RSS

Kategori arşivi: Türk Şiiri

Uzun Sürdü Hazırlığım

Dostlarım tanımaz beni
Düşmanlarım hakkında çok az şey biliyorum.
Gerek yokmuş, uzun sürdü hazırlığım
Ben ve hatırladığım, burdan ayrılalım

Ne öncesi ne sonrası bir şeyin
Az kaldı, aynı artık ikisi
Bıraksa yakamı yaşadıklarım
Ne bellek ne Yesenin dedikleri

Bu hayatta ne doğru ki
Doğru değil! dediğin yanlış olsun
Ya bir kötülük çanı ya bir silah sesi
Dönüp silemiyor insan geçmişi

Biri kalkar, ikiyüzlülükle
Suçlar mı bilmem beni ilerde
Ne ben istedim tanısınlar
Ne de kimse bunu istedi

Hakkımda kendi bildiğim
İsmim, hiç uyanmama isteğim
Pek bir şey değil, işin gerçeği
Yeni bir şey öğrenir miyim
Çektiğimde tetiği

Cevdet Karaluzun-surdu-hazirligim

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Ağustos 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Soluk Soluğa 1

O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, o çekip gittiler.
 
Yaşar Kemal

Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
Ama atıldı yine de serüvenlere
Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya
Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı.

Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı
– ki onlar daima birer yalnızdılar

Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup
Gitmişti o kentten anımsamıyor artık
Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala
Sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği
Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine
Korkular geçiren o kız nerededir şimdi
Sensiz olursam yaşayamam diyen
O liseli kız hangi kentte kaldı
Ve o sarışın
O afeti devran bekler mi hala
Atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını

Üşüten bir acıydı belki her ayrılık
Her yolculuk yangınların başladığı yereydi
Ama vakti olmadı hesabını tutmaya
Aşkların, ayrılıkların ve acıların

İstese de kalamazdı vakti gelince
Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda
Yürek burkulması ve hüzün ve keder
Aralıksız doldururdu acıların bohçasını
Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği
İçinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi
Ay bile soğuktur o zaman
Bir buz parçasıdır
Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara
Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler

Biraz da serüvendi yaşamak
Belki yatkındı büyük yolculuklara
Ki serüvenler daima büyük aşklar
Ve büyük yolculuklarla başlar

Anıları aşkları ve bir kenti
Bırakıp gidebilirdi apansız
Apansız başlardı yolculuklar
Hangi saatinde olursa günün
Ve hep kar yağardı nedense
Durmadan kar yağardı yol boyunca
Ve nasılsa yok olup giderdi hüzün
Kent görünmez olunca arkada
Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarından
Ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun

Ne zaman yollara düşse biterdi acılar
Gül yüzlü sular fışkırırdı toprağın karnından
Kavaklarsa oynak bir çingene kızı
Her kıpırdanışında açılıverir uzun ince bacakları

Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
Güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
Ölümdür biraz hep aynı yatakta
Aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
Kitapları hep aynı raflara sıralamak
Aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
Soluk soluğa yaşamalı insan
Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
Ve cehenneme dönse de bir ömür
Mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün

Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı
Okyanus dalgalarının sesleriyle dol bu ömre
Ölüme ve aşka durmadan kement atan
Serüvenlerle geçsin yaşamak

Buz tutmuş bir dünya ortasında
Yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
Önünde dağlar, uçurumlar
Sarsılan gök, yarılan toprak
Çelik uğultularla burgaçlanırken
Yaşamak işte öylesine kucaklardı onu
Ve her nasılsa keklik sekişli
Bir aşkın sevinci dolardı yüreğine
Çıkarıp atardı o zaman deli bir ırmağa
Ne kalmışsa bir önceki serüvenden

Soluk soluğa yaşadı kentleri, aşkları
Bağlanacak kadar kalmadı hiçbirinde
Pervasız bir acemi, bir çılgın
Soyu tükenen bir bilgeydi belki de…

O yalnız kaybetmesini öğrendi ömründe
Avucundan dökülen kum taneleriydi her şey
Ne bir serseriydi ne de yılgın bir savaşçı
Ama kendi kafasıyla düşünen ve hakkında
Ölüm fermanları çıkartılan biriydi belki
Sevince deli gibi severdi
Pervasız severdi sevince
Dövüşmek ancak ona yakışırdı
Ona yakışırdı aşklar ve yolculuklar
Yoktu bağlandığı herhangi bir şey
Bulutlar gibi çekilip giderdi seslerin arasından

Ne bilir ömrün değerini bir çılgın
Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir
Ve başarısız eylemler çağında o
Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten

Yerleşik yargıları olmadı hiç
Kurmadı güzel gelecek düşleri
Nerede bir yangın, nerede tehlike
O mutlaka oradaydı birdenbire
Dinsizdi, özgür sayılırdı belki
Ama bağlanmazdı özgürlüğe de
Hiçbir yerde yeterinden çok kalmadı
Beklemedi anılar sarnıcının dolmasını
Şikayetsiz yaşadı yaşadığı her günü
Yoktu yüreğinde pişmanlıkların izi

Ayrıntıların izi kalmamış artık
Üst üste yaşanmakta ayrılıklar
Ve bir bulut gibi sıyrılıp gidilmiştir
Dağların, denizlerin üzerinden

Geride kalan ne varsa soluktur şimdi
Titreyen kandiller gibi sönmek üzeredir
O eski konaklar gibidir anılar
Gül bahçeleri, sessiz koru ve orman
Belki sağanak boşanır apansız
Yüzyıllık bir yağmur başlar
Ve sinsi bir hastalığa dönmeden alışkanlıklar
Yok olup gider her şey, belki kül olur

Hırçın bir okyanustur yürek
Dar gelir ufuk ve mutluluklar çevreni
Anılarsa birer çıban izidir
Yaşanmaz onların ölgün gölgesinde

Durgun bir su gibi aktı mı yaşamak
Ve zaman uysal bir kısrak gibi dinginleşti mi
Anısız kalınmıyor artık ne yapılsa
Kuşatıyor yolları, aşkı ve ömrü
Bekleyişleri kemiren çakal sesleri
Oysa bütün köprüler yakılmalı ayrılık vakti
Ve herhangi bir şeyle eşit olmaksızın
Yollara düşülmeli habersiz ve sessiz
Çürük bir diş gibi kanırtıp kentleri
Dünyanın ağzını kanlar içinde bırakmalı

Bir ömrün olgunlaştıramayacağı
acemilikler toplamı ve bir çılgın
boyun eğmedi kendine bile
seçme zorunda kalmadı yaşamayı

nasıl bağlanmadıysa yere ve zamana
bağlanmadı kendine de ömür boyu
dağlara tırmanan atlar gibi
soluk soluğa yaşamak istedi dünyayı
bir şahin gibi bulutlara kurdu
dumanlı sevdaların yörük çadırını
sıradan bir gezgin değildi hiç
dövüşür gibi yaşadı yolculukları
belki korkusuz sayılmazdı büsbütün
korkardı korkulara düşmekten zaman zaman

ve bütün gemileri yakıp
yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
mutlu muydu, hiç düşünmedi böyle şeyleri
umutlardansa nefret etti daima

hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
ama atıldı yine de serüvenlere

pervasız bir acemi
soyu tükenen bir bilgeydi belki de

Ama bir şey vardı yine de
Başarısız ihtilallerden kendine kalan

Ahmet Telli
isa-erdogan-umudumu-isigimi-kaybettim

 
Soluk Soluğa 1 için yorumlar kapalı

Yazan: 15 Ağustos 2017 in Türk Şiiri, Yol Üstündeki Semender'ler, Şiir

 

Etiketler:

Belki Sana İnanırlar

onlara artık yeni insanlar tanımak istemediğimi söyle
bana inanmıyorlar
güneş mi göreyimmiş, iki insan, açılsın mıymış içim
beni alıp pencerenin önüne yerleştiriyorlar
onlara bir salon çiçeği olmadığımı söyle
hasarsız parçalarımın giderek azaldığını
hiç değilse okunaklı bir ölüm için bir tık
hayatla arama bir boşluk bıraktığımı

bana inanmıyorlar
tıpkı inanmadıkları gibi; hem onları hem allahı
aynı anda sevebileceğime
tıpkı yüzümü arasında kuruttuğum kitapla
bütün bu talanların bir ilgisi olmadığını söylediğimde
dudaklarını aralayan müstehzi parlayış gibi
hani söyleyecek çok şeyim var da kıyıp söylemiyorum
der gibi
sen söyle..

yarıldım / sebep(?)
yırtıldım
çıkardığım çirkin sesleri duyuyor musun
tuhaf şeyler oluyor bak insan kendine yuvarlanınca
insan kendine çarparak parçalanınca
aklının tutunacak elleri de kopuyor
ama tıpkı diğerlerinin uçuşan saçlarımı delil gösterip
alnımın yangının yalnız o eşikte söndüğüne inanmadıkları gibi
inanmadıklarında
bir şey oldu bana
bende, bana sığmayan bir şey

ağustos gecesi dolaba konmayı unutulmuş yemek gibi
ekşidim bir gecede sanki kokuştum
oysa daha şunu, şunu, şunu söyleyecektim
kavgalara karışacak daha ladesler tutuşacaktım
daha ellerinin bütün yalan yanlışlarımı doğrulayan bir hakikat gibi
saçlarıma nasıl usulca indirildiğini
o küçücük avuçlarına o kırk tas suyu
hem de ruhun bile duymadan nasıl sığdırabildiğini falan…

şevkimi kırdılar / sebep(?)
kelimelerden yana nasibimi murdarladılar
oysa ben de susunca zehir zannediyordum dilimi
ne fena
cana değmenin can yakmaktan başka yolunu bilmiyorlar
misal ben, yenilmek koymuştum bu senle aramda olana
üstelik bütün yollarını da biliyordum
budadılar sebep
beni bir çınardan bonzai yapabilmek mümkünmüş gibi
anlamadan, dinlemeden, inanmadan
budadılar

hadi gel
o ucuz poları ört üstüme hadi, bordo
yanıma
sana bir kere bile sarılıp uyuyamamışlığımı da koy
değil değil sana yazmak için
ciğerlerimin çırpınmasını beklemiyorum her defasında
ama bilirsin; kabuğuna çekilmek için bile
büsbütün yaraya dönüşmeyi beklemeli insan

Dilek Kartaldilek-kartal-siiri

 
Belki Sana İnanırlar için yorumlar kapalı

Yazan: 11 Ağustos 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Eksilen

Öyle yıpranmış ki
Bir forması eksik içinden,
Sahafa düşmüş bir kitap
Gibi sararmış üzüntüsünden.

Bir ay doğuyor usul usul
Karanlığın göğsüne,
Dünden bugüne kendini
Biraz daha eksilterek getiren

Küsmüş göğüne besbelli
Geleceği göremediğinden
Taşıyor oysa hüzünlü bitişinde
Doğuşunu yeniden

Metin Altıoksahafa-dusmus-kitap.JPG

 
Eksilen için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Ağustos 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Giderayak

Kalkıyorum.
Yolcu yolunda gerek.

Bana şöyle
eski yüzlü,
epey hırpalanmış,
yamalı da olsa,
bir sevgi bulsanız.

Bütün istediğim
Bu soğukları çıkartmak.

Ahmet Cemal

gider-ayak

 
Giderayak için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Ağustos 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Canım Ben Andan Buna Ezeli Eşip Geldim

Canım ben andan buna, ezeli eşip geldim,
Aşkı kılavuz tutup, o yola düşüp geldim.

Değilim kal ü kıylde ya yetmiş iki dilde..
Yâd yok bana bu ilde orda bilişip geldim

Geçtip hodbin elinden, el çektim dükelinden.
Bu ikilik belinden, birliğe bitip geldim.

Dört kişidir yoldaşım, vefadardır razdaşım.
Üç ile hoştur başım, birine buşup geldim.

O dördün birisi can, biri din, biri iman.
Biri nefsimdir düşman, yolda savaşıp geldim.

Bir kılı kırk yardılar, birin yol gösterdiler.
Bu mülke gönderdiler, o yola düşüp geldim.

Aşk şarabından içtim, on sekiz ırmak geçtim.
Denizler bendin deştim, ummandan taşıp geldim.

Ben andan geldim bunda, yine varırım anda.
Ben ana varasımı, anda danışıp geldim.

Azrail ne kişidir, kasdedesi canıma.
Ben emanet ıssıla, anda bitrişip geldim.

Şimdi Yunus’a ne gam, âşık melamet bednam.
Küfrüm imana şol dem, anda değişip geldim.

Yunus Emreyunus-emre-siirleri

 
Canım Ben Andan Buna Ezeli Eşip Geldim için yorumlar kapalı

Yazan: 06 Temmuz 2017 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Panayır

Saatlerin yağmaladığı taze ömrüm,
Saklandığı şapkaya küskündür tavşan
Elimde değil diyorum, bu yaşamaktır
Söz alıp ayağa kalktığımda dağılıyor meydan

Dünya dedikleri bin damada gelin
Saçını evde boyamış kadınlar gibi öfkeli
Eskiyor günden güne acımak da
Kâğıt parayı cebe hızla atıyor dilenci

Başını dayayıp gökyüzüne hatırlattın:
İzlemek uçan kuşu keyiflidir uçmaktan
Ürkme diye tüm cıvıltılar avucumda saklıdır
Farkın kalmamış artık, tövbe tutmayan avcıdan

Babasına benzediğinde yaşlanır erkekler
Artık yapamıyorum dedin, gözlerini benden aldır
Gülümseyen bir fotoğrafınız olmalı, ölmeden önce
Tüm umutsuz adamlar tebessümüyle anılır

Gökhan Ergür
Üzüntüden / Profil Kitap / 2016beni-tebessumumle-hatirla

 
Panayır için yorumlar kapalı

Yazan: 03 Temmuz 2017 in Türk Şiiri, Şiir, Şiirdir Baba

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: