RSS

Etiket arşivi: Haşim Hüsrevşahi

Füruğ Ferruhzad’dan babasına mektup: Mezarında yatan biri gibi yalnızım

Çarşamba, 2 Ocak 1957

Sayın babacığım, umarım iyisinizdir. Muhakkak size uzun bir süredir mektup yazamadığım için incinmiş ve sizi sevmediğimi düşünmüşsünüzdür, ama bu doğru değil. Ben hep size mektup yazıp, sizinle dertleşmek istiyordum. Ama ne zaman mektup yazmağa niyetlensem, kendi kendime soruyorum ne yazayım, sizinle benim aramda oluşan bu arayı ne ile kapatabilirim diye. Ben iyiyim, sağlığım yerinde, siz nasılsınız, ne yapıyorsunuz diye yazmayı sevmiyordum. Tüm yaşamımı, duygularımı, acılarımı ve mutsuzluklarımı size yazmak istiyordum, yazamıyordum ve hâlâ da yazamıyorum, bizim düşünce yapılarımızın temelleri, tüm koşulları ile farklı olan iki değişik zaman ve toplumda olduğundan, nasıl aramızda uyuşup anlaşma havası yaratabiliriz ki? Söyleyeceklerimin hepsini söyleyecek olsam, bir kitap yazmam gerekir ve sözlerimin sizi üzeceğinden korkuyorum, size hoş gelmemesinden. Ancak, bu sözler içimde durduğu sürece ben de memnun ve rahat olmayacağım. Ve sizi gördüğümde kendim olmak istiyorum, gülmeyen, konuşmayan, bir köşeye sinip çöken biri değil. Benim büyük derdim sizin beni tanımamış olmanızdır, hiçbir zaman da tanımak istemediniz ve belki de hâlâ siz benim hakkımda düşündüğünüzde, beni uçarı, ve aşk romanları ve Tahran Müsavvar dergisinin öykülerinden kafasında aptalca düşünceler oluşan bir kadın olarak biliyorsunuz. Keşke öyle olsaydım ve mutlu olabilseydim, işte o zaman dünya küçücük bir odacık olurdu ve ben, dans meclislerine gitmekle, güzel ve şık elbiseler giymekle, komşu kadınlarla çene çalmakla, kaynana ile dalaşmakla, kısacası pis ve anlamsız binlerce işle yetinirdim ve daha büyük ve daha güzel bir dünyayı tanımazdım, bir ipekböceği gibi kendi kozamın sınırlı ve karanlık dünyasında kıvranır büyürdüm ve hayatım sona ererdi. Fakat ben böyle yaşayamazdım. Kendimi bildiğim andan beri, benim başkaldırım ve isyanım bu aptalca görünüş yüzünden başlamıştır. Ben büyük olmak istiyordum ve istiyorum. Ben, bir gün doğup bir gün de bu dünyadan çekip giden ve artlarında herhangi bir iz bırakmayan yüzbinlerce insan gibi yaşayamam. Bende bu duygu var, fakat şimdiye kadar yaptıklarımın tümü doğrudur ve kimse buna itiraz edemez demiyorum. Hayır, yaşamım boyunca birçok hatalar yaptığımı kendim de biliyorum. Ama kim tüm yaşamı boyunca yaptıklarının, düşündüklerinin ve davrandıklarının doğru olduğunu söyleyebilir? Şairin dediği gibi: Bu dünyada yaşam iki olmalı / biri deneyim kazanmak / diğeri deneyimleri kullanmak için. Ben kötü bir kız değilim ve asla ailemin utancına neden olmak istemedim.Şayet ben bu yola adım atmışsam, ailemin benimle gurur duyması içindi, hâlâ da Öyle ve eminim bir gün gayeme ulaşacağım. Ancak hiçbir zaman ve hiçbir yerde rahat edemediysem, sözlerimi söylemek için hiçbir zaman ağzımı açamadıysam, kendimi size ve başkalarına tanıtamadıysam ne yapabilirdim? Anımsıyorum da, ben evde felsefe kitapları okuduğumda ve edebiyat fakültesi felsefe hocası ile oturup saatlerce Doğu felsefesi üzerine tartıştığımda, siz benim hakkımda fikir yürütürdünüz; ben aptal bir kızmışım ve saçma sapan dergileri okuduğumdan kafam bozulmuşmuş. İşte o zamanlar ezilirdim, evde bu denli yabancı olduğumdan gözlerim dolardı, sesimi kesip susmağa ve kimse ile uğraşmamağa çalışırdım veya buna benzer binlerce başka olay ki kendi başına belki o denli önemli değildirler, fakat her biri bir insanı yıkıp dağıtmak için yeterlidir. Konuşmak istersem çok şeyleri anlatmalıyım. İlkin de sizden başlamalıyım, sevgisi ile bizi kendine doğru çekebilecek ve bize yol gösterebilecek biri. Ancak o, sertliği ile bizi korkutuyordu, bu ise bizim kendimize sığınmamıza, küçücük beyinlerimizle yaşamın büyük sorunlarını çözmeğe çalışmamıza neden oluyor, çok defa da hata yapmamıza yol açıyordu. Anımsıyorum, arada bir bize öğüt vermek isterdiniz, fakat siz konuşmaya gereksinim duyduğunuz zaman, biz dinlemeğe hazır olmazdık. Koşulların ve ondan daha önemli olan bizim moralimizin sizin öğütlerinizi anlayıp kabul edebilmek için elverişli olup olmadığına bakmazdınız. Birini yataktan, diğerini yemek masasından kaldırır, okumaya dalmış bir üçüncüsünü çağırır ve pat diye öğütlere başlardınız, her zaman çatık kaşlar ve öne eğilmiş bir kafa ile. Sanki siz korkardınız, bizim gözlerimize bakar ve bize gülümserseniz biz sizin sevginizi ve duygularınızın inceliğini anlarız da bu sizin için çok kötü olur diye, sonraları bizi artık sizden korkmaya, size uymaya mecbur edemezsiniz diye. Sizin söylediklerinizi ciddiye aldığımı hiç anımsamıyorum. Siz bize hararetli hararetli öğüt yağdırırken, eminim diğer çocukların da kafaları benimkisi gibi başka şeylere takılırdı ve ertesi gün uyandığımda sizin öğütlerinizin tümünü unutmuş olurdum; veya tam tersine, benim ruhumun bir hatadan dolayı pişmanlık ve suçluluk duygusu ile titrediği zamanlar size gelip ne yaptığımı söylemek ve sizden öğüt almak istediğimde, her zamanki gibi korkar ve sizinle bir yabancı olduğumuz duygusuna kapılırdım. Neden böyle olmalı? Siz ki bu kadar çok psikoloji kitapları okurdunuz, bunların nedenlerini bilmeliydiniz. Ne zaman geçmiş yaşantımı, sizin evinizde geçirdiğim son bir yılı hatırlasam ödüm kopar. Bir hırsız gibi, iyisi ve kötüsü ile her şeyim gizlice.

Neden beni adam yerine koymuyor ve neden evden kaçmaya zorluyordunuz, ben bir uyurgezer gibi nerede olduğumu, ne yaptığımı ve kiminle konuştuğumu bilmez hale geleyim diye mi? Neden arkadaşlarımı eve getirmekten ve iyi mi kötü mü oldukları konusunda beni ikaz edip bana yardım edesiniz diye sizinle tanıştırmaktan çekinirdim? Ama şimdi neden buraya geldim, ve neden açlık, avarelik, bin bir sıkıntıya katlanıyorum? Aslında ben evi seviyorum. Sabahtan akşama caddelerde aylak aylak dolaşmak ve her önüme gelenle konuşmanın verdiği ruhsal sıkıntıya katlanmak istemiyordum. Sırf evde yabancı olduğum için, kendimi tanıtamadığım ve rahat olamadığım için, kalkıp buraya geldim. Özgürüm, bana vermekten korktuğunuz işte bu özgürlüktü ve ben sizden gizli olarak onu elde etmek istiyordum, bu nedenle de hatalar yapıyordum. Halbuki bu özgürlüğü elde etmemde bana yardımcı olmalıydınız, doğru olan buydu. Şimdi buradayım. Ama kim benim bir gece olsun dışarıda yattığımı söyleyebilir? Hayır kimse. Ben sabahtan akşama odamdayım ve kendi işimle uğraşıyorum, dışarı çıkmayı da pek sevmiyorum… Masası başında oturup okuyan, şiir yazan ve düşünen bir kadınım. Neden? Çünkü kendime ait olduğumu biliyorum. Artık kimsenin nefret ve aşağılama dolu gözleri üzerimde değil. Artık kimse bana bunu yap veya bunu yapma demiyor. Kimse beni kafasız bir çocuk olarak görmüyor. Ve ben kendim için, kendi benliğim ve varlığım için sorumluluk duyuyorum, bundan sonra yapabileceğim hatalar için kendimi affetmem. Halbuki kendi kendime geçmiş hakkında düşündüğümde, asla kendimi suçlu hissetmiyorum, başkalarını benim hatalarımın nedeni olarak görüyorum. Ne yazık ki her şeyi söyleyemiyorum. Şayet bana izin verseydiniz ve incinmeyeceğinize dair söz verseydiniz, söyleyecek çok sözüm vardı. Yaşantımı başından ele almak, her anını size açıklamak ve düşüncelerimi yazmak isterdim. Ben, hayatım hakkında çok düşündüm, sizin hakkınızda da bizi eğitme ve düşünce biçiminiz hakkında da. Ama şimdi ne yapabilirim? İncinmeyeceğinizi bilsem, hep böyle suskun dudaklar ve sevginizi dileyen gözlerle size bakayım daha iyi ve kalbim dopdolu durakalsın ve laflarımız merhaba, nasılsınızdan öteye geçmesin. Ancak şu kadarını bilin ki ben de diğer çocuklar gibi sizi seviyorum ve sizi rahatsız edecek bir iş yapmak istemiyorum. Biliyorum ki anne babaların çocuklarını sevmemeleri olası değil. Belki de benim sizi sevdiğimden daha çok seviyorsunuz beni. Ben, Kami’yi düşündüğümde üzüntüden bağırasım ve hüngür hüngür ağlayasım geliyor. Fakat anlayış olmadığı sürece her ikimiz de hatalar yapacağız.

Münih’e geleli 10 gün olmuş. Dün gece Emir ile sizin hakkınızda çok konuştuk. Uyumaya giderken artık mektup yazamadan edemeyeceğimi anladım. Kendi kendime, iki satırlık da olsa yazacağım dedim. Şu kadarcık da bana yeterli. Size bütün düşüncelerimi yazacağıma dair Emir’e söz verdim. Ama yapamıyorum, ne kadar bahtsızım, yapamıyorum. Ancak istiyorum ki benim kötü bir kız olmadığımı ve sizi sevdiğimi bilesiniz. Sizin durumunuzdan hep haberim olmuştur, ben arkadaşlık ve sevgi gösterisi yapacak biri değilim, neyim varsa kalbimdedir.

Ayda bir miktar para gönderdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Ne yapabilirdim ki, hayat koşullarım çok zordu. Ama bir iki aya kalmaz burada bana bir iş verirler ve artık bu paraya gereksinimim kalmaz. Tahran’a geldiğimde paralı olacağım ve size olan borcumu öderim. Mektubumu yanıtlarsanız sevinirim, çünkü şu sıralar çok acı ve zor günler geçirmekteyim ve mezarında yatan biri gibi yalnızım, bir sürü acı ve azap veren düşünce ve hiç bitmeyecek olan bir hüzünle. Şimdilik sizi memnun edemiyorum, belki bir gün gelir siz de bana hak verirsiniz ve bana küsmezsiniz, benimle de diğer çocuklarla olduğunuz gibi sevecen olursunuz. Uzaktan sizi öpüyorum.

Füruğ Ferruhzad
Çeviren: Hasim Hüsrevşahi

Babacığım,

Sizlere uzun zamandır mektup yazmadım, yani yazdım da göndermedim. Şu an masamda üstüne adresinizi yazdığım iki zarf var ama sürekli mektupları değiştirmeliyim diye düşündüğümden masamın üzerinde öylece kaldılar. Size ne yazabilirim bilmiyorum? Ben, hayatta her ne kadar çok yoksul olsa da oldukça rahat bir insan gibiyim. Şimdilik kendimi hayattan fazla bir şey beklememeye alıştırdım, her zaman dediğim gibi, buna da şükür. Çokları var ki benim kadar da mutlu değiller ve bu nedenle daha az kafa yorup daha fazla yaşıyorum. Emir’in durumu da fena değil. Biz sık sık görüşüyoruz ve konuşmalarımız her zamanki gibi Tahran, çocuklar, anne ve babamız hakkında oluyor. Bu öyle bir konu ki günlerce bu konuda yorulmadan konuşabiliriz.

Birlikte olduğumuzda her ikimiz de annemizi, babamızı ve bu çocukları ne kadar çok sevdiğimizi anlıyor; onların her zaman hayatımızda var olmasını ve sevgilerini hissetmeyi arzuladığımızı fark ediyoruz. Ben ilkbaharda İran’a dönmeyi düşünüyorum ama Emir aynı görüşte değil, benim burada onun yanında kalacağımı sonra birlikte döneceğimizi sanıyor. Henüz bu konuda düşüncelerimi belirtmedim. Kami’yi özlüyorum ama öte yandan ruhsal durumumun iyi olmadığını düşünüyorum. Hâlâ güçlü ve normal değilim eğer oraya dönersem yeniden o cehennemi hayat başlayacak ve ben artık bazı şeylere tahammül edemeyeceğimden korkuyorum. İşimi ve okulumu sormuşsunuz. Siz benim hayattaki hedefimin ne olduğunu biliyorsunuz, belki biraz aptalca olacak ama ben burada bir başına olmaktan mutluluk duyuyorum. Şiiri seviyorum ve büyük bir şair olmak istiyorum. Hiçbir zaman bundan başka bir işim olmadı yani kendimi bildiğimden beri şiiri sevdiğimi hissettim. Ben bilinç ve anlayış kapasitemi geliştirmek için her işi yapıyorum. Asla diploma almak ya da yüksek öğrenim görmek için okumuyorum, belki de amacım bilgilerimi geliştirip ilgi duyduğum konunun yani şiirin peşine düşüp başarılı olabilmektir. İtalya’da bulunduğum yedi ay zarfında İtalyanca’yı iyi öğrendim ve İtalyanca’dan iki şiir kitabı tercüme ettim. Şimdi de Almanca bir kitabın çevirisi için Emir’e yardım ediyorum.

Çevirdiklerimden bir tanesini de basılması için Tahran’a gönderdim. Elbette bana bir gelir de sağlayacak. Avrupa’da bulunduğum bu on ay zarfında bir şiir kitabı yazdım ve yayınlatmayı düşünüyorum. Şiir benim Allah’ım yani ben şiiri bu derece seviyorum. Gecem gündüzüm hiç kimsenin şimdiye kadar söylemediği yeni ve güzel bir şiir söylemenin düşüncesiyle geçiyor. Kendimle baş başa kalamadığım ve şiir düşünmediğim gün, bana boşu boşuna geçen bir günmüş gibi geliyor. Belki şiir beni mutlu edemez gibi görünüyor olabilir ama ben mutluluğu başka bir şekilde algılıyorum. Benim için mutluluk güzel elbiseler, iyi yaşam ya da güzel yemekler değil, ben ruhen huzurlu olduğumda mutlu oluyorum ve şiir ruhumu huzurlu kılıyor, eğer insanı hırslandıran güzel şeylerin hepsini bana verip şiir söyleme kudretini benden alırlarsa kendimi öldürürüm. Siz bana bir zaman izin verin, bırakın ben diğerlerinin gözünde mutsuz ve derbeder olayım göreceksiniz asla hayatımdan sızlanmayacağım. Allah’a ve çocuğumun üzerine yemin ederim ki sizleri çok seviyorum; sizleri düşündükçe gözlerim doluyor. Bazı zamanlar Allah niçin beni böyle yarattı ve bu şeytanı niçin şiir adıyla vücudumda diriltti diye düşünüyorum.

Şimdiye kadar sizin sevginizi ve rızanızı kazanamadıysam hata bende değil. Ben diğer insanlar gibi normal bir yaşamı kabullenme ve tahammül etme gücünü kendimde göremiyorum. Evlenmeyi düşünmüyorum. Hayatımda ilerlemeyi, toplumumda kadının sıçrama yapmasını istiyorum ama söylediklerimi kabulleneceğinizi de sanmıyorum.

Bana mektup yazın çünkü mektuplarınızı seviyorum, size iyi bir şeyler alıp göndermek istiyorum ama nasıl bir şey sevdiğinizi bilmiyorum. Biraz param var eğer bana nasıl bir şey sevdiğinizi yazarsanız güzel babama ilk defa küçük bir hediye almak istiyorum, ama siz bana nasıl bir şey sevdiğinizi yazmalısınız. Sizi öpüyorum.

Füruğ Ferruhzad
Farsçadan Çeviren: Kenan Karabulut

 
Füruğ Ferruhzad’dan babasına mektup: Mezarında yatan biri gibi yalnızım için yorumlar kapalı

Yazan: 19 Mayıs 2022 in Mektup, Şiirdir Baba

 

Etiketler: ,

Uyanacağım Senden

ben önce senin mavi kaşlarını sevdim
tül perde salınırken sise
sonra dilinin ucundaki unutkanlığı
hani bir dörtyol vardı ya
tef güler
şifa istemem derdi

sonra şakayıklar ektin avuçlarımıza tek tek
susam serptin avuçlarımıza
kuşları çağırdın
ben deliliğe vurdum senin dişlerinde

güneş bir şarkılarından doğdu o kalabalık caddede
bir yan dönerken boynundan…

ben önce senin mavi sözcüklerini sevdim
sonra gözyaşlarımı emerken çırpınan göğsünü
hani on dört yaşında bir ekmek asfalta devrildi ya
sonra masal gibi kaldın hep

gözlerimi ovuşturup uyanacağım senden diyorum
olmuyor!

Haşim Hüsrevşahi

Kaynak: sardunyalar.com/hasim-husrevsahi

 
Uyanacağım Senden için yorumlar kapalı

Yazan: 26 Haziran 2015 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Ev Karadır

(Bu film 1963 yılında Oberhausen Film Festivali, Belgesel dalında en büyük ödülü kazanmıştır. Metin yazarlığını, montaj ve yönetmenliğini üstlenen Furuğ Ferruhzad, yapımcı İbrahim Golestan’ın yardımcılığını da üstlenmiştir. Furuğ’un ölümünden sonraki festivalde, festival Furuğ’un adıyla onurlandırılmıştır. Film boyunca arka plandaki şiir okuyan Furuğ Ferruhzad’dır)

Kara tahtaya yazı: Ev Karadır

Bir erkek Sesi (İbrahim Golestan): “Dünyada çirkinlik az değildir. Bu çirkinlikler daha da fazla olurdu şayet insanoğlu onlara gözlerini yumsaydı; ama insanoğlu çare bulandır! Bu perdeye şimdi bu çirkinlikten bir görüntü, bir acıya olan bir bakış gelecek ki, onlara göz yummak insanoğluna yakışmaz. Bu çirkinliğe çare bulmak ve bu derdin dermanına koşmak ve ona yakalananlara yardımcı olmak bu filmi yapmanın nedeni ve yapımcılarının umudu olmuştur.

Çocuk-1: “Tanrım beni yarattığın için sana şükürler olsun! Bana yanan bir anne ve seven bir baba yarattığın için şükürler olsun.”
Çocuk-2: “Sana şükürler olsun ki akan suları ve bol meyveli ağaçları yarattın!”
Çocuk-3: “Bana çalışmam için el verdiğin için sana şükürler olsun!”
Çocuk-4: “Dünyanın güzelliklerini göreyim diye verdiğin gözler için şükürler olsun sana!”
Çocuk-5: “Güzel müzikleri duyayım diye bana verdiğin kulaklar için şükürler olsun!”
Adam:  “İstediğim yerlere gidebileyim diye bana verdiğin bacaklar için şükürler olsun!”

Furuğ: “Bu cehennemde kimdir tanrım sana şükürler diyor? Cehennemde kimdir?”

(Yalnız bir duvar, yalnız bir adam: Haftanın günleri ): Pazartesi, Salı, Çarşamba, Perşembe, Cuma, Cumartesi…
Furuğ: “Senin adını ey yücelerin yücesi şarkılayacağım, senin adını on telli utla çalacağım; çünkü o çok tuhaf ve korkunç yapılmıştır. Gizlide oluşuyorken ve biçimleniyorken kemiklerim senden saklı değildi…”
Furuğ: “Senin defterinde benim bütün organlarım yazılmıştır ve senin gözlerin benim ceninimi görmüştür ey yücelerin yüzesi! Senin gözlerin benim ceninimi görmüştür!”
(Erkek sesi: Cüzzam hastalığı hakkında bilgi veriyor.)
Furuğ: “Dedim keşke benim de güvercinler gibi kanatlarım olsaydı, uçsaydım ve bir dinginlik bulsaydım. Uzak bir yerlere gitseydim ve çölde yuva yapsaydım. Şiddetli fırtınalardan kaçsaydım sığınaklara, çünkü yeryüzünde zorluklar ve şirretler gördüm. Dünya boşunalığa gebe kalmıştır ve zulmü doğurmuştur. Senin gücünden nereye kaçarım, senin buradalığından nereye giderim? Sabah yelinin kanatlarını alsam ve denizin en ücra yerine konsam, senin ellerinin ağırlığı üzerimde olacak. Beni avare bir rüzgara oturtmuşsun. Ne korkunçtur senin yaptıkların! Ne korkunçtur senin yaptıkların!”
Furuğ: “Kendi ruhumun acısından söz ediyorum, kendi ruhumun acısından söz ediyorum! Suskunken gün boyu süren naralarımda ruhum çürüyordu. Benim hayatımın rüzgar olduğunu anımsa!”
Furuğ: “Çöllerin kaşıkçı balığı olmuşum, harabelerin baykuşu! Ve bir serçe gibi çatıda oturmuşum yalnız. Boca olmuş su gibiyim ve leşler gibiyim ve kirpiklerimde ölümün gölgesi var! Kirpiklerimde ölümün gölgesi var.”
Furuğ: “Terk et beni, beni terk et! Çünkü günlerim nefes gibidir. Terk et beni dönüşü olmayan yere gitmeden önce, o zifiri karanlık ülkesine…”
Furuğ: “Aaah tanrım! Yaptığın canı vahşi hayvanlara bırakma…
Furuğ: “Benim hayatımın rüzgâr olduğunu anımsa ve anımsa ki boşunalık zamanını benim payım kılmışsın. Ve çepeçevremde şenliğin şarkıları ve değirmenlerin sesi ve ışıkların aydınlığı mahvolmuştur. Ne mutlu şu anda ektiğini biçen ekincilere; elleri başakları koparmakta olan ekincilere…”
Furuğ: “Gelin ve uzak bir çölde şarkı söyleyeni dinleyin, kollarını açan ve içini çekerek: Eyvahlar olsun bana! Çünkü ruhum irinlerimin ortasında bilinçsiz kalmıştır!’ diyenin sesini dinleyin.”
Furuğ: “Ve sen ey kırmızıyla kuşanan ve altınlarla süslenen ve gözlerine sürme çeken gündüzün unutulmuşu! Kendine boşuna güzellik verdiğini anımsa! Uzak çöldeki şarkıdan dolayı ve seni küçük düşüren dostlarından dolayı…”
Furuğ: “Bize yazıklar olsun. Zira gündüz zeval bulup sona ermekte ve akşamın gölgeleri uzamakta ve bizim varlığımız, kuşlarla dolu kafesler gibi, tutsaklığın iniltileriyle dolup taşmakta. Aramızda ne zamana kadar süreceğini bilen biri yoktur… hasat mevsimi geçti ve yaz bitti ve biz kurtulmadık. Kanaryalar gibi ağlarız insaf için ve yoktur… aydınlığı bekleriz ve şimdi karanlıktır…”
(Ders sınıfında Venüs yıldızını anlatan bir çocuk sesi: “Venuz yıldızı. Bazen geceleyin çok parlak bir yıldız görürüz. Bu yıldızın adı Venüs’tür. Venüs yıldızı çok parlaktır. Venüs yıldızı bize çok yakındır. Venüs yıldızı bize göz kırpmaz.”
Öğretmen: “Neden annemiz ve babamız için tanrıya şükretmeliyiz?”
Çıcuk-1: “Ben bilmiyorum. Benim ne annem var ne babam!”
Öğretmen: “Sen bize güzel olan birkaç şey say!”
Çocuk-2: “Ay, güneş, çiçek, oyun!”
Öğretmen: “Sen de birkaç çirkin şey say!”
Çocuk-3: “El, ayak, baş!”
Öğretmen: “İçinde Ev olan bir cümle yap!”
Kara tahtaya yazıyor: “Ev Karadır!”
Furuğ: “Ve sen ey sevginin soluğu seni coşturan nehir… bize doğru ak! Bize doğru ak!”

                                            ev_karadir
 
Ev Karadır için yorumlar kapalı

Yazan: 08 Nisan 2015 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: , ,

Benim Sevgilim

benim sevgilim
o arsız çıplak teniyle
güçlü bacakları üstünde
ölüm gibi durdu

eğik devinimli çizgiler
onun isyancı organlarını
güçlü desenlerinde
izlemekte

benim sevgilim
sanki yitik nesillerden biridir
gözlerinin sonunda
sanki bir tatar
bir atlının pususuna yatmıştır
dişlerinin taze kıvılcımında
sanki bir barbar
bir avın sıcak kanına kapılmıştır

benim sevgilim
doğa gibidir
kaçınılmaz apaçık anlamıyla
o benim yenilgimle
erkin gerçek yasasını
onaylıyor.

o yabansı özgürdür
ıssız bir adanın derinliklerinde o
sağlıklı bir içgüdüm gibidir
mecnunun çadırının yırtıklarıyla o
ayakkabısından caddenin tozunu
siliyor.

benim sevgilim
bir tanrı gibi, Nepal tapınaklarında
varlığının başlangıcına
yabancı olan
o
geçmiş yüzyıllardan bir adam
güzelliğin soyluluğunu anımsatıyor

o,  çevresinde
bir çocuk kokusu gibi
sürekli suçsuz anıları
uyandırıyor
o, sıradan hoş bir serenat
gibi
hoyrat ve çırılçıplaktır

o katıksız seviyor
yaşamın zerreciklerini
toprağın zerreciklerini
insan oğlunun üzüntülerini
lekesiz üzüntülerini
katıksız seviyor
köyün bir bağ sokağını
bir ağacı
bir külah dondurmayı
bir çamaşır ipini

benim sevgilim
sade bir insandır
sade bir insan
benim onu
uğursuz ucubeler diyarında
şaşılası bir mezhebin son belirtisi gibi
memelerimin çalıları ortasında
sakladığım.

Furuğ Ferruhzad

Çeviren: Haşim Hüsrevşahi
Kaynak: sardunyalar

 
Benim Sevgilim için yorumlar kapalı

Yazan: 22 Aralık 2014 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Furuğ Ferruhzad ve Hamid Musaddık’ın şiirlemeleri!

Hamid Mosaddık Yazdı:

bana güldün ancak bilmiyordun
ben nasıl korkarak komşunun bahçesinden elmayı çalmıştım
bahçıvan peşimden hızla koştu benim
elmayı senin elinde gördü
hışımla baktı bana
ısırılmış elma elinden düştü yere
ve sen gittin ancak hâlâ
yıllardır benim kulağımda usulca
senin adımlarının hışırtısı canımı acıtır
ve ben düşünürüm hep
neden bizim küçük bahçemizde elma yoktu, neden!

Sonra Furuğ şöyle yazdı:

ben sana güldüm
çünkü biliyordum
sen nasıl korkarak komşunun bahçesinden elmayı çalmıştın
babam peşinden hızla koştu senin
ve sen bilmiyordun komşu bahçenin bahçıvanı
benim yaşlı babamdı
ben sana güldüm
istedim ki gülüşümle senin aşkına karşılık vermiş olayım
ancak senin gözlerindeki hüzün
ellerimi titretti benim
ısırılmış elma elimden düştü yere
yüreğim git dedi, git!
çünkü senin acı gözyaşların aklımda kalsın istemedim
ve ben gittim ve hâlâ
yıllardır zihnimde benim usulca
senin hayretin ve ağlamaklı halin tekrarlanarak
canımı acıtır
ve ben düşünürüm hep
ne olurdu bizim küçük bahçemizde elma olmasaydı!

Çeviren: Haşim Hüsrevşahi

 
Furuğ Ferruhzad ve Hamid Musaddık’ın şiirlemeleri! için yorumlar kapalı

Yazan: 05 Mart 2014 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: , ,

Dokunma Korkusu

Dokunmaya kıyamıyorum sana çimen sana gelincik sana mine çiçekleri sana sümbül

Öyle masumsun ki kırlangıç sana getirsin diye gülümsememi bu sevdalı rüzgara veriyorum
Öyle sevdalısınız ki ormanlar dağlar karıncalar ve sen kapımın önünden akan dere
Dokunmaya kıyamıyorum size çakıllar güzelliğiniz var ya var ya bu suskunuz
Yanaklarımı veriyorum kulaklarımı senin bahar kokulu esintine sabah serinliği sana ikindi
Ne kadar güzelsiniz bulutlar siz dallar budaklar kıyamıyorum dokunmaya
Ağzımda kök saldınız
Avuçlarımda yürüyüp gidiyorsunuz günler geceler
Sen ne kadar güzelsin ay sen ey yıldız sen güneş sen gölge
O veledizina ordular olmasaydı yanmayacaktınız kediler itler kurtlar
Affedin beni ben ki en akıllıyım ve en vicdansız ve duygusuz
Affedin beni benim dışımdaki güzellikler
Sizden öğrenemedim arılar turnalar zürafalar maymunlar yılanlar
Ama biliyorum ölünce yine sen kollarını açıp ağırlayacaksın beni güzel toprak
Şimdi tenine dokunmaya kıyamıyorum ipek toprak sessiz toprak sıcak toprak

Haşim Hüsrevşahi

Kaynak: http://sardunyalar.com/2012/03/22/dokunma-korkusu/

 
Dokunma Korkusu için yorumlar kapalı

Yazan: 05 Mart 2014 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Suyu Bulandırmayalım

suyu bulandırmayalım
aşağılarda bir güvercin su içiyor
ya da hoş uzak bir köşede bir sığırcık kanat yıkıyor
ya da köyde bir testi doluyor

suyu bulandırmayalım
belki bu akan su gidiyor ayağına bir kavağın
yıkasın diye bir kalbin kederin
belki bir dervişin eli
kurumuş ekmeğini suya banmıştır
güzel bir kadın su kenarına gelmiştir
suyu bulandırmayalım
güzel yüz ikiye katlanmış!

ne içimli bir su
ne kadar duru akıyor!
yukarı insanı ne keyifler sürüyor
ineklerinin sütü hep bol olsun, çeşmeleri kaynasın hep!
görmedim köylerini
çardakları altında kuşkusuz tanrının ayak izleri var
orda mehtap kelamı boyunca aydınlatıyor
yukarı köyde kuşkusuz örme duvarlar kısadır
insanları şakayık hangi çiçektir biliyor
kuşkusuz mavi mavidir orada
köylüler biliyor hangi gonca açıyor

nasıl bir köy olmalıdır
bağ yolları hep musiki ile dolu olsun
su başındaki o insanlar anlıyorlar suyu
bulandırmıyorlar onu biz de
suyu bulandırmayalım

Sohrab Sepehri
Çeviren: Haşim Hüsrevşahi

 
Suyu Bulandırmayalım için yorumlar kapalı

Yazan: 05 Mart 2014 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

İstanbul’u seyrediyorum sarhoş kulaklarla

bu yolu buraya mavi otobüsle kasten getirmişler

tuhaf güvercin dalgalarıyla
ve gömleğin, eteğin ve çizmelerin dur duraksızlığı
aynalarda bir şeyler olmuş galiba ne oldu sana İstanbul?
sen birisini giyinmişsin ve bu sevgilinin kokusudur
omuzlarından toprak ve sardunya kokusu
kendi uçarı renginin kokusu
ey deniz gözlü rengarenk dalgalı şehir
ardındaki pusta küfür dolu duvarlar var ve aşk mektupları
ne oldu sana İstanbul?
benim tunç ayaklarımla gecenin bu saatinde nereye gidiyoruz?
çay ve sigara ikram eden bu hoş kokulu ölülerle neden burada oturuyoruz?
ben yağmurun altında bu taştan adamla sevişmek istiyorum ey şehir!
Buhara’ya kadar yalın ayak söyleyeyim ve kulak kabartayım kavaklara
hava nane bahçesidir bu gece
duyuyor musun?
şerefe şerefe!
sevdalanmak ne de hoştur
bu savurgan eller bu mağazalar
sufi kar narçiçekleri
suda martılar
ve gömleğin içinde karanlık bir dansın gölgesi!
bu odayı nasıl buldun
ben bu yatak yorganın kokusuyla müzik oldum biliyor muydun?
bu pencerelerin çığırtısıyla taaaa yürekten… güldüm seninle
bu satırın hışırtısını tanıyorum ben ey şehir
bu şarkı söyleyen şemsiyeleri
bu bulutlarla bana bir şeyler olmuş!
gözlerim İstanbul diyemiyor
ellerim yapamıyor…

Şeyda Mohammedi

Farsçadan Çeviren: Haşim Hüsrevşahi
 
İstanbul’u seyrediyorum sarhoş kulaklarla için yorumlar kapalı

Yazan: 07 Ağustos 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir, İstanbul Şiirleri

 

Etiketler: ,

Cuma

sessiz Cuma
terk edilmiş Cuma
eski sokaklara benzer hüzünlü Cuma
hastalıklı tembel Cuma
sünen sinsi esnemeler Cuması
bekleyişsiz Cuma
teslim olmanın Cuması

boş ev
sıkıntılı ev
gençliğin baskınına kapalı ev
karanlık ev ve güneşin hayali ev
yalnızlık, fal ve kuşku evi
perde, kitap, dolap ve resimler evi

ah ne denli dingin ve gururla geçiyordu
garip bir su akıntısı gibi
bu terk edilmiş sessiz Cumalarda
bu sıkıntılı evlerde
benim yaşamım
aaah ne denli dingin ve gururla geçiyordu…

Furuğ Ferruhzah
Çeviri: Haşim Hüsrevşahi

 
Cuma için yorumlar kapalı

Yazan: 31 Temmuz 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Gülistane’de

Aaah! ne geniş vadiler!
Aaah! ne yüce dağlar!
Mis gibi ot kokardı Gülistane ne hoş!
Ben bu vilayette, bir şeyin peşindeydim:
Bir düşün
Işığın belki, bir çakılın, kim bilir belki de bir gülüşün.

Kavak dalları ardında
Sili bir haylazlık vardı,
Çağırırdı beni hep!
Bir kamışlık kıyısında kaldım,
Rüzgâr esiyordu, dinliyordum onu ben:
Kimdir benimle konuşan?
Süzüldü bir timsah
Koyuldum yola ben.
Yol üstünde bir yoncalık
Sonra bir bostan, sonra renkli çalılar
Ve unutulmuşluğu toprağımın.

Bir su kıyısında,
Çıkardım çarıklarımı ve oturdum, ayaklarım suda:
“Bugün aaah, ne denli yeşilim!
Ne denli uyanıktır gövdem!
Dağın ardından bir hüzün çıkıvermez umarım!

Ağaçların arkasında kim var?
Hiç kimse! Bir inek otlanıyor!
Yaz günü ortasıdır
Nasıl bir yaz olduğunu sen gölgeye sor!
Lekesiz gölgelere
Aydın ve pak bir köşe var
Ey duygunun çocukları!
Oyun yerleriniz burada!
Boş değil asla bu yaşam
Sevecenlik var, elma var, iman var.
Ah evet
Gelincik var olduğu sürece, şarttır yaşamak!

Kalbimde bir şeyler var, ışıktan bir meşelik tek, tan atarken uyku gibi!
Öyle dur duraksız kaldım ki canım ister
Koşayım vadinin taaa sonuna, dağın taaa ucuna
Uzaklarda beni çağıran bir ses var!

Sohrab Sepehri

Farsçadan çeviri: Haşim Hüsrevşahi
Kaynak : http://sardunyalar.com/


 
Gülistane’de için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Haziran 2013 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

 
%d blogcu bunu beğendi: