RSS

Etiket arşivi: Lale Müldür

Uzak Fırtına

i.

uzak fırtına
korkuyorum
senden
sensizlikten
korkuyorum
denge gibi gözüken dengesizlikten
uzak fırtına
anlamıyorum nasıl
bu denli uzak bu denli yakın
ve lazerlerin uçuşu
leyleklerin uçuşu gibi bir imge hep
fırtına habercisi seninle gelen

gözyaşı dökülmeyen bir umutsuzluk bu
yaşam sularının buza kestiği
beyaz ince bir şey diyorum
beyaz ince bir şey o
cam cam cam
bendeki selintiler ve yarıklar karşılığı

ii

sen gelince
bir şeyler düşüyor kırılıyor hep
kapılardan
buz parçaçıkları dolu bir akım
duvarlarda çığlıklardan sarkıt
önodalarda doppler etkisi

iii

bir erkeğin sevişi
usul usul yaklaşan
sigara dumanı gibi
kendine doğru

iv

ve cam zorlar içindekini
kendi biçimini almaya
uzak fırtına kenarları keskin çelik bir ayna
getiriyorum sana
megalomaninin de bir bedeli vardır çünkü

v

uzak fırtına
bir gün seni yazacağım
ağır aynalar olacak
yalnız seni yansıtan
elektrikli bir güzellik olacak
ve parafin kulaklarını acıtan

unutmuyorum bunları işte
bir gün seni yazacağım
şimşeğe uyarlanan bedenimin
umarsız bir saati olacak
ve mükemmel tozu yazacağım
kıvılcım tozunu ve buz adasındaki volkan

artık beklemeyelim
şimdi iki gemi siluetinin sessizce çarpışma saati

vi

zırhımı kuşanıp yatıyorum
sabah yine bir zıpkın yüreğimde…

vii

uzak fırtına
sana son kez söylüyorum
böyle gecelerin bir sabahı olacak
öyle bir sabah ki
ben bir leyten şişesi bulmayacağım yatağımda
ve vurgun olmayacak artık yüreğimdeki
ve yatağını değiştiren bir nehir gibi sanki

geri gelmemek üzere giden bir şeyin
kanat sesleri kalacak yalnız kulaklarında

viii

kaçıyordum senin soğuk yalazından
onca yürek çarpıntısı kırgınlık
gömülürken buzlu sularına belleğin
donan bir ateş gemisiydi kaskatı

üretilmiş her şey bir fosildir şimdi
düşünüyorum da bazen
ne kaldı diye geriye senden
yıpranmış sinir uçları
genişlemiş damarlar
ve belki prensesin tahta bacağı

ölen bir kuğuydu bir imgeydi bellekte

içimde bir şehir daha bütün yıldızlarıyla söndü

ix

dumandan bir albatros o
su renginde bir hüzün deltası
olmayabilirdi de
oluşmayabilirdi… aramızda… zehirli katmanlar…
bu beyaz kül…nefret…

x

cenova şövalyesi andrea doria
çöküntüler mimarı bir kadın-erkek çelişkisi
daha gömüldü bak kum saatine

ve sabit bir sarsıntı olmaktan kurtuldu zaman
takıntılar zelzelesinin getirdiği
korkunç bir enerji birikimi var şimdi
atomun parçalanışı gibi bir şey bu

çekilen boşalan sular duyuların dalgası
hâlâ bir takım sallantılar kaydetse de zaman
acının uzak sınırlarında geçen bir çarpışmayı
tarihi kaydırabilir insan

xi

çürüme çözülmeyen çelişki
soğuk delici şeyler
sıfır noktaları acının haritalarında
içten bir ölüş bu bir ölüm dansı
metalik kadans kara dans
bilinmezliğini boynumda siyah bir bant gibi taşıyordum

xii

savaşların içinde bir savaş
bir kadın ve bir erkeğin savaşı
“uzağa daha uzağa” diyor nefret
“yakına  daha yakına” diyor sevgi

preveze deniz savaşım benim
hâlâ üstünde gama ışınlarının titreştiği bu anılar senin olsun

Lale Müldürkanat_sesleri_kalacak

 

 
Uzak Fırtına için yorumlar kapalı

Yazan: 14 Temmuz 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır

Gerçekten bir şey oluyor burada. Gizemli bir şey.
Bir denizaltı kadar görkemli ve garip.
Gri bir günde camlardan yağmuru seyretmek.
Saydam yusufçuklar yavaşça uzaklaşıyor ve beni
sana getiriyorlar topaz tapınaklarda.
Sen bir güneş tanrısı gibi gülümsüyorsun.
Biliyor musun kaç yıl tek başınaydım ben
karmaşanın içinde. Bir türlü tutunamıyordum işte.
Bir tek senin yanında yürümüştüm ben
topaz bir günde ve suya yakın.
Geceleri üstümü örterdin. Sonra konuşmazdın hiç.
Uzun süre konuşmazdık. Gözlerinde kaybolurdum.
Bu suskunluk anlaşılır bir şeydi. Deniz
ve karanlık yerlerden geçen bir nehrin sessizliği gibi…

Biliyor musun bir şey oluyor burada. Garip bir şey.
Bulanık bir suda yokoluş gibi.
Gözlerimde beyaz kelebekler uçuşuyor
ve beni kendime getiriyorlar yavaşça
beyaz odalarda…

Unutuşum başka bir sendi. Ben ölüyordum Tropiko.
Unutuşun beyaz romansıyla ölüyordum.
Söyleyecek başka bir şeyim yok artık.
Unutmak istemiyordum oysa.
Güzel kalan yaralarda vardır çünkü…
Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır.
Hiç unutmayan kadınlar vardır… limon kokulu…
herşeye rağmen… yağmur kalan kadınlar vardır…

Ben iyiyim şimdi. Sen nasılsın?

Lale Müldür

 
Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Şubat 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

seni düşünmek böyle birşey olsa gerek, istanbul.

seninle bir istanbul kentinde karşılaşmıştık, istanbul…
sen o zamanlar konstantinopolis olduğunu henüz unutmuştun.
ben seni daha terketmemiştim…
terk etmek üzereydim…
geri dönüşün olmadığını, geriye dönülemeyeceğini henüz
bilmiyordum
karşıdan karşıya geçiyorduk.
ben tam o anda karar verdim.
yerleşiklik o an yitirildi.
gerisi sürekli gel-git artık…
dönmeye ve kaçmaya çalışarak hep.
oysa sana dönemiyorum işte, istanbul.
bütün dönüş biletlerimi saklıyordum,
biliyordun ama kabul etmiyordun.
dönüş yoktu, olamazdı, tıpkı gidişin olmadığı gibi.

ben hala o uzun kıvrılan yolda bekliyordum.
oradan ayrılmamıştım ki…
sonra, şimdi yatağımda, bütün gece yazmaktan
yorgun düşmüşken, kuzey rüzgarları buzdan
heykeller yontarken odada, kulaklarımda
“the long and winding road” dönerken
yavaşça, seni düşünüyorum…

uykuya dalar gibi olduğum bir an,
birşey görüyorum, sonradan hatırladığım…
belki bir yaz sabahı,
ılık otların üzerinde saatlerce kalındığı
bir ilkyaz sabahı belki,
yolun kenarında,
altından ince uzun bir suyun akıp gittiği
bir böğürtlen korusuna uzanıyorum…
ellerim böğürtlen rengi…
uyanıyor, anımsıyorum.
böğürtlen… dikencikler… akarsu…
seni düşünmek böyle birşey olsa gerek, istanbul.

Lale Müldür

 
seni düşünmek böyle birşey olsa gerek, istanbul. için yorumlar kapalı

Yazan: 02 Aralık 2012 in Türk Şiiri, Şiir, İstanbul Şiirleri

 

Etiketler:

Yosun Tutan Yürek

yeşil / siyah seviyorum çok tropik
bir daha gülümsediğini görmeyeceğim
kedi gözleri mağaralarda
yüzlerimiz en eski topografya

başsız bir leopar… sürünür geçer yanımdan…
dokunuşların… ‘hüzünlü tropik’ bakışların…
sürünür geçer yanımdan…

kanıyorum diyorum sana kızıl / kara
çiziklerim… yarıklarım… yaralarım ölümcül tropik…
adam-atacağından bir adam tepetaklak yukarı çıkıyor
antik bir intiharın silüeti

yüreğimi yaprakların arasına gömdüm diyorum
yeşil / kara kanıyorum çok tropik

neyin yaşı diyorum bu gidip gelen
her sabah gözlerimin çevresine usanmadan çizdiğim

ölü balıklar su yüzüne doğru… dev menekşeler…
elim kara… demir parmaklıklar…
beni asla içine alamayacak Saragossa sessizlik
çocukluğum

bir şey yürü üstüme… elinde bıçak…
sürekli bir imge… tüm bir yaşam…
üzerime gelen her şeye kilitlenirim…

kilitlenirim mor / yeşillere… turkuaz / karalara…
seviyorum diyorum kızıl / kara
suda fırtına kopmak üzeredir

yaşıyorum diyorum niçin inanmıyorsun
çiziklerim… yarıklarım… yaralarım kızıl / kara

yıkıntılarda
bir gölge
bir yara
yosun tutan yürek

pars zambağı yanlız ince kumda büyür…
bir kadının kalbi büyür… tropikal bir hastalıktan…
ve gölge geçer yıkıntılardan…

kedi gözleri… korku… dolanır yanımsıra
bütün gün yağmur yağar barakalara

bana yabancı bana zararlı
ürkerek sevdiğim bunca şey arasında
eğer bir gün ölürsem diyorum

eğer birgün ölürsem… yıldırım çarparak olsun…
tıpkı yaşamım gibi… noa noa…

Lale Müldür

 
Yosun Tutan Yürek için yorumlar kapalı

Yazan: 01 Aralık 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Kadife Şairler

ölüyor kadife şairler…
pazarların tozunda ve kulenin sisinde gömülü

gün geceye akıyor…gece güne…
ölüm yaşama akıyor yaşam bilince…

bilinç de akar/daha karar vermediler
gitse odalarından/gitse odalarından birileri…

Yalnızlık ve melankoli…

heryerdeydiler…
dönecek yerleri yok şimdi…

Lale Müldür

 
Kadife Şairler için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Oranj

Seni ilk gördüğüm gün, sonbaharın yabanıl
kahverengi geyiği benim için olduğunu
anlamıştım. boynuzların iletken elektrodlar
gibi, tuzumsu bir karla kaplanmıştı.
ağaçların etrafında yavaşça dolaşan
buğuların ve serpiştiren buzdan iğnelerin
arasında mor’u tanıdım.

Omurganda yanan ışıkla oryantal ikonların
karanlık gölgeleri ardında kırmızı ve
maviyi karıştırıp moru elde ediyordun:
gizin rengini.

Beni ilk gördüğün gün senin için
olduğumu anlamış mıydın? bal peteklerinden
bir yağmur yağıyordu. defne ormanlarının
arasında oranj’ı tanıdın. ikimiz de
duruyorduk öyle kolera çarpmış gibi
sersemlemiş, büyülenmiş, buğuların üstünde.
hiçbir şey değişmedi yine de çünkü “aşk
likid korku dolu bir kadehtir.”

Budist rahiplerin safran giysileri
yanıyordu havada. birisi yerde
mor giysisiyle yatıyordu. sana
yalan söylemek istemiyordum. oranj
olmadığımı, mor olduğumu benim de,
hatta hileli bir “deeper blue”
olduğumu… birbirine zıt iki renk…
anlamıyordun… kadın yogilerin
cinselliğini arttırdığı söylenen
mor bir ışıkta beni oranj sanıyordun.

Oranj değilim ben, yasın belirtisiyim,
morum, safranım belki ama oranj
değilim. mutluluk çıkmaz benden.
benim turunçgillerim yapraklarını ağlar.
yine de senin için tuhaf şövalyem,
incelikli zulmün için, kalbimin
morluklarını unutup oranj olmayı deneyebilirim.

“o, omega, gözlerinin mor ışığı.”…

Lale Müldür
 
Oranj için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Cam Seslerinden Bir Anı

kısacık bir andı, bana cam sesleri gibi
bir anı kaldı
kısacık bir andı, o çok duyarlı dengeler
yansıdı

ipe dizilen inci
dünya ile kişi

ilk yazdı, sonradan saydam birşeyler
yağdı
uyum karıştı ince havaya

kısacık bir andı, belki farkında bile
değildin sen
ben sonsuz kişiydim, o kapıdan
çıkarken

anıların cam kırıkları gibi
toplandığı o an
başka anıların anıları
geçiyor aklımdan…

Lale Müldür
 
Cam Seslerinden Bir Anı için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Küpe Çiçeği

oraya acıdığım yere
dokunduğun zaman
bana iyi geliyorsun
ama her zaman değil
seni beklemektense
oraya taze bir yaprak
koyarım daha iyi

Lale Müldür
 
Küpe Çiçeği için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

eskil bir aşk öyküsü

boynumda yağmurdan bir kolye…
ıslak taşlara oturuyorum bugünlerde…
bir siyam kedisi ve ben… pek çok şeyi geriye doğru unutuyoruz…
eski rus bir sevgilim vardı…
başka birisini göze alamam bugünlerde…
öykü safir aynalı bir salonda geçiyordu…
herşey önce çok güzel başlıyordu…
sen, gözünde siyah bir bant, beni dansa kaldırıyordun…
ben seni portekizli bir korsan sanıyordum…
sonra ortaya çıkıyordu eski bir rus soylusu olduğun…
yelkenbezi fularını çıkarıp… bir reverans yapıyordun…
odadan yavaş yavaş herkes, soylu soysuz herkes çıkıyordu…
ikimiz bir de kediler kalıyordu… hava alamıyorduk…
kapıları mühürlüyorlardı… eskil bir aşk öyküsünün içinde
kalıyorduk… biz seni portekizli bir korsan sanıyorduk…
bir siyam kedisi ve ben…

Lale Müldür
 
eskil bir aşk öyküsü için yorumlar kapalı

Yazan: 09 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yanılıp Yakana Bakışımı Taktığında

nedir senin yerin
şiir uzamımda benim
kurtulamadığım bir imge misin,
duraksadığım bir dize
bir şiirde mi tutuklu kaldım ya da yüreğinde

az mı tanış öldürdüm
ulaşmak için sana
bunca ayinden sonra
kurban mıyım cellat mı

senin içindi bunca yakarış
izlerken seni
gölgem gölgene karışmış
çoğalan sen misin kayboldukça ben

günlerce gözbebeklerim
ayna tuttu sana
yanılıp yakana bakışımı taktığında
belge miyim varoluşuna

ve bir hüznün yankısıysa eğer şiir
sana yaklaştıkça şiire yaklaşıyorum demektir

Lale Müldür

 
Yanılıp Yakana Bakışımı Taktığında için yorumlar kapalı

Yazan: 07 Kasım 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: