RSS

Yalan Yere Yemin

Yemin etmiştim, ey güzel kız, ulu tanrılara
on ikinci şafağa dek senden uzak kalmaya.
Oysa, zavallı ben, tutamadım kendimi!
öylesine geç oldu ki sabah, inan bana
arada ay, on iki kez doğabilirdi.
Yakar tanrılara sevgilim, yakar ki
günah defterime yazmasınlar bu yemini
ve sevginle gel yatıştır yüeğimi.
Ne olur, çok yakmasınlar canımı
ne senin kırbacın, ne de tanrılarınki.

(V.254)

Mabeyinci Pavlos
Çeviren: Samih Rifatbitmeyen-gece

 
Yalan Yere Yemin için yorumlar kapalı

Yazan: 13 Temmuz 2016 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Bakele

Benim babaannemdi, ama bütün köyün, annemgilin ve dedemin dediği gibi Bakele derdim ben de ona. Dedeme ise dede.

Dedem, babamın anneme davrandığından daha iyi davranırdı Bakele’ye.
“Sen yorulma, ineği ben sağarım.” Gider sağardı.
“Su vereyim mi Bakele?” Verirdi.
Bazı geceler çok soğuk olurdu yayla, “Dur Bakele…” derdi elindeki odunları alıp. “Sobayı ben yakarım.” Yakardı.
Şehre indiği her sefer kalın kalın kitaplar getirip “Bakele…” derdi, “Al. Oku sen. İşlere ben bakarım.” Bakele dedeme kocaman güler, “Sağ ol İbrahim.” deyip gömülürdü getirdiklerinin arasına. Okurken, suyun altına girmiş de nefesini tutuyormuş gibi gelirdi bana. Sıkılırdım önce, sonra korkardım, sonra gidip dedemin eteğini çekiştirir, “Bakele’ye bi şey mi oldu dede?” diye sorardım. “Şşt.” derdi dedem. “Okuyor oğlum, ne olacak? Hadi gel, biz de gazetenin resimlerine bakalım seninle.” Alırdı beni kucağına, işaret parmağıyla göstere göstere okur, anlatırdı.
“Sen niye okumuyosun dede?”
“İşte ben de gazete bakıyorum ya.”
Yanlarına gittiğim her yaz bir şeyler öğrenirdim. Kitap okunur, gazete bakılırdı meselâ. Sağılan ineğin arkasında durulmazdı. Uyuyan köpeğin yakınından geçilmez, eriğe tırmanılmaz, örümcek, kelebek öldürülmezdi.
Öğrenirdim.
Bakele macirdi.
“Macir ne demek dede?”
“Göçmen demek oğlum.”
“Göçmen ne demek?”
Başka memleketten gelmiş insan demekti.
Okul gibiydi benim için köy. Duvarsız, çatısız. Kışın şehirde okurdum, yazın köyde.

Yazdan yaza gelip gidiyor, her yaz biraz daha büyüyor, okuryazar falan oluyor, dedemin getirdiği gazetelere kendim bakmayı, Bakele’nin elinden bıraktığı klitapları kendim okumayı öğreniyordum.
Macir’in macir değil muhacir olduğunu meselâ… Orta iki’de.

Ve Bakele’nin gözünün içine bakan dedeme saygı duymayı, onu giderek Bakele’den daha fazla sevmeyi öğreniyordum. Ama dedemi daha çok sevdiğim için değil; dedem Bakele’yi babamın annemi sevdiğinden daha çok sevdiği için.
Babam annemden su isterdi: “Semiha, su getir.” Dedem, Bakele istemeden getirirdi suyunu. Soğutur da getirirdi hem.
“Semiha çay koy.” derdi babam. Dedem çayı demler, getirip Bakele’ye ikram eder, “Beğendin mi?” diye de sorardı.
Babam anneme kızardı sık sık. Temizlik yaparken “Ayağını kaldırıver.” dediğini duysa, “Bir rahat vermedin.” diye terslenirdi. “Bağırttıracaksın beni şimdi çocuğun yanında.” Annem korkardı babamdan.
Dedem, Bakele evde yokken temizlerdi evi; en çok da onun oturup kitap okuduğu köşeyi temizlerdi. “Mis gibi yaptım Bakele. Otur, rahat rahat oku.” Bakele dedemden hiç korkmazdı.
Bakar öğrenirdim ben. Güzel şeyler öğrenirdim.

Lise sondaydım. Bir kış vakti döndüm ki babam evde; gözleri kızarmış, annem bir köşede hem ağlıyor hem toparlanıyor. “Köye gidiyoruz. Hazırlan.” dediler. Bakele ölmüş.

Yol boyu Bakele’yi düşünmeye çalıştım ama hep dedem geliyordu gözümün önüne. Kime su getirecekti? Kim yorulmasın diye ineği sağacak, rahat okusun diye köşeyi süpürüp silecek, kim için çay demleyecekti?
Ne edecekti?

Biz vardığımızda gömmüşlerdi Bakele’yi. Günahmış. Ölü bekletilmezmiş. Dedem önümüze düştü, annem ağlar, babam ağlar, köyün küçük kabristanına gittik. Başucuna bir tahta dikmişler, toprak hamile gibi kabarmış, Bakele içinde yatıyor. Ama ben gene ona veremedim aklımı. Gözüm de dedemdeydi gönlüm de. Ne zaman başucu tahtasında “Vesile Kara, Ruhuna Fatiha” yazısını gördüm, anca o zaman Bakele’ye gitti aklım.

Vesile?

“Acaba…” diye düşünüyordum dua edermiş gibi yaparken, “Bakele babaannemin gayrimüslim adıydı da dedem tutup vatan hasreti çekmesin diye?..” Ama yok. Bakele yedi göbekten müslümandı.

Üç gün kaldık köyde. Gelenden gidenden anneme de yaklaşamadım babama da. Ağlayıp duruyorlardı. Dedem donmuş gibiydi bir tek. Gözü hep Bakele’nin kitap okuduğu köşede, onu ne kadar özlediğini bilmesen gülüyor dersin, yüzünde de yumuşacık bir ifade.
Annemgil komşulara veda etmeye gidince cesaretimi toplayıp yanaştım dedeğimin eteğine.
“Dede?..” dedim, “Bakele ne demek?“
Anlattı.

“Canım” demekmiş.
Ve “Aşkım” ve “Bir Tanem” ve “Her Şeyim” ve “Ömrümün Vârı” ve “Gözümün Nûru” ve “Kalbim” ve “Işığım” ve daha yüz binlerce güzel söz, güzel ses demekmiş.

İlk “Canım” demek istediğinde ar etmiş dedem, “Hanım” dese “malım” demiş gibi olur diye korkmuş, “Vesile” dese çok resmi, soğuk. Ama kendinden tarafa bakmasını istiyormuş, onu görmesini, onun içini, yüreğini, sevdasını fark etmesini istiyormuş; anlatacak, dökülecek, gerekirse ağlayacakmış. “Baksana” dese olmaz, “Bak hele…” demiş, devamını getirebilecekmiş gibi.
Bakele dönüp bakmış.
Dedem bütün söyleyeceklerini unutmuş, öylece kalmış.
Beklemiş beklemiş Bakele, gülümsemiş, dedemin elini tutmuş, bakmış ki dedem yutkunup duruyor, “Anladım İbrahim….” demiş. “Anladım… Sen bana Bakele de bundan sonra, ben anlarım senin ne demek istediğini.”

Aşk, âşık olduğunla yekvücut olmakmış.
Öyle dedi dedem.

Sezgin Kaymaz
Bakale / Aprilinsallah

 
Bakele için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Temmuz 2016 in Hikaye

 

Etiketler:

Ateş

Söndü gitti yanan ateşim, acı çekmiyorum artık,
ölüyorum, Paphos’lu tanrıça dondurdu beni.
Etimden sonra kemiklerime, yüreğime vurdu
karasevdanın her yanımı kavuran soluğu.
Aşk, tanrılara yakılan kurban ateşine benzer,
her şeyi kavurup bitirdi mi kendiliğinden söner.

(V.239)

Mabeyinci Pavlos
Çeviren: Samih Rifatmabeyinci-pavlos

 
Ateş için yorumlar kapalı

Yazan: 12 Temmuz 2016 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Garip Hal

Geçici değil mi dostum,
şu gördüğün bütün güzellikler?
Bütün güzellikler gibi
güzel günler de çabuk geçer.
Çabuk geçer yaz günleri,
bayram günleri,
düğün günleri…

Zamanla bu güzel günler
birer anı olur.
Ve onları hatırladıkça
yürekler burkulur…

Recep Küpçügecici

 
Garip Hal için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Temmuz 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Çiçekler

Nakışlandı bin elvana çiçekler
Kalbim irşad oldu gönül sevindi
Bir can bağışladı cane çiçekler

Yeşillenir budaklanır allanır
Yüzbin renkte noktalanır hallanır
Kimi yeşillenir kimi allanır
Kimi batmış kızıl kane çiçekler

Seher ağladı rahmet elendi
Güzel gözlerinde yaş danelendi
Öğle güneşinde fervahelelendi
Az kaldı eşkimden yane çiçekler

Bağrımdaki hançer midir ok mudur?
Benim derdim çiçeklerden çok mudur?
İlahi bunların derdi yok mudur?
Bilmem neden güler bu divane çiçekler?

Saf tutmuş namaza kıyam ediyor
Yel estikçe secdesine gidiyor
Susandıkça ab-ı rahmet yuduyor
Gözün dikmiş ol asmane çiçekler

Ruhum kızıl günden kokusun alsa
Gam değil tikeni sinemi delse
Ne zaman sevdiğim seyrana gelse
Selam söylem o canane çiçekler

Misafirem gölgenizde kalayım
Bir tek yaprağına kurban olayım
Kızmasan koparıp satın alayım
Ne veriyim bu gülşene çiçekler

Şeyda bülbül gül yolunda terliyor
Naşı nadan goncasını harlıyor
Karşımızda yıldız gibi parlıyor
Beni kırdı bir pervane çiçerkler

Kibreden kafirin imanı iter
Bu alçak toprakta gör neler biter
Bulur kerameti irşade yeter
Agah olsa bir lisane çiçekler

Akan derelerin duru suları
O da deli olmuş çeker huları
Yel ile geliyor hoş kokuları
Cennetten bir nişane çiçekler

Seherde açmağa evdi tezlendi
Gezindi güller otlar izlendi
Hava bulutlandı güneş gizlendi
Yakışır mı bu dumane çiçekler

Kimi açmış kimi tomurcuk olmuş
Kiminin derdi var sararmış solmuş
Kimi sergerdan boynu burulmuş
Kimi dönmüş yay kemane çiçekler

Kimiler sıcaktan bezmiş soyunmuş
Kimiler gölgede saralmış sinmiş
Kimiler eynine elvan giyinmiş
Hoş geldiniz bu seyrane çiçekler

Hayretten sarhoş olmuş bayılmış
Yanağına çise düşmüş ayılmış
Gökteki yıldızlar yere yayılmış
Ziynet vermiş bu cihane çiçekler

Kimiler piyale billoru fül fül
Ne güzel yakışır susane sümbül
Kimisi ağarmış kimi kızıl gül
Kimi benzer mor reyhane çiçekler

Aşık maşuk misli dolaşır
Kimler pehlivan olmuş güleşir
Akar sudan her birisi paylaşır
Minnet eyler bağbane çiçekler

Bu da yaza çıkmış nasıl kıyayım
Ruhum koymaz döşüreyim dereyim
Götürüp desteden yare vereyim
Hangisi ki nazikane çiçekler

Aşk nedir bilmeyen çiçeye ne der
Çiçeyin kokusu canane gider
Durmaz gece gündüz ağlar zikreder
İnanmıştır ol Rahmane çiçekler

Çiçek ağlar naşilerin destinde
Ölüm haktır civan canın kasdinde
Dostum gelsin mezarımın üstünde
Yaran yoldaş beni sana çiçekler

Ben HIFZI’yım sular gibi çağlarım
Aşk oduna yüreğimi dağlarım
Dahi bundan böyle durmaz ağlarım
Taki göz yaşımdan kane çiçekler

Kağızmanlı Hıfzî

cicekler
Beni menekşe zannetmiş
Boynumu büktüğüm yerler.

 
Çiçekler için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Temmuz 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Dört Şiir

1.Dieppe
işte yine son cezir
ölü çakıl
sonra yönelir adımlar
ışıkları yanan kente doğru.

2.
kumdadır benim yolum
akışında çakılın ve kumun
yaz yağmuru yağar üzerime, hayatıma
hayatım ise kaçmakta
yağmadan kaçmakta baştan sona.
huzurum orada dağılan sisin içinde
bu uzun kıvrımlı eşikleri aşındırmayı bıraktığım zaman
ve yaşadığımda açılıp kapanan
bir kapının boşluğunu.

3.
ne yapardım bu dünya olmadan yüzsüz, ilgisiz
ve sonlanacak her anın, dökülecek boşluğuna cehaletin
olmaksızın bu dalga,
ki, yutar gövdeyi ve gölgeyi en sonunda.
ne yapardım içinde mırıltıların öldüğü bu sessizlik olmadan
resimler, imdada doğru, aşka doğru
olmadan bu gökyüzü
safralı tozların üzerinde tırmanan.
ne yapardım ne yaptıysam onu dün ve daha önceki gün
ölümışığımdan bakışlarla arıyorum
kendiminkine benzer bir ayaklığı, uzakta
tüm yaşayanların girdabında
sarsan bir boşlukta
sesler arasında sessiz
gizlenmişliğimi saklayanda.

4.
aşkım ölsün isterdim
ve yağsın yağmurlar mezarına,
üzerime, ilk ve son kez beni sevenin yasını tutup
yürürken ben sokaklarda

Samuel Beckett
Çeviren: Behlül Dündardort-siir

 
Dört Şiir için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Temmuz 2016 in Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Hepsi parayı alıyor, gerisine karışmıyor.

Kadıköy’ün hali, memleketin hali

Kadıköylü olup da Kadıköy’ün içinde bulunduğu halden şikâyetçi olmayan kimseyi bulamazsınız son zamanlarda.

Kentsel dönüşüm adının muazzam bir rantın bahanesi olduğuna şüphe duyan kalmadı.

Hafriyat kamyonları, beton mikserleri yolları tıkıyor, trafik duruyor.

Yine kamyonların, mikserlerin, vinçlerin yol açtığı gerek mala gerek cana zarar veren kazalar oluyor.

Gürültüden evlerde oturulmuyor, tozdan dumandan sokaklarda yürünmüyor.

Çoğunluğu nevzuhur, müteahhitlerin mağdur ettiği mülk sahipleri bir yanda, yıkım kararı alınan binalarda oturan kiracıların karşılaştığı sorunlar öte yanda.

Artan kiralar sebebiyle yıllarca yaşadıkları muhitten ayrılmak zorunda kalan kiracılar…  Arsa paylarının kuşa dönmesi bir tarafa, eski daireleri yerine teslim aldıkları daracık konutlara sığışmaya çalışan, kara kara zamlı aidatları, vergileri nasıl ödeyeceklerini düşünen mal sahipleri.

Fırlayan kiralar, azalan müşteri sayısı dolayısıyla birbiri ardına boşalan dükkanlar.

Uzmanlar, yıkım esnasında ortaya çıkan, etrafa yayılan asbeste bağlı olarak kanser dahil ciddi akciğer hastalıklarının patlama yapacağını öngörüyor.

Astımı ve alerjisi olanlar halihazırda büyük sıkıntı çekiyor zaten, bir kısmı taşınmak, evini barkını bu yüzden terk etmek zorunda kalıyor.

Ne zaman iki Kadıköylü biraraya gelse bunları konuşuyor işte; kentsel dönüşümün esas ve gizli amacının Kadıköy’de yerleşik nüfus profilini değiştirmek olduğunu…

Peki Kadıköylü olarak yakınmaktan başka ne yapıyoruz derseniz…

Söyleyeyim:

Kat maliki olduğumuz binaların yıkılıp yeniden yapılması için müteahhitlerin peşinde koşuyoruz.

Kiralarına fahiş zamlar yaparak, dükkanlarımızdaki kiracılarımızı kaçırıyoruz.

Sesimizi çıkarmayıp; benim konutum da yeniden yapılıp değerlensin, satıp “güneyde” bir yerine iki daire yahut müstakil ev veya arsa alıp, yatırım yapıp rahatıma bakarım bekleyişine giriyoruz.

Kimimiz kurtuluşu Ege’deki sahil kentlerine ve kasabalarına göç etmekte buluyoruz. Sanki gün gelip oralarda da aynı akıbete uğramayacağımız kesinmiş gibi.

En kabadayımız,” bu yüksek binalar beklenen depremde yıkılsın, görün gününüzü” diye kimseye faydası olmayacak beddualar ediyor ancak.

AKP’ye bu kadar karşı olup, onun politikasına, üstelik hangi gayeye hizmet ettiğini bilerek, bunca gönüllü destek vermek nasıl açıklanabilir peki…

Yıkım kararı için depreme dayanıklı ve sağlam binalara da istenirse mutlaka çürük raporu alındığını çocuklar bile biliyor örneğin.

Bu hal bana fena halde Türkiye’nin halini hatırlatıyor.

Büyük çoğunluk şikâyetçi fakat işte o kadar, hepsi sözde kalıyor.

Menfaat söz konusu oldu mu ne hak tanıyan var ne hukuk.

Hemen göz ardı ediliyor tehlikenin aslı.

Kazandık zannettiklerimizin bize ne büyük kayıplara mal olduğunu göreceğiz kuşkusuz.

İşte Kadıköy,  işte Türkiye.

Ne yazık ki budur hal-i pür melalimiz.


Rengin Soysal

hali-pur-melalimiz

Kendi anadilinizi bile yazmayı okumayı bilmeden gittiğiniz Almanya’da 80 yıldır topluma entegre olmakla uğraşıp, ‘helga’lı’ masallar yazdınız, hala kaldırımlarında oturuyorsunuz kafelerine para vermemek için.. Ülkenize gelenlere ucuz evleri pahalı fiyatlarından kakalayıp, kendinizden 50 yaş büyük kadınları sadece o topraklara yamanmak için eş yaptınız kendinize. Bütün Rusları ‘nataşa’ yaptınız, üzerlerine binlerce muhabbet çevirip, tümü erkeklerden oluşan uçaklar kaldırıyorsunuz bu ülkeye. Laleliye ticaret için gelenlerin valizlerine kumaş diye kağıt parçaları doldurup kaktırdınız. Üçotuzluk odaları milyon liralara satıp kaçak içki içirdiniz insanlara. Afrikalıyı zenci, uyuşturucu satıcısı torbacı yaptınız sokaklarınızda. Para bulanınız safarilerinde fotolar yayınladı gazetelerinde. Romanyalıyı çingene, Çeçeni kiralık katil ettiniz. Arabı pis İranlıyı yobaz tuttunuz..Kimsenin ama kimsenini insan değeri yok nazarınızda. Kendi Kürdünüzün, Alevinizin, Ermenizin, Rumunuzun katili, çoçuklarınızın tecavüzcüsüsünüz. Şimdi de aynı mide bulandırıcı tavrınızla, ucuz can yeleklerinizle denizlerinizde boğup kepçe ile ölüsünü topladığınız insanların sağ kalabilenlerine ‘ülkemizi terket Suriyeli’ diye bağırıyor, sağdan soldan aşağılık suratınızı utanmadan buralarda aynaya çeviriyorsunuz... Halep pazarından getirdiğiniz, komşularınıza hava attığınız o kumaşlar vardı ya, bu insanlar o kumaşların, o ipeklerin imalatçısıydı, siz Rumlardan yağmaladığınız ipek kozalarını gavur işi diye tahrip ederken onlar bu işi yapıyorlardı.. Kimsiniz siz, nesiniz? Bu dünyaya zulüm diye mi geldiniz.. Her melanet ananızın ak sütü gibi helaldir size, afiyet olsun, bal olsun.. Gerçi siz o bala bile şekeri çoktan kattınız ya neyse..

Sennur Baybuga

***

Atatürk Havalimanı’nda saldırı gerçekleştiren 3 canlı bombanın İstanbul Fatih’te kiraladığı evin bulunduğu İskenderpaşa Mahallesi’nin muhtarı Fikret Saral, mahallesinde 2 bin 500 kayıtsız ev bulunduğunu söyledi. Muhtar Saral, “Emlakçının kiraya verirken bunları düşünmesi lazım. ‘Bu adam bombacı mı, terörist mi? Burayı hücre evi olarak mı kullanacaklar?’ Hepsi parayı alıyor, gerisine karışmıyor. Böyle bir şey yok. Bu kişilerin nüfus kâğıtlarını aldın mı, bunlara kira kontratı yapıldı mı?” dedi.

Basından

 
Hepsi parayı alıyor, gerisine karışmıyor. için yorumlar kapalı

Yazan: 10 Temmuz 2016 in Şiir Gibi

 

Etiketler: ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 734 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: