RSS

Etiket arşivi: Hayriye Ünal

Avşar Sokak

Kuşlar sokağımızı niçin terk etti
Bunun cevabını hâlâ arıyorum
9 numaradaki necati olabilir sebebi
Üç güne kadar meydan çocuklara kalacak
Necati ölüyor safran dişleri onunla beraber gidecek
Elleri bir yılan kadar soğuk bayan Ünver
Her gün kahvaltıyı bir kez olsun gülümsemeden hazırlayacak
Kösnül kedimiz bile kaçardır ondan
Buraya kadar her şey oldukça bilindik

Avşar sokak tuzaklarla dolu bir uçan bir kaçan kurtulur
Çocuk bir sabah göğe merdiven kuracak
Okyanustan bir ip uzatacaktı ya amiral
uçmayı bir kenara bıraktığımın ertesi
pilli kanatlarım erkenden bozulmuştu
afrika’ya kuş uçuşu -ohoo daha çok vardır
orada hayvanlar bile karadır

minicik bir balığı yakalamak için bile
sabır gerek –sende ne gezer
moby dick’i vurdular ben buna karşıyım kaptan ahab
tombul balıklar aşkına
ben prensipte karşıyım çocukluğa da
günler çok uzun, artıyor çocukluktan, bir şeye benzemiyor
sıkıntıyı ordan biliyorum feci güneşte sararan otlardan
bazıları çocukluğu geçici bir cennet sanıyor
bir sır vereyim: geçmiyor
zaten cennet de artık aramızda değil

Hayriye Ünalkuslar-sokagimizi-terk-etti

 
Avşar Sokak için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Haziran 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Surkontr

Güzel bir günde salâ
güneşli günde
Okunurken dört koldan şehri basınca
Canın sıkkınken yakından bir de ölüm
ayyuka çıkıyorsa ölüm sesli bir salâ
Herkesin bir avuntusu olmalı diyorum
Herkeste bir yanılgı: yakını uzak tutan
Olmalı affedecek bir düşman
Hiç uğur getirmese de
uğuruna inanılan bir nişan
Zorla dönmeyecek şans Mallarmé
Zarla dönebilir mi hiç bilmem
Zar içinde bir yasla
dur duraksız ölüleri gömerim
Üstüne üstüne yürürüm korktukça sıfıra giderken
Sıfırın üstüne yemin ederim
Zorun rolü nedir tarihte
sor İbn-i Haldûn söylesin
Bense cebren aktığını söyleyeceğim
Belki sonsuz bir akış
Conatus diyebilir Spinoza
Ağında kıvrandıkça sinekler
sor: mutlak masumiyet var mı doğada
Yoldaşlarını götür indir bu engerek dağından
Keskin vadilerin ağzı dev çalılarla gizlenmiş

Kaç vadide kaç uygarlık başlamış bitmiş
Hücrede ölmüş sesine aşina olmadan keşiş
Söylenebilir mi bir çırpıda
bir çırpı bir zaman mı

Geçer mi birbirine yer ve gök
mahrem bir anıyı
anlatsam bu yerle bir olan odayı
Kimsenin bilmediği kuralı ihlal etmiş
“Olur mu hiç, yenmez eti insanın”
Kim demiş?
Büyüktü aramızda
Ne varsa havsalanıza
Sığmayacak -Hayır zaten siz bilmeseniz de olur
Bu bendim
Eşkâli hâlâ tanımlanabilir
İşgali defaatle inkar edilmiştir
Düşmedim ya sana bakarken
Eğildim ama hizana geldim
Bu asfalt bu şose bu demiryolları bizim midir
Bizim midir iki cihan savaşından artık saadet
Artık idealler artık bir buruk gülümseme
Ne diyordun, biz çok gençtik, vurup rintliğe
Ömür dar pabuç gibi vurunca
Buradan gideceksin!
Yol uzar yorulunca

Hem ölmüş de olabilir taşıdığım yaralı
Bu bendim son konuşan, son susan da bendim
Galiba ölmüştüm sırtında ve sırttaki bir ölü
Bu bendim ve kendiliğimden

Terminallerin kirli ve soğuk arasında
Havalimanlarında önüme eğerek yüzümü
Her gün beklemekle bir sonraki günü çekerek kendime
Ölümünü duymazdan geldim

Geçti lanetliler arasında adın
Okundun ve çağrıldın
Acı yüklü kılıcın anıldı kalemin
şiddetinden ortadan yarılırdı

Öleceksin!
Biliyorsun ve hiçbir şey avutamaz
Seni hiçbir ihbar
hiçbir tabela
hiçbir neş’eli şarkı

Artık beyhude yere bir beldeye vâsıl olma
Bir sediri ısıtacak kadar oturmak sana yasak
Kalmanı en çok isterken kavmin gitmen gerekecek
Susayacaksın daha boşalmadan bardak

Bu sendin -şüphesiz böyle derdin
Konuşabilseydin
-Hiçbir yol avutamaz seni
Bana geleni kadar
Bir tehiri bekleyecek sabrım var
Karşılamaya da gelirim belki
aşkın hatırı var

Hayriye Ünal

 
Surkontr için yorumlar kapalı

Yazan: 26 Ekim 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Bana Olanlar

ben deniz konuşmak istiyorum
yokluğunun içinde oturuyorum

kızıyım İbrahimin beş kez değişti nüfus kimliğim
hayaletlerden korkmam
zaman derler, -her şeyi değiştirir
her şey bellidir, sıralı ve isimli
bir ayak sesi yok
sehpanın tıkırtısı
rüzgâr hışırdıyor hızlanacak belli
insanlar evlerine
evlerden mezarlara çekildi
-tekmelenen bir iskemle

nedir onu kötü yapan, ölümü.

bir daha olmayacak! hiçbir şey –dokunduğunuz
kalmayacak

dileklerim sende gerçekleşmeyecek

gerçekleşecek
bir dilek
varsa indimde solacak
soluyan kabarıp şişen bir damarın yırtılma arzusuyum

kendinde olmayanı verebilir misin ki bana
ellerine değmiş bir kitaba dokunmak

memnundum bu tuzağa düşmekten
tam saatinde ordayım
gelmeyişini beklerken, şu başıma geleni
anlamak, Ankara’dan uzakta, belki kendimi yeniden
meydandaki pet şişede –son deniz
harabede kalmadı izin –telemdeki ad
taşlar yadsıyınca seni idamını istiyorum bir gülün
konusuz uzun konuşmalarda avlanan kalbimin üstüne yatarak
şimdi duracak
şimdi duracak
şimdi duracak!

düzenli aralıklarla kasılarak
onun savaş tutsağı olmayı diledim
oynamıyorum peki, ateş var,
ateşten bir topu kucaklıyorum şimdi

sessizce gidebildiğinde büyüyen bir top
yeisle besleniyor
sarılmayı ve sarıldıkça başa bela baş başa
o iç çağrısını bir uzvun hangi parça hangi raslantı
bir kakül mü düşmüş alnına
şiirden bir ok mu saplamıştı alnın çatına

hadi iktifa edelim. Yemini ve suyunu
ihmal etmeyeceğin
omuzcuğunda bir kuş
kımıldamama emrini almışım ya
koltuktan koltuğa uçmuyorum

kendimi bildim, bilmeden her sözcükten
çekilebilir bir harf, asarak bir harfi bir darağacına
tutarak çekerek uzatarak
hiçbir şeyi üstüme almamaya
bir harfi vurgulamaksızın tek harfle yola
uzağa –bir harfin attığı uzağa –benden uzak kal’a
bugün günlerden yine cuma ve temmuz bitecek
bugün üstüme almamaya bir karar verdim
suçu da seni de üstüme almadan
seni bir kez üstümde görmeden ölmeye yeter sendinsizliğim

peki ateşte nasıl serinleyeceksin
senin ilacın açık denizde
ateşten kapladılar onu gömleğini kestiler biçtiler
“korkma” dediler sana, korkma, terzisi
gömleksiz bir yaka giydirmiş
-yakasız bir gömlek bile varmış zamanında
lila bir blumarine xl pk. 100’e yolladın
gömleğini düzenli ilikler kıyıya iner sigara yakar
bir tabureye oturup denize bakar
sarı sayfaları okur denize bakar
bir yüzyılı alıp sırtına
yavaşça yürür kıyıdan
ıslanmasın paçaları diye denizden –deniz suçludur bir parça
adama sıçramasın –adam
yüzyılı benimle açar benimle kapar
ah deniz –sıçramadan çok önce
kalu belada vermişim adını –ki
gördüğümde, hemen tanıdım
gar henüz yanmamıştı

kış gelmemiş oyun bitmemiş ümit vardı
bu onun saçı ta kendisi, bu arkada kalanın detaylarla oyalanışı
dokunduğun bir zarfı kucaklayışım

bir deste iskambil kağıdından medet umarak
uyanmakta zorlandığım ateşli gecelerden gerçek bir ateşten
alnımda toplanan hastalıklı ateşten
toprakta biriken ölüden can çekişmelerde
çekişme! -işte kuvvetli bir şey o
-ancak korkak olmayan bir dost
kafayı gövdeden ayırabilir-
bir kılıçla
korkak olmayan bir sevgili
kafayı gövdeyle karıştırabilir
can çıkarken dışarı kaçan o şeyden
memelerde başlayıp karında biten kader çizgisinden
bir kaya hani şiirsel bir formda incirle filan delinirken hızlı çekim
kimdi tanık olan bunlara?

tanrı bana özenirken
suyumu verirken
sana eğilimimi yaratırken bin küsur senede
uyumu, yavaşça ısınmayı bir erkeğe –sana öğrenirken ben
düzenli aralıklarla kasılarak
duyuyorum anahtar dönüyor kilitte
burada yavaşça irkilip birbirimize bakmalıyız

ne yapmalıyız sevgilim ne –işte sevgiliyiz

benim kaynamaz kırıklarım var

bir taşı kaldırıp başka taşı koyabilmediğim
kurtarma amaçlı düğümlerim var benim
paslı halatlar kolay açılmaz

-konuş benle

Hayriye ÜNAL

 
Bana Olanlar için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Ekim 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İlle düşünce

Bir şiir; bir darlık bir dargınlıktır
İnsanla insan arasında
Kapıyla menteşe arasında,
El ile kalem arasında

Ve düşünce
İlle düşünce
Tutunulamayan
Biri vardır

Hayriye Ünal

 
İlle düşünce için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Erkek Şairler Kurtarmak Deyince

“divitlerin ucu eğrilir akıtmaya başlar hokkalar”

Bak sen diyesin gelir
Bak şu pazulara –taşı sıksa suyu gelir
Gelir mi gelmez mi erken mi geç mi
Bahsi geçmesin aman kıyma nikah bana kıy
Kır kalbimi filan kırma tahta perde nikel kilidi

Neden kolay iken zoru seçtiğini anlamak
Mümkün olmuyor şu saat.. herkes uyumuşsa
Sen uyanıksan ve saat de üçtür eminim
Bizler için çalacaksa her saat
Mümkündür artık her şey mümkündür beni kurtarman da

Mümkün değildir ama paçanı çekemezsin çamurdan
Çok olmuştur bozulalı façan
Ağızdan her çıkışta kurtarmak lafı
Bilirsin ki kaçın kurrası
Saçı başı yoldurmasın da kurtarırken er Ryan’ı

Bu kavgada sayılmaz vuruş ki sayılsın necat için bir bedel
Açılan kaş kanayan yüz sayılmaz
Zaten benimdir benimse hiç sayılmaz
Benimdir soğuyunca nabız gibi titrek düzensiz
Hırsla yarışan atlar kadar terli ve sıcak, seyiriyor kasları

Kurtarmak mı diyor erkek şairler
Hızla topukla toplayıp tarağı tası
Orada kurtulurken kurşuna değmiş kızlar vardır
Öyle kurtulmuştur ki amcasıdır çocuğunun babası
O kadar kurtulmuş ki taşa gelmiş kaşlarının ortası

Önemli babalar / eve gelmez
Çünkü cennete götürmek isterler herkesi
Mümkündür her şey mümkündür kurtarmak da
İnanıyorum kuzular daha semiz balıklar daha iri
İnanıyorum erkekler daha yüce kadınlar daha dilsiz

Ama kurtarmasan da olur, böyle iyi!

Hayriye Ünal

 
Erkek Şairler Kurtarmak Deyince için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Can Havli

Sonra sessizlik geldi candan çekilen canın acısı
Eti taşıyan her bedenden bulaşan
–dünya burda henüz büyük bir yerdir
Kıskançlığım için fazladır geniştir
Ne kadar büyüsem her yeri kaplayamam
Bir tetiğe bassam
Var üşüyenleri bir ısıtan –sen olma o- olmasan-
Her balığın bir tanrısı var –biri çekecektir ağdan
Bir iğne geçtiğinde damağa
Biri çektiğinde sudan
Biri yanındakine hafifçe dönüp
-üşüyor musun
Dediğinde
Başlayan
Büyük av mevsimi başladığında
Hızlanan kanın akışıdır
Tuzak çukurlardan çektiğimdir kendimi
Ustalıkla izledin ve yaklaştın
Bitti
dedikleri zaman
Biri “Son” diye bağırdığında bir film koptuğunda
Bir kazma toprağa ilk vurduğunda
-ölüyü gömecekler Mehmet
Her ölü gömülecektir
Terminallerden otobüsler kalkıyor saat başları
Saatleri vursunlar mı
Objektife bakıyoruz beraber -tiktak
Yalnız yalnız koyuyor paketlere biz birer fidanı
Biz sadece güzel olanı
Biz ağzımızdan çıkanı
Füturla ismimiz içinde kımıldamadan
Durabildiğimiz için dik
Her birimiz
Ters yöne gittiğinde
Biri kalıyor gibi olacak –kural bu
Gider gibi olan gittiğinde de kalmıştır
-tiktak
Aşk
Bir ayrılma anında kaldırımda
Karşıya geçip hızla döndüğünde
Gitmemiş olandır
Şimdi
Kemiklerimi eziyor gece
Bunu söyleyebildim -hadi hayran kal cesaretime
Üşümemiz geçmeyecek biliyorum
hangi ruhun yongasıyız bulmadan
Sen, acı çektirmeden sona erdirebilen avı
Delirip delirip bir kucak çalı çırpıyı
Kucağıma bırakan -fetusum
Sönmesin o ateşi
diye harlayan
kimdi o, tanıyor muyuz onu -sen ve ben
Karşılıklı
Konuşuyor muyuz sahiden
İlk atılacak ağırlık, ağırdan alınan, her ağrının sebebi
Mideden başa doğru yükseldin
Varım işte sana varım –ben, ilk atılacak ağırlık
Baştan kalbe inecektin
Gerçek bir denize girmeden
Gerçek bir uykuya henüz dalmadan
Son uyanıklık anında –küçük bir evdesin –denize yakın
Bir kanama belirtisi –ve düştün!
Sonra sessizlik geldi candan çekilen canın acısı

Hayriye Ünal

 
Can Havli için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Hain

Sana üç haftadır ihanet etmiyorum
Sana üç hafta dile kolay
Sana –laf aramızda- hafta değil
Tam üç koca ay
Bile değil gerçek olan üç yıldır
Ne ihanet… ne ikame…
Herhangi sebeplerle

Ben miyim taraçada bu oturan
Bu taraça halka bakan
Müzmin akıntılarla ben sırnaşık türkülerle
Koşuşan trombositlerle kanında bir delinin ben ay endam?
Çukur avuç bir dilenci bir de kapımdan geçmesin mi
Bükün dedim kulağını isteyicilerin
Haspama da tez elden kurşun döktürüverin

Sana merhaba der miyim desem olur mu
Bunu bile bilmiyorum sen orada nasılsın bunu da bilmiyorum
Bense iyi değilim, iyilerdenim ama
Hain olmadım hiç ne fikrimi bozdum ne ağladım bir damla
Bile harcamadım harcamadım
Çelerek aklını çelimsiz bir adamın
Adımlarını birbirine dolaştırmadım vallahi dolaştırmadım

Ama şaştım kendi adımlarımı
Adımlarımla adamlarımla kaskalabalık başımla
Kafamda düştüm kireçli bir çukura
Şiirler yazıp şiirle örülecek bir kurtuluşa..
Kurtların uğramadığı bir kurtuluşa..
Bize yalan söylediler!
Kurtuluş yok!.. Olsaydı elverirdiler

İkinci yeni kendini kurtarmakla
Bize bıraktı boğuluşunu toza boğdu da açtığı yolu
Ne komik biz burada biz… yani ben
Ben… Ben düşeyazdım kostak çelmelerle
Usta fırçalarla suretimi çarpıttım da
Almadım bir lokma sofrasından sana küfredenin
Şiirler yazdım ve yasakladım ah u enin

Şiirle sana uzatılacak bir doğruya inandım
Sana bir şey uzatılabilir sandım
Sana bir şey uzatmakla
Küfre girdim girdabımda boğuldu bin saka
Üşüyerek ölürdüm hep üşürdüm hep üşürdüm kış yaz demezdim
Üşüşürdü sakalar düşlerimden taşarken
Hepsine bir mezar beğenirdi Ankara

Ô mon enfant épuisé!*
Üşürdüm kanat dalgandan “mollement balancés sur l’aile
Du tourbillon intelligent/ dans un délire paralèle”**
Bu civarda kaldırmazdı kimse beni, ölürdüm
Sanırım huylanmışlardı ölüşümden her gece
Sana bir elçi gönderseydim çullanıp üstüne korkuturdun
Sana bir kuş gönderseydim etine tamah eder vururdun

Beni bir kere affet ki çıkayım ihramdan
Keçe çadırda tozlandı saçımdan parça alayım
Sözcükleri kitapları taşa çalayım hepsi yansın
Affetmezsen ölüşümde bir yılgınlık olacak
Affetmezsen kan kusacak
Kin kusacak yağlı kendir paslanacak
Beni yüz bin affet bu kötü can ancak bağışlanacak

* Behey benim bitap, verimsiz çocuğum!
** “Gevşekçe sallanarak kanadı üstünde
Zihin kasırgasının
Paralel bir sayıklama içinde”
(Baudelaire, “Aşıkların Şarabı”)

Hayriye Ünal

 
Hain için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Temmuz 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Bana Fazla Bana Az

Bu gidişten cayarsam
Şeytanlar güler bana
Caymadığım her gidişten sonra
Kurulmazsa bir darağacı
İşlemezse tıkır tıkır bir giyotin
Uzak bir kıyı şehrinde bana ihanet edilmiştir
Bütün vilayetlerde bir sevgilim
Öylesine birinin koynuna girmiştir
Meğer yatmadığı han
Uğramadığı kışlak
Kalmamış erkeklerimin

Az bile bana
Az bana daha hınçla vuraydı kahpenin yanağına
Az bana mektuplar ve hadım duygularla
Parklar ve sokaklar şahit tutularak odada ne var ne yoksa
Göğe uzatılarak inançla şahadet parmağı
İşe Tanrı katılarak
Bir kadına varılaydı da
-İşte bu fazla bana-
O kadın kanmayaydı
Bir kadın bir defacık kanmayaydı
-Az bana-

Bir günde iki kalleş bana fazla
Bir günde iki künde
Bir kündeden kalkmadan
Kendimi vurduysam bir şiirden ötekine
Ele verdiyse beni şiir bir müstantiğe
Az bile bana, bir mahzene iniyorum
Giderek kararıyor etrafımdaki hava
O da iniyor biliyorum
Sarsıla sarsıla köpüre köpüre
Çarpa çarpa kayalara
Ama yüzünü her gün biraz daha az

Ay doğarmış onun gündüzlerine
Fecrinde bile ay doğanın
Ay parçasını taşa çalmak nesine
O ağır elin yüze inişinde kir insafsız bir infaz
Az bile bana
Bu bir macera
Bu özleyiş bu vazgeçiş
Bu gark olan ıstıraplara kolokyumlarda
Minik tüplerde, atomda hapsolan hava
Bu uzuvlarımdaki heves-i infilak
Bana fazla

Doğduğu güne
Battığı güne
Gelmişine geçmişine
Ay doğarmış bana fazla
Ay boynunda zifirî bir kolye
Yar koynunda zift karası gözlerle
Geçer lâkin meydanlardan kavşaklardan
Geçer lâkin üstü başı iki dirhem
Sulh bilmeyen gözü gönlü
Kırpık kırpık
Lîme lîme

Bunlar senin bulvarların bunlar senin
Bunları saymadın çiğnediğin çiğnendiğin
Saymadığın bulvarların
Bunlardan ikiz kalpler doğurdun
Yumuşacık sözlerle fakihlerin hükümleri üstünden akardın ya
Can havliyle bir hizaya girerdi kıstasların
“Haykır kime lâkin” bunlar senin
Onlar senin sen sahibisin gönlünde yatan her yiğidin
Başını yaktığın başından baş aldığın aşkından baş alamadığın
Az bile sana
Çok sevmezdin zâhir tez olmasın diyedir firakın

Aç değiliz avuçlar yere doğru şükürle toprağa kapanarak
Yine şükürle göğe açılarak
Bütün açıklardan nüfuz ederiz içe içe en içe
Dilimizde –üç öğün beş vakit- her kilidi kıran sûre-i tevbe
İçtiğimiz mey kırdığımız şişe
Gördüğümüz düş bitmeyen didişme
Ortak ha kinle ha kölece bir düzenle
O da iniyor biliyorum
Dimdik hızla erkekçe güvenle
Boynunda yüzyıllık kirişleri tonozları inleten hüküm
Tartaklanmış kollarından uzattığı mengene az bile bana

İniyorum çelik kollardan
Kıskaçlardan uzaklaşarak suya
Suda haber suda üç güne değin yol görünür hep görünür
Yaşıtlarım hemcinslerim erkeklerim yollarda heder olmuştur
Hem besmelesiz,
Bense hep suya inanarak
Sudan başlayarak
Su gibi akarak su gibi aziz
Bir su görünmezse bana ya?
Ya bir kürek bir kazma
Ya bir zincir bir tasma

Ya bir şahan? Az bana!
İsterik ve tekinsiz bir karga!
Mer’aları kaplayan ehil ve yabanıl
Bu havayı kıpkızıl
Sürülerle kanatlı ve alıcı
Pençesinde birer canlı
Benim sürülerim isterik ve tuhaf
Bu zerrelere kadar
Damarları bir koşu kat edip içe işleyen
Bu deveyi yardan uçuran merak
Bana fazla!

Hayriye Ünal

 
Bana Fazla Bana Az için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Temmuz 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Beni Sade Sen Sevdin

Eşyamda izin ayağımda tozun var mı diye sorarsan
Sana can çekişe çekişe değişen eşyayı haber veririm
Ayağımın tozunu silktim eşyamı karıncaya yükledim
Kırık yayda kalıveren ok gibi kaldım amma
Hiç korkmadım seni sukût-ı hayâle uğratmadım

Sen hâtim ol ben yarım sen hâtem vur ben dargın sen hatır kır
Ben uzun uzadıya kendimi açıklayayım ki bilinsin nasıl bir zulmetteyim
Bilinsin bu evren duanla her gün en baştan nasıl yaratılır
Boş bir sadak gibi kaldım amma zaten nehirler çekilmiş kurumuş göller
Aramızda deniz vardır (…) bana kalan sade sabır sade sabır…

Ben bu kırık izzet-i nefisle çok uzağa gitmem biliyorum
Bende ramak kalmıştır her şeye hasmane tertiplere ölmeye ramak kalmış
Flamasında ölüm işaretleriyle bir kuru benliğim kalmış
Kesilmemiş kartalmış bir adak gibi kaldım amma katılaşmadım
Hatırla sana ve kendime hep inandım, işte ordayım

İmanını tazeledin her cürmümden kalbimden sızan acıdan
Korkarak belirsiz bırakarak dokunmayarak beni sevdin
Tanrı hakkı için sevdin ebedî dostunu bildim, buydu seni avutacak
Hem gerçek hem yalan olan, işte bak bu açık seçikti aramızda
Seni affetmedim sana teslim gönlümü esirgedim bağışladım

Sen sendelediğinde inancımın ilk perdesi yırtıldı
Dediler ki suya götürür susuz getirir adamı
Dediler ki bîvefadır boşuna çınlamasın kulağın
Bense bir kez kerametine iman etmiştim divitin ve hokkanın
Gene de tuz basmadım zaafına seni hasletimden azadladım

Ateşi keselim kesilebilir değilse de, nâmı var ateşkesin
Bu ateşin nârında yanacak sözlükler ve kuralları simyanın
Birkaç sayfa kurtaralım kekeme kalsak bile isimsiz mektuplar için
Şartsız ve müdânâsız bir mütareke imzaladım amma
Kerem ettim sana seni hiç aklımdan çıkarmadım

Şimdi burada her şey pırıl pırıl aydınlık ve her saat gündüz
Duvarlarda masalarda kulelerde duranlar bile on ikiye vurmuş
Dünyanın her yerinde kalbimin rehberliğinde bir çocuk doğmuş
Her çocuğa adın konmuş akrep durmuş on ikide işlememiş saniye
Bu aşkın aşkı kaldı bende onursa hiçtir terazi kefesinde.

Hayriye Ünal

 
Beni Sade Sen Sevdin için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Temmuz 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: