RSS

Etiket arşivi: Ayşe Sevim

Yüzlerce Savaş Uçağı Dolaşıyor Gözlerinde

yüzlerce savaş uçağı dolaşıyor gözlerinde
yüzlerce kere sığınaklara almıyorsun eski günlerimizi
dünya yörüngesinden çıkıp yalınayak gezegenlerin arasında koşuyor
göğsüne bir kuyruklu yıldız saplanıyor dünyanın
göğsüme “senden sonra geçecek ilk gün” saplanıyor

uzun boylu, esmer bir şarkı taşınıyor yan odaya sen gidince
kartondan ellerle tokalaşıyorum artık, yırtılıyor parmaklar
mesela, eğer, belki seni unutursam
atlı karıncanın lunaparktan kovulması gibi
gözlerin çiğnenmemiş karlar gibi

Ayşe Sevimsenden-sonra-gececek-ilk-gun

 
Yüzlerce Savaş Uçağı Dolaşıyor Gözlerinde için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Eylül 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Böcek İlacı

böcek ilacı “içimizden geçenleri” öldürür mü, demiştin
sahildeydik,
havaya zıplayan sokak dansçılarını martılar yiyordu
hayatın cüzdanındaki fotoğrafını gösteriyordun bana
bak diyordun nasıl da kargacık burgacık çıkmışım
yeni eve taşınırken kamyondan düşen bir eşyaya bakıyorduk halbuki
ben üzülüyordum senin için
simsiyah bir müzikle kefenlenmiştin
derini yırtan notaları bıçak gibi çekip çıkarmıştın
sahildeydik,
çay içiyorduk, besbelli vasati kırk çöpten biriydik
gökten bir hostesin koparıp attığı gaz maskeleri yağıyordu
şemsiyemizi açtık,
bir kedi hop deyip atlamıştı ruhumuza
matematik defterleri gibi kare kare miyavlıyordu
çay içiyorduk, söylemiş miydim demli bir sahildeydik
aslında dedin henüz 1. raund, başarabiliriz
zaman her gün “play again” tuşuna basarken kırabiliriz parmaklarını
ruhumuzdaki kedi hırlamaya başlamıştı
sahil uzayıp büyümeğe başlamıştı
dünyayı pudralı göğsünden arka sokaklarda mıhlamaya karar verdik
kıldığımız bir namazı kuşanıp, savaşacaktık vahşilerle
başımız zonkluyordu
ağrı kesici tabletinden bir hadis çıkarıp çayla içtik,
söylemiş miydim demli bir sahildeydik

Ayşe Sevimayse_sevim_siirleri

 
Böcek İlacı için yorumlar kapalı

Yazan: 07 Mayıs 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Taburcu

topraklarınız ayaklarımı terk etti
şımarık çocuk gibi hata duvarına tırmandığımda
insanın yaratıldığı toprağı
çamur sanan bir kavimle yaşamak zorunda kaldım
havva da yaratılmasaydı
nasıl sızlardı kaburgaları insanın
kuşlar! Gökyüzü size tokat atsa ne yapardınız?
başınızı kaldırmanız yasaklansa.
kanatlarınız rüzgarın karısı değildir artık
hangi avcı sana ‘sen’den daha fazla zarar verebilir
bense kuş olduğuna inandırılmış bir kuş resmiyim
tanrım ölürken bu kadar kanatla ne yapacağım
cehennnem de hayal kurar mı?
bir gün cennet olabileceğine kim inandırdı onu
halbuki ‘ben’ deyince Firavun
halk iştahla öptü dudaklarını
bu öpüşten milyarlarca ‘ben’e hamile kaldı cehennem.
ateş! Yakmakla bırakma bizi öyleyse
içimizdeki ‘HİÇ’i dirilt
ve sakla cehennemin kalbinin bir avuç su olduğunu
aşktan çürüyen nasıl terk edildim der
itiraz edecek mantığı yolun başında öldürmemiş miydi
biliyorum
toprağın üstünde yürüdükten sonra
yeniden yerin altına gönderilenler
bir kavimdir.
bense şifasından saklanan hastalıkları
merakıma yenilip tedavi ettim
hastalıklar değil taburcu edilen benim.

Ayşe Sevim

 
Taburcu için yorumlar kapalı

Yazan: 31 Aralık 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Yazarlar ve Aşkları

Bazı insanların hayatlarının ortasına kaderleri bomba gibi düşer.

*

Henüz aşk ona tokadını atmadı. Aşk Dostoyevski’nin acıya hazır hâle gelmesini bekliyor. Aşk, kafası karışık bir entelektüele değil, acıyı yüz hatlarına yedirin bir adama nefesini üflemek istiyor.

Gençliğim üzüyordu onu açıkça.”

Anna gerçekten sevmesini biliyordu. Sanki yirmi yaşında olan Dostoyevski’ymiş ve kendisi kırk dört yaşındaymış gibi mücadele ederek seviyordu kocasını.

*

Zamanın üzerinde seksek oynamaya devam ediyoruz.

*

Aşk, onları hem bir arada tutmakta, hem de soludukları havaya kıskançlık tozları savurmaktadır.

Evlilik çiftin kapısını çalar.

Ve bir sabah kendisiyle yüzleşmeye cesaret edemeyen sevgilisinin mektubunu alır. Sayfalarca süren bir özür mektubuyla salonun ortasında bir kadın. Aşık bir kadın… Yahya Kemal evlenmekten son anda vazgeçmiştir.*

Erkek çocuklar sevmeye sevilmekten daha yetenekliler. Sevdiklerini kıskanmaya da.*

“… Kaderin, yaşamın boyunca istediğin şeylere ulaşmana engel olacak.” Bu söz sanki küresine bakan falcı bir kadının ağzından çıkmış gibidir.*

Erkekler ne kadar sert, ne kadar meşgul, ne kadar serseri, ne kadar anarşist ya da ne kadar her ne olursa olsunlar, kız evlatları doğduğunda ortak bir tecrübeyi paylaşırlar; merhamet onların kalplerine yaygısını serer. Ve babalar, kızlarına her baktıklarında camdan bakan bir çocuk gibi merhamet de başını bu gözlerden dışarıya uzatır.

*

Rousseau her zaman üst tabakadan kadınlardan hoşlanmıştır… Fakat hayatını geçireceği kadını kader bir çamaşırcı olarak tayin eder.

*

Halkın yılan şekline soktuğu dedikodulara, Hürrem’in kelimeleri zehir eklemişti. Kanuni bu yılan tarafından hem sokuluyor, hem de zerk edilen zehir onun zihnini uyuşturduğu için kendisine yapılanı idrak edemiyordu.

Bir kez yapılan budalalık benim için yeterli.” Bir kez bir adamı gerektiğinden çok sevmek, onun büyümesine izin vermek, sonra büyüdüğü için onu öldürmek, bu ölüm için acı çekmek yeterliydi.

*

Çehov’un hayatına ulaşmak için zaman isimli kuleye elimdeki baltayla vurduğumda önüme düşen ilk cümle bu oldu. Bu cümle bana onun hakkında bilmem gereken her şeyi resmediyordu.

Onu kendisine getirmek için bir buz torbasını göğsüne koydu. Çehov ona bakıp gülümsedi ve fısıltıyla şöyle dedi: “Bomboş bir kalbin üstüne buz koyma.”*

Yazar milyonlarca kum tanesinin arasından bir boncuğu alır gibi hayatından bir ayrıntıyı alır ve kitabın sayfaları arasına saklar.

“…Gülbün ayağının altındaki toza sordu: Suçlu muyum? Toz, hayır, dedi. Gökyüzündeki ak bulut yumaklarına sordu, hayır dediler. Taş kesilmiş bir aşk acısı kadar güzel görünen Valide Camii’ne sordu, yine hayır... ”
(Safiye Erol / Dineyri Papazı)

*

Neden sana acı çektiriyorum sevgilim? Neden hep, ya sana acı çektirmek, ya da kendimi aldatmakla geçiyor günler? Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık; ama herşeyi olduk… Seni artık görmeyeceğim. Yıldızları nasıl seyrediyorsam bundan böyle sana da öyle bakacağım demek.”

Kalbine sahip olmadığım sürece, hiçbir şey gözümde yoktu; ama şimdi sahip olduktan sonra onu tutmak muhafaza etmek isterim.” Goethe

Aşk başka bir kadın bedeninde ziyaret etti şairi.*

Ölü bir erkeğin hayaletini izleyen kadını hangi canlı erkek mutlu edebilirdi ki?

*

Aşk’ın hareketlerini radarlarla tespit edemezsiniz. Onun ne zaman, nereye, neyi bahane ederek yerleşeceği bilinmez. Bazen bir kadını, bazen bir mürşidi, bazen sadece bir sesi kıyafet olarak üzerine geçirir. Muhatabını kralların, hırsızların ya da çocukların arasından seçmekte hürdür.*

Zaman teleskopunuzu ona yönelttiğinizde Neyzen’in ne yaptığını görebilirsiniz. İşte bakın orada, dağları ve kırları dolaşıyor.

…bir zaman sonra Tevfik’e yetmez ve sonunda sevgilisini ceketinin altına saklayarak evinden kaçar. Nereye mi? İzmir Mevlevihane’sine… Şeyh Nurettin Hazretleri, Tevfik’in nefesinde dolaşan aşk serserisini görür.


Bir türlü hayata alışamayan Neyzen…

“…aman efendim! Ben o ney vazifesini boş bira şişesine de yaptırırım, sen o demleri, o nameleri, o ahları kamış mı yapıyor zannediyorsun? Onları bu fakirin dudakları yapıyor.”Ayşe Sevim / Yazarlar ve Aşkları / Şule Yayınları / 2006

yazarlar_ve_asklari
 
Yazarlar ve Aşkları için yorumlar kapalı

Yazan: 17 Kasım 2014 in Altı Çizili Satırlar

 

Etiketler:

seslerine yaprak hışırtısı karışan kızlar

yorgunluktan yaratılmış bütün kızlar
kat kat kestirip kuaförde kabuslarını
ay ışığından rujlar sürüyorlar
dünyanın jelatinini açmadan yaşlanıyor hepsi

gece bu şarkıyı giyin, cebine doldur konuştuklarımızı
caminin önündeki güvercinlere at sözlerimi
kanatları delinecektir kuşların
depremde atılan çığlıklara benziyor bu aşk
göçük altında nasıl bekler insan
öyle bekliyorum çağırmanı

dağcı düşeceğini bilerek tırmanıyor zirveye
seslerine yaprak hışırtısı karışıyor terk edilmiş kızların
dağınık mısralarla makyaj yapan kızlar
mahvolmak için acele ediyor işte

sevgilim neden uzaklara bakıyorsun
kimse ölecek kadar uzun yaşamıyor

Ayşe Sevim

 
seslerine yaprak hışırtısı karışan kızlar için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Ağustos 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

“dümdüz olmayı dileyen bir dağ” hastalığı varmış bende meğer

dün bacağımdan vurdum kendimi
“raf ömrünüz zaten bitmişti” dedi markette çalışan oğlan
ikimizin fotoğraflarını verdiler serumla bana
kanımda yüksek dozda “göğe bakmak istiyorum” buldular
annem küveti ay ışığıyla doldurup yıkamıştı beni
babam ölüydü dört yıldır
hasta ziyaretine bir Fatiha’nın içine saklanıp geldi

doktorlar ise her sabah akbabaları camdan dışarı attılar
dilenciyle dua eden aynı şekilde açıyor ellerini sevgilim
“dümdüz olmayı dileyen bir dağ” hastalığı varmış bende meğer..

Ayşe Sevim

 
“dümdüz olmayı dileyen bir dağ” hastalığı varmış bende meğer için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Ağustos 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Fotoğraftaki Mezar

sesine kına yakmışsın görüşmeyeli
kurşungeçirmez camdan yapılmış gözlerin kırılmış
kaç sene geçti kaç ışık yılı?
aramızdaki yer altı tünellerinde kaybolmuştum ben
sana doğru elimde krokilerle yürüyordum
omzumdan yukarısı ağlamaktan silinmişti
halbuki sevdiğin şarkılara sorgu odalarında işkenceler yaptım
sevdiğin karlı günleri ateşe attım
söylemediler yerini

uzaydan yıldızlar düştü üzerime görüşmeyeli, yandım
seni bulduğumda
bir paket rüzgar vardı nefesinde sardın yanıklarımı
o gün sevgilim bir aşk gibi siyahtın
tanrının insanoğlu kaldıramaz diye yaratmadığı

beni bulduğunda ise caddenin köşesinde ölmüştüm
üzerime gazete kağıtları koymuşlardı
kadınlar topuklu ayakkabılarıyla geçiyordu üzerimden
otobüsler, birkaç kahkaha, deniz kokusu geçiyordu
taşralı bir adamın durup okuduğu fatiha geçiyordu
beni bulduğunda üzerime gazete kağıtları koymuşlardı
kaldırıp, gölgenle kefenledin beni
beni öptüğün günü üzerime kürek kürek döküp
kaç ışık yılı sürdü hiç kımıldamadım
beraber çekilmiş fotoğrafımıza gömdün beni

 
Ayşe Sevim

 
1 Yorum

Yazan: 23 Ağustos 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Sevgili

bir uçurtmaya tutunup gitmiştin buradan
belki de ben gitmiştim
kimsenin Fatiha bilmediği bir köyde ölmüştüm
“benim var olmadığımı” söyleyen hasta bakıcıyı
elindeki nehirle boğmaya çalışmıştın sen de

galiba biz seninle hiç karşılaşmadık
halbuki her soluk aldığımda genzimi yakıyordun
elimi cebime soktuğumda el ele tutuşuyorduk
çocukluğunu çekmede saklıyordun sen
acayip şeyler biriktiriyordun sonra
yolunu kaybetmiş bir kum fırtınası gizliydi saçlarında
göz altlarında kahverengi şiirler vardı

“neden hiç karşılaşmadık ki biz?” diye bağırmıştın bana
tren garlarındaki valizleri aramıştın beni bulmak için
beni kaç kez öpmüştün
keşke tanışsaydık sevgilim

Ayşe Sevim

 
Sevgili için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Mart 2013 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Âmin

Beni yanlış ağacın altına gömdüler
bir hayvan mezarlığında çürüyorum

körleri korkutan bir karanlıkla dağlanıyor gözlerim
tövbe ordusu dudaklarımı kılıçlarıyla temizlemeden öldüm
çünkü öldüm
çünkü şiir babamdı ve amin derken bile
kulu olmamı istedi kendimin.

Rabbim kalbimde pazarlar kuran şeytanların
tezgahları evlatlarımdır
o evlatları rüzgarla boş, hırıltılarıyla kazınsın derim
derim kazındıkça
yarasaya kendini izah edecek güneş
ama öldüm
kurşuna dizildikten sonra gelen af telgrafı gibi kalbim
kalbim
sana nasıl yabancı kalabildim?

Rabbim beni kendimin tanrısı olmaktan koru
kime bakarsam bakışlarımı sen tamir et
kime söz söylersem sözlerime sen dokun
ama biliyorum mezarlıkta uzamayacak gölgem
tırnaklarım ve saçlarım ve düşüncelerim büyümeyecek
yine de bir şeyin üstünü örtecek toprak

Rabbim o nasıl kendinden emin olacak

Ayşe Sevim

 
Âmin için yorumlar kapalı

Yazan: 20 Eylül 2012 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: