RSS

Sonsöz

                                     Şevki Akşit’e

Dünya gözlerimi kendi ellerimle örttüm
Değdi yorgunluğuma
Bi ölüm kaldıydı onu da gördüm
Beni pişman etmedi doğduğuma

Can Yücelsonsoz

 
Sonsöz için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Eylül 2016 in Şiir

 

Etiketler:

Başka Şeyler

geldin ki ıssızdım ne iyi ettin
şiirim bitmişti
sonradan anladım yalnızmışım hem

bana biçtiğin anlam
soluksuz bir nefeste öyle bir doz
ah ki
söylediğin güzel
ama kendinsin o yaşadığın şey

içindeki bir sesim ben
bağırmak istediğin zoraki bir sessizlik
hangi rengi koysam yakışır ya
denk düşmedi mavi
denk düşer başka bir renk belki

çok seviyorum
anlam zavallı anlamıyor bunu

başka şeyler mesela
diyor ki
-beni ayrılığa verme

vermem verir miyim diyorum
hiç

ne iyi ettin geldin ki ıssızdım hem

Emin Akdamaremin-akdamar-siirleri

 
Başka Şeyler için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Eylül 2016 in Şiir

 

Etiketler:

Demem O ki

“harâbât ehlini hor göme şâkir
defineye mâlik viraneler var”
sarı bir torbada son buldu her şey
reçel yiyip çay içmiştik sabahında, çocuklardan konuşmuştuk, uykularından
sonra bir reme bakmıştık uzun uzadıya
sanki uzun uzadıya bakılınca resimdeki göğe dokunabilirmişiz
gibi düşler, bambaşka bir vaktin şiiri gibi düşler
bahçede, diyelim bir nar ağacı var ve nar kırıyoruz kız kardeşimle
vakti gelince buğday da serpeceğim gelin arabasının önünde
vakti geliyor, her şeyin vakti geliyor bir bir
kış meyvelerinin, bir bastonun, yepyeni bir şarkının bile
belki de şunu demek istiyorum: dünyanın bir namaz ferahlığına ihtiyacı var
İsmail Kılıçarslannamaz-ferahligi
 
Demem O ki için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Eylül 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

Korse

bir ikindi oturması yarıda kalıyor gibi:
çünkü birazdan yemek taşacak, birazdan okuldan dönecek çocuklar
birden sis bastıracak ve diyeceksiniz: her şey buraya kadar, kapatıyoruz abiler

ford minibüste orhan dinleyerek gittiğim o ıssızlıkta düşündüm bunları
ve düşündüm: düşünebiliyorum, demek ki ölmeme daha var

herkes ölüme bir kez yaklaşmalı henüz hayattayken, en azından bir kez
ölüme: o eşsiz güzellikteki yalın şarkıya
bir belgesel çekiyor gibi değil hayır
kitaplardan okuyor, komşularından, analarından öğreniyor gibi değil
ucuna kadar kendi adımlarını kullanarak ve kurulayarak üstüne bulaşan yaşam lekelerini
yaşam lekeleri dediysem, hani süslü bir laf bulmak istediğim için sanmayın
ne o malum çevreleri severim ne o süslü lafları, eminim cahit koytak da sevmez
ve oksijenli su, tendürdiyot, kara merhem türünden şeylerle temizlenemediğinden
belki bolca dua, belki bolca yakarış, kimileyin bunlar da yetmez
yetmez çünkü arada pek çok şey vardır artık, pek çok modern nesne
sayıp dökmekle bitmeyecek kadar çok: televizyon dergileri, koltuk parlatıcıları
corn flakes, enis batur, ya da ne bileyim, daha pek çoğu

“hayat bu” diyordu şampiyonların kahvaltısını yazan adam, neydi adı, tebrikler bildiniz
durmadan birilerinin ölüm haberini veriyor ve “hayat bu” diyordu, inanın bana
işte umutsuzca anlatmaya çalışıyorum size bunu, bir an yaşamla tüm bağınız
başlamadıklarınız, yapamadıklarınız, bitiremedikleriniz,
yarım kalan kavgalarınız, okunuşuna bir türlü akıl erdiremediğiniz fransızca kelimeler,
almadığınız tüm kürt börekleri bile geride kalacak: hayatta
şimdi ben size “ben aslında bir kere öldüm, çok güzeldi” desem bunu denemezsiniz değil mi?

İsmail Kılıçarslanismail-kilicarslan-siiri

 
Korse için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Eylül 2016 in Şiir

 

Etiketler:

gümüşali

adı, Gümüşali
tanımazsınız onu
saklanmayı bilir,
yanınızdan geçip gitmeyi
saygılıdır, sessizdir
öfkesine saklar kendini
bana arkası kuşlu bir cep aynası vermişti
bazı baktıklarımda ansızın çıkagelir

kaç dağ bildim onun için, kaç memleket ezberimdir
el yazılarına girdim çıktım görürüm diye
kaç hikayenin içinden selamsız geçtim
kayalar, kuşlar, kafiyeler şahidimdir

uçurumlarda yitirdim sesimi
han rüyaları uykularımı aldı benden
gazabı tenha tüfekleri yağladı yıldız yoksulu gecelerim
tenimin tülüydü yüzümde saklanan peri, suya düştü
ummadığım köprüleri geçerken

bir tas suyu Fırat bildim
iki yıldız yetti bir gece yapmaya
bir tutam ottan çattım
içinde kaybolduğum ormanları
kuş gömleğimdi uçmak için
tutulmak için ateşe attım
kendimi
dedim, Gümüşali
bildin mi beni?

uçarı hançerdi belimin kunt kuşağında
kor zamanların sularında yıkadım ellerimi
günahlarını ödediklerimin kanını
dokundurmadım masumluğuma
koç ile bıçak arasında durdu adanmış boynum
eğdikçe kıldan ince bir besmeleyi
ölüme hamayıl tuttum
bayramlarda azala azala
büyüdü cesaretim
ölmekten geçtim hem yettim yaşamaya
yeminliydi hançerimin kabzası
kimsenin gölgesini düşürmezdi suya
düşmanımdan önce kendi tenimde biledim
dedim Gümüşali, gözlerime bak vurmadan
vurmadı, mutluluk fazla geliyor bazı ölümlere
ölsen olmuyor, yaşanmıyor ölmesen de
bunu bir ben, bir gümüşali bildi
kimsenin geçemediği şiirlerimde
hem benden firardı, hem başkalarından gizlendi

onu görmeyeyazdım kaç şiirimi
içinde rastlarım diye, yazdıkça
hatırasını bırakıp koynuma
yemin tutan gözleriyle
kör etmişti gecemi
o gün bugün onu arıyorum
körler kadar karanlıktan emin
eller, duvarlar boyu
ilerliyorum ikimizden yapılma karanlığın içinde
nerdesin Gümüşali,
nerdesin?
aramakla zehirlendi sol elim,
uzaklaşıyorsun benden kındaki bıçak gibi ilerledikçe içimde
kaçmak dediğin ne ki, adın duruyor yüzüne baktığım dualarda
aşk da bir çeşit intikam, insan bunu da öğreniyor
öldürüldükçe… ette dönen bıçak, şiirde akan kan
kalpte büyük zaman durmadıkça

tarihe tarih düşen boynundaki sahtiyan
gençliğimdi, muskanın kilidi
mahsus selam eden mahpus resimlerin
bir güle, bir buğdaya ettiğin iki yemin
aile atından indiğin ağacın soyu
ikimizin
iç içe uyuyan ikiz yılanlar gibi kollarımızın kaderi
dolaşmış birbirimizin boynuna
ben buradayım, ikimizin hatırası burada,
ya sen nerdesin Gümüşali?
yokluğun yetmiyor yaratmaya
ya beni hiçliğine al
ya eller içimi öldürmeden çık ortaya!

adı, Gümüşali, bana öyle demişti
tanımazsınız onu, belki de bana öyle demişti
saklanmayı bilir, görünürken de
yanınızdan ecel gibi geçip gitmeyi
saygılıdır, sessizdir, ölçüsü gecelerdir
öfkesine saklar kendini, pençeleri her dil bilir,
bana arkası kuşlu bir cep aynası vermişti, kuş duruyor ayna uçtu
bazı baktıklarımda ansızın çıkagelir, dağılıp
kapladığı havaya
çıkagelir başka adlarla
gökyüzü gibi gözlerimde uğulduyor sureti
arayıp durduğuma bakmayın
belki görsem tanımam bir daha

bana, Adım, Gümüşali demişti, bu kadarı yeter bana
vaktim azaldı, hiçbir şey istemiyorum ondan
belli olmaz, her an çekip gidebilirim
nice kalp düşürmüşüm yollarda, nice dayanıksız hatıra
seyreldi suyu nehirlerin, çöl bitti yazılmaktan, dağların ölüsü tükendi
kurtlar gibi şehre indim aşktan
şehrin kanunları yabanım
Mardin kalesinden bu yana izini sürdüm
Gümüşali, artık seni bulmalıyım
eskiden olsa aşk derdim
şimdi vedalaşmak diyorum buna

Ocak-Mart 1999

Murathan Mungangumusali

 
gümüşali için yorumlar kapalı

Yazan: 23 Eylül 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

İşte kader böyle cilveli, gidişli dönüşlü.

İsterdim ki yüreğimi bir bıçakla yarıp açsınlar
ve seni oraya yerleştirsinler;
sonra da göğsümü kapatıp diksinler.
Böylece sen kesinlikle orada olasın;
diriliş gününe kadar, başka yerde değil, orada kalasın.
Ben yaşadıkça sen de yaşayasın!
Eğer ölürsem, kabrin derin karanlığında,
kalbimin içinde kalasın!

***

Sen melekler âleminde misin, yoksa insanlar âleminde mi?

***

Anlamı ancak anlamak isteyene açık, başkalarına değil…

***

Onun o kadar çok derdi var ki
kağıt, mürekkeb ve yazı onun için ağlamakta!

***

Onu kınıyor, ayıplıyor; normal… onu tanımıyor çünkü…

***

Ey ruhum! Sakın umutsuzluğa düşme!
Umulur ki, o güzel günler, güler yüzle yeniden gelecektir…

***

Dertli bir âşığın sevgilisini görüşü gibi,
bahçedeki güller gülerken gökteki bulutlar ağlıyor…

***

Düşüşü görmeyen kimse izzeti ne bilsin…

***

Karanlıklara güvenme, çünkü yakında şafak doğacak;
ışıkla da kendini aldatma, çünkü akşam olunca güneş batacak…

***

Ama sonra o güzel günler yeniden geldi;
umarım sen de böyle yeniden döner gelirsin…

***

Önceleri kendim umut edilendim,
şimdiyse umut eden ben oldum.
İşte kader böyle cilveli, gidişli dönüşlü…

***

Ne bir evde ne bir vatanda karar kıldı;
o nazenin bedeni yatağını hiç ısıtmadı…

***

Her ayrılıkta tüm umutlar yitirilmez.
İnsan ölmedikçe tümden ortadan kaybolmaz…

***

Ancak üzüntü ve keder içinde yaşar, mutsuz olur;
her gün yenilenen bir utanç ve rezillik içinde geçer günleri…

***

Ne tuhaf!
Artık yaşamayan birinin ölümüne ağlıyor da,
zulme uğrayarak öldürülen için hiç üzülmüyor…

***

Hakkımda ne düşünürsen düşün, ben sana âşığım…

***

Dikkat et! Delicesine seven âşığı kınama sakın!

***

Dünya sana parlak bir hayat sundu;
ne ki paraklığı çabuk solacak…

***

Fâni, geçici bir dünyada karar kılmayı nasıl ister insan?
Nasıl olur da bir anlık dünyayı düşünür?

***

İnsanın ne denli akıllı kanıtı yaptığı seçimdir…

İbn Hazım
Güvercin Gerdanlığı

Kaynak: Dadaverdguvercin-gerdanligi

 
İşte kader böyle cilveli, gidişli dönüşlü. için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Eylül 2016 in Altı Çizili Satırlar, Çeviri Şiirler, Şiir

 

Etiketler: ,

Yüzlerce Savaş Uçağı Dolaşıyor Gözlerinde

yüzlerce savaş uçağı dolaşıyor gözlerinde
yüzlerce kere sığınaklara almıyorsun eski günlerimizi
dünya yörüngesinden çıkıp yalınayak gezegenlerin arasında koşuyor
göğsüne bir kuyruklu yıldız saplanıyor dünyanın
göğsüme “senden sonra geçecek ilk gün” saplanıyor

uzun boylu, esmer bir şarkı taşınıyor yan odaya sen gidince
kartondan ellerle tokalaşıyorum artık, yırtılıyor parmaklar
mesela, eğer, belki seni unutursam
atlı karıncanın lunaparktan kovulması gibi
gözlerin çiğnenmemiş karlar gibi

Ayşe Sevimsenden-sonra-gececek-ilk-gun

 
Yüzlerce Savaş Uçağı Dolaşıyor Gözlerinde için yorumlar kapalı

Yazan: 18 Eylül 2016 in Türk Şiiri, Şiir

 

Etiketler:

 
%d blogcu bunu beğendi: