RSS

Etiket arşivi: Adonis

Maddenin Haritalarında İşleyen Şehvet

I

Böyle oldu –
Bıçaklar yağıyor gökten
Beden öne doğru koşuyor, ruh sürükleniyor ardından.

Böyle oldu –
Kafatasının içinde işleyen demircilerin çekiçleri /
Bir dilsizlik ve türlerin yok oluşu, –
Yazmak ideolojik bir asit
Kitaplar ise ıhlamurgiller.

II

Nerede saklayacağım henüz
ölmemiş bayramlarımı?
Nasıl özgürleştireyim dilin kafeslerinde
feryat eden kanatlarımı? Nasıl mesken
edineyim belleğimi? İşte belleğim, su üzerinde
yüzen enkazdan bir körfez.

Hayır, yurdum yok benim
Şiirin gölünde buharlaşan şu bulutlardan başka
Barınağım ol, korunağım ol ey Dâd, hey Dâd – dilim, evim
Nazarlık olarak asıyorum seni bu zamanın boynuna ve
patlatıyorum arzularımı senin adına
Altar olduğun için değil, anne veya baba olduğun için değil
Sende gülmeyi, sende ağlamayı düşlediğimden
İçimdekileri dökmenin
Sana yapışıp titremenin ve kanat çırpmanın hayali
Allah’ın parmaklarından henüz çıkmış bir rüzgârın dövdüğü
pencereler gibi, –

İşte böyle düşünüyorum senin içinde göğün ağzından inip
yerin kadınlık organına üfürülen bir nefese,
Böyle sarıyorum seni ve diyorum ki – yeniden
Yarın denen bedensin sen
Tarihin zarı atılıyor bu bedenin üstünde.

Adonis
Türkçesi: Mehmet Hakkı Suçinbellekteki_mucize

 
Maddenin Haritalarında İşleyen Şehvet için yorumlar kapalı

Yazan: 03 Mayıs 2016 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

İlk Söz

bir zamanlar olduğum çocuk, uğradı
bana
yabancı bir yüzle.
bir şey demedi. yürüdük
sessizce birbirimize baktık. adımlarımız
yabancı akan bir nehir.
bir araya getirdi bizi, rüzgarda uçuşan bu kağıtlar adına, kökler
ayrıldık
bir orman yeryüzünün yazdığı ve mevsimlerin suladığı.
ey bir zamanlar olduğum çocuk, yaklaş
bizi birleştiren ne, şimdi,  ve ne diyeceğiz birbirimize?

Adonis
Çeviri: Musa Ağgüncocuklugum

 
1 Yorum

Yazan: 31 Mayıs 2015 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Gece Seni Saklıyor

bu şuursuz beklemeler yıpratmaya başladı beni
geceler gündüze inat bulaşıyor ellerime camlardan
alnımı dayadığım pencereden dışarıyı seyrediyorum
karanlık kopkoyu bir karanlık sarmış şehri
sirenlerin umursamaz gürültüsü korkutuyor beni
ambulanslar hızlı hızlı seni taşıyormuşcasına huzursuzum
yoksun bulamıyorum seni
en son o gece gördüm seni gözlerine bakmadan gittim
baksam gidemezdim
özlediğimi söylediğimde gülmüştün
söylediğimde özlediğimi gülmüştün
gülmüştün özlediğimi söylediğimde
bu ilk
seni çok sevdim
tıpki seni tekrar bulamıyacağımı anladığımdaki kadar çok sevdim
ambulanslar hala gelip geçiyor
gece devam ediyor
geceyi soluyorum
ciğerlerim simsiyah
deniz kudurmuş geceye saldırır durur
kayalar bastırmaya çalışırken geceyi
tüm kumsal adını haykırıyor rüzgara
rüzgar şehri allak bullak ederek dağlara tırmanıyor
tüm geceyi kaldırıp altına bakıyorum
oralarda yoksun karakızım
neredesin bulamıyorum
geceyi fırlatmaya çalışıyorum olmuyor
kötü bulaşmış şehre gece camlar simsiyah
alnıma simsiyah gece bulaşık
elimin tersiyle terimi siler gibi siliyorum geceyi
çirkin yazılmış elyazısı gibi duruyorum şu dünyanın üzerinde
kimse silipte yani baştan yazmak istemiyor
oysa öyle hasretimki kerelerce defa yazılmaya
kağıt olsam kalem olsam cümle olsam nokta virgül olsam
gelsen
kilometrelerce kilometrelerce hasret dolu şiirler yazsan benimle
kitaplarca dolsam mısralarca ağlasam ellerinde
uyanıyorum ansızın bu şiirsel dünyadan
şehir kapkara karanlık
şiirler okuyup simsiyah boşluğa
seni çağıyorum sesime
bugün yırt bu geceyi baştan sona dolaş tüm şehri
bütün sokak lambalarını yak
bütün kapıları çal herkes uyansın
bir müjde olsun içinde senden birşeyler olsun
bu gece şehir uyumasın
bu karanlık
bu şehir
bu gece
bu son olsun
bu gece bu simsiyah karanlığı yırtan bembeyaz çığlık
bana seni getiren müjde olsun
bu son olsun içinde sen olsun..

Adonis 
 
Gece Seni Saklıyor için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Eylül 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

anlam ormanlarında gezi için rehber

* nedir yol?
toprak adındaki kağıda yazılı
gezginlik manifestosu.

* nedir ağaç?
dalgaları hava olan yeşil göl.

* nedir hava?
bir ruh
bir bedene yerleşmeyi istemeyen.

* nedir ayna?
ikinci bir yüz
ve üçüncü göz.

* nedir mukaddes?
bir maske
eğlenebilmek için müdennesle.

* nedir ölüm?
kadının rahmiyle
yerin rahmi arasında
nakliye arabası.

* nedir gökkuşağı?
bulutun bedeniyle
güneşin bedeni
bir eğimle kucaklaşmış
yerin bedeni üzerinde.

* nedir dalga?
denizin ekranında
çizgi film.

*nedir kıyı?
dalgaların yorgunluğu için yastık.

* nedir yıldız?
en güzel tarafı kapağı olan bir kitap

* nedir yaşlılık?
iki yöne büyüyen bir bitki:
çocukluğun şafağı
ve ölümün gecesine.

* nedir siyah?
güneşe gebe bir rahim.

* nedir akan yıldız?
fırlamış bir ok ki tek hedefi var gerçekleştireceği:
kırılıp ölmek.

* nedir günbatımı?
güneşin bedeninden dökülen ter.

* nedir kasîde?
bir kız çocuk
bitmeyen
bir süt emmek
ile
yaşayan.

* nedir düş?
hayale lâyık olabilmek için
gerçekliğin yükselişi.

* nedir mutluluk?
dilin kıyısındaki bir mezarlıkta
mezar taşı.

* nedir umut?
betimlemek ölümü
hayatın diliyle.

* nedir toprak?
bedenin geleceği.

* nedir önkaranlık?
vedâ hutbesi.

* nedir gözyaşı?
bedenin kaybettiği savaş.

* nedir umutsuzluk?
hayatı ölümün diliyle betimlemek.

* nedir yankı?
yol alışın yıktığı beden-
tükeniyor
tükendi.

* nedir toz?
rüzgârın dengi ve en büyük rakibi.

* nedir yatak?
gece içinde
gece.

* nedir doğa?
görüyü yazmak için
sağgörüdeki dil.

* nedir ufuk?
sınırsızca devingen uzay.

* nedir rastlantı?
farkında olmadan
ellerine düşen
rüzgârın ağacındaki meyve.

* nedir gül?
koparılmak için yetiştirilen baş.

* nedir gerçek?
resmetmek suyun endâmını
ya da ışığın yüzünü.

* nedir gayb?
görmeyi arzuladığımız bir ev
ve nefret ettiğimiz
içinde oturmaktan.

* nedir gök?
daha çıkmadan
kırılan merdiven.

* nedir gece?
bir peçe
güneşin yüzüne taktığı.

* nedir güzellik?
bir biçim ki, onu gördüğünde görürsün
ardındaki sırrı
bazen de ardındaki allahı görürsün.

* nedir anlamsızlık?
hastalık
en yaygın olanı.

* nedir varlık?
daima yeniden
gözden geçirilmeyi gereksinen.

* nedir gerçeklik?
çökeltiler
dilin
ırmağı içre.

* nedir yoksulluk?
yeryüzü üzerinde hareket eden mezar.

* nedir dostluk?
ikinci bir güneş.

* nedir sanı?
muğlaklığın bedenini yoklayan el.

* nedir gece?
yıldızların kitaplarını satan sahaf.

* nedir dua?
sözün suyundan buharlaşan
göksel bulut.

* nedir gözyaşı?
en saf ayna.

* nedir ay?
güneşin sadık hizmetkârı.

* nedir mutlak?
kafadaki hayız.

* nedir çıplaklık?
bedenin fatihası.

* nedir iz?
yürümeyi kesen ayak.

* nedir bellek?
bir ev ki yalnızca
ikameti içindir
kayıp eşyaların.

* nedir şiir?
seferde gemiler ve yoktur limanları.

*nedir yastık?
gecenin merdivenindeki ilk basamak.

* nedir başarısızlık?
ömür gölünde yüzen yosun.

* nedir ömür?
karanlığa doğru
hiç durmayan yolculuk.

* nedir kargaşa?
bir başka düzen gecenin bedeni için.

* nedir hayâl?
gerçekliğin ıtırı.

* nedir tarih?
kör bir davulcu.

* nedir yağmur?
son yolcu
bulut treninden inen.

* nedir yüz?
gözyaşının göçü için en yakın liman.

* nedir gündüz?
güneş ışınlarının en geniş kafesi.

* nedir çöl?
kum falı
okumaktan
bıkmayan
falcı kadın.

*nedir kum?
sürekli okuru tek bir romanın:
rüzgârın.

* nedir sır?
bir kapalı kap
açtığında kırılan.

*nedir bağırış?
sesteki pas.

* nedir toz?
soluk
yerin ciğerinden yükselen.

* nedir parmaklar?
beden okyanuslarının ilk kıyıları.

* nedir kanat?
uzayın kulağında fısıltı.

*nedir kafes?
içi boş doluluk

* nedir keder?
bedenin uzayındaki
önkaranlık.

* nedir şans?
vaktin elindeki zar.

* nedir düş?
bıkmayan bir aç
gerçekliğin kapısını çalmaktan.

*nedir hüzün?
neşe sözlüğünün
yanlışlıkla attığı kelime.

* nedir sürpriz?
bir kuş
kurtulmuş
elinden gerçekliğin.

* nedir vatan?
dilin koltuklarına
uzanan cisim.

*nedir dil?
bir trendir ki
aynı zamanda
yol, yolculuk ve varıştır.

* nedir ırmak?
bir yatak ki, yeryüzü
memelerinin arasına
ya da göbeğinin altına yayar onu.

* nedir bahçe?
bir kadın şair
şiirlerini uyuyarak yazan
ve susarak okuyan.

* nedir merkez?
tüm uçların ucu.

* nedir yakın?
bilgiyi gereksinmeyen
istikrar.

* nedir zaman?
bir giysi
giyip çıkarmadığımız.

* nedir düz çizgi?
görülmeyen
eğik
çizgiler toplamı.

* nedir serap?
bir güneş
kumu giyip
suya benzemeye çalışan.

* nedir su?
ateşin cehennemi.

* nedir göbek?
yolun yarısı
iki cennet
arasında.

* nedir öpücük?
görülen koparılışı
görünmeyen bir meyvenin.

* nedir kaygı?
buruşukluklar
ve kırışıklıklar
damarların ipeğinde.

* nedir mecaz?
kelimelerin göğüslerinde
çırpan kanatlar.

* nedir yaratı?
rastlantının elinde yüzük.

* nedir kucaklaşma?
ikinin üçüncüsü.

* nedir anlam?
anlamsızlığın başı
ve sonu.

Adonis
Çev: İsmail Özdemir

 
anlam ormanlarında gezi için rehber için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Nisan 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

beden

bedenin, yolunun gülüdür
aynı anda hem açılıp hem kapanan.

*
hiç hissettin mi sabahın dar geldiğini adımlarına?
öyleyse uyandın demektir
bedenin aşkla dolu olarak.

*
ruhun pınarlarını besleyen
en güzel ve en duru yağmur
bedenin bulutlarından yağan yağmurdur.

*
her sabahın
gizli bir bedeni vardır
sana çocuk kollarını açan.

*
dedi ki (kadın):
beden anlamın başlangıcıdır.

*
ruhun en yakın arkadaşı
ışıktır,
bedenin en yakın arkadaşı
gölge.

*
aşk bir bedendir
en özleyen giysisi gece olan.

*
bedenim kelimelerdir
günlerimin defterlerine dökülür.

*
benden daha yoğun bir şey yok
der beden-
ve bir şey yok daha şeffaf olan

*
dedi ki (kadın):
gündüz bedenin tapınağıdır
ve gece kurban.

*
dedi ki (erkek):
bedeni ara vermez yolculuğuna
bedenimin labirentlerinde.

*
dedi ki(erkek):
beden için şehvet
anadilin kendisidir.

*
dedi ki(kadın):
bedeni beden yazar yalnızca.

*
dedi ki(erkek):
kelimelerin bir uzayı vardır
yetmez cemâline bedenin.

*
beden bir kitaptır
iki yöne okunan-
adan zye
ve zden aya.

*
günler-
bedenin ovalarında koşuşan kısraklar.

*
düşleri bedeni üzerinde kuşlardır kanat çırpan
ve fısıldayan: dardır bu uzay, diye.

*
bazen,
şiire beden rengi vermek için
kelimelerin renklerini siler.

*
henüz,
ölümü ağırlamak için açmadı bedenini
yoksa bu, hâlâ hayatın cahili olduğu için mi?

*
bedenin kitabı
en geniş ve en yüksek uzaydır
arzunun alfabesine.

*
cinsellik bir göbektir
geceyle gündüzü
tek bir beden yapan.

*
akıl birikmedir
bedense başlamak.

*
beden aynı anda,
hem nergistir hem göl.

Adonis
Çev: İsmail Özdemir

 
beden için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Nisan 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Dünya

kaç kez, ikinci bir ülkem var, dedin
ve avuçların yaşlarla doldu
ve doldu onun
yaklaşan sınırlarının şimşeğiyle gözlerin,
anladı mı gözlerin, dünya nerede ağladı
ya da nerede yıldırdıysa adımlarını senin
şarkındaki gibi, burada ya da orada
senden başka her yol geçeni tanıdığını
ve onun bağrıyla memeleri kuru
bir yalnız olduğunu
ve reddin havasını bilmediğini;
acaba dünyanın sen olduğunu
kavradı mı gözlerin?

Adonis
Çev. İsmail Özdemir

 
Dünya için yorumlar kapalı

Yazan: 28 Nisan 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Ben Senin Yerine Ağlayacağım

Beni terk edip gittiğin zaman
Sanma ki kal diye yalvaracağım
Ben senin yerine ağlayacağım

Aşkımızın sonsuz olması için
İsmini dağlara haykıracağım
Islak gözlerini görmemek için
Ben senin yerine ağlayacağım

Adonis

 
Ben Senin Yerine Ağlayacağım için yorumlar kapalı

Yazan: 07 Mart 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Kadın

Kadın :

senin için ölüyorum. sana olan sevgimden
bir yanım eksik uyandığımı görmüyor musun?
senin için ölüyorum,
kararsızlığın içine düşüyorum.
benliğimi duyumsamadan, bedenimi duyumsamadan,
nerede yaşadığımı bilmeden bu güzel
bedenimin ardında.
her şeyi.. neden, oysa, neden açığa vurmuyorum :
oysa hayatın eşsiz olmasını istiyorum
neden, oysa, neden insan gibi doğal yaşayamıyorum, ölümüm
söylediğim her yerde : sen vatanım olmasan
zamanın düşmanı olan şey dostum olur mu?

(sessizlik..)

böylece ey aşkın bedeni sesimi sana bırakıyorum
bana, yolumdaki zerreciklerin yarasını ellerinle sunman için
kuldum- belki de tanrı diye kocamın aşkını bildim.
kocam- şimdi tapınağım diye bildiğimdi.
isteklerimizden başka hiçbir şey gidip gelmez aramızda.

(sessizlik..)

ey gurbet seni yeryüzünün her köşesinde seviyorum,
çocuğuma ne söyleyebilirim
kendi beşiğinde gurbetteyken?
babasının yatağını unuttum, bana şehvet olan şeyi de,
yıllardır kullanıldığımı bilerek arıyorum şimdi,
söylesem mi? günahkarlığı onaylar gibi. iştahla,
güzelliğiyle yağarken gökyüzü ve yeryüzü bardağımıza.
gökyüzü inlediğinde peygamberler bilir ne olduğunu
görüyor musun, filinta
damatların mutluluğunu? ancak
aydınlatana bedenini ver bana, ey sen, koynuna al beni, esiri
olayım beni büyüleyen organlarının.

(sessizlik..)

bağrından ve boğazından gelen bir kokun var senin, son
buluşmamızdan damla damla damlayan, içine
boşaldığın ve boşaldığım. açılırken
içime akan bir şelale olan. gecemin ışığında şeffaf.
yarılan – yerde
depremi kendine kardeş yapan
göbeğimde gizli,
saldırganlığını ve savunmasını yalnızlaştıran.
iyileşeceksin, içindekini yeter ki uyandır. benliğimle ve
ölümümle yüzleşmeme
sen neden olacaksın, özgürlüğüm gibi.
günahlarımla selamlaşacağız
bu sürecin sonunda.
ölümüm. ecelimle
kısmetim benliğinle. resim ve şiiri gibi bir iklimdir sende
ve içimde yitenle,
içindeki zerreciklerle daha da çoğalırım, orman gibi.
içinde görmediğim mevsimlerim bile olacak, içinde – ne ateşim
ne toz. ot
su birikintileri gibi fışkırır topraktan,
içinde yitişini görüyorum, yitişimi, al beni.
bedenim aşkın çamurudur, işte benliğimi sana
teslim ediyorum.

(sessizlik..)

Adonis

 
Kadın için yorumlar kapalı

Yazan: 29 Ekim 2012 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

Gırnataya On İki Kandil

1

Yere ve göğe bir ev
Burası, Akdeniz ile Sierra Nevada arası.
Dağ elini koyuyor dalganın eline
deniz ağacın pencerelerini kuşatıyor.
İşte Gumara kapısı,
El-Hamra’ya çıkan şairlerin
hayallerini görüyorum
Hugo, Gongorra, Jimenez, Rilke, Lorca
Armando Blasio Weldes’i işitiyorum:
“Kaç kez istemişimdir Gırnata çağında
doğmuş olmayı”.
Bu tarihin ıtrına dar geliyor feza,
bu toprağın kokusuna dar geliyor tarih.
Tırman ey şair soruların burçlarına, reyhanın havasını oku,
daya dudaklarını anlamın şarabına.

2

İşte el-Hamra kapılarını göğe açıyor
çıkmak ve çocuklarını ziyaret etmek için.
Bir el – beş vakit namaz
Bir el – kötülükle vuruşmak için bir tılsım,
ne taşıyor böyle sallanan bu el
kanayan bir nar mı, çığlıktan bir ciğer mi?
İşte Guadaira nehri:
Bir halhal ve iki çıplak ayak
Güneşin çevresini tutmuştu fareler,
işte, çizgilerin ve renklerin
taylesanında uzanmaya bıraktım onları,
gizemli nüktelere daldım
kaygılarımı yeşil bir tılsıma hapsederek:
Yaratılışın Adem’i hayal
Uygarlığın Havva’sı el-Hamra/kırmızı kız.
Düş gör düş gör
Düş görmezsen uyku ve gece seni yiyecek.

3

Şarabın kapısı,
Giriyor muydum, çıkıyor muydum?
Benden sarhoş oldu eğimler ve harmaniler
içinde tarih yasemininin ürperdiği.
Kûfî hattı ve nesih hattı bahçelerinde sarhoş oldum,
Seni getiriyor müzik ve gidiyor
her mekâna ve mekânsızlığa.
Avlular, ışık göllerinde yüzen muvaşşahlar.
Ve renklerinden çıkmak üzere
giren nice kelebekler,
duvarlar önünde derin saygıyla,
çamurun bir teşbih olduğu yer
duvarların esire kardeş olduğu.
Hayat – bezemenin gövdesinde bir göbek
yıldızlarsa kulakları altında perçemler.

4

Bulutlara dokunmaktan korkma
ey adımlarım, dingin olun, de!
Siyahın meydanında reyhanların
meydanında
suyun merdiveninden iniyor ay
sevdiği yüzle buluşmak için suda
çevresinde kandillerin ışığı utanıp sönüyor.
Bu sütunların ayak kemiklerinde
süslemelerin fısıltısı
kemerler çekilişler ve dalgalar.
Kim bu narin nakkaş?
Bezemesine yıldızları hapseden
ki çıkmak istemiyorlar oradan.
Hat – içinde zamanın suyu aksın diye
mürekkebin kazdığı bir ırmak.

5

Ey bezemenin müridi, işte kutbun
kubbeler de hâller ve makamlar.
Kubbede bir hışırtı içinde kanatlar saklı
altında coşku hareketli bir koltuk
aşk ceylanlarının taşıdığı.
İşte, sonsuzluk bir cübbe giyiyor
bir lambanın içinde oturuyor ufuk.
Kulak verin revaklara:
Güneşle gecenin çiftleşmesi
benimle benim aramda sürekli bir
düğün bu.
Ama gövdem benim değil.
Özleyiş ve lezzet onu aldı benden.
Öyleyse bırak beni ve algıyı alevlendir
Heveslerimi uyandır.

6

İşte bu varlıklar
Pencerelere giysiler diken iğnenin
deliklerine giriyor
Orada gemiler ve erkek geyik boyunları
orada at sırtları, birine bindim
ve mesafelerin hurmasını silkeledim.
Bilmem neden ağlıyordu o pencere
Uzayın ona mavi mendilini uzattığını gördüm
ayın bulutlarla örtülürken
el-Hamra’da yarattığı
harikaları anlatıyor şu pencere de.
Ancak düş gemilerinin sığabildiği
göller misali pencereler
pencereler – yıldızların kulaklarında küpeler.
Boşluk el-Hamra’nın alfabesine
yaraşmayan bir sözcük.

7

Kumariş hamamında sarı, mavi,
kırmızı arasında,
anlatılmaz bir susuzluğa düşüyor su,
sen anlayabilirsin bu neden böyle.
İşte fıskiye bir gövde olmaya çabalıyor
bir şarkıya dönüşmek suyun işi de.
Yıkananların her biri,
belini göğün kucakladığını sanıyor.
Doğanın ve ötesinin
boynuna sarılıyor
yahut bana öyle göründü.
Bana öyle göründüğünü düşünüp
dedim ki:
Bu delilikte
Nesnelerin ne idiğini bilmemek iyidir.
O akşam Gırnata
hayalimde uyumadı
kollarımın arasında uyudu.
Bornozlarının eteklerini sürükle
ey Gırnata
zamanın bundan dolayı tökezlemesi
hoş olur.

8

Bir köşe fısıldadı bana:
Girdin, ey şair, üçgenime
yazık ki çıkacaksın,
süt dolu memelerim var benim,
kabım yok.
Benim gibi ol
Yolculuk et ama kendi gövdende,
ki oluşu kuşatasın güzelce.
Köşe dedi ki:
Akıl burada duyunun hizmetinde,
bezemedir çamura söylemeyi öğreten.
Ama yetişir bu bezemeye bakıp durduğun,
ardında yoldan çıkmışlar yürüyor havada
kuşkunun erguvanını giyerek
El-Hamra’nın köşeleri bilimi yalanlıyor:
Işık saçılıyor onlarda sanki henüz keşfedilmemiş bir sorgucu.
Sen köşeleri tuttun pantolonlarını
toplayarak
güneşin ışınları sanılarla sarınırken.

9

Nakış ve bezeme tabakalarının altında,
düş için oyulmuş ırmaklar
Bu kubbenin altında cellât yok
kan yok bu revakta
şiirin ayak izlerinden başka iz yok.
El-Hamra’nm kapılarına yaslanmış
erkekler
kuruntuya fırlatılmışlar sanki
yolculuğun tepelerinden
cenneti evine çekmeye çalışıyor her biri.
Gırnata’nın düğünlerine kadınlar esin üfler
tepelerde saç örgülerini çözen yıldızlar.
Ama gövdem hüzünlü şu anda-
Daha doğmamış olduğumu söylesem mi?
Gelme gelme ey yarın,
Mühlet ver, bekle öğrenelim
seni nasıl göreceğimizi,
Seni nasıl karşılayacağımızı
bilelim de öyle gel.

10

Zaman bir ihtiyar,
kırık bir arabanın gölgesinde oturuyor
mevsimleri tüttürerek
El-Hamra’nın duvarlarına söylesem mi acaba:
Ceplerini parçala!
Sütunların ağlamasını istesem mi?
“Yaralarına merhem sürmeye vaktim olmadı”:
Bana böyle seslenen o vakit mi?
Dinle ama hayalini, ey Gırnata, düşen kırışıklıkları avutuyor o hayal,
Burçlarına kulak ver
sevgi kasideleri okuyor.
Ama, ama
İşte bana bir kitara veriyor bu gece
Sehere şarkı söyleyeyim diye.

11

Şiir yüz hatlarını feleğin üzerine kazırken
El-Hamra’nın göbeğinde oturan bir felek söylüyor
Başka bir usturlap mı doğuyor?
Ve neden sevmiyorum ben
göremeyeceğimdekinden başka bir şeyi?
Böylece yaratışla eylemini
birleştiriyorum,
nesneyle eşini
nesneyle karşıtını,
ve diyorum ki yarının meydanlarında
Gırnata’nın elleri
Nesnelerin hepsi önden gelsinler diye-
İşte Gırnata’nın adımları yazıyor
eşsiz bir mürekkeple oluşun muvaşşahını.

12

Gırnata’ya kulak ver, ey şair,
sen geçip giden akşama âşık olmadın
gelen sabaha tutuldun çünkü sen.
Akşam sehere hazırlanıyor –
Sana ufku açan bir kök
ve sana yükseklik sağlayan bir derinlik.
Güneş gibi, Gırnata gibi
senin de yanağın iki:
Doğuda bir yanak,
Batıda bir yanak.

Adonis
Gırnata 1996

 
Gırnataya On İki Kandil için yorumlar kapalı

Yazan: 26 Ekim 2012 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: