RSS

Kategori arşivi: Türk Şiiri

Deyrulzafaran Manastırı’nda

Sekiz yaşındayken getirip manastıra
papazlara teslim etmiş babası onu.
Şam’a gidip geleceğini söylemiş.
Hatırlayan kalmamış artık nedenini,
ne zaman olduğunu. Tek bildikleri,
savaş yıllarıymış, zorlu yıllarmış,
kol geziyormuş ölüm buralarda.

“Sen biraz dur,” demiş babası ona,
“bir yere gitme, bekle beni, geleceğim.
Bu sakallı iyi amcalar bakacak sana.”
Sessiz sakin bir çocukmuş, usluymuş,
“Tamam,” demiş, “gitmem, beklerim.”

Ve beklemiş.
Aylar ve yıllar ve onyıllar boyunca
hiç kuşku duymadan beklemiş.
“Babam beni almaya gelecek.
Onu bekliyorum” demiş soranlara.

Her sabah bir mazgala tırmanıp
ovanın ötesinden ufku gözlemiş.
Çıkmamış hiç duvarların dışına.
Hiçbir şey yapmamış,
İncil okumaktan başka.
Hiçbir şey öğrenmemiş,
dua etmek dışında.

Durdurmuş zamanı.
Ara vermiş yaşamaya.
Geldiğinde babası,
bıraktığı yerden
devam etmek için hayatına.

Zaman dikkate almamış ama,
her şeyi durdurma kararını,
sevgiye güvenme inadını.
Yaşı doksanı çoktan geçmiş.
Bir daha göremeyecek babasını.

Roni Marguliesbahe-nin-hikayesi-anne-neden-ben-burada-biraktin

 
Deyrulzafaran Manastırı’nda için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Ocak 2017 in Türk Şiiri, Şiir, Şiirdir Baba

 

Karımın İstanbul’dan Yazdığı Mektup

Canım,
Uzandığım yerde yazıyorum.
Yorgunum pek.
Aynada yüzümü gördüm, adeta yeşil.
Havalar soğuk, yaz gelmeyecek.
Haftada otuz liralık odun lazım,
başa çıkılır gibi değil.
Sofada demin iş görürken,
battaniyemi aldım sırtıma.
Camlar çerçeveler kırık, kapılar
kapanmıyor,
burda barınmamız imkansız artık,
taşınmalı!
Ev yıkılacak üstümüze.
Kiralarsa pahalımı pahalı.
Sana bunları ne diye anlatırım?
Üzüleceksin.
Derdimi kime dökeyim?
Kusura bakma.
Isınsa, iyice ısınsa ortalık ama,
Hele geceler.
Bıktım usandım üşümekten.
Rüyalarımda Afrika’ya gidiyorum.
Cezayir’deydim bir sefer.
Sıcaktı.
Alnımı bir kurşun deldi,
bütün kanım aktı,
ama ölmedim.
Bana bir hal geldi.
Çok ihtiyarladığımı hissediyorum.
Halbuki biliyorsun,
henüz kırkıma basmadım.
Çok ihtiyarladığımı hissediyorum,
söylüyorumda,
söyleyince kızıyorlar,
konferans dinliyorum herkesden.
Her neyse bu bahsi kapat.
Paraguay halk türkülerini çaldı radyo.
Bunlar dikenli bir yaprağın üzerine
aşkla, güneşle, insan teriyle yazılmış.
Acıda, umutluda…
Bayıldım Paraguay türkülerine.
Adviye’den mektup aldım.
Beni çok göresi gelmiş,
Hiç unutamıyormuş….
Şaştımda kaldım.
Yıllardır,
Sen memleketten gittin gideli,
ne kapımı çaldı,
ne bir haber yolladı hatta.
Hatta sokakta karşılaştık.
Bir bayram sabahı,
başını çevirip geçti.
En yakın arkadaştık!
Ama arkadaşlık ağaca benzer,
kurudumu,
yeşermez artık.
Ben cevap yazmadım.
Neye yarar?
Evime bile gelse şimdi,
söyleyecek lakırdım yok.
Düşmanlığımda yok elbet.
Otursun güle güle,
zengin bir koca bulmuş
hastalıklı bir şeymiş adam
manyağın biri.
Halbuki Adviye ne canlı kadındır.
Gidip baktım oğlumuza,
Pembe, kumral, uyuyor mışıl mışıl.
Yorganı açılmış, örttüm.
Bir kara haberde verdi bu akşam radyo;
İren Jolio Küri ölmüş.
Yıllar var
bir kitap okudumdu
ölenin anısı üstüne yazılmış.
Bir yerinde iki kız çocuğundan bahseder.
-Satırlar gözümün önüne geldi-
Sarışın iki Yunan heykeli gibi der.
İşte bu çocuklardan biri öldü.
Bilmem ki nasıl anlatsam,
büyük bilgin, büyük adam,
ama şimdi lösemiden ölen
O sarışın kız çocuğuda.
Bu ölüm bana çok dokundu.
İren Jolio Küri için
ağladım bu akşam.
Ne tuhaf,
İren deselerdi, İren
öldüğün zaman
deselerdi,
İstanbul’lu bir kadın
hemde hiç tanımadığın,
ağlayacak arkandan, deselerdi
şaşardı.
Kocası geldi aklıma,
bir mektup yazsam,
başsağlığı dilesem
diye düşündüm.
Adresini bilmiyorum ama
Paris, Frederik Jolio Küri desem
gidermiydi?
Birde Fransız yazarı öldü.
Gazetede okudum.
Adını bile duymamışsındır.
Çok ihtiyardı zaten,
üstelikte egoist,
sinik,
cenabet herifin biri.
Herşeyle alay etmiş ömrü boyunca.
Hiçbir şeyi, hiç kimseyi sevmemiş,
bir köpeklerle kedileri,
ama yalnız kendininkileri.
Mülakat vermiş ölmeden bir kaç gün önce.
Ölümü alaya alıyor aklınca.
Ama belli dehşetlide korkuyor.
Resmide var.
büyükannemizi erkek yap,
tepesine bir takke koy,
işte herif.
Korkunç bir yalnızlık içinde
sıska bir ihtiyar.
O’nada acıdım
Belki büyükannemize benzediğinden,
belkide yalnızlığına.
Acıdım.
Aynı acıma değil elbet.
Acıyorsun İren Küri’ye,
çocuklarını düşünüyorsun, kocasını,
ama daha çok dünyaya acıyorsun,
büyük bir insan öldü diye.
Sana bir müjdem var;
Okumayı öğreniyor tembel oğlun.
Epeyi söktü kerata;
Tut, koş, kitap, kalem, çanta….
Mükemmel değil mi?
Her harfi birşeye benzetiyor;
A bir evmiş,
B göbekli bir adam,
T bir keser.
Ödüm kopuyor tembel olacak diye.
Hep O’na iş yaptırmak istiyorum.
Kız olsaydı kolaydı.
Kadınların her yaşta
her iş gelir elinden.
Ama beş yaşında bir oğlan,
ne becerebilir?
Ah bir ısınsa havalar…
Isınacak.
Uzadıkça uzadı mektubum.
Kendine iyi bak,
bana hemen cevap ver.
Beni unutma.
Bana hemen cevap ver,
akıllıdır Münevver,
nasıl olsa ne yapıp eder,
falan filan diye kendini avutma.
Sensiz perişanım,
beni unutma.
Kendine iyi bak.
Gözlerinden öperim canım.
Güzel geceler.
Kendine iyi bak.
Bana hemen cevap ver,
dertlerimi aklında tutma,
unut.
Beni unutma… 

Nazım Hikmet Rankarimdan-mektup

 
Karımın İstanbul’dan Yazdığı Mektup için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Ocak 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Mutlu Olma Şansı

Hayat bize mutlu olma şansı
vermedi
Biz kendimizden başka
Herkesin üzüntüsünü
Üzüntümüz,
Acısını acımız yaptık.
Çünkü Dünya’nın öbür ucunda,
Hiç tanımadığımız bir insanın
Gözyaşı bile içimizi parçaladı…
Kedilere ağladık
Kuşların yasını tuttuk.
Yüreğimizin yufkalığı
Kimi zaman hayat karşısında
Bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir
İnsanın insana yanması
Sevgili…
Ne güzeldir bilmediğin birinin
derdine üzülmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep
Üzüldüm, hep yandım..
Yaşamak ne güzeldir be sevgili
Sevinerek, severek, sevilerek,
Düşünerek…
ve o vazgeçilmez sancılarını
Duyarak hayatın

Yılmaz Güneymutlu-olma-sansi

 
Mutlu Olma Şansı için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Ocak 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Münacat (Koro)

Sonumuzu unutmağa değil miydi?
Sonlu çizgilere o kadar bağlandığımız,
Bir güzel söz, gülünce çukurlaşan yanak
Ve bir ses şimdi süzülen anılardan
Sonumuzu unutmağa değil miydi?
Hep seni anmağa değil miydi?
Pişmanlık kanatlarını kuşandığımız?
Suçlar gururumuzu kırar, eksiltirdi
Sonra pişmanlık gelir, sana yükseltirdi…
Nedâmet zevkine alıştıksa,
Hep seni anmağa değil miydi?
Ama günahla kuşanılan, bu kanatlar,
Senden uzaklaştırırmış, düşünmedik.
Bilemedik fakat ne değişirdi bilsek?
Sonumuz yine iterdi, bu çıkmaza bizi
Ve Tanrım şimdi sana yakın değilsek,
Neyi değiştiriyor üzüntümüz?
Neyi değiştirir ki üzüntümüz?
Nedâmetsiz erişilmez mi mutluluğa?
Ömür boyu aramaktan yorulmuş,
Kapını çalacağız soluk soluğa;
Senden bir ses gelecekse eğer,
Ne soracaksa sorsun melekler.
Bu gürültülü sessizlikten
Diğer yanda çektiğimiz yeter.

Hüsrev Hatemicicekli-siirler

 
Münacat (Koro) için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Ocak 2017 in Türk Şiiri

 

Etiketler:

Geceler ve Hayalin

Gündüz sende dinlenen hayalin
Yol ve gece korkusu bilmeden,
Bana gelir, geceleyin
Bu öyle sürecek senden habersiz,
Günlerin sona erdiği gece
Hayalin beni bulamayacak;
Gece yolcusu bütün hayallerin
İstanbul sorumlusu Yahya Efendiyi
Çarşamba semtinde arayarak,
Gözlerime ne olduğunu soracak.
Hayalin hafifçe gülümser gider;
Ne yağmurda ıslandığı görülmüş,
Ne de beyazda karla örtülüdür
Dolmabahçemi, Unkapanı mı,
Güzergah belirtilmeden,
Bana tek söz etmeden
Sadece gülümser, döner ve gider;
Hayalin her olağanüstü güzel,
Seni ilk tanıdığım yaştadır
Dilerse dağlar ovalar aşar,
Kara yollarında bulur beni;
Mesela gece yolculuklarında
Görülür Bilecik’te susurlukta
Bir gece bıçak penceresinde
Onu Alpler üzerinde gördümdü,
Ertesi gece Zürih’te
Limmat kıyısında gördüm de,
Hayalin ben yaşadıkça.
Gözlerime uğrayıp duracak,
Son geceden bir gün sonra belki
Ümit ederim yasımı tutup,
Senin bedenine kapanacak.

Hüsrev Hatemiasian idols

 
Geceler ve Hayalin için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Ocak 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ayrı Evlere Çıkmak

Kapıları ölü, sağ
Bütün akrabaya kapalı
Bir ev bulsak,
O ev yalnız ikimizin olsa
Hep orada otursak.

İç içe bu evler, bıktım,
Birbirine bağlı.
Sözde kalır ayrı evlere çıkmak,
Dağ başlarında bile olsa
Yalan, evlerin yalnızlığı.

Bir duruş tazeler eski bir acıyı
Hortlatır gerilerde bir derdi bir bakış.
Bu ev sizin öyle mi?
Yanlış!

Önceki evlerin üzüntüsü biter mi,
Kapıları kapasanız da eser.
Kesildiğini sandığınız soluklar
Daha da artmışa benzer.

Yaşar ölmüş bir amca, aranızda canlı,
İki evin birisinden yadigâr.
Saadet hülyalarınızla alay eder gibi,
Allah günah yazmasın, yaşar.

Haremlerin cefasıyla yasak eder sevinci,
Atılamaz, hâtıra!
Emmiş taze gözlerin nurunu, kaatil,
Duvarsa gergef işli bir levha.

Çıktığınız ocaklar ezer sizi işte,
Ezmese bile üzüntü.
Bazı yaslar evlenirken ayrılışta,
Aileden bazı eşyalar gibi,
Yeni yere götürülmesin mümkün mü?

Bir karanlık içinde bu evler,
Aydınlıkları öyle az ki!
İçeriye sevinç, keder, hiçbir haber
Sızdırmayan ev arıyoruz.
Bulunmaz ki!

Behçet Necatigil
(Türk Dili, 2, 1 Kasım 1951)huzunler-kulubesi

 
Ayrı Evlere Çıkmak için yorumlar kapalı

Yazan: 27 Aralık 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Evin Halleri

Evin yalın hali
İster cüce, ister dev
Camlarında perde yok
Bomboş, ev.

Evin -i hali, sabah,
Geciktiniz haydi!
Uykuların tatlandığı sularda
Bıracaksınız evi.

Evin -e hali, gün boyu,
Ha gayret emektar deve!
Sırtınızda yılların yorgunluğu
Akşam erkenden eve.

Evin -de hali, saadet,
Isınmak ocaktaki alevde
Sönmüş yıldızlara karşı
Işıklar varsa evde.

Evin -den hali, uzaksınız,
Hattâ içinde yaşarken
Aşkların, ölümlerin omzunda
Ayrılmak varken evden.

Behçet Necatigilevden-ayrilmak

 
Evin Halleri için yorumlar kapalı

Yazan: 27 Aralık 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: