Veda

LEYL-İ VEDA

Ooh, gel… Ruh-i tabiat gibi malımür ü hamüş,
Bu vefasız gecenin koynunda
Kalalım bir ebedi saniye dalgın, bi-hüş…
Kim bilir, belki de son leyle-i sevdamızdır;
Bunda her lahza biraz örnr-i saadet sayılır!
Ooh, bak dalgaların cezbe-i safiyyetine;
Sanki bir hamle-i sevdaya açık bir sine.
o kadar rakid ü sakit, o kadar müstağrak,
O kadar uykuda her şey ki hemen korkulacak!

Ooh, gel gel, bu hafa-gaha beraber gidelim;
Orda, sensiz geçecek günleri tazmin edelim.
Bir siyah kuş gibi amade-i pervaz ü firar
Bu vefasız gecenin koynunda
Edelim gel, ebedi kalmak için bir ısrar …
Kim bilir, belki de son lahza-i sevdamızdır;
Hoş geçen her dem-i sevda ebediyyet sayılır!

Tevfik Fikret

leyli-veda

VEDA GECESİ

Gel, tabiatte olan ruh gibi mahmur, suskun
Bu vefasız gecenin koynunda
Kalalım bir ebedi saniye dalgın, baygın …
Kim bilir belki de son aşk gecemizdir bu gece;
Bunda her anı biraz mutlu ömür saymalıdır.
Ooh, bak dalgaların tertemiz istemlerine
Sanki birden koşacak aşka açılmış kollar.
Öyle durgun, o kadar sessiz, o denli dalgın,
O kadar uykuda her şey ki hemen korkulacak.

Ooh, gel, gel de, bu sığ’nak yere birlikte gidip
Orda, sensiz geçecek günleri tazmin edelim.
Bir siyah kuş gibi hep kaçmaya fırsat arayan
Bu vefasız gecenin koynunda
Edelim gel, ebedi kalmak için bir ısrar…
Kim bilir, belki de son anlarıdır aşkımızın;
Hoş geçen her demi aşkın ebedilik sayılır.

Tevfik Fikret
Sadeleştiren: Ahmet Muhip Dıranas

 
Leyl-i Veda için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Ağustos 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler: ,

İlel ‘ebed

İlel ‘ebed… Bu tahayyül verirdi neş’e bana;
İlel’ebed onu sevmek, ilel’ebed, millim
Fakat hayatfeza
Bir ibtila ile sevmekti en güzel emelim.

Tasavvur-i ebediyyet hayat ü sevdada,
Bu bir hayal idi, lakin hayal-i dilberdi;
Evet, bu rü’yada
Cinanı görmeğe benzerdi, rühperverdi!

Yazık! şu neş’emi tesmim ederdi hiss-i firak,
Düşerdi ruhuma her ayrılışta bir ahker;
Evet, bu his, bu merak
Verirdi aşkıma bir hadşe-i melalaver.

Güler görür de o çeşm-i siyahı ağlardım,
Cihanda bir bu iken rühumun temennası;
Evet, ben anlardım :
O tatlı giryelerin ayrılıktı manası.

Geçip tehaşi-i firkatle hep leyal-i visal
Sabah olurdu sükfin bulmadan tahassürler;
Evet, geçerdi leyal,
Büyürdü beslenip ümmid ile teessürler.

İlel’ ebed … iki ruh-i muaşıkın bu ümid,
Bu va’d-ı muğfil-i sevda penah-ı kalbiydi;
Fakat ne fikr-i ba’id :
Hayat-ı zail içinde muhabbet-i ebedi!

Tevfik Fikret

ilelebed

ÖLÜNCEYEDEK

Ölünceye… Bu tahayyül verirdi neşe bana;
Ölünceye onu sevmek, ölünceye, üzücü
Fakat hayat veren
Bir iptila ile sevmekti en güzel emelim.

Hayatta, sevgide sonsuzluğun düşüntüsü; bu
Bu bir kuruntu, fakat pek güzel kuruntuydu;
Evet, bu düşlerde
Tutun ki cenneti görmekti, ruhu beslerdi.

Yazık! sevinci zehirferdi ayrılık duyusu,
Düşerdi ruhuma bir kor her ayrılık vakti;
Evet, bu his, bu merak
Verirdi aşkıma bir keskin ağrı, gam getiren.

Güler görüp o siyah gözleri ben ağlardım,
Cihanda salt bu iken ruhumun tek istediği;
Evet, ben anlardım :
O tatlı gözyaşının ayrılıktı anlamı hep.

Geçerdi gitmesinin korkusuyla hep geceler,
Sabah olurdu durulmaksızın bu özlemler;
Evet, geçer geceler,
Büyürdü ağrımalar beslenip umutlarla.

Ölünceye… İki sevdalı ruh için bu umut,
Bu aldatan sözü aşkın ki kalbe sığ’naktı;
Fakat ne boş düşünüş :
Ölümlü bir yaşamın ortasında ölmeyen aşk!

Tevfik Fikret
Sadeleştiren: Ahmet Muhip Dıranas

 
İlel ‘ebed için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Ağustos 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler: ,

Han-ı Yağma

Bu sofracık, efendiler – ki iltikama muntazır
Huzurunuzda titriyor – şu milletin hayâtıdır;
Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

Yiyin efendiler yiyin; bu hân-ı iştiha sizin.
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler!  Pek açsınız, bu çehrenizde bellidir;
Yiyin, yemezseniz bugün; yarın kalır mı kim bilir?
Şu nâdi-i niâm, bakın kudûmunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin efendiler, yiyin; bu hân-ı zi-safa sizin.
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin, ne varsa ortalıkta; say:
Haseb, neseb, şeref, şataf, oyun, düğün, konak, saray.
Bütün sizin, efendiler; konak, saray, gelin, alay
Bütün sizin, bütün sizin; hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin efendiler yiyin; bu hân-ı iştiha sizin.
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı, yok zarar.
Gurur-ı ihtişâmı var, sürûr-ı intikamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte âb u tab umar.
Sizin şu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin efendiler, yiyin; bu hân-ı can-feza sizin.
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa; malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayâlini,
Bütün ferağ-ı hâlini, olanca şevk-i bâlini.
Hemen yutun düşünmeyin; haramını, helâlini…

Yiyin efendiler, yiyin; bu hân-ı iştiha sizin.
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner, bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mi’deler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın; kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler, yiyin; bu hân-ı pür-neva sizin.
Doyunca, tıksırınca, patlayıncaya kadar yiyin!

Tevfik Fikrethani_yagma_siiri

 
Han-ı Yağma için yorumlar kapalı

Yazan: 05 Mayıs 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kız Kardeşim İçin

-Anneme-

Biz çocuktuk, seni defneylediler
Bî-vefâ kumlara bî-kayd eller.
O zamandan beri, müştak’u zebûn.
Ne zaman Kıbleye dönsem dil-hûn,
Seni bir mafhede pûyân görürüm;
Sonra kumlarda perişân görürüm.
Bir diken belki delîl-i kabrin.
Develer belki ziyaretçilerin;

Kim bilir, belki de. pâ-mâl-i gubâr.
Ne diken var, ne ziyâret, ne mezâr;
Ne de sen… Bense bugün derdimle
Seni inletmeye geldim, dinle.

Dinle her nerde isen, her ne isen:
Toz. bulut, rûh, melek, taş ya da diken;
Bunların hepsini giryân edecek
Bir cinâyet ki… Cinayet, gerçek!
Bir cinâyet ki kavânîn, edyân
Koymamış ismini; lâkin vicdan,
O büyük hâkim, o kânûn-ı mübîn
Veriyor hükmünü: Lâ’net, nefrîn!

Bu lanetiyle takat muztarib mi vicdanın?
Sorun fazileti tahkir eden esâfilden.
Sorun tabi’atı terzil eden erâzilden;
Bu lâ’netiyle, evet, muztarib mi vicdanın?
Sorun şu ismeti tesmîm eden o kaatilden.

Tevfik Fikrettevfik_fikret
 
Kız Kardeşim İçin için yorumlar kapalı

Yazan: 04 Ağustos 2015 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kız Kardeşim İçin

-Anneme-

Biz çocuktuk seni gömdüler
Vefasız kumlara ilgisiz eller;
O zamandan beri güçsüz ve özlemle
Ne zam an kıbleye dönsem kırık gönlümle.

Seni bir deve sırtında gidiyorken görürüm;
Sonra kumlarda şaşkın görürüm.
Bir diken belki işareti mezar yerinin
Develer belki ziyaretçilerin;

Kim bilir, belki de, altında tozların,.
Ne diken var ne gelen var ne de mezann;
Ne de sen… Bense bu gün denlimle
Seni ağlatmaya geldim, dinle.

Dinle her nerde isen, her ne isen;
Toz, bulut, ruh, melek, taş ya da diken;
Bunların hepsini ağlatıp, inletecek
Bir cinayet ki… Cinayet gerçek!
Bir cinayet ki diriler, yasalar
Koymamış adını; am a vicdan.
O büyük yargıç, o belli yasa
Veriyor yargısını: ilenç, beddua!

Bu ilenmesiyle ama sızlıyor mu vicdanın?
Sorun erdemi aşağılayan alçaklardan,
Sorun doğayı karalayan utanmazlardan;
Bu ilenmesiyle evet sızlıyor mu vicdanın?
Sorun şu temizliği zehirleyen o caniden.

Zavallı kardeşim! İnsan tasavvur ettikçe
Sonunda toprak olan sergüzeşt-i mü’limini.
Şu on sekiz senelik dehşet-i mezâhimini.
Tahammül etmiyor… Artık bu böyle gittikçe
İçim zehirlenecek yâd edip mekârimini.

Koşardı pîş-i mehâsinde dâ’imâ hevesin,
Küçüklüğünde henüz mâ’il-i lezâ’ildin.
Ulüvv-i kalbe, ulüvv-i hayâle naildin…
En ibtidâ bana telkin-i şi’r eden sensin;
Çocukluğunda beraber zarif ve âkildin.

Zarif ve âkil idin, düşmesen bu â’ileye.
Kalırdı belki kadınlıkta bir büyük yâdın.
Yaşardı belki onun gölgesinde ahfâdın.
Sen inmedin, seni indirdiler o mezbeleye;
Sen ölmedin, seni öldürdüler, zavallı kadın!

Öldürdüler… Bu hem de bugün, şimdi olmadı;
Çoktan gömüldü hüsn-i şebâbm, zarâfetin,
Kalbin, kadınlığın, şerefin, istirahatın.
Bir ân didiklemekten o hâ’in yorulmadı.
Bittin çamurlu tırnağı altında gılzatin!

Tırnak, çamur, tokat… Bu senin kısmetin değil
Ey ismet-i mübâreke, ey hüsn-i zî-hicâb.
Ey hande-i tulu’-ı hayâ, bikr-i gül-nikaab…
Tırnak, çamur, tokat… Sonu bir ömr-i mübtehil
Tırnak, çamur, tokat… Sonu mahv-ı ebed. türâb!

Elbet değil nasibi mezellet kadınlığın,
Elbet değil melekligin ümmîdi zulm ü şer.
Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer;
Lâkin bugün hep onlara â’id yığın yığın
Endişeler, kederler, eziyyctler, iğneler!

Zavallı kardeşim! İnsan, düşündükçe
Sonunda toprak olan acı serüvenini.
Şu on sekiz yıllık çektiklerinin derecesini.
Dayanmıyor… Ama bu böyle gittikçe
İçim zehirlenecek anıp iyiliklerini.
Her zaman güzelliklerin önünde koşardın.
Henüz küçüklüğünde erdemlere eğilimli idin.
Kalp yüksekliğine, hayal yüksekliğine ulaşmıştın…
Bana şiiri aşılayan en önce sensin;
Çocukluğunda bile ince ve akıllıydın.
İnce ve akıllıydın, düşmesen bu aileye.
Kalırdı belki kadınlıkta büyük bir anın.
Yaşardı belki onun gölgesinde torunların.
Sen inmedin seni indirdiler o çöplüğe;
Sen ölmedin, seni öldürdüler, zavallı kadın!
Öldürdüler… Bu hem de bu gün, şimdi olmadı;
Çoktan gömüldü gençliğinin güzelliği, inceliğin.
Yüreğin, kadınlığın, onurun, dirliğin,
Seni bir an didiklemekten o hayın yorulmadı.
Bittin çamurlu tırnağı altında ilkelliğin!
Tırnak, çamur, tokat… Senin payın değil ağlamak
Ey güzel çocukluk, ey utangaç güzellik.
Ey utanışın gülüşü, gül peçeli kız oğlan kızlık…
Tırnak, çamur, tokat… Sonu yalvaran, yakaran bir yaşamak;
Tırnak, çamur, tokat… Sonu yok olup gidiş, toprak!
Elbet aşağılanmak hakkı değil kadınlığın.
Elbet değil nıelekliğin umudu, kötülük ve zorbalık,
Elbet yoksul olursa kadın alçalır insanlık;
Ama bu gün onlann hep yığın yığın
Kaygılar, kederler, çileler, iğneler!
Bî-çâre kardeşim, ezilip bittin, öyle mi?
En sonra ezdiler seni, öldürdüler seni.
Ben yıkmak istedim, yapılırken bu medieni,
Lâkin hatâ bırakmadı: Muzlim, cehennemi
Bir kuvvetin elinde müzehher fakat denî
Bir kabr olan muhitine gördüm nüzûlünü;
Cebrî, sürüklenir gibi indin adım adım!
Arkanda ben bu hâle, bilirler, çok ağladım.
Kaldındı bir ufukta ki hattâ ufülünü
Islak nazarlarımla uzaktan selâmladım.
Bilmem ki şimdi hangi tecelline ağlasak;
Bir taze mahvolup gidivermek, bu bir keder;
Mahvolmanın sebepleri hep ayn darbeler;
Lâkin bu tazenin ebedî aşka müstahak
Bir kalb iken ezilmesi… Mahvolmadan beter!
Ba’zan felâketin de olurmuş hayırlısı:
Kurtuldun işte lâhzada bin kerre ölmeden.
Öldürdüler fakat… Beni yalnız bu titreten;
Ölmek değil, bu öldürülüş en kahırlısı;
Çektiklerinle muztaribim en ziyâde ben!
Nâmınla, ey vücûdunu tezlîl eden sefil.
Kaldır taşından olsun o jeng-i hacâleti;
Gölgen karartacak bu cebîn-i şehâdeti…
Ey karha-i hayâtı olan mel’anet, çekil,
Toprakta bâri inlemesin rûh-i ismeti!
Siz toplanın başında bu na’ş-ı mükerremin,
Siz, ey kadınlığın ebedî iştikâlan.
Ey za’f u zilletin mütevahhiş bükâlan;
Siz toplanın ve ağlaşalım… Siz, bu matemin
En doğru, en yakın, en asıl âşinâları!
Zavallı kardeşim, ezilip gittin öyle mi?
En sonra ezdiler seni, öldürdüler seni.
Ben yıkm ak istedim yapılırken bu mezan,
Ama yanılgı bırakmadı; karanlık, cehennem gibi
Bir gücün elinde çiçekli ama aşağılık
Bir mezar olan çevrene gördüm inişini;
Zorla, sürüklenir gibi indin adım adım!
Arkanda ben bu duruma bilirler çok ağladım.
Kaldındı bir ufukta ki üstelik batıp gidişini
Islak bakışlarım la uzaktan selâmladım.
Bilmem ki şimdi hangi durumuna ağlasak;
Gencecik yok olup gidivermek, bu bir keder;
Yok olmanın nedenleri hep ayn çileler;
Yalnız bu tazenin sonsuz sevgiye lâyık
B ir kalp iken ezilmesi… Yok olmaktan da beter!
Bazen felâketin de olurmuş hayırlısı:
Kurtuldun işte bir anda bin kez ölmeden.
Öldürdüler ama… Beni yalnız bu titreten:
Ölmek değil, bu öldürülüş en acısı;
Çektiklerine üzülüyorum en çok ben!
Adınla, ey onun varlığını alçaltan sefil.
Kaldır taşından olsun o utanç pasım;
Gölgen karartacak bu şehitliğin alnını…
Ey onun yaşamının yarası olan kötülük, çekil.
Toprakta olsun inlemesin temiz ruhu!
Siz toplanın başında bu saygıdeğer ölünün.
Siz. ey kadınlığın sonsuz yakınışları,
Ey güçsüzlüğün, alçalışın korkak göz yaşlan;
Siz toplanın ve ağlaşalım… Siz, bu büyük üzüntünün
En doğru, en yatan, en soylu tanışları!
Tevfik Fikretsiir
 
Kız Kardeşim İçin için yorumlar kapalı

Yazan: 04 Ağustos 2015 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

یاغمور

كوچوك، مطرد، محترز ضربه لر
قفسلرده، جاملرده پرا‍هتزاز
اولور دمبدم نوحه گر، نغمه ساز
قفسلرده، جاملرده پرا‍هتزاز
…كوچوك، مطرد، محترز ضربه لر

،سوقاقلرده سیلابه لر آغله شر
افق یاقلاشر، یاقلاشر، یاقلاشر؛

بولوتلر قاراردقجه ذراته بر
آغیر، محتضر دالغه لنمق كلیر؛

،بورور بر صوغوق گولگه اطرافی هپ
.نمایان اولور گوندوزڭ نصف شب

سونر شیمدی، منظور اولوركن دمین
.هیولاءسی قارشمده بر عالمڭ

آچیلمز نه بر یوز، نه بر پنجره؛
.باقیلدقجه وحشت چوكر یرلره

،كچر بوش سوقاقدن، خیالت گیبی
شتابان و پوشیده سر بر صبی؛

،او دم لیل یادمده، صولغون، تباه
.سورور بر قادین بر ردای سیاه

! – ساچاقلرده قوشلر – حزیندر بو پك
.صوسارلر، اوزاقدن اولور بر كوپك

،اوتر گوش روحمده بوش بر انین
:بوغوق بر تضاد سكون و طنین

…كوچوك، پرهوس، گوهرین قطره لر
سوقاقلرده، داملرده پراهتزاز
اولور متصل نوحه گر، نغمه ساز
سوقاقلرده، داملرده پراهتزاز
…كوچوك، پرهوس، گوهرین قطره لر

توفیق فكرت

yagmur

 
یاغمور için yorumlar kapalı

Yazan: 15 Eylül 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler: ,

Yağmur

Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz
Olur dem-be-dem nevha-ger, nağme-sâz
Kafeslerde, camlarda pür-ihtizâz
Küçük, muttarid, muhteriz darbeler!..

Sokaklarda seylâbeler ağlaşır,
Ufuk yaklaşır, yaklaşır, yaklaşır.

Bulutlar karardıkça, zerrâta bir
Ağır, muhtazır dalgalanmak gelir;

Bürür bir soğuk gölge etrâfı hep,
Nümâyân olur gündüzün nısf-ı şeb.

Söner şimdi, manzûr olurken demin
Heyûlâsı karşımda bir âlemin

Açılmaz ne bir yüz, ne bir pencere,
Bakıldıkça vahşet çöker yerlere.

Geçer boş sokaktan, hayâlet gibi
Şitâbân ü pûşîde-ser bir sabî.

O dem leyl-i yâdımda, solgun, tebâh;
Sürür bir kadın bir ridâ-yı siyâh.

Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek!-
Susarlar. Uzaktan ulur bir köpek.

Öter gûş-i rûhumda boş bir enîn,
Boğuk bir tezâd-ı sükûn u tanîn:

Küçük, pür-heves, gevherîn katreler
Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz
Olur muttasıl nevha-ger, nağme-sâz…
Sokaklarda, damlarda pür-ihtizâz
Küçük, pür-heves, gevherîn katreler…

Tevfik Fikret

 
Yağmur için yorumlar kapalı

Yazan: 03 Haziran 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: